EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Ari Aliciyan

Ari Aliciyan

Pandemi süreci en çok müzisyenleri etkiledi bunu hepimiz biliyoruz. Ama her şeye rağmen o kadar güçlüler, zenginler ve renkliler ki bir şekilde üretimi durdurmadılar, bir şekilde hayata ve müziğe daha çok sarıldık onlarla. Sanatın da gücü bu olsa gerek. Sahnelerden uzak da kalsak birbirimize daha çok yakınlaştık ve uzaktan uzağa arkadaş olduk notalarıyla. 

Bu süreçte tanıdığım o kadar çok müzisyen oldu ki her biri ile uzun uzun konuşmayı ve kendilerini daha yakından tanımayı ne kadar çok istesem de çoğu zaman mümkün olmadı ama elbette Müzik Ekspres olarak hepsini sizlerle buluşturmaya çabaladım, gayret ettim.

Ari Aliciyan’da bu süreçte tanıdığım müzisyenlerdendi ki dinlediğim bir şarkısı diğeri ile tamamlandı sonra öncesi yolculukları ile karşılaştım onlarla bütünlendi. Ama biyografisine baktığımda yolculuğu bu sene içinde yayınladığı şarkılardan ibaret değildi. High Life Orkestası olsun High Moon Band ekibini biliyordum mesela, öncesinde de yolumuz kesişmiş hani.

Her bir söyleşim sonrası bir sonraki hafta için devam edecek miyim kaygısı taşıyorum çünkü hem yaz ve içinde bulunduğum içsel yolculuk şartları, hem de gerçekten ne kadar zaman ayırıp ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz bize bilmiyorum. Ama kayıtsız kalamıyorum gerçekten heyecanlandığımda. Ari ve müzik yolculuğu ile temmuz ayına merhaba diyoruz ama adımıza biz (Noel ve Mars’ı da dahil ederek :) bu tanışıklık burada kalsın istemiyoruz, ilk fırsatta kahvemizi yudumlayacağız ve size yeniden selam yollayacağız. Çok teşekkür ediyorum kendisine ve samimiyetine. Böylesi değerli isimlerle bu Ekspres yolculuk benim için çok güzel bir hafta sonu oluyor ya sizin için?

Kadri Karahan

 

Ari Aliciyan Sosyal Medya

Facebook

Twitter

İnstagram

 

Müzik Ekspres olarak yolumuz bu hafta sizinle kesişti ki uzun zamandır müzik dünyasının içindesiniz ama 2021 ya da pandemi süreci sizi bizimle daha çok buluşturdu.
Öncesinde başa dönelim ki babanızın opera sanatçısı olduğunu ve onun teşvik etmesi ile müziğe başladığınızı öğreniyorum. Küçük yaşlarda başlayan bu tanışıklığı peki nasıl bir eğitim süreci izledi, o ilk adımlarınız ve heyecanınız nasıldı?

Aslında evde hep müzik vardı diyebilirim. Ailemin teşvikiyle bir çok farklı hoca ile piyano çalışmalarım oldu. Ardından dahil olduğum kilise koroları ( ki bir tanesinin de şefi yine babamdı :) çok sesli müziğe olan ilgimi daha da pekiştirdi. Bir ara kardeşimin keman çalmasına özenerek , kemana da heveslendim ama tez canlı olduğumdan , hemen ses çıkmayacağına kanaat getirerek piyanoya hızlı bir dönüş yaptım. Orta okul ve lise yıllarımda pek de başarılı bir öğrenci sayılmazdım :) , aklım hep notalarda ve ritmdeydi.

Okul yıllarında kurduğumuz “Akulis” isimli orkestramızla ,yaşımızın o kadar küçük olmasına rağmen, Kenter tiyatrosu başta olmak üzere bir çok salonda konserler verdik. Ve tabi daha sonra konservatuvar hayatım başladı…

Bu arada heyecan demişken …

ilk profesyonelliğe adım attığım gün olan konservatuvar giriş sınavında , hocanın soruları karşısında dizlerimin titreyişi ve Haydarpaşa’nın üzerinde uçuşan martılar aklımdan çıkmıyor. Sanırım en büyük ve unutamadığım heyecanım buydu.

