EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Bertuğ Cemil

Bertuğ Cemil

"Haftanın Söyleşisi" hız kesmiyor ve bu hafta da çok değerli bir müzisyeni sayfalarımızda sizlerle buluşturuyoruz. Sevgili Bertuğ Cemil bizlerle. 2000'lere geldiğimizde müzik dünyası 90'lı yıllarda olduğu gibi yeni sesler kazanmaya devam ediyor ve birçok isim ile tanışıyoruz böylece.  Özellikle bazı yapım şirketleri bu anlamda seçici davranıyor ve albümünü yayınladığı birçok isim o yıllardan bugüne müzikteki başarısını da devam ettiriyor yani silinip gitmiyor. O isimlerden biri de Bertuğ Cemil ki ilk albümü "Duygusal Tuzaklar"ı 2006 yılında yayınlıyor. Kendisi tek albümle kalmıyor ardından "Geldim Gördüm Sevdim", "Korel'in Rüyası" ve "Issız" isimli çalışmalarını da diskografisine ekliyor. Bu arada Nilgül ile olan düeti, bir süre…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 3.97 ( 3 oy)

“Haftanın Söyleşisi” hız kesmiyor ve bu hafta da çok değerli bir müzisyeni sayfalarımızda sizlerle buluşturuyoruz. Sevgili Bertuğ Cemil bizlerle.

2000’lere geldiğimizde müzik dünyası 90’lı yıllarda olduğu gibi yeni sesler kazanmaya devam ediyor ve birçok isim ile tanışıyoruz böylece.  Özellikle bazı yapım şirketleri bu anlamda seçici davranıyor ve albümünü yayınladığı birçok isim o yıllardan bugüne müzikteki başarısını da devam ettiriyor yani silinip gitmiyor. O isimlerden biri de Bertuğ Cemil ki ilk albümü “Duygusal Tuzaklar”ı 2006 yılında yayınlıyor.

Kendisi tek albümle kalmıyor ardından “Geldim Gördüm Sevdim”, “Korel’in Rüyası” ve “Issız” isimli çalışmalarını da diskografisine ekliyor. Bu arada Nilgül ile olan düeti, bir süre Kurtalan Ekspres ile olan yolculuğu da dikkatlerden kaçmıyor. Kendisi şu anda yurt dışında yaşamını ve müzik yolculuğunu devam ettiriyor ki bizim Ekspres’in bu haftaki rotası da Londra oluyor.

Dünden bugüne müzik yolculuğunu, albümlerini, şarkılarını, geçtiğimiz hafta içinde yayınladığı “Gülümse” isimli single’ını özetle tüm  dünyasını uzun uzun konuştuk, beraberinde sorularımız arasında en güzel şarkılarından da örnekler sunduk, keyifle okuyacağınızı umuyorum. Değerli vaktini bizlere ayırdığı için kendisine ve başta Melike Parlak olmak üzere Meypom ailesine çok teşekkür ederim. Yeniden görüşmek üzere.

Kadri Karahan

 

Öncelikle yeni şarkınız “Gülümse” çok yeni bizlerle buluştu ama siz uzun zamandır müzik dünyasının içindesiniz ve geçen tüm yolculuğu bu söyleşide özetleyelim istiyorum, bir keredaha o yıllara dönelim. Mesela en başladığı yere ki ilk arkadaşınız gitar ve klavye olmuş, nasıl oldu tanışıklığınız, o yıllar için müzik nasıl bir heyecandı sizde?

İstanbul Erkek Lisesi’ni kazanınca ailem beni bir Casio org ile ödüllendirdi. Her şey öyle başladı, müziğe olan ilgim ortadaydı zira. O klavyeyle inanılmaz keyifli vakit geçirdim. Daha sonra çocukluk arkadaşım Mustafa Eren Aktar’la beraber Charon isimli bir grup kurduk ve Sedat Sarıcı’nın Bursa’daki stüdyosunda Sedat ağabeyin de yönlendirmeleriyle şarkı çalışmaya ve enstrümanlarımıza daha hakim olmaya odaklandık.

