EDİTÖRDEN
Anasayfa / Genel / Çağrı Çığ Sığırcı

Çağrı Çığ Sığırcı

Bildiğimiz üzere artık albümlerle karşılaşma sayımız eskiye göre çok az ama bu sürece de alıştık. Birçok müzisyen şarkılarını tek tek yayınlıyorlar ve buna da alıştık. Eskiye göre aslında kalite düşüyor da diyebiliriz kalite yükseliyor da, uzun uzun tartışılabilir bir durum bu. Ama bir gerçek şu ki bizler çok uzun uzun konuşma şansı bulamıyoruz belki de birçoğu ile .

Ama bir süredir takibinde olduğum ve işini çok doğru ve samimi şekilde yapan bir müzisyen var. Çağrı Çığ Sığırcı, Müzik Ekspres’te şarkılarını uzun zamandır paylaşmaktan keyif aldığım bir isim. Ama bir süredir yolumuzun bir söyleşide kesişmesini istiyordum ki o da bu zamana denk geldi. Bu vesile hem şarkılarının hikayelerini dinleme hem de kendisini daha yakından tanıma şansını buldum. Öyle ki Çağrı’nın bir de şair yanı var mesela, malum serde şairlik de var onu da  konuşmak istedim.

Adanalı müzisyeni kısa bir tatil için gittiği memleketinde yakaladım. Ama bu haftaya sizlerle bu söyleşiyi paylaşmama engel olmadı bu. Yani yine bir  Ekspres şehirleri birbirine müzikle yakın kıldık. Özetle çok değerli müzisyenlerin yaşadığı bir coğrafyadayız ve şartlar ne olursa olsun müzisyenler pes etmiyor ve bizlere, hayatımıza güzel bir renk, enerji katmaya çalışıyorlar. Biz de Müzik Ekspres olarak güzümüz yettiğince yanlarında olarak onlarla sizleri daha bir yakından buluşturmayı hedefliyoruz.

Belki uzun uzun söyleşiyi okurken bir yandan da bugüne kadar yayınladığı şarkılar eşlik edebilir hafta sonunuza ve sosyal medya sayfalarından da yakından takip etme şansını bulabilirsiniz. Çok güzel bir yolculuğun içinde olacağınıza eminim, çünkü şarkıları hiç yabana atılacak yönde değil, dünyası umut dolu ve bu da sözüne, müziğine oradan da bizlerin hayatlarına çok güzel dokunuyor çünkü. Kasım ayının ilk söyleşisi sizi bekliyor, mutlu okumalar, güzel bir arada olmalar yeniden.

Bir de not bu söyleşi kendisi ile gerçekleşmiş ilk söyleşiymiş, umarım uğurlu geliriz.

 

 

Adana doğumlusunuz ve daha sonra eğitiminizi İstanbul’da tamamlıyorsunuz ama “Avrupa Birliği İlişkileri” gibi bambaşka bir bölümden mezun olduğunuzu öğreniyorum. Müzik peki nerede başlıyor, çok eskiden beri içinizde var olan bir şey mi, yoksa bir anda mı tanışılıyor? Ve aldığınız eğitim ile ilgili bugün çalışmalar içinde bulunuyor musunuz?

Üniversiteye giriş döneminde, bütün tercihlerimi İstanbul’dan yana kullanmıştım. 2001 yılında merakla Adana’dan İstanbul’a geldim. O dönemde Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkileri sıcaktı. Ülkece heyecanlıydık. En büyük merakımız, AB’ye katılırsak kokorecin yasaklanıp yasaklanmayacağıydı. Ki Mirkelam, o güzel şarkısıyla duygularımıza tercüman olmuştu.

Uygarlık ve barış tesis etme projesi olan AB, üyesi olmak istediğimiz bir kulüptü. Maalesef yıllar içinde, birçok alanda olduğu gibi, AB ile ilişkilerimizde de geriye gittik. Bugün geldiğimiz nokta üzücü, hatta öfkelendirici. AB’den bir genç, sırt çantasıyla Avrupa’yı geziyorken; Türkiye’deki bir akranı türlü saçmalıklarla, gerici zihniyetlerle, yorucu bir gündemle boğuşmak zorunda kalıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yıllar önceki tespiti, bugün hâlâ geçerli: “Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.”

