EDİTÖRDEN
Ana Sayfa / SÖYLEŞİLER / Canan Sağar
Canan Sağar

Canan Sağar

İki yıl aradan sonra yepyeni albümünüz kapımızı çaldı: Kalbim.
Öncesi biraz düne yolculuk edelim istiyorum. Türkülerle buluşuyorsunuz öncesi ve ilk arkadaşınız da bağlamanız oluyor. Nasıl bir tanışıklık ve sonrasında beraber devam etme kararı alıyorsunuz, nasıl bir birliktelik başlıyor? Sonrası nasıl bir eğitim süreci yaşıyorsunuz?

1993 yılında bağlama dersleri ile müziğe ciddi anlamda adım attım. Bağlama  ve türküler ile bir bütünlük kurarken diğer yandan içimde hep bir şeylerin eksikliği vardı. Kültürel deryamız olan bağlamayı 1997 yılına kadar zaman zaman konserler ve etkinlikler dahil olmak üzere çaldım. Türküler, bu yolculukta; insana, doğaya, hayvana ve her türlü canlıya olması gereken sevgi ve saygıyı, derin bir felsefe ile anlatıyor. Çocukluğumdan bu yana duygularımı konuşmaktan ziyade yazıyorum, bir zaman sonra yazmak yetmedi ve bestelemeye başladım, gitarla tanışmamda bestelere ağırlık vermeye başlayınca oldu. Eğitim sürecim Sedat Sarıcı’dan iki sene özel gitar dersleri alarak başladı, Birkbeck University’de bir sene kompozisyon okudum, ardından Open University Müzik Diplomasını aldım ve Open University Beşeri Bilimler & Müzik bölümünden mezun oldum.

Hayatın içinden, renginden şarkılar söylediğiniz ilk albümünüz “13” ile 2014 yılında tanıştık. Albümünüzde toplumsal sorunlardan insana dair birçok şeye şarkılar söylediniz. Bir aşkın ya da bir ayrılığın peşinden kopup gitmediniz, kolaya kaçıp tüm bunlara dair yazılmış, çizilmiş eserler üzerinden gitmediniz. Özgün, farklı ve saklanılası bir albümdü “13”. O sürede konuşma şansı bulamamıştık ama bir ilk albümdü, heyecandı, nasıl bir iz bıraktı hem siz de hem de gözlemlediğiniz dinleyici üzerinde?

Ticari kaygılar ile yapılan müzikler üzerinde popülaritenin etkisi fazlasıyla oluyor, bu da müzik icra eden insanların birbirlerine benzemesini sağlıyor. Nitekim, neye rağbet varsa – dinleyici tarafından – öyle müzik icra eden insanlar çoğalıyor. İlk albümüm “13” çıktığında söylediklerim bugünde geçerli; benim bir derdim var, yaşadığım çağda olan kötülükleri sonraki nesillere aktarmak üzere şarkılar bestelemek ve söylemek. Bu çizgide yürümeye çalışırken, insana dair olan duyguları da görmezden gelmedim; aşk, ayrılık, hasret, gurbet gibi temaları da “13” ve “Kalbim”de dinleyici ile buluşturdum. İlk albümüm güzel bir dinleyici kitlesi ile buluştu, hakikaten sanata, emeğe, dostluğa, muhabbete kıymet veren insanlarla tanıştım, en çok bu paylaşımlar umutlandırdı ve yola devam diyerek yürüdüm.

 Ve daha sonra hız kesmediniz. Sevgi – Savaş Öztürk, Alp Murat Alper ve Genco Özkan ile olan düetleriniz (ki son iki düet yeni albümde de yer aldı), yine single olarak yayınladığınız “Dost Yarası” isimli çalışmanız ile yolculuğunuz devam etti geçtiğimiz sene içinde. Bu buluşmalar nasıl hayata geçti? Görebildiğim kadarı ile tamamen müziğe adanmış bir yolunuz var, üretmeye ve paylaşmaya yönelik beraber, tüm hepsi sizin için nasıl bir süreç, nasıl bir mutluluk?

“13”ten sonra çok güzel insanlarla tanıştım; Sevgi – Savaş Öztürk ve Alp Murat Alper ile müzikal platformda farklı konularda buluştuk. Hatta, Savaş Öztürk ile yaptığımız “Yalnızlık” şarkımızı sevgili Bahar Sarıboğa “İlk Nefes” albümünde okudu. Alp Murat Alper ile bir çok beste üzerine çalıştık ve bunlardan “Yan Koca Dünya”yı kaydedip klip çektik. İnsan, yıllardır beste yapınca o kadar çok birikiyor ki onları evrene salıp diğerlerine can vermek için sabırsızlanıyorsunuz, tüm bu süreçler benim için öğreti ve yenilik kazandırdı.