Genç yaşınıza rağmen müzik kariyeriniz içinde Türkiye’nin önemli isimleri ile yolunuzun kesişmiş ki; Ajda Pekkan’dan Nükhet Duru’ya, Ziynet Sali’den Niran Ünsal’a ve daha birçok isme sahne ve stüdyo sürecinde gerek piyanistlik gerek orkestra şefliği veya aranjörlük yapmışsınız. Tüm bu süreç size neler kattı, kariyeriniz içinde nasıl bir yerde durdu ve bugünlere sizi nasıl hazırladı.

Her bir sanatçıdan veya ekibinden apayrı şeyler öğrendim. Buna Mesleğimizin müzik dışı olan dinamiklerini de dahil edebilirim. Her birinin ruhu , sahne heyecanı, seyirciye hitabeti , müzisyenden beklentileri farklı olduğundan bambaşka tecrübeler yaşadım. Ayrı ayrı tarzlarda, pek çok müzik duayenleriyle çalışmanın sonucunda kendimi buldum diyebilirim.

 

Müziği yakından takip edenler High Life Orkestrası’nı mutlaka duymuştur. Fransız chansonları, İtalyan napolitenleri, Latinler, Valsler ve Tangolar, Nostaljik dans müzikleri, Yabancı ve Türkçe pop müzik, Greek, İbranice ve Ermenice şarkıların da yer aldığı geniş repertuarıyla eğlenceli bir program sunan bu orkestra fikri nasıl doğdu peki ve ekip ruhunu nasıl koruyarak bugünlere geldi.

Müzisyenlerin yaşadığı zorlukları birebir bir müzisyen olarak yaşadığımdan, rahatsızlık seviyemin tavan yaptığı döneme denk gelir High Life Orkestrasının kuruluşu. İşin özü High Life Orkestrasının kuruluşu; Müzisyene verilecek “su”yun bile problem olduğu organizasyonlar görmeye başladıkça , ne kendime ne de arkadaşlarıma bu muameleyi
yaptırmamak adına prensipleri olan bir orkestra kurma kararı almama dayanır. Böylece asla ve asla orkestra bir müzik kutusu değildir , ucu açık , saatlerce müzik yapamaz .

Sanatçıya karşı kullanılacak dil , üslüp , bunlar hepsi sahne alabileceğimiz organizasyonlar konusunda kriterlerimiz oldu. Bu adabı da konservatuvar hayatım boyunca öğrendiğimin altını çizmek isterim.

Grup işi belki de dünyanın en zor işlerinden diyebilirim. Tabi ki yol ayrımına gittiğimiz dostlarımız oldu fakat bir o kadar da kurduğumuz sıkı dostluklar sayesinde orkestramız bu günlere geldi.

Bir paragraf da High Mood Band için açmak isterim…

High Mood Band de bir diğer göz bebeğim. 70’lerden günümüze en sevilen hareketli şarkıları Mash Up düzenlemelerle dinleyicilerimizle buluşturuyoruz. Altta enstrumanlar Uptown funk çalarken bir bakmışsınız üstüne solist Ali Desidero söylüyor. Kulağa enteresan geliyor değil mi? Anlatması bile bana heyecan veriyor.

High Mood Band’in Youtube ve İnstagram sayfasında onlarca coverımız bulunmakta ve keyifle dinleyeceğinizden şüphem yok.

Özel tavsiyem ise 90’larda Elif Karlı’nın seslendirdiği , Ercan Saatçi bestesi “Yanına Bırakmam” klibimiz…

 

 

Orkestra sadece bu etkinliklerle de sınırlı kalmadı ve zaman zaman bazı şarkıları sosyal medya  sayfalarında yorumlayarak dinleyicilere enerjisini sunmaya devam etti öyle değil mi? Ve bu yolculuk devam ediyor mu, önümüzdeki günlerde de yeniden karşılaşmaya devam edecek miyiz?

