EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Aklan Akdağ

Aklan Akdağ

İkinci solo albümü “Tutunmadan Akıyorum”u geçtiğimiz haftalarda dinleyicisiyle buluşturan Aklan Akdağ albümünde birbirinden güzel hikayelerle heybesindeki tüm güzellikleri cömertçe bizlerle paylaşıyor. Babası ve aynı zamanda İkinci Yeni’nin ünlü şairlerinden olan Tevfik Akdağ’ın bir şiirinin de bestesi bulunan albümde birbirinden kıymetli müzisyenlerin emeği mevcut. “İnsanın en korktuğu, ama bence en yaratıcı ve karanlık yanı” olarak tanımladığı yalnızlığın bir bütün olarak ele alınmış olduğu albüm aynı zamanda umut dolu bir hazine. Akdağ ile albümü ve müziği üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Aklan Akdağ ikinci albümüyle bizlerle buluştu. Nedir albümün hikayesi? Nasıl bir süreçten geçti?

Müzik dünyasında, ikinci albümlerin her zaman en zor olduğuna dair bir kanı vardır. Gerçekten de, ilk albümümden sonra 4 yıl geçmesinin en önemli nedeni buydu sanırım. Sensizlik Varmış’daki şarkılar uzun bir birikimin ilk meyveleriydi. Üstelik düzenlemeleri yaparken ya da tarzı belirlerken bir kıstas yoktu. Başka bir deyişle, göz korkutacak, beklenti yaratacak bir durum söz konusu değildi. Oysa yeni şarkılar yazarken, kendi koyduğum çıtayı daha yukarıya taşımak, dinleyicilerimi hayal kırıklığına uğratmamak gibi hedefler ister istemez sorumluluğu artırdı. Ben daima taş taş üstüne koymayı ve de farklılaşmayı seven biriyim. Kendimi tekrar etmemeliyim. Tek kuralım, şarkı yazarken özgürlüğümü kaybetmemek ve müzikal duruşumu korumak. ‘’Başarı’’ endeksli yaşamadığım için, dış etkenlerle fazla enfekte olmadan başlangıçtaki saflığı koruyabildim sanırım. Şarkılarımı önce kendime beğendirme derdindeyim. Ve duygularımı müziğe akıtmadan edemiyorum. İşte bu özgürlük ve aşk bir araya gelince, mutlaka bir şeyler çıkıyor içimden.

Bir kış boyunca Kaş’taki ev stüdyoma kapanıp gece gündüz çalıştım. Şarkılar, öyle yemek pişirirken, takside, tuvalette falan on dakikada yazılmıyor (ticari tüketim malzemesi olarak yapılanları dikkate almazsak). İçinizde biriktirdiğiniz, dert edindiğiniz şeyleri başkalarına sunacak şekle getirmek ciddi ve sancılı çalışma süreci gerektiriyor. Duyguları ne kadar damıtırsanız, ağızda o kadar kalıcı bir tat bırakır. Her birini kaydedip defalarca dinlerim, bazen bozup baştan dokurum. Ete kemiğe büründükten sonra da diğer müzisyenlerle birlikte bambaşka boyutlar kazanıyor elbette. Gerisi dinleyenlerin takdiri.

Aklan Akdağ
Albümde birçok müzisyenle beraber çalışmışsınız. Ekipte kimler var?

Evet, ilk albümde olduğu gibi, yine çok sayıda değerli müzisyenin katkısı var. Düzenlemelerin büyük bölümünü üstlenen Çağlayan Yıldız bas gitarları, Ediz Hafızoğlu davulları ve Ercüment Orkut tuşlu çalgıları çaldı. Öne çıkan soloistler arasında İmer Demirer, Engin Recepoğulları, Derya Türkan ve Özer Arkun’u sayabilirim. Albümdeki tek kadın sesi ise Sumru Ağıryürüyen’e ait. Ayrıca Cihat Akyıldız’ın elektrik gitarı, Oğuz Büyükberber’in klarneti, Barış Yazıcı’nın trompeti, Emre Kayhan’ın trombonu eşlik etti; Can Kalaycıoğlu cura, İskender Paydaş hammond, Tolga Gürkey de perküsyon çaldı. Akustik gitarlar ve elektrik gitar kayıtlarının bir kısmı da bana ait. Bu arada kayıtları ve miksleri yapan Deniz Ilgar’ın da önemli katkıları var albüme.

