EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Armageddon Turk

Armageddon Turk

“Köyden köye, ağızdan ağıza dolaşan şarkıların yekünü, kafamda bir katedral kadar, dört minareli bir cami kadar yer tutuyor. Tıpkı ortaçağ katedrallerini yapanlar gibi, meçhul kalan bu yaratıcıların bazısını tanıdım. Türkiye’nin rastgele bir ovasında, rastgele bir köyünde işittiğim şarkılar, sanatın nerede saklandığını bana ifşa etti. Sonra da anladım ki, bu bir sır değil; memleketin her yerinde başka şarkılar, aynı olgun ifadeli başka şarkılar dinlemek mümkün. Şehir ve kasabadan başka her yerde sanat, canlı ve hayati mevcudiyettir.” demiş Abidin Dino. 

“Bu albümdeki tüm müzikler bizleriz. Tüm tarihimizle ilgili ve ilk zamanlardan beri bizleri bir arada tutan, her geçen gün birbirimize daha sıkı bağlayan melodiler. Duygusal ve kültürel anlamda kendimizi en güçlü şekilde anlatabildiğimiz anlar. Bunu kaybetmememiz ve gelecek jenerasyonlara küçük bir armağan olması için bu albümü kaydettik. Müziğin sonsuz gücüyle; güzel ve umut dolu bir geleceğin hayaline.” diye de tamamlamış Armageddon Turk. 

Özetle böyle anlamlı cümlelerle başlayan ve devam eden bir albümü merak etmeden olmaz deyip dinlerken bir bakıyorum içinden çıkamıyorum “Anadolu Lo-fi”nin. Geçen ayın ve belki de şimdiden yılın en iyi albümlerinden birine imza atıyorlar bu iki müzisyen ki  “nedir peki Anadolu Lo-fi” oradan başlıyorum. Sonra yolları nasıl kesişiyor, bu albüm nasıl hayata geçiyor ve ötesinde neler yapıyorlar, önümüzdeki günlerde nerelerde karşılaşacağız aklıma ne gelirse soruyorum. 

Evet belki de birçok kere, birçok müzisyenin dokunuşu ile dünden bugüne defalarca dinlediğimiz, ezbere bildiğimiz türküler, anonim eserler var bu albümde ama farklı, heyecanı çok yüksek ve enerjisi kolay kolay üzerinden atamayacağınız bir lezzette. Albümde yer alan tüm müzisyenlere, emeği geçen herkese, bize ulaşmasına vesile Garaj Müzik’e ve elbette muhteşem ikili sevgili Orkun Tunç  ve Zag Erlat’a çok teşekkür ederim ve yeniden bir araya gelebilmeyi dilerim.

Kadri Karahan

Armageddon Turk Sosyal Medya

Facebook

İnstagram

 

Anadolu türküleri ve anonim eserleri “lo-fi hiphop”, “chillbeat” soundlarında yorumladığınız albümünüz “Anadolu Lo-fi” albümünüz Garaj Müzik etiketi ile yayınlandı.
Albümü dinlememiş olanlar için öncelikle bu sentezi bize anlatmanızı istiyoruz. Özellikle lo-fi “genellikle kayıt veya performansın kusurlarının bazen bilinçli bir şekilde duyulabilir olarak hazırlandığı” bir müzik türü olarak anılıyor, doğru mudur, bir yerde de doğaçlama olarak adlandırabilir miyiz?

ZAG: Evet estetik olarak organikliği ön planda, genelde analog enstrümanlar kullanarak bir araya getirilen, büyük  oranda enstrümantal olan bir müzik tarzı diyebiliriz. En belirgin özellikleri doğa ve ambiyans seslerinin neredeyse en on planda olması, aksak davulların hakim olması. Bir de üstüne kaset çaların o hisli cızırtısı veya plak çıtırsını da ekledik mi alin size Lo-Fi.