Hayata üretmek için gelmiş olabilirim :)  Pandemi döneminde müzikten ve üretmekten başka sığınacak bir şeyimiz yoktu. High Mood Band ve High Life Orkestrası olarak; pandemi öncesinde de yaptığımız coverlar pandeminin ilk dönemlerinde çokça vaktimizin olmasından dolayı hız kazanmıştı. Artık sahnelerimizin açılma vakti geldi , elbet studyo çalışmalarımız devam edecek fakat üretimimizi arttırmak adına , dinleycilerimize dokunmaya , onlarla göz göze kalmaya biraz daha fazla zaman ayırıp konserler vermek istiyoruz.

 

Diskografinizde başka neler var diye baktım ve ‘’Öyle Bir Geçer Zaman ki ‘’ dizisinin müzikal kastingini üstlenmişsiniz. 2010 yılında Muğla Belediyesi tarafından hazırlanan ‘’Bodrum Belgeseli‘’nin müziklerini bestelemişsiniz. 2011 yılında ‘’Studyo klakson” u kurarak pek çok albüm, jingle, tiyatro ve dizi müziği çalışmaları gerçekleştirmişsiniz.
Peki hepsine nasıl yetiştiniz, tüm bunlar nasıl yolculuklardı, bilmediğimiz başka neler oldu arada?

Bu kadar işi ne ara yapmışım ben de bilemedim . Baştan başlamaya cesaret edemeyebilirim :) Aslında kalıcı işler yapmayı seven birisiyimdir. Düşündüm de Nilgün Belgün’ün tek kişilik gösterisi “Aşk ve komedi” nin müziklerini yapalı da 10 sene olmuş fakat baktığınızda oyun hala sahneleniyor. Çeşitli ülkelerde çıkmış albümlerde yaptığım düzenlemeler de cabası. Fakat müzik adına yapacağım daha çok şey olduğuna inanıyorum.

 

Ve bu yıla geliyoruz, bu yıl içinde dört ayrı single yayınladınız ki her biri dikkatimi ayrı ayrı çekti. Bu noktada şu geliyor aklıma, pandemi dönemi daha içsel bir yolculuğa geçtiniz ve bunları bir bir bizlerle paylaşmaya başladınız yanılıyor muyum?
İçlerinde en eğlencelisi “hayatımın en özel anlarını paylaştığım” dediğiniz köpeğiniz Noel için yaptığınız şarkıydı kuşkusuz ki bir gününüzü özetlediğiniz bu şarkı. Ben şarkıyı yayınlandığı dönemde dinleyemedim ama eminim ki birçok kişi içinizdeki o samimiyeti o an yakalamakta gecikmemiştir. Şarkı ile bir gününüzü dinledik ama hem Noel’i hem de bu dostluğu bir şarkı ile taçlandırma fikrini dinlemek istiyorum :)

Çok doğru bir tesbit. Pandemi uzun süredir içimde biriktirdiğim duyguların dışa aktarımına fırsat yarattı diyebilirim. Evet ; Konser ve sahne çok güzel fakat sonsuzluğa birşey bırakmak kesinlikle benim için çok daha özel.

Ve “Çılgın Köpek Noel” e geldiğimde…

Benim birine sarılma şeklim , sevgimi gösterme şeklim bir eser ithaf etmektir. O köpekten daha ötesi…Hayatımın 8 senedir en özel yanı , en özel parçası . Bilmediğim duyguları bana yaşatan varlık. O hayatıma girmeseydi belki de bu duyguları bilmeden bu dünyadan gidecektim. Ona minnettarlığımı en iyi şekilde yansıttığımı düşünüyorum :) Şarkı eğlenceli olmasına rağmen içinde yoğun bir duygusallık barındırıyor. Şu an anlatırken bile boğazım düğümleniyor.
Yolu köpek dostluğundan geçip , klibimizi izleyen herkesin kendinden bir şey bulacağına eminim.