Eğitimini aldığım bölümle ilgili bir iş yapmıyorum. Mezun olduktan sonra hep reklam ajanslarında çalıştım. Hâlâ da öyle… Müziğe gelirsek… Her şey, ben 9-10 yaşlarındayken annem ve babamın org almasıyla başladı. Sağ olsunlar… Org vesile oldu ve kendi kendime şarkılar uydurmaya başladım o yaşlarda. Enstrümanı iyi çalmaktan ziyade, melodiler bulmayı seviyordum. Enstrümana hâkim olmak için emek vermek, zaman ayırmak gerekiyordu. Bense bu konuda epey üşengeç ve sıkılgandım. Aslında bugün de hâlâ öyle. Evde piyano ve gitar var. Çalıyorum dersem doğru olmaz. Melodi buluyorum, şarkı yazıyorum sadece.

 

2017 yılında Tanju Okan Pop Müzik Beste Yarışması’nda finale kalıyorsunuz daha sonraki sene içinde de aynı yarışmada birincilik kazanıyorsunuz. Yarışma ile ilgili maalesef bir bilgiye sahip değilim ve sizden dinlemek istiyorum, hem süreci hem de heyecanınızı? Müzikte ilk profesyonel adımlar burada mı atılmış oluyor beraberinde?

Tanju Okan adına ve anısına Urla’da düzenlenen bir şarkı yarışması. 2017’de “Hayallerimizin Gücü Adına” isimli eğlenceli bir şarkıyla finale kaldık. Kız arkadaşım Canan’la (Akyokuş) sahneye çıktık, düet yaptık. Bize anısı kaldı, epey gülmüştük. 2018’deyse aynı yarışmada yeniden finale kaldık. Bu kez yakın arkadaşım Emre’nin (Oktayoğlu) söylediği “Sonsuz Anı” adlı şarkıyla 1. olduk. Epey mutlu olmuştuk. Birkaç ay sonra da ilk single’ım yayımlandı. Evet, bunlar ilk adımlar diyebiliriz.

 

Müziğe bir soruluk ara vermek istiyorum çünkü yine o süreçlerde sizi tanıyanları başka sürprizler bekliyor ki burada da sizin şairlik yanınızla tanışıyorlar zira orada da kazanılmış bir üçüncülük var ve hemen peşinden de yayınladığınız bir kitap. Bir şekilde müzik ve şiir birbirinden hiç uzak değil ama şiirle bu bağ nasıl oluştu, kitaba nasıl dönüştü birikenler ve devamı gelecek mi bu anlamda üretimlerinizin?

Murat Uyurkulak’ın romanı Tol’un o müthiş giriş cümlesine gönderme yaparak şunu söyleyebilirim: “Şiir vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.” 2010’ların başında şiire ihtiyacım vardı. Okurdum, yazardım, siler tekrar yazardım, değiştirirdim. Şiirle yatmasam da, şiirle kalkardım. Şiir beni diri tuttu diyebilirim, en çok da öfkemi yönlendirebileceğim bir alan sundu. 2010-2012 arası yazdığım şiirleri bir araya getirdim ve o dosyayla Homeros Ödülleri’nde 3. oldum. İlerleyen aylarda birtakım dergi ve fanzinlerde yer aldım. 2015’te ise 160. Kilometre tarafından ilk kitabım yayımlandı. “!elveda” ile başlayıp “merhaba!” ile sona eren “!tahammülfersa ve plonjon!” adlı kitap, pek tabii ki çok fazla insan tarafından okunmadı. Türkiye’de şiir, en çok şairlerce okunuyor, takip ediliyor. Cayır cayır yazan yetenekli genç şairler var fakat şiirleri geniş okur kitlelerine yayılmıyor. Olsun, ne yapalım… Kendi adıma söyleyeyim, ben çıldırmasaydım yazmayacaktım. Yazdım, yayımladım, biraz rahatladım.