Ancak bende yeni bir duygu vardı, gitar beni çağırıyordu adeta. Anneannemlerin evinde bir dolabın üzerinde atıl duran annemin çocukluğundan kalma gitarı o çağrı sonrasında indirdim. Tozunu aldım, tellerini değiştirdim ve Bursa Anadolu Lisesi’nin müzik öğretmeninden 7 ders alarak gitara başladım. Charon’da da klavyenin yerine gitar çalmaya başladım. Tabi çok yeniydik, çok acemiydik, henüz enstrümanı tutmayı öğrenmekteydik. Ancak iki de konsere çıkmış ve hatta ilk bestemiz olan “Fighting For Justice”i bile seslendirmiştik. Sonrasında yatılı okuduğum İEL’de çalışmalarım Blues ağırlıklı devam etti. Üniversite sınavını kazanınca bu kez ödülüm bir Fender Stratocaster, küçük bir amfi ve delay pedalı oldu. Üniversite’de tanıştığım Cengiz Köroğlu ile beraber Engin Yörükoğlu’nun Jazz- Stop isimli mekanında sahne almaya başladım 18 yaşında ve sonra olaylar gelişti…

 

Aslında basın yayın eğitimi aldığınızı öğreniyorum ki eş zamanlı besteler yapmaya ve sahnelere de uzanıyorsunuz. Sahnede olmak için ne kadar hazırdınız. Yine devamında birçok grupla birlikte bu yolculuğunuz devam etmiş, nasıl yıllardı, günden güne solo kariyere gelene kadar atılan adımlar bugün nasıl anılarınızda?

Hepsi çok özel, beni ben yapan anılar. Kaos – Sustain – Funk Doctors – JazzStop Band ve niceleri, sayısız performans ve jam session… Sahne paylaştığım sayısız müzisyenden çok şey öğrendim ben. Eğitimli bir müzisyen değilim ama ilmek ilmek örerek geldim bugüne.

Sahneye hazır olmak için çok zamanım ve fırsatım oldu. Daha iyi olabilir miydi? Belki evet, daha sıkı bir müzik eğitimi almak ve eğlendiricilik üzerine daha fazla kafa yormak büyütürdü müzisyenliğimi ama olaylar böyle gelişti. Solo kariyerime geç bile kaldım diyebilirim, öncesindeki sahne kariyerim yüzünden.

 

Yine bu süreç içinde birçok önemli müzisyen de size eşlik etmiş destekleri ile. ilk sahneye sizi Cengiz Köroğlu taşımış, Önder Foçan’dan dersler almışsınız, Nazan Öncel’in albümünde çalışma şansını yakalamışsınız ve Kıraç ile yolunuzun kesişmesi sizi albüme doğru sürüklemiş.Aslında ilk albüm biraz gecikmiş bilgisini de aldım. Bir ilk albüme ne kadar hazırdınız?

Soruyu beklemeden buraya bağlamışım… İlk albüme fazlasıyla hazırdım, şarkılarım uzun yıllardır benimle birlikteydi, zaman içerisinde minik katkılarla olgunlaştılar ve biriktiler. Gecikmişliği de benden kaynaklandı, keşfedilmeyi bekledim ve umdum biraz. O zamanlar bir utangaçlığım da vardı, şarkılarımı yayınlanmak ümidiyle binlerce demo’nun arasına atmak içimden  gelmemişti. Dolayısıyla doğasına bırakınca süreç uzun ve biraz sancılı oldu. Yıllar boyunca her karşılaştığınız insanın “Ne oldu albüm?” diye sorması bir süre sonra dayanılmaz bir hal alıyor :) Bir ilk albüme ne kadar hazır olunursa o kadar hazırdım kısacası.