ORKUN: Ev ortamında kayıt yapmaktan, Punk’ın DIY(Do it Yourself) estetiğinden beslenen ve tarihçesine baktığınızda, Beach Boys, Paul McCartney’den, J Dilla’ya, Mf Doom’a, Beck’e kadar uzanan bir yelpazede bir müzik türü. Günümüzde çok fazla mikro alt türü de olduğu için geniş bir sound aslında..

 

Orkun Tunç ve Zag Erlat olarak temsil ediyorsunuz Armageddon Turk’u ve her ikiniz de uzun zamandır müzik dünyasının içindesiniz ama okurlarımıza hatırlatmak amacı ile sizi ve önceki işlerinizi dinlemek istiyoruz biraz, özellikle müziğe olan tutkunuzu ve bir araya gelerek yola çıkış hikayenizi, o ilk tanışıklığınızı?

ZAG: Ben kendimi bildim bileli müziğin içindeyim. Hayatımın her döneminin merkezinde müzik olmuştur. 13 yaşımda ilk grubumun gitaristiydim, sonra 17’li yaşlarda şarkı  söylemeye de  başladım gitara ek olarak. 20’li yaslara geldiğimde ise elektronik müziğe giriş yaptım ve kendi müziğimi bilgisayar ortamında yaratmaya başladım. O gün bugündür kendimi her gün biraz daha geliştirme çabası ile öğrenmeye ve üretmeye devam ediyorum. Bunun yani sıra, son iki senedir plakta dünya müziğini çaldığım bir YouTube kanalım var, bununla birlikte her günüm müzikle iç içe geçiyor ne mutlu ki.

ORKUN: 11-12 yaşımda punk/hardcore gruplarında davul çalarak başladım. Sonrasında 4-track kayıt aletleri, synthler, davul makinelerine merak salarak işin mutfak kısmına dahil oldum. Hayatım boyunca 12-inch maxi single’lardaki remixleri orijinallerinden daha ilginç bulduğum için, remix yapmaya, bazı şeyleri bozarak yeni şeyler çıkarmayı öğrendim. Her ne kadar canlı enstrüman kültüründen gelsem de, dans müzik, hiphop, pop benim için hep vazgeçilmez oldu. Ve hala kendimi amatör profesyonel olarak görüyorum. Zag ile de yollarımız, tüm bu müzikal yolculuğun sonunda, yakın dostlarımızın bizi buluşturmasıyla kesişti.

 

Kelis, Moby, Gorillaz, Pet Shop Boys, Janet Jackson, Mel C, Aronchupa, İnna, Teoman, Sezen Aksu, Nazan Öncel, Edis vb. birçok isme yaptıkları official remixlerle tanınıyorsunuz ki isimler tek başına ayrı bir arada baktığımızda ayrı heyecan yaratıyor. Peki ya sizin için heyecanı nedir, bir şarkı ya da bir isim ile yolunuzun kesişmesi için nedir gerekli olanlar?

ORKUN: Heyecan aslında genelde hep aynı, “Bu şarkıya biz ne katabiliriz?”.  Çünkü remixlemek bir yerde yepyeni bir prodüksiyon demek. Şarkıyı yeniden yapmak gibi. İsimleri seçerken tamamen içgüdüsel, o dönemde single veya albüm çıkarmış isimler üzerinden oluyor. Bunların bazıları bize kendileri geliyor, bazıları da bizim çabalarımızla ve ilişkilerimizle gerçekleşiyor. Ama en önemli konu o artisti veya grubu seviyor olmamız bizi çalışmaya iten şey.

 

2018 yılında benim de çok sevdiğim, ülkemizde türünün “ilk official remix” albümlerinden biri olan, Gülden Karaböcek diskografisini içeren bir remix albümü yayınlandı ki güzel de övgüler aldı ve hatta bir şarkı bir filmde kullanıldı. Bu proje nasıl hayata geçti ve nasıl geri dönüşler aldınız bu çalışmaya, diskografinizde nasıl bir yerde duruyor?