Şiir ile anlatmak/dışavurmak istediğim şeyleri anlattım. Kitaptan sonra hiç şiir yazmadım. O dönem sadece öykü/roman okudum. Sonra başka alanlarda yazma isteği geldi içimden. Öyküler kurguladım. Bilinç akışı tekniğiyle roman yazmayı denedim. “Güzel İntikamlar” adını verdiğim öykü kitabım, bir-iki ay içinde yayımlanacak. Hemen hemen çoğunu yazdığım o romanı da acayip merak ediyorum, 5 yıldır hiç okumadım. Bir yabancı gözüyle okuyup değerlendireceğim. İçime sinerse, dikkate değer şeyler yazabilmişsem, üzerinde çalışıp, bir-iki sene sonra da onu yayımlamak isterim. Özetle, bu iki kitaptan da kurtulunca, içim biraz daha rahat eder diye tahmin ediyorum.

 

Yakın zaman önce şarkılarınız bir bir hayata geçiyor. 2018 yılının tam da bu zamanları ilk şarkınız “Aşka Yolculuk” karşılıyor bizi, peki sizi neler karşılıyor; şarkı günün sound’larından uzak ve doksanlar tınısında kulağımıza yansıyor. Sanırım o yılların bir genci olarak yaşananların içten bir yansıması dökülüyor notalara; katılıyor musunuz buna, nasıl tepkiler alıyorsunuz ki devamına da nasıl hazırlıyorsunuz kendinizi?

Beğeniler, yaklaşımlar, tercihler, sound’lar değişiyor. Üzerinden zaman geçtikten sonra, geriye dönüp bakınca, ortaya koyduğum işler için eleştiri yapmayı daha sağlıklı buluyorum. Aşka Yolculuk ve diğer ilk dönem single’larım, benim için artık geride kaldı. Şimdi, daha güzelini nasıl yazabilirim, onu düşünüyorum. Ortaya çıkan şarkıların içten olması konusunda dediklerinize katılıyorum. O içtenliği korumak istiyorum. Tepkiler kısmına gelirsek, valla çok çılgın tepkiler almadım açıkçası. Arada beğenenler oluyor. Instagram’dan ya da YouTube yorumlarında nadir de olsa iletiyorlar mesajlarını. Bu da insanı mutlu ediyor.

Devam etmek konusu… İçimden gelirse devam ederim. Bazen bir yıl geçiyor hiç şarkı yazmadan. Yayımlama konusundaysa her yeni single, yeni bir heyecan demek. Güzel bir şarkı kadar insanı mutlu eden az şey var şu hayatta. Bu, motivasyon sağlıyor. Yılda 2 tane güzel şarkı çıkarabilirsem ne âlâ.

 

Bir şekilde hızlı koşmayı tercih etmiyorsunuz sanki, şarkılar az ama öz karşılaşmalara dönüşüyor. Tam da bir sene sonra iki şarkı geliyor ki burada da “Mükemmel Bir Kahvaltı” ve “O Yaz Gecesinde” ile buluşuyoruz. Bu esnada müzik dünyasında nasıl bir destek görüyorsunuz, mesela bu şarkıları canlı canlı dinleme şansını buluyor mu dinleyiciniz, sizi bir sonraki şarkıya nasıl duygular hazırlıyor?

Müzik aracılığıyla anlatmak istediğim şeyler hâlâ var. Yavaş yavaş yürüyorum. Şarkı yazarlığına, daha farklı yollara girerek devam etmek istiyorum. İlk çıkardığım single’ların çoğu, yıllar önce yazdığım şarkılardı. Bahsettiğiniz iki şarkıyı, onları yazdığım yaştaki versiyonumun hatırına yayımladım desem yanlış olmaz. O şarkılara sahip çıkmıyorum anlamına gelmesin bu, hepsinin ayrı bir yeri var. Kastettiğim şey şu: Artık kafamda başka düşünceler, yollar, hayaller, sound’lar, fikirler var.