 

 

“Duygusal Tuzaklar” 2006 yılında yayınlandı ve siz sesinizi, müziğinizi artık daha geniş kitlelere ulaştırdınız ve albüm bir ilk albüm olmasına rağmen gayet güzel de bir başarı yakaladı ama siz sanki popüler olmayı istemek yerine daha çok samimi olanın yanından gittiniz ve taviz vermediniz duruşunuzdan. Sizi nasıl bir piyasa bekledi, hayatınızda neler değişti albümle birlikte?

Başarıyı hissettim ama tam yaşayamadım açıkçası. Şarkılarımın uzun süre boyunca her yerde çalınmasına rağmen, o dönemde firmamın da katkısıyla medyada çok sık yer almama rağmen istediğim miktarda konsere çıkamamak ve dağıtım sıkıntıları ve mp3 furyası yüzünden satışların istenen düzeyde olmaması her şeyi etkiledi. Bir de üstüne “Yandım Yandım Yandım” sonrası firmamla yollar ayrılınca bocaladım açıkçası. Kendi imkanlarımla devam etmeye karar verdim.

Ben her şeyden önce bir müzisyen ve şarkı yazarıyım. Öyle kaldım, imkanlar dahilinde de işimi yapmaya devam ettim. Meşhur olma işini şarkılarım benden daha iyi becerdiği için onu onlara bıraktım. Hayatımda çok fazla değişiklik olmadı, eşimle, çocuğumla ve şarkılarımla yola devam ettim.

 

 

Bu albümde yer alan “Yağmur” bugün bile birçok listede ve birçok kişinin başucu şarkıları  içinde. Yine albümü takiben Nilgül ile olan düet “Yandım” da aynı şekilde hafızalarımızda hala. Bir müzisyen olarak sözlerinde, bestelerinizde nasıl bir ruh hali oldu, üreten sizi dinlemek istersek, neler besledi dünyanızı, neler şarkılarınız vazgeçilmezi oldu?

Şarkı yazmak benim için bir ifade şekli, hatta en sevdiğim ifade şekli. “Duygular akar, durduramazsın bazen” biçiminde “Gel Bana” isimli şarkımda da geçer. Duygusal yoğunluk olmadan yazamam ben. Dolup dolup taşmam gerekir açıkçası. Hayattan beslenirim, yoğun yaşarım ve yoğun anlatmaya çalışırım kendimce. Tabi şarkıya giriştikten sonra enstrümanımın da söyleyecekleri olur ve onlar eklenir. Kaydeder bir kenara koyarım, tabiri caizse demlendiririm. Sonra vakti gelince sizlerle buluşurlar.

 

 

Bir de bir süre Kurtalan Ekspres ile birlikte çalıştınız ki o sürece kadar iki solo albüm daha eklemiştiniz kariyerinize. Peki kendileri ile birlikte yolculuk size neler sundu ki bu sene içinde 50’nci yaşında grup ve birçok müzisyen için bir rüya, bir okul adeta?

Kurtalan Ekpres’in önemi yadsınamaz. Barış Manço’nun müziğine ve şarkılarına olağanüstü katkıları vardır. Bir geleneğin temsilcisidir ve bugün müzik yolculuğuna bir Rock grubu olarak devam etmektedir. Ülkemizde de en çok konser veren gruplardan biridir. Kurtalan’la birlikteliğimiz aslında çok umut vadeden bir şekilde başlamıştı. Ancak bir yılın sonunda aşının tutmadığını gördük. Gelinen nokta karşılıklı beklentilerimizi karşılamaktan uzaktı. Dolayısıyla medenice sona erdi o serüven. Bana kalan, bir süre hasret kaldığım kalabalıklara verilen güzel konserler, yeniden grup müziğinin içinde olma heyecanı ve Barış Manço’nun, Cem Karaca’nın ve
nice ozanın müthiş eserlerini seslendirme imkanı oldu.