ORKUN: Garip ve değişik bir yerde duruyor :) Median Edisyon şirketinin sahibi Ali Abimiz bize Şah Plak kataloğunun içinde ilginç çalışmalar olduğunu söylemişti. Bunlardan en önemlisi  Gülden Karaböcek’in 14-15 yaşlarında yaptığı 45’liklerdi. Çok değişik denemeler yapılmıştı o zaman kendisi için. “Şaka Yaptım” ilk karşımıza çıkan oldu. Ve sonrasında bir albüm yapma fikri doğdu. Biz çok heyecanlı bir şekilde yaptık o albümü. Çıkması biraz zaman aldı izinler yüzünden. Sonrasında kardeşim Mu Tunç, “ARADA” adında Türk punk bir gencin 90’lardaki
hayatından bir dönemi anlatan bir film çekti. Fragman için “Şaka Yaptım” a başka bir remix yapmak istedik ve filmin tarzına, tavrına, mood’una oldukça uydu. Sanırım kitleler de çok beğendiler. Underground bir hit oldu. Hala playlistlerde, partilerde en çok çalınan remiximiz o sanırım :)

 

Şimdi gelelim beni daha da heyecanlandıran yeni albümünüze ki on şarkı üzerinde çalıştınız ve her biri daha öncesi defalarca yorumdan bize ulaşan özümüz çalışmalardı ama siz bu eserleri aldınız ve belki de yeni nesile aktarmak adına da bir misyon üstlendiniz.

Albüme pandemi süreci ilk karantina dönemi başladığınızı ve İstanbul – Londra üzerinde mobil olarak kaydettiğinizi biliyorum. O dönemi iyi anımsamasak da yeniden sizinle dönelim ve bu albümün ilk adımları nasıl atıldı onu öğrenelim önce ve sonrası repertuara nasıl karar verildi, onu da dinleyelim.

ZAG: Anadolu ezgilerini hip-hop tarzında harmanlanması benim ne zamandır aklımda olan, hayalini kurduğum ama bir turlu konsantre olup basına oturamadığım bir projeydi. 2020’nin son günlerinde Orkun bana böyle bir proje fikri ile gelince dedim ki, tamamdır -bu sefer başlıyoruz.

Zaten hikayenin gerisi o kadar hızlı ve doğal gelişti ki. Benim ne zamandır aklımda böyle bir fikir olduğu için, başına oturur oturmaz şarkılar birer birer ortaya cıktı,

ORKUN: Zag ile bunu konuştuğumuzda, pandeminin en top anlarıydı. Ve kendimi evde çok garip hissediyordum. Ülkenin durumundan dolayı, dışlanmış, itilmiş, anlaşılamamış bir gençlik olduğunu ve kendilerini ifade edemediklerini hep düşündüm. Bu albümün asıl ilham kaynağı benim için eğer olurda yarın ölürsek, geride en azından ülkemizin seslerini içeren bir albüm arkada bırakma fikriydi. Her ne kadar çoğu zaman Batı’nın soundlarından esinlensek de, kendi özümüzdeki en ilginç şeyin kendi folk müziğimiz olduğunu anlamam 43 yılımı aldı.

Bunu itiraf ediyorum. Eğer Amerika’nın Johnny Cash’i varsa, bizim de Anadolu türkülerimiz vardı. Ama Gen Z bunları hiçbir zaman ailesinin dinlediği gibi dinlemeyecekti. Bu yüzden sokakta kaykay kayan, veya odasında yalnız başına oturup kitap okuyan, ders çalışan gençlere bir albüm yapabilmeliydik. The KLF “Chill Out” albümü, Abidin Dino, TRT Ara Müzikleri plakları benim için diğer ilham kaynakları oldu.

 

Albümde yer alan her eserin kuşkusuz bir hikayesi var, sizi en çok hangisinin hikayesi etkiledi?