İnsanlar henüz beni canlı olarak dinlemedi, bir müddet daha dinlemeyecek. Birincisi, bu yönde bir talep olmadı. İkincisi, böyle bir arzum ve heyecanım yok. Daha çok, işin yazma/yaratma kısmını seviyorum. Bir şarkının doğum ânına bayılıyorum. Hele ki güzel olduğunu düşündüğüm bir şarkıysa, o an dünyanın en müthiş anlarından biri oluyor. Ve gerçek şu ki, o andan itibaren geri kalan tüm süreç beni biraz yoruyor, gözümde büyüyor. Diğer yandan, ben canlı performans şarkıcısı değilim, stüdyo şarkıcısıyım. Kayıtlarda bir şarkıyı 10-15 defa söylüyorum ve içlerinden en iyilerini seçiyoruz. Canlı şarkı söylemek ise başka bir olay. Ama hayat bu, büyük konuşmamak lazım. Belki bir gün sahneye çıkarım. Hoşuma giderse, insanlar da beni orada görmeyi talep ederse, devam etmek isteyebilirim.

 

“Ben, ‘Pırıl Pırıl Bir Hayat’ adlı şarkımla, gerçek aşkın mümkün olduğunu insanlara sadece hatırlatmak istedim.” dediğiniz şarkı sizinle ilk tanışmamdı. Şu anda fark ediyorum ki geçen sene tam da pandemi sürecinin ilk günlerine denk gelmiş bu şarkınız; siz bir müzisyen olarak nasıl etkilendiniz bu akışta, neler yaptınız ya da neler yapamadınız dünyanızda?

Canım sıkkınsa antidepresan etkisi gösteren bir film izlemek, şarkı dinlemek, kitap okumak, yemek yemek ya da yürümek biraz toparlıyor beni. Benim yazdığım bir şarkının da, kendini kötü hisseden başka bir dinleyiciye iyi gelmesi beni sevindirir. Bu şarkının öyle olmasına gayret etmiştim. “Pırıl Pırıl Bir Hayat”ın ana hatlarını, güneşli güzel bir günde yazmıştım. Pandeminin ilk günlerinde de yayımlandı. Bilinmezlikten korkuyordu herkes. Böyle bir dönemde insanlara iyi gelmesini temenni etmiştim. YouTube’da bir hanımefendi, bu şarkı için şöyle bir yorum yazmıştı. Ki aldığım en güzel geribildirimlerden biriydi: “Pırıl isminde masmavi gözleri olan bir bebeğim var. Bu şarkıyı açıp onu tebessümle izliyorum. Her bir sözü sanki onu anlatıyor.”

Pandemi başladığından bu yana evden çalışıyorum. Bir sürü kitap okur, bol bol film izlerim diye düşünürken, bunları istediğim ölçüde yapamadım. Ajansın işleri çok yoğundu. Sanatsal üretim anlamında çok verimli geçmedi. Olsun. “Her şey çok güzel olacak” filminde, Altan’ın dediği gibi: “En azından hayattayız, bu da bir şey be abi.”

Yine aynı süreçte adınızla daha sık karşılaşıyorum. Mesela Emre Oktayoğlu’nun albümünde bir şarkınızı dinliyoruz aynı sene, bir karakter yaratıyorsunuz ve “Ceren”le tanıştırıyorsunuz bizi bir şarkınızda ve daha sonra kardeşiniz Ezgi Yavuz ile olan düet ve bir yeni sesle buluşturuyorsunuz bizi. Hem Ceren’i hem de ağabey-kardeş ile olan müzik buluşmanızı dinleyebiliriz tam da burada.

Emre, ilk albümünü yayımladı. Sağ olsun, benim de bir şarkıma (Merhaba Yalnızlık) yer verdi. Çok da güzel söyledi. “Ceren” ise pandeminin ilk aylarında yazdığım bir şarkıydı. Yollarımız yetenekli müzisyen, sıkı aranjör Suat’la (Uğur Kır) kesişti. Sağ olsun, şarkıyı çok güzel düzenledi. Sözü, müziği, aranjmanı ve Hakan’ın (Düşova) tasarımını yaptığı güzel kapakla birlikte ortaya çıkan iş hoşumuza gitti diyebilirim.

Kardeşim Ezgi (Yavuz)… Kendisi konservatuvar mezunu, yetenekli bir kemancı ve öğretmen. Sesinin rengini, vokal tarzını çok severim. Onunla ağabey-kardeş düeti yapmak çok özeldi. Mutluyum. Gelecekte de devamı gelir umarım. Ezgi, yeni bir şarkı yazdığım zaman, ilk dinlettiğim kişilerin başında gelir. Yorumları, benim için çok önemli.