 

 

Birçok söyleşinizi okudum ve birçok kere anlattınız ki yine sizi yormak istemiyorum neden Londra diye ama şu beni şaşırttı okuduklarım içinde, yerleşirken müzik adına planlar yaptınız mı başta, bu kısa aradan sonra ne güzel oldu ki orada da bir şekilde müzik susmadı ve geçen seneden bugüne sizi yeniden dinleme fırsatı yakaladık. Gittiniz ve neler oldu devamında, yeniden nasıl başladı yeni bir ülkede müzik?

Türkiye’den ayrılmadan önce bir tıkanıklık içerisindeydim. hayatımın geldiği yer üretkenliğimi etkiliyordu. Bunu kimseyi suçlamak için söylemiyorum, ama değişimin şart olduğu bir dönemdi. Ülke değiştirmek bana o motivasyonu sağladı. Buraya gelince her şey şahane olduğu için değil, tebdili mekanda ferahlık olduğundan. Kimseyi tanımadan geldim buraya ama başta Türk müzisyenler olmak üzere kısa zamanda işimi yapacak bir çevre oluştu. Bir yandan hayat mücadelesi, bir yandan adaptasyon harıl harıl sürerken, eksik olan şeyi tamamlamak lazımdedim: Yeni şarkılar var, eskilerden yayınlanması gerekenler var. Hayat kısa, küskünlüğü bırak dedim kendime. İki eksiğim vardı: Mecra ve ses sihirbazı. İlk firmam TMC ile bağlantıya geçtim ve sevgili Mustafa Karahan tarafından çok sıcak karşılandı planım. Her 3-4 ayda bir şarkı yayınlamak, hepsini kliplendirmek ve 2-3 yıl içerisinde bunları bir plakta toplamak. Ses sihirbazıda sevgili dostum Reha Omayer oldu bu projenin ve teknolojinin de yardımıyla Berlin – Londra hattında şahane müzik arkadaşlığımız gelişti. Şarkılarım yeniden hayat bulmaya başladı.

 

“Karanlık Sevda”, Su Soley ile iki düet ve “Zor Dünya” geçen sene bizi bekleyen sürprizlerdi ki  şimdi de “Gülümse” kapımızı çaldı. Bu süreç şarkılarınız sanırım pandemi süreci ürünleri öyle değil mi? Klibini de keyifle izledim ki orada da yönetmen ve oyuncu olarak da ortak dostumuz İpek Erdem’in ismini gördüm. Bu şarkıya dair konuşalım ve sonrasında kaldığımız yerden gülümsemeye devam edelim mi?

Öncelikle sevgili İpek’in ve arkadaşlarının emeğine minnetle başlayayım. İpek kendi işi gibi sahiplendi Gülümse’nin klibini ve kafa yordu onun için, enerji harcadı, üretti. Derdini anlatan şarkıya, anlamını perçinleyen sürreal görünümlü ama aslında tam da şarkının mesajıyla bütünleşen harika ve pozitif bir klip çekti. Buradan tekrar tekrar teşekkür etmek isterim tüm ekibe.

Karanlık Sevda hariç şarkıların tümü pandemi süreci üretimi, en azından sizin duyduğunuz halleri  öyle. Bir sound yakaladık, başta Reha olmak üzere bu şarkılara emek veren müzisyen arkadaşlarımla beraber. Şimdi farklı şarkılar yolda, ama tarz olarak farklı da olsalar oluşan bu sound’un tezgahından geçerek sizlerle buluşacaklar umarım. Ve evet gülümsemeye devam edeceğiz, etmek zorundayız yoksa hayat çekilmez olur.

 

 

ve yavaş yavaş sona doğru geldiğimizde bundan sonrası adına neler bekleyecek sizden bizi, yeni şarkılar, buluşmalar ve hatta olsa ne güzel olur konserler ile yeniden sizinle buluşacak mıyız?