ORKUN: Zag ile hikayelerinden çok melodilerin bizde yarattığı etkiler üzerine konuştuk. “Anonim” lafı çok değişik bir olgu. Sahibi yok, bilinmeyen bir eser. Ve o melodiler, sözlerinden daha da zamansız. Klasik müzik eserleri gibi. “O Yar Gelir”, “Gamzedeyim…” bence bundan belki 500 yıl sonra da dünya devam ederse var olacak şarkılar, türküler.

 

Albümde Kaan Çelik Metin (perdesiz/elektrik gitar), Ege Cengiz (trompet), Nevbahar Özel (kemençe), Nevcivan Özel (tar), Gonca Feride Varol (piyano) gibi önemli müzisyenler de size eşlik etmiş ki her bir enstrümanı net bir şekilde duyabiliyoruz bu albümde ve eşlik etmekte gecikmiyoruz üstüne.
Peki dünden bugüne olan süreci dinledik ya bundan sonrasında neler dinleyeceğiz. Hedefleriniz ya da önümüzdeki günler adına siz adına bekleyeceklerimiz neler?

ORKUN: Zag ile çalışmaya devam ediyoruz. Yapabilirsek “Anadolu Lo-fi” konserleri yapmak istiyoruz. Şu anda görüşüyoruz birileri ile. Mu Tunç bir şarkımıza harika bir video çekti, onu paylaşmak için sabırsızlanıyoruz. Ve bu albümün devamında başka release’ler de olacak. Zag’in ekibe katılmadan önce bitirdiğim bir enstrümantal hiphop albüm var. Onu da çıkarmak istiyorum. Öte yandan remixler, film müzikleri, bir dolu yeni çalışma ile ilerliyoruz :)

 

Siz müziğiniz ile sadece bir coğrafyada sınırlı kalmayı düşünmüyorsunuz ki bu ortaya koyduğunuz işlerle kendini gösteriyor peki merak ediyorum, özellikle yurt dışından ya da ülkemizde müziğinizle yeni tanışan isimlerden, eleştirmenlerden neler duyuyorsunuz ve tüm bunlar sizi bir sonraki sürece nasıl hazırlıyor?

ZAG: Çevreden duyduğumuz kadarıyla, gerek müzisyen arkadaşlarımız olsun, gerek müzik dinlemeyi seven tanıdıklarımız olsun, hep olumlu dönüşler aldık. Zaten lo-fi tarzında müzik dinlenmesi kolay, arka fonda rahatlatan ir müzik olduğu gibi, dikkatinizi verip dinlediğinizde de sizi bir yolculuğa çıkarabilecek bir tarz. Yabancı arkadaşlarımızın çok hoşuna gitti tabii. Ama Türk arkadaşlarımız için de ayrı bir zevk oluyor dinlemek.

ORKUN: Herkes genelde böyle bir albüm yaptığımız için çok şaşırdığını ve sevindiğini söylüyor. Bu fikri neden daha önce yapmadığını söyleyen müzisyen arkadaşlarımızın sayısı aşırı fazla :) Eleştirmenler, yazarlar da ulaşıyor ve aldığımız yorumlardan çok mutluyuz. Tabi beğenmeyenlere de saygımız sonsuz. Her ne kadar kitlesel işler yapsak da, bu albüm hem Zag hem de benim için biraz da kişisel bir albüm. Kendimizi iyi ifade edebildiğimiz için çok
memnunuz.

 

Bir rock yıldızı ile de çalışabildiğiniz gibi bir hiphop yıldızı ile de bir araya gelebiliyorsunuz ki bu geçiş ilgimi çekiyor, bir şekilde bir müzisyenin yolunun sizinle kesişmesi için ne gibi kriterleriniz var yoksa o seçiçilik tamamen size mi ait, sizin heyecanınıza mı endeksli?