Yıllar önce, bazen Ezgi’yi telefonla arardım ve sevdiğim şarkıları bana canlı çalardı. Mesela Yaşar’ın “Yaprağın Kaderi” adlı şarkısının keman solosunu, ben askerdeyken çalmıştı, sağ olsun…

 

“Yalnızlıktan bildiriyorum” dediğiniz ve neşeli değilse bile huzurlu diye tanımladığınız “Dünyanın Kıyısında Sanki Oturmuşum” isimli şarkınız bu yıl sizinle olan ilk buluşmamız. Şarkılarınızda sevdiğim hep bir alt metin var ve umut dolu, enerjisi yüksek yansımalar. Nasıl doğuyor bu şarkılar, hayat size nasıl ilhamlar veriyor?

“Sözlerimi Geri Alamam”da geçer: “Bir umuttu yaşatan insanı”. Ve Nietzsche’nin meşhur sözüdür: “Umut en büyük kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır”. İnsan ayrı zamanlarda ya da aynı anda bu iki söze de inanabilir. Hatta “Bardağın yarısı dolu mu, yoksa boş mu”yu geçtim, ortada herhangi bir bardağın olmadığını düşündüğümüz günler bile olabilir. Fakat bu, hayatın ve zamanın umurunda değil. Biz nefes aldıkça, umut hep var olacak. Zamana yenileceğimiz gerçeği de…

İyi bir film, güzel bir roman, yağmurlu bir eylül akşamı, ılık bir ilkbahar sabahı, yaratıcı/gerçeküstü resimlerle dolu bir sergi, tatlı bir şarkı, zekice yazılmış bir reklam filmi, fezaya uçuran bir şiir… Ya da aşk, nostalji, fütürist eserler, zamanda yolculuk fikri, metaverse, ölümlü olduğumuz gerçeği, koşmak, yürümek ve daha birçok şey… Hepsi ilham verici. Geldiğinde, kaçırmamaya çalışırım. Ofiste, yolda, evde, vapurda… Cep telefonuma kaydederim aklıma gelen şarkı fikrini ya da melodiyi. Sonrası, üzerinde çalışmakla ilgili.

 

İlhamdan konuşmuşken birkaç ay öncesine yazın başına döndüğümüzde de “Selam Siz de Partiden Sıkıldınız Sanırım” karşımıza çıkıyor. Richard Linklater’ın “Before Sunrise” (Gün Doğmadan) adlı filmine yazmışsınız bu şarkınızı. Öykü-şarkı olarak tasarlanmış bir şarkı tanımı yapıyorsunuz ki öncekilere benzemiyor ve bu bir sonrakiler hakkında da ipucu mu veriyor yoksa?

Befor Sunrise’ı yıllar önce, bir gece vakti CNBC-e’de izlemiştim. Film bittiğinde; coşkuyla, ilhamla, yaşama sevinciyle, yollara vurma heyecanıyla dolmuştum. İlerleyen yıllarda Linklater’ın tüm filmlerini, severek izlemişimdir. Before Sunrise’ın yeri başka tabii… Bahsettiğiniz şarkıyı, bu filmi düşünerek, serüven heyecanını yaşayarak yazdım.

Evet, haklısınız. Bundan sonra yazacağım şarkılar hakkında ipucu veriyor. Hikâye anlatan, daha orijinal sözleri olan, klişelerden daha da uzak yeni şarkılar yazmaya niyetliyim.

 

Eskiden albümler vardı şimdi şarkılar ile single devri, aslında bir albümlük şarkılar geçtik şimdiye kadar, bu şarkıları mesela bir albüm başlığında toplama fikri var mı ilerleyen zamanda yoksa böyle iyi, yenileri gelsin şeklinde mi olacak akış, mesela bir sonraki şarkıya ya da şarkılara dair süreç nasıl, neler bekleyeceğiz ilerleyen zamanda sizden?