 

 

Bu bağımsız yolculuk daha sonra “Son Yolculuk” ile devam etti ki zulme uğrayıp , eziyet çektirilen tüm canlılar için bestelediğinizi söylemişsiniz.
Bu şarkınızla ortaya çıkan bir şey de şu ki hem çok değerli müzisyenlerle çalışıyorsunuz hem de doğu batı sentezini çok iyi harmanlıyorsunuz ve su gibi akıyor şarkılarınız.
Burada şunu merak ediyorum, sizi en çok ne besledi, bir şarkı ne zaman, ne şekilde genellikle ortaya çıkıyor, stüdyoya kapandığınızda orada nasıl bir atmosfer yaşanıyor ve ticari bir müzik yapmıyorsunuz sonuçta, sonuçtan ne kadar memnun ayrılıyorsunuz?

Öncelikle yaşadığım duyguyu konuşmadan, notalar aracılığıyla size aktarabildiğim için  amacıma ulaşabilmiş ve dolaysıyla mutlu hissediyorum.

Evet ; Projeme eşlik edip , desteklerini esirgemeyen usta müzisyenler sayesinde de bu yüce  duygu ortaya çıkıyor. Sizin vesilenizle kendilerine bir kez daha teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Beni ne besledi…

En neşeli olarak tabir edeceğim eserimde bile göz yaşı vardır. Hayatımda ısmarlama beste yaptığımı hatırlamam , hepsinin illa bir hikayesi vardır , illa ruhuma bir yerden işlemiştir. Beste yapmak bana göre yaşanmışlığın dışında , çevrene karşı duyarlılık ve istikrarlı şekilde  motivasyon işi. “Sıradan mı acaba “ diye düşündüğünüz bir melodinin, enstrümanında ustalaşmış birinin icrasından sonra nasıl net ifade ve duygusuna kavuştuğuna ben defalarca
şahit oldum.

Sizin vasıtanızla bir deneyim ve tavsiyemi de paylaşmak isterim. Yapılan her çalışma değerlidir . Asla basit görüp veya bir şeylere benziyor diye yapılan eser çöpe atılmamalı. Notalar işlenmeye başlanıp melodiye dönüştükçe , ortaya muazzam bir şarkı da çıkabilir.

Bu arada ; Evet, ticari maksatla yapmıyorum çalışmalarımı .Müziğim; Dünyanın herhangi bir  yerinde birilerine ulaşıyor ve ruhlarına dokunuyorsa (ki aldığım dönüşler bu yönde) bu benim için yeterli. Böyle mutluyum :)

 

 

Ve gelelim benim de sizinle tanışma şansını bulduğum şarkınıza ki bu covid-19 dönemindeki ruh haliniz olduğunu söylüyorsunuz; “Dostlarım Neredeler?” diyorsunuz ki birçok kişinin iç sesi olan bir şarkı bu sahi nereye gittiler?
Adıma ben bu süreci bu anlamda tam da bu şarkının ruh haline göre yaşadım ve ama gidenler  çok umurumda olmadı. Evet belki en saçma hallerimizi bile çok özledik ama neden böyle olduk, bu dönem neden bizi bir sorgunun içine çekti; sanırım şarkınızın ortaya çıkış süreci birçoğumuzun da dış sesi, anlatın lütfen nerede kaleme alındı, nasıl hayat buldu?