Albüme ismini veren şarkı babanız Tevfik Akdağ’ın bir şiiri. Nasıl bir histir?

Babam İkinci Yeni şiirinin önemli şairlerinden. 1993’te kaybettik. Bize bıraktığı en değerli şey, kısa yaşamında üç kitabına sığdırabildiği şiirleriydi. İlk albümümde, babamın annem için yazdığı Gülüm şiirini uyarladığım bir şarkım vardı. Bu albümde de Tutunmadan Akıyorum adlı şiirinden esinlenerek, onun anısına aynı isimde bir şarkı yazdım. Sözleri tamamıyla farklı, ama o iki sözcük o kadar çok şey anlatıyor ki. Babam hep bir şair gibi yaşayıp, ‘tutunmadan akmayı’ istese de, ömrünün büyük bölümünü ailesine adadığından, bunu pek de gerçekleştirdiği söylenemez. Ve sanırım bu güzel hayalini oğullarına devretti giderken. Ben de bu duyguyla onun bıraktığı yerden akmaya devam ediyorum ve varoluşumu, özlemimi anlatan bu şarkıyla sesleniyorum ona. Keşke dinleyebilseydi.

Aklan Akdağ
Sizin müziğinizi bir türe dahil etmek çok kolay değil. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle ben kategorize etmeyi seven biri değilim. Evet, müziği birçok farklı türe sokmak, sınıflamak bazen gerekli olabilir, ama günümüzde müzisyenlerin ruhunda bu sınırlar çoktan yıkıldı bence. Artık dünyanın tüm ritim ve armonileri herkesin ortak malı. Bana sorarsanız, basit bir ezgiyi hangi enstrümanla çalarsanız çalın, dinleyende bir duygu yaratıyorsa, aklında kalıyorsa, olmuş demektir. Ona kattığınız tınılar, efektler, kayıt kalitesi, ustalık hiç kuşkusuz önemli, ama özünde güçlü bir damar yoksa, hepsi bir ciladan öteye geçmez. Demek istediğim, ben şarkımı tek bir akustik gitarla da çalıp söylediğimde, en az albümdeki düzenlenmiş mükemmel stüdyo kaydı kadar etki bırakıyorsa, o zaman o bir şarkıdır, güçlüdür. Çok farklı müzik türleri dinlediğim için, doğallıkla bestelerime de bu yansıyor. Albümde bir bütünlük duygusu yakalayabilirsiniz, ama tek tek dinlediğinizde her birini farklı bir türe sokmak mümkün. Ben de tam bu nedenle albüm yapmayı seviyorum. Böylece, farklı renklerimi, farklı ritim ve armonilerle dışavurabiliyorum. Canlı performanslarda şarkılarımı albümdekinden çok değişik form ve ritimlerde çaldığım oluyor. Ne giyersek giyelim, içindeki biz değil miyiz? Sonuçta mutlaka bir türe dahil etmek gerektiğinde, pek içime sinmese de, ‘’alternatif’’ deyip geçiyorum.

İlk albümden bu yana müziğinizde neler değişti?

Müzik uçsuz bucaksız bir okyanus, bense dalgaların arasında yoluna devam eden bir tekne olabilirim ancak. Henüz iki avuç dolusu şarkı yazdım. Hiç azımsamıyorum, ama daha gidecek çok yolum var. Kim bilir, dalgalar beni hangi denizlere savurur? İlk albüme göre elbette bazı değişiklikler yok değil. En başta şarkıların duygusu ve sözleri. Dört yıl önceki dertlerimle bugünküler farklı. İlk albüm aşk ve ayrılık üzerine kuruluydu. Bu albümdeyse yaşadığımız dönemin ortak dertlerine, sosyal yaralara, varoluş ve zamanın anlamına dair şarkılar ağırlıklı. Ismarlama yazmıyorum. Ne yaşıyorsam, güncel derdim neyse, sözlerime onlar yansıyor. Metaforları ve sorular sormayı seviyorum. Hikayeler değişebilir, ama tavrım değişmez.

Bir diğer nokta, sound ve düzenlemelerdeki farklılıklar olsa gerek. Bu albümde caz müzisyenleriyle çalışmamın da etkisiyle, caz armonileri ve tınıları kendini daha fazla hissettiriyor. Yaylılardan ziyade bu kez nefesli sazlar daha önde. Bazı parçalarda alışılmışın dışında formlar, uzun sololar ve doğaçlamalar dikkat çekici gelebilir.