Konserler konusu bendeki en büyük yara. Başarılı şarkılar yaptım ama düzenli konser veren bir konumdan uzağa düştüm ülkemizde malesef. Pandemi sonrası normalleşti burada ortam ve grubumla düzenli sahne alıyoruz şimdilerde. Umarım bu büyüyerek devam eder, yeni şarkılarım daha da çok sevilir ve konserlerde buluşuruz Türkiye’de. Sonraki üç şarkının hazır olduğunu müjdeleyeyim şimdiden, Dileğim onları olabildiğince hızlı bir şekilde sizlere sunmak.

 

Sizi konuk etmek bizim için çok özel oldu, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Birkaç da kısa sorum olacak ve sonra vedalaşacağız izninizle.

Ben teşekkür ederim.

Plaklar, kasetler, CD’ler ve şimdi de dijital müzik, sizin için hangisi daha özel – özeldi?

Plak, her zaman plak! Babacığımın nefis koleksiyonunu Dual pikabından dinleyerek büyüdüm ben. Ruhu şad olsun.

İlk aldığınız albümü hatırlıyor musunuz?

Duran Duran “The Seven And The Ragged Tiger”

 

Ya ilk gittiğiniz konseri?

1980’lerdi ama tam tarihini hatırlamıyorum, ailemle Seyyal Taner – Edip Akbayram konserine gitmiştik Bursa Kapalı Spor Salonu’nda.

 

Bir gün için birlikte çalışmayı dilediğiniz bir isim var mı?

Sting :)

 

Cover olayına nasıl bakıyorsunuz, bir cover yorumda sizi dinleyecek olsak bu hangi şarkı olabilirdi mesela?

Cover candır, çok severim ama sahnede. Bunca şarkım varken cover yayınlamak bir garip geliyor bana. Ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Bir Fikret Kızılok şarkısını enteresan yorumluyoruz grubum Sustain’le. Onu kaydedip Youtube’da paylaşabiliriz her an mesela.

Günümüz müzik piyasasını takip edebiliyor musunuz, kimleri başarılı buluyorsunuz özellikle?

Müzik araştırıcılığımı kaybettim bir şekilde malesef ama oğlum çok meraklı, ondan besleniyorum bu ara. Polyphia’ya bayıldım mesela.

Buradan Türkiye’deki dostlarınıza ve dinleyicilerinize son olarak neler söylemek istersiniz?

Özlemle selamlıyorum herkesi. Bir cendereden geçiyor hem ülke hem dünya, hep beraber yaşıyoruz. Tavsiyelerde falan bulunacak değilim, yaşayarak görüyoruz. Sadece küçük bir hatırlatma, insanlık çok zor dönemlerden geçmiştir, bu dönem de geçer. Bu arada ruhu ve zihni elden geldiğince temiz ve umudu taze tutmanın yollarını aramaktan vazgeçmemeliyiz bence. Değiştirmeliyiz ve gülümsemeliyiz.

Bizim için bir şarkı seçmenizi dilersek ve tam da şu anın ruh halinde bize neyi armağan
ederdiniz?

Dream Theater “Hollow Years” içimden geldi… Sevgiler.

 

 

 

"Haftanın Söyleşisi" hız kesmiyor ve bu hafta da çok değerli bir müzisyeni sayfalarımızda sizlerle buluşturuyoruz. Sevgili Bertuğ Cemil bizlerle. 2000'lere geldiğimizde müzik dünyası 90'lı yıllarda olduğu gibi yeni sesler kazanmaya devam ediyor ve birçok isim ile tanışıyoruz böylece.  Özellikle bazı yapım şirketleri bu anlamda seçici davranıyor ve albümünü yayınladığı birçok isim o yıllardan bugüne müzikteki başarısını da devam ettiriyor yani silinip gitmiyor. O isimlerden biri de Bertuğ Cemil ki ilk albümü "Duygusal Tuzaklar"ı 2006 yılında yayınlıyor. Kendisi tek albümle kalmıyor ardından "Geldim Gördüm Sevdim", "Korel'in Rüyası" ve "Issız" isimli çalışmalarını da diskografisine ekliyor. Bu arada Nilgül ile olan düeti, bir süre…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 3.97 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*