ORKUN: Bu tamamen ruhani benim için. Yani evet sevdiğimiz sanatçılarla çalışmayı seviyoruz ama bir yandan da bazı şeyler kendiliğinden gerçekleşiyor. Biraz kaderci de olabilirim ama bazı isimlerle yollarımızın ruhani kesiştiğini de düşünüyorum. Sadece Armageddon Turk olarak değil, birçok ismin albümlerinde, executive producer, supervisor, olarak görevler de aldım. Ben artık bazı şeylerin rastlantı olmadığına inanıyorum. Zag ile tanışmamız bile böyle bence…

 

Sizi müzik dünyasında neler heyecanlandırıyor, ne kadar takip edebiliyorsunuz olan biteni ve nasıl buluyorsunuz bu hızlı ve üretkenliğin çok fazla olduğu süreci?

ZAG: Muzik dünyası gerçekten de her gün değişen, bir gün ”a-ha tamam anladım” dediğinizin ertesi gün ters yüz olabildiği bir yapıya sahip. Adapte olmak, yenilikleri ayak uydurmak lazım. Ama bir kadar da geçmişi iyi sindirmiş, kendini iyi eğitmiş olman da gerek. Eskiyi, bugünü iyi analiz edip yarının  değişkenligini kestirebilen müzisyenler zaten başarılı oluyor mutlaka.

ORKUN: Katılıyorum, algoritmaları besleyen bir müzik üretiyoruz. Hepimizin amacı, bir avuç tıklama daha alabilmek. Müzik böyle bir şey mi? Bence değil. Hatta önerim, tıklama rakamlarının bir süre sonra kaldırılması. Biz hiçbir albümü 1.253.683 kez dinledi diye dinlemedik. Böyle bir kıstas da olmamalı. Bunu düşünenler listeleri hazırlayanlar olmalı. İyi müzik dinlemek playlistlerden, manipulasyonlardan her türlü tıklama adetlerinden uzak yaşanmalı.

 

 Orkun bey size özel olarak sormak istiyorum. Türkiye’nin ilk punk gruplarından biri olan Rashit ile uzun soluklu bir yolculuğun içinde oldunuz ki çok seveni ve dinleyicisi olduğunu biliyorum kendilerinin ben de dahil. Rashit defteri tamamen kapandı mı yoksa bir gün bir yerde yeniden dinlemeye ihtimal var mı?

ORKUN: Şu anda Rashit bir whatsapp grubu olarak hayatını sürdürüyor :) Şaka bir yana, devam etmeyi düşünüyoruz. “Adam Olmak İstemiyorum” albümümüzün 2023’de 20. Yılı olacak. Muhtemelen o albümü baştan aşağı çalmak isteriz konserlerde… Her ne kadar nostaljik biri olmasam da, arada eskiyi ziyaret güzel anlar doğurabiliyor. Belki yepyeni bir kayıt da yaparız :) Davul çalmayı özledim gerçekten..

 

Son olarak kısa kısa sorularım olacak ve sonrası yeniden görüşmeyi dileyeceğim.
Müzik hayatınızda en etkilendiğiniz müzisyenler kimlerdi, kimler bugünkü müziğinize şekil verdi,
ilham oldu.

ZAG: Michael Jackson, Herbie Hancock, James Brown, Dr Dre, Erykah Badu beni en etkilemiş müzisyenlerden bir kaçı. Bunun yani sıra, Duman, Deep Purple, Rage Against The Machine, Nirvana hayatıma sekil vermiş, müziğe bakış acımı degiştirmis gruplardandır.

ORKUN: woow Zag, aramızdaki yaş farkı ortaya çıktı :)  Müziğe başladığım dönemlerde Slayer, DRI, Suicidal Tendencies, Kreator gibi gruplar inanılmaz etkindi, daha sonraları; Minor Threat, Born Against, Napalm Death, Youth of Today vb. Zirilyonlarca hardcore punk grubu. Electronic muzik, hiphop ve türevi dünyalarda; Cabaret Voltaire, Tangerine Dream, SPK, Pet Shop Boys (özellikle Behaviour albümü), Japan, The Cure, 2000’ler hiphop rnb furyasındaki nerdeyse herkes.. Kanye West, Travis Scott, Mike Dean, Ovo sirketinden çıkan nerdeyse herşey, conscious hiphop çoğu artist / producer. 9 th wonder, Kaytranada, Rick Rubin… Liste bitmez :)

 

İlk aldığınız albümü hatırlıyor musunuz mesela ya ilk gittiğiniz konseri?