4-5 sene önce, “İyi hissettiren şarkılar” temalı bir albüm düşüncem vardı. Daha sonra single’larla ilerlemeyi tercih ettim. Bu şarkılardan bazılarını duydunuz, bazılarıysa evde uyuyor. Tek şarkıyla ilerlemeye devam edeceğim. 10 şarkılık bir albüm hazırlamak için ne sabrım, ne zamanım, ne de hevesim var. Dediğim gibi, yılda 2 güzel şarkı çıkarabilirsem bu bana yeter.

 

Ve söyleşimizin sonunda kısa sorularım olacak sonra başka bir söyleşide yeniden görüşeceğiz, teşekkür ederiz bu keyifli zaman ve sohbet için.

İlk söyleşim sizinle oldu. Teklifiniz için teşekkür ederim. Tüm ilkler gibi, bu da unutulmayacak. Ayrıca ana akımın dışında, kafasına göre müzik yapmak/ilerlemek isteyenlere her zaman destek verdiğiniz için de size ve Müzik Ekspres’e teşekkür ederim. Aklıma gelmişken eklemek istiyorum: Şarkıların hazırlanmasında, yayımlanmasında yani tüm süreçte emeği olan herkese çok teşekkürler…

 

İlk aldığınız albümü hatırlıyor musunuz mesela?

Albümün adını çok net hatırlayamıyorum ama Ferdi Tayfur’a aitti sanırım. İlkokuldayken, henüz çekmediğim acıların ya da yaşamadığım ayrılıkların müziğini yapan Ferdi Tayfur’u çok severdim. Çok yaşasın.

 

Müzikte size ilham veren isimler kimler oldu, kimleri dinlemekten vazgeçmediniz hiç?

Cenk Taner ve Kesmeşeker, Teoman, Kargo, Büyük Ev Ablukada, Sezen Aksu, Sigur Ros, Tom Waits, Coldplay, Explosions in The Sky, Queen, Beirut…

 

Aynı soruyu edebiyat adına da soracağım, kimleri okumaktan büyük keyif aldınız, sizin şairleriniz kimler oldu?

Yazarlar: David Foster Wallace, Fyodor M. Dostoyevski, Thomas Bernhard, Emil M. Cioran, John Kennedy Toole, Jack London, Albert Camus, Samuel Beckett, J. D. Salinger, John Fante, Henry Miller, Yusuf Atılgan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Barış Bıçakçı, Alper Canıgüz, Banu Özyürek…

Şairler: Turgut Uyar, Mustafa Irgat, Barış Özgür, Aslı Serin, Ahmet Güntan, İsmet Özel, Oğuzcan Önver, Baran Çaçan, Rahman Yıldız, Özgür Göreçki, Ömer Şişman, Ada Pancar, Ali Özgür Özkarcı, İsmail Aslan, Mehmet Davut Özdal…

 

Şairler demişken bir şiirinizi de paylaşalım mı tam da burada okuyucularımızla?

Tabii. Genelde uzun şiirler yazdım. En kısalardan birini seçtim. Okumak isteyenler, buyursunlar.

reddedemiyceğimiz adrenalinler

vejetaryen bir kasap bulantısında geçiyordu günler
köprü üstünden attığın aşıklarla köpek balıkları yakaladın
martı totemleriz tabii ki tatlı geceler dedin sözünde durdun
esrarlıburamburamlar icrasında dudaklarındançıkangiller
bir yerle bir gök neden mutlu rüyalar kuramasın ki
aston martin’de giderken martini içebilir hızlı ve öfkeli şiirler
kaptan kaptan önyargılar durağında bizi atıver
her şey olabilir hiçbir şey olamazken haklısın
televizyonunu gömdün idollerini öldürdün
hafifim hafifsin hafifletici sebeplerimiz kadar
kar yağarken denize girer denizden karaya çıkar evriliriz
yorgan döşek ölüşüsevişiriz yaz gelince kime ne
iskandinav sineması gibi beyaz ve sarkastikler ne güz ellerin

bana böyle kafalarla gel kafamı ye ey güzel

 

Kasetler mi, plaklar mı yoksa CD’ler mi, dijital müzik mi? Siz en çok hangisi ile mutlu oldunuz ya da mutlusunuz?