Yeni albüm “Kalbim” bize sekiz şarkılık bir yolculuk sunuyor ve yine hem içeriği hem de duygusallığı ile “13”ten uzakta değil. Tamamına yakını sizin kendi eseriniz. Bu albümün ilk adımı ne zaman atıldı. Stüdyo kayıtları için Türkiye’ye geldiniz ki Londra’dan İstanbul’a nasıl bir yolculuk yaşandı? Kimlerle çalıştınız?

“Kalbim” albümümde yaşanmış karanlık olayları yansıtan eserler var. Çoğu söz ve müziğin bana ait olduğu bu albümde kıymetli dostlarım Alp Murat Alper, Cemil Gülüm ve Dostali Yaşar’a da ait söz ve müzikler var. Aslında ikinci albüm fikrim uzun süredir var fakat öncesinde tekli ve düet şarkılarımız çıktı, sonrasında diğer şarkıları kaydederken albüm projesi gelişti; beş yeni şarkı daha ekleyerek bütün şarkıları bir albümde topladık. Kayıt aşamasında bestelerimi anladığına inandığım kıymetli Tamer Süerdem ve İlker Yurtcan ile çalıştık. Ayrıca, “Yavrucak” şarkımda kıymetli Ali Bayar ile çalıştım ve “Yan Koca Dünya’da ise Okay Barış ile çalıştık.

Bir insanın iç yalnızlığı da var şarkılarda bir dünya özlemi de ve diğer ithaflar, sunumlar, söylemler de. Bu albümde nerelere gideceğiz, nasıl bir ruh hali ile karşılaşacağız, neler bekleyecek sözlerde, notalarda bizi?

Bu albümde yine bir çok duyguya ve olaya tanıklık edeceğiz; dost yarasından kalbin yalnızlığına, kurulamayan oyun parklarından taş atan çocuklara, Gezi Parkından Suruç’a ve karmaşık ve karanlık dünya hallerinin sorgulandığı şarkılar bulacağız.

Albüm henüz çok yeni ama kuşkusuz albüme dair notlar alınıyordur. Mesela klip olarak ilk hangi şarkı bekleyecek bizi, sonrasında bu şarkıları canlı canlı dinleme fırsatını bulacak mı dinleyici? Bu arada dinleyici demişken onlarla olan dostluğunuzu da merak ediyorum. Bu birliktelik sizde nasıl duygular bırakıyor, neler paylaşıyorsunuz, yaşıyorsunuz kendileri ile?

Albüm çıkmadan evvel iki klip çektik. İlk yayınlanacak olan klibimiz “Taş Atma Çocuk”. Dinleyici ile sosyal medya dostluk kuruyoruz; konserler ve etkinliklerde de canlı canlı dinleyebilecekler. Zamane yoğunluklarından kaynaklı sosyal medyada çok fazla zaman geçiremiyorum fakat gelen mesaj ve yorumları elimden geldiğince yanıtsız bırakmamaya çalışıyorum.

Konserleriniz de devam ediyor ki en son Erdal Güney ve Mustafa Kılçık ile sahne aldınız. Nasıl geçti dinleyici ile olan buluşmanız. Kendi şarkılarınız dışında başka şarkılara da yer veriyor musunuz konserlerinizde ve bu anlamda önümüzdeki günlerde kesinleşen bir takvim, program var mı?

Geçtiğimiz günlerde sevgili Erdal Güney & Mustafa Kılçık ile çok güzel bir konser gerçekleştirdik. Gelen tüm misafirler tarifi zor duygularla bizleri karşıladı ve çok güzel tepkiler yağdırdılar.

Konserlerde tamamen kendi şarkılarıma yer veriyorum; Şubat ve Mart için bir kaç etkinlik şimdiden belirlendi, bu etkinliklerde hem kendi şarkılarımı hem de ülkemize kazandırılmış hiç eskimeyeceğini düşündüğüm eserleri seslendireceğim.

Aşık Veysel, Ruhi Su, Cem Karaca gibi değerli isimlerden etkilendiğinizi öğreniyorum. Kuşkusuz bu etki hala üzerinizde ama merak ediyorum başka kimler eklendi bu isimlerin yanına. Dünden bugüne olan yolculuğunuzda kimler önemli bir yerde durdu? Bir gün özellikle çalışmayı istediğiniz, dilediğiniz bir müzisyen var mı?