Kendimi yalnız hissettiğim bir anda çıktı. Görüntülü görüşmeler , uzaktan, dokunmadan kurulmaya çalışılan iletişimler hiç bana göre değil. Dokungan bir insanım. Duygularımın tavan yaptığı bir anda stüdyoda bilgisayar başında önce melodi çıktı hemen arkasından sözler de su gibi aktı. Eseri düzenledikten sonra sıra geldi söylemeye… Fakat!! İ.Ü.D.K Opera-Şan bölümünden mezunu olmama rağmen;Hayat beni işin mutfağına yöneltmişti ve 10 senedir şarkı söylemiyordum. “Neden olmasın” dedikten sonra tozlu raflardan bir yeteneğimi çıkartıp dinleyicilerimle buluşturdum. Devamı da gelecek :)

 

 

En yeni şarkınız ki size de yazmıştım, yine kendimi bulmakta gecikmediğim bir şarkı oldu. “Atina-Edirne” dediniz ki o yollardan çok geçtim. Şarkınızı dinlerken bir kere daha gittim bir kere daha geldim.
Şaşırmayacağınız bir soru soracağım ama ben bu şarkının da hikayesini merak ediyorum :) Ve bir de burada artık anlaşılıyor ki her şarkınızın bir hikayesi var, bir sonraki durağı ya da durakları da merak etmiyor değilim hani, başka hangi anlarda, anlarda karşılaşacağız?

Belki inanmaycaksınız ama hayatım boyunca ne yazık ki ne Atina’ya ne de Edirne’ye gidebildim. Lakin bir coğrafyanın ruhunu (tabi ki bu hayal gücünüze de bağlı ) minimalde de olsa gitmeden hissedebiliyor insan. Yeter ki ilginiz olsun.

Uzun yıllar Yunan Müziği icra eden Müzisyenlerle de çalıştığım için, ister istemez artık müziğime de yansıyor. Eserde buzukiyi çalan Anıl Özdemir parçayı çalarken “bana garezin mi var ?” dediğini unutamayacağım :)  Virtüozite gerektiren bu müzikal cümleleri Anıl’dan başkasına emanet etmem mümkün değildi :)

Emin olun Dünyamızın bir çok yerinde durağımız olacak , tüm biletler alındı . Hareket günü bekleniyor :)

 

 

Bir pandemi süreci bitti ya da bitti umuyoruz ama müzisyenlerin uzun bir zamandır yaşadığı bir gerçek var ki kısıtlamalardan en çok onlar yara aldı. Geçtiğimiz günlerde sözde bir gazeteci mesela intihar eden müzisyenler için “yok öyle bir şey olmadı” cümlesini kullandı.
Mekanlara kısıtlama geldi ve her yerde herkes hayatına devam edecekken onlar es geçildi. Bir  müzisyen olarak fikrinizi öğrenmek istiyorum. Üretmeye devam etmenizi ve müziğinizi dinlemeyi çok sevdik ama bundan sonrası adına umutlu musunuz bir müzisyen olarak yoksa mutsuz musunuz, nasıl ruh hallerindesiniz?

Sorunuza soruyla yanıt vereceğim…

Yeryüzünde herkes sanatla ilgilenseydi barbarlık , haydutluk , vicdansızlık ne derece vuku bulurdu sizce ?

Her şeye rağmen ben müziğimle mutluyum. Bu toprakların her santimi sanat demek ve sanırım bunun kıymetini sadece biz bilmiyoruz. Bu konu ayrı bir başlık altında uzun uzun değerlendirilmeli bence.

Sorunuza vereceğim yanıtın özü ise şu : “O kadar sevmeme rağmen , ne yazık ki bu ülke bence artık herhangi bir sanat dalının icra edilebileceği bir ülke değil. Tarihi de not düşüyorum “ 1 Temmuz 2021”

Ve söyleşimizin sonunda kısa sorularım oluyor ki mesela şuradan başlayalım.

Birçok isimle çalıştığınızı konuşmuştuk ama özellikle bir gün bir yerde çalışmayı çok istediğiniz bir müzisyen var mı?
Her ülkeden var aslında. Her kültürün dokusunu müziğime yansıtmak heyecan verici . İsimleri listelemeye başlasam sayfalar sürer :)

Benim için isimli veya isimsiz her müzisyen , yepyeni bir okul niteliğindedir.