Aklan Akdağ
“Tutunmadan Akıyorum”da bir bütün yalnızlıktan bahsedebilir miyiz? Sanki bütününde toplam bir hikaye var gibi.

Bütününün tek bir hikaye gibi gelmesi beni mutlu eder. Demek ki, kendimi, yaşadıklarımı farklı renklerle, tek bir yelpaze içinde yansıtabilmişim. Bu, tam da benim yaratmaya çalıştığım şey: Gerçeklik ve samimiyet. Yalnızlık, insanın en korktuğu, ama bence en yaratıcı, karanlık yanı. Bu duyguyu, zeytin ağacı ile sohbet ettiğim şarkıda ve Ya Sonra’da bütün yalınlığıyla paylaştım. İnsan yalnızlığıyla, daha doğrusu tek başınalığıyla diyelim, barışırsa, yaşamı ve başkalarını sevmesi kolaylaşır. Üzerinde durduğum diğer bir nokta da, zamanın gücü. Durduramadığımız zaman, ‘o an orada’ yaşadıklarımız, hatırladıklarımız ve akıp giden hayat. Albümü baştan sona bir kitap okur gibi dinletebiliyorsam, daha ne isterim.

“Şarkılar yalan söylemez, şarkılar boyun eğmez” diyorsunuz…

Aksini kim iddia edebilir ki. Ben 80’leri kenarından ucuz atlatmış şanslı bir ergenlik yaşadım. Sonra büyüdük, ama bu topraklarda sorunlar hiç değişmedi, hiç çözülmedi. Derken Gezi’ye yakından tanıklık ettim. Şarkılar söyleyip direnen gençleri gördüğümde bu dizeler geçti aklımdan. Şarkılar, onların en masum silahları, en özgür umutları, en güçlü haykırışlarıydı. ‘’Bu Çocuklar,’’ yalan söylemeyen şarkılarıyla yalancılara haykırdılar, boyun eğmeyen şarkılarıyla kafa tuttular. Bu, onların şarkısı.

Aklan Akdağ
Bizleri bekleyen projeler, konserler var mı?

Albümün çıkışı maalesef talihsiz bir zamana rastladı. Seçim dönemi ve onu izleyen günlerde açıkcası herkes gibi benim de içimden pek bir şey yapmak gelmedi. Bu arada ‘’Hangimiz’’ için çektiğimiz ilk klip yayınlandı. Tam da gündeme uygun sözler içeren bu şarkının ‘’mıknatıs kafalar’’ konsepti, biraz esprili bir dille, sorgulatıcı ve birleştirici mesajlar içeriyor. Aklımda birkaç şarkıya daha klip çekme fikri var. Yakın zamanda İstanbul, Ankara, Eskişehir başta olmak üzere performanslar planlıyorum. Etkinlikleri web sitemden (www.aklanakdag.com) veya sosyal medya üzerinden izleyebilirsiniz. En büyük arzum, gerçekten müzik dinlemeye gelen müzikseverlerle samimi konserlerde buluşmak. (Bu arada yeni şarkılar yazmadan da olmaz.)

 

Aklan Akdağ

Aklan Akdağ
Tutunmadan Akıyorum / Kalan Müzik

 

 

 

 

 

İkinci solo albümü “Tutunmadan Akıyorum”u geçtiğimiz haftalarda dinleyicisiyle buluşturan Aklan Akdağ albümünde birbirinden güzel hikayelerle heybesindeki tüm güzellikleri cömertçe bizlerle paylaşıyor. Babası ve aynı zamanda İkinci Yeni’nin ünlü şairlerinden olan Tevfik Akdağ’ın bir şiirinin de bestesi bulunan albümde birbirinden kıymetli müzisyenlerin emeği mevcut. “İnsanın en korktuğu, ama bence en yaratıcı ve karanlık yanı” olarak tanımladığı yalnızlığın bir bütün olarak ele alınmış olduğu albüm aynı zamanda umut dolu bir hazine. Akdağ ile albümü ve müziği üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Aklan Akdağ ikinci albümüyle bizlerle buluştu. Nedir albümün hikayesi? Nasıl bir süreçten geçti? Müzik dünyasında, ikinci albümlerin her zaman en zor olduğuna…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.9 ( 1 oy)

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*