Açıkçası pek etkilendiğimi söyleyemem, fakat bu çağda müziğe gönül vermiş önemli insanlarla tanıştım ve onlardan öğrendiklerim oldu. İlk olarak kıymetli gitar öğretmenim Sedat Sarıcı beste, armoni, söz yazarlığı üzerine bana çok şey kattı, bugün hala yaptığımız derslerde söylediklerini önemseyerek yürümeye çalışıyorum. “13”ten sonra Alp Murat Alper ile tanıştım. Memleketimizin en güzel şiirlerinden biri olan “Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar”ı besteleyerek ülkemize kazandıran bu önemli insan ile tanıştıktan sonra öğrenmeye devam ettim ve bir çok yarım kalmış eserlerimi tamamladım. Özellikle çalışmayı istediğim isimler olmasa da ülkemin bir çok güzel müzisyeniyle aynı platformlarda olmayı elbette isterim.

Müzik sektöründeki hareketlilik bir yandan yeni eserlerle, isimlerle buluşmak adına heyecan verici ama bir yandan da hızlı tüketme sebebi sanki. Eskiden olduğu gibi albümlere, emeğe gösterilen hassasiyet biraz yerini başka şeylere bıraktı. Yine de az, öz bir dinleyici var ki elbette önemsediğimiz onlar sanki. Size göre ne oldu da her şey değişti, siz ne kadar takip edebiliyorsunuz olan biteni.

Tüketim çağında yaşıyoruz. Her şeyi aşırı tüketiyoruz ve bu yüzden ruhlarımız bomboş kalıyor. İş yerinde telaşla çalışıyoruz, ilişkilerimizi hızlı yaşayıp hızlı bitiriyoruz, dostluklarımız bir var bir yok derecesinde güvensiz, hal böyle olunca müziğe de yansıyor yaşadığımız çağın en büyük sorunlarından biri olan tüketim kültürü. Her hafta kıyafet alış verişi yapmaya meyilli, her gün dışarıda yemek yese bıkmayacak olan insanlar; kitap, dergi, gazete almıyor; tiyatroya gitmiyor, albümleri edinmiyor, bu örnekler saymakla bitmez. Bunları söylerken elbette sıkıntıyı tamamen halkın üzerine yığamayız, öyle garip sistemler içerisinde yaşıyoruz ki insan kendine yabancılaşıyor; faturaları ödemek, eve aşını yetiştirebilmek için didiniyor çabalıyor, bunlar yaşanırken sanatsal üretimlerden haberi dahi olmuyor. Bu konu çok derin, sizin burada çok vaktinizi almak istemiyorum.

Henüz yüz yüze karşılaşmadık ama o kadar çok ortak dostumuz var ki, birbirinden değerli Kent Şarkıları ekibinden sevgili Alp Murat Alper’e, Tamer Suerdem’den İlker Yurtcan’a ve daha birçok değerli müzisyene. Bizi bu anlamda buluşturan müziğe, sanata teşekkür etmek gerek. Dostluk ve bu yol arkadaşlığı çok kıymetli değil mi?

Müziğin birleştirici ve bütünleştirici gücünü her daim savunmuşumdur, bahsettiğiniz dostluklara kendimce “uzaktaki yakınlarım” diyorum ve hatta ilk albümümde onlara da teşekkür etmiştim. Bir albüm yapıyorsunuz ve akabinde bir kişiyle tanışıp sonra büsbütün iyi insanlarla tanışıyorsunuz, bu elbette çok kıymetli ve değerli.

Ekspres yolculuğumuzda yine çok değerli isimlerle tanışıyoruz ki yurt dışında yaşayan ve orada çalışmalarını devam ettiren dostlarımızın sayısı da gittikçe artıyor. Kendilerine genellikle şu soruyu da soruyorum. Bulunduğunuz yerle bizim bulunduğumuz yer arasında nasıl benzerlikler, nasıl farklılıklar var, yaşıyorsunuz müzik ve özellikle çalışma şartları bahis olunduğunda?

Türkiye’de pek yaşamadığım için farkı tam olarak anlatamayabilirim fakat şunu söyleyebilirim ki dünyanın her yerinde şartlar gitgide zorlaşıyor. Müzisyenin verdiği emek karşılığında aldığı hak ettiğinin çok altında. Barlar ve kafeler belirli sayıda insanlara hitap ettikleri için çalışma koşulları zor fakat kazanç az oluyor. Ayrıca, mekan sayısı az; son yıllarda Türkiye’den gelen çok sayıda müzisyen olduğu için sahne yapabilme imkanı da azalıyor. Yıllarca kafe ve barlarda sahne aldım, insanı çok geliştirdiği ve öğrettiği tartışılmaz fakat artık derslerden ötürü mümkün mertebe konser ve etkinliklerin dışında sahne almamaya çalışıyorum.

Ve son olarak hayatınızın diğer renklerini öğrenmek istiyorum. Dünyanızı başka neler anlamlı, renkli, güzel kılıyor. Müziğin dışında hayatınızda başka neler rol oynuyor?

Müziğin dışında gitar dersleri veriyorum ve öğrencilerimle olan derslerimiz renkli geçiyor. Derslerin dışında