Sevdiğim bir grubun albümü çıktığında koşa koşa gidip kasetini alıp, kartonetini okuyarak şarkıları dinlemek müthişti. Müzikten aldığım o tadı özlüyorum. Tabii bunda nostaljinin de etkisi var, kabul ediyorum. Bugüne gelirsek, dijital kanallardan müzik dinlemek, sevdiğimiz grupların şarkılarına dünya ile aynı anda ulaşıyor olmak büyük kolaylık.

 

Bir gün için yolunuzun kesişmesini ve birlikte çalışmayı dileğiniz bir müzisyen var mı?

Cenk Taner, Teoman veya Tarkan benim bir şarkımı seslendirse sevinirim mesela. Ya da Lana Del Rey için oturup özel bir şarkı yazsam ve o söylese şahane olabilir. Fakat saydığım sanatçılar zaten kendi şarkılarını, mis gibi yazan insanlar… Aklımda sürpriz bir isim daha var: afacan yeğenim Uygar. Kendisi 6 yaşında, yarı zamanlı konservatuvar öğrencisi. Piyano çalmayı öğreniyor bu aralar. Heyecanlıyız. İleride onunla bir şeyler yapmak isterim.

 

Günümüz müzik dünyasını ne kadar takip edebiliyorsunuz, kimleri özellikle başarılı buluyorsunuz?

Spotify listeleri (özellikle New Music Friday ve Farklı Pop), Ekşi Sözlük, YouTube, Instagram, Twitter ya da diğer sosyal mecralar sayesinde yakından takip ediyorum. Yepyeni bir isimden, özgün bir şarkı duymak hoşuma gidiyor. Başarılı bulduğum o yeni isimlerden bazıları: Madrigal, Nova Norda, Balıklar, Simge Pınar, Emir Bermuda, Fikri Karayel, Kaos Köksal…

 

Bugüne kadar bir cover şarkı ile dinlemedik sizi, bu akıma nasıl bakıyorsunuz ve bir cover okumanız istense bu hangi şarkı olurdu?

Cover yapmayı ya da başkasının yazdığı bir şarkıyı söylemeyi hiç düşünmedim. Düşünecek olsam: Cenk Taner’den “Rüzgârlı Deniz Kıyısı” mesela… Kargo’dan “Ben ve Dünya” ya da Teoman’dan “Sessiz Eller” derdim.

 

Müziğin dışındaki sizi tanısak, hayatınızın diğer renklerini, heyecanlarını öğrensek mesela, neler ya da kimler dünyanızın diğer mutlulukları?

Ailem ve Canan, ev, birkaç yakın arkadaş, edebiyat, müzik, sinema, yazmak, yürüyüş yapmak, yılda bir kez yurtdışına çıkabilmek, yeni serüvenler, değişik kültürler, farklı mutfaklar, farklı içkiler… Hayat bunlarla güzel. Son birkaç yıldır iyice evcimen oldum diyebilirim. Dışarıya çıkınca, en fazla iki-üç saat sonra evi özlüyorum. Dört duvar bir galaksi. Ev mis.

 

Son olarak bizim için bir şarkı seçmenizi istiyorum ama tam da şu andaki ruh hâlinizin şarkısı olsun bu.

Midlake’ten “Acts of Man”… Açtım şimdi, ben de dinliyorum. Herkese güzel şarkılar dilerim, sevgiler…

Bildiğimiz üzere artık albümlerle karşılaşma sayımız eskiye göre çok az ama bu sürece de alıştık. Birçok müzisyen şarkılarını tek tek yayınlıyorlar ve buna da alıştık. Eskiye göre aslında kalite düşüyor da diyebiliriz kalite yükseliyor da, uzun uzun tartışılabilir bir durum bu. Ama bir gerçek şu ki bizler çok uzun uzun konuşma şansı bulamıyoruz belki de birçoğu ile . Ama bir süredir takibinde olduğum ve işini çok doğru ve samimi şekilde yapan bir müzisyen var. Çağrı Çığ Sığırcı, Müzik Ekspres'te şarkılarını uzun zamandır paylaşmaktan keyif aldığım bir isim. Ama bir süredir yolumuzun bir söyleşide kesişmesini istiyordum ki o da bu zamana…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.85 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*