 

İlk hayranı olduğunuz isim kimdi, ilk aldığınız albümü anımsıyor musunuz mesela, evetse yanıtınız bugün baktığınızda o albüm nasıl bir yerde duruyor?

Hayranı olduğum ilk isim sanırım Barış Manço’ydu. Çoğu kaseti vardı ve hepsi birbirinden güzeldi. Anlatımı , şarkılarının melodik yapısı çok özeldi “ kırk yılda bir gelir Barış gibisi” :)

 

Günümüz müzik dünyasında takip etttiğiniz ve başarılı bulduğunuz isimler kimler peki?

Günümüz müzik dünyasında “Marketing” çok daha önem kazanmış durumda . Bu noktada şayet “Piyasa Müziği” yapmıyorsanız sesinizi duyurmanız çok daha zorlaşıyor. Klasikleşmiş isimlerin dışında size ilk anda aklıma gelen birkaç ismi sıralıyorum ve dinlediğinizde dünya standardında müzik yaptıklarını düşüneceğinizden de şüphe duymuyorum.

1) Batu Şallıel
2) Aytun Gelgin
3) Sercan Halili

 

Müziğin haricinde sizinle nerelerde karşılaşabiliriz, hayatınızın diğer renkleri nelerdir mesela?

Kurtuluş Sokaklarında veya Maçka parkında Noel ile gezerken :)

 

Müzisyen olmasaydınız ne olurdunuz?

Başka bir mesleği hiç bir zaman düşünmedim, düşünemem de.

Lakin günümüz şartlarıyla durumu değerlendirdiğimde vereceğim yanıt: Başka bir ülkede olsam yine müzisyen olurdum. Türkiye’de Veteriner olmayı çok isterdim.

 

Hangisi hayatınızda daha önemli ya da önemliydi? Plaklar mı, kasetler mi, CD’ler mi dijital müzik mi, en çok hangisi ile mutluydunuz, mutlusunuz?

O kadar düzensiz bir insanım ki dijital dünya benim hayatımı çok kolaylaştırdı. Plak ve kasetteki kartonetler , “sound”daki sıcaklık ve samimiyet olmamasına rağmen (keşke böyle olmasaydı) dijital bir adım öne geçiyor.

 

Peki ya sosyal medya, ne kadar vakit ayırabiliyorsunuz, dinleyicileriniz ile nasıl bir iletişiminiz var orada?

Bana ulaşmaya çalışanlara asla tepkisiz kalmam , her zaman öneri ve eleştirilere açığımdır. Profesyonel müzik hayatım boyunca sıkı dostluklar edindim ve buna müzik vesile oldu.

 

Ve son olarak tam da şu anki ruh halinizi anlatan bir şarkı seçin bizlere istiyorum ve söyleşimizi o şarkı ile bitirelim ama yeniden yeniden mutlaka görüşelim.

MFÖ’nün unutulmaz şarkısı ”Kelimeler Kafi “ ile sizlere veda ederken , beni dinlediğiniz ve sayfanızda yer verdiğiniz için teşekkürlerimi sunuyorum.

 

 

Pandemi süreci en çok müzisyenleri etkiledi bunu hepimiz biliyoruz. Ama her şeye rağmen o kadar güçlüler, zenginler ve renkliler ki bir şekilde üretimi durdurmadılar, bir şekilde hayata ve müziğe daha çok sarıldık onlarla. Sanatın da gücü bu olsa gerek. Sahnelerden uzak da kalsak birbirimize daha çok yakınlaştık ve uzaktan uzağa arkadaş olduk notalarıyla.  Bu süreçte tanıdığım o kadar çok müzisyen oldu ki her biri ile uzun uzun konuşmayı ve kendilerini daha yakından tanımayı ne kadar çok istesem de çoğu zaman mümkün olmadı ama elbette Müzik Ekspres olarak hepsini sizlerle buluşturmaya çabaladım, gayret ettim. Ari Aliciyan’da bu süreçte tanıdığım müzisyenlerdendi ki…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.7 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*