ZAG: İlk aldığımm albumu hatırlamıyorum, ama hafızamda beni ilk etkileyen, hemen her gün dinlediğim albümler: Michael Jackson-Dangereous (1991) Deep Purple’in Live In Japan canlı albümü.

ORKUN: Beyonce’ye beat vermek cool olurdu di mi Zag? :)

 

Bir gün birlikte çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı?

ORKUN: Beyonce’ye beat vermek cool olurdu di mi Zag? :)

 

Müziğin dışında hayatınızın diğer renkleri nelerdir, dünyanızde neler özel bir yerdedir, vazgeçilmezdir?

ZAG: Sinema ve fotoğraf, benim için müziğin yanında asla vaz geçemediğim iki şey.

ORKUN: Müzikle ilgilendiğimden en az 10 katı sinema ile ilgileniyorum. Müzik olmadan yaşayabilirim belki ama sinema olmadan çok zor. Son dönemlerde amatör olarak eski Türk ressam’larına bakıyorum. Ve arada kalmış işlere tüm dünyadan. Müzikten daha ilham verici olduğu kesin.

Plaklar mı, kasetler mi, CD’ler mi yoksa dijital müzik mi, hangisi ile daha çok mutlu oldunuz ya da mutlusunuz?

ZAG: Kesinlikle plak.

ORKUN: 3-4 yaşımdan beri plak hayatımın tek olayı. İlk çizdiğim resim plak, annem hala saklar :)Son birkaç aydır garip bir şekilde 90’larda basılmış CD leri almaya başladım. Bu remastering saçmalığı öncesi basılan CD’ler. Garip bir şekilde seviyorum ama kesinlikle plak tek vazgeçilmezim.

 

Ya sahnelerde olmak, orası sizin için nasıl bir heyecan? Yakın zamanda yeniden buluşacak mıyız sizinle yeniden?

ORKUN: “Anadolu Lo-fi” projesini sahneye almayı çok istiyoruz. Muhtemelen her şarkıyı gözyaşları içinde çalarız Zag ile Konser vermek çok güzel birşey, yeri geldiğinde dj’lik de. Pandemi bize nasıl imkanlar tanırsa, o şekilde sahne almak istiyoruz.

 

Ve son olarak bizim için bir şarkı seçmenizi istiyoruz ki tam da şu andaki ruh haliniz olsun ve söyleşimize onunla son noktayı koyalım.

ZAG: Jill Scott – Golden

ORKUN: Pet Shop Boys – This Must Be The Place I’ve Waited Years To Live

 

“Köyden köye, ağızdan ağıza dolaşan şarkıların yekünü, kafamda bir katedral kadar, dört minareli bir cami kadar yer tutuyor. Tıpkı ortaçağ katedrallerini yapanlar gibi, meçhul kalan bu yaratıcıların bazısını tanıdım. Türkiye’nin rastgele bir ovasında, rastgele bir köyünde işittiğim şarkılar, sanatın nerede saklandığını bana ifşa etti. Sonra da anladım ki, bu bir sır değil; memleketin her yerinde başka şarkılar, aynı olgun ifadeli başka şarkılar dinlemek mümkün. Şehir ve kasabadan başka her yerde sanat, canlı ve hayati mevcudiyettir.” demiş Abidin Dino.  “Bu albümdeki tüm müzikler bizleriz. Tüm tarihimizle ilgili ve ilk zamanlardan beri bizleri bir arada tutan, her geçen gün birbirimize daha sıkı…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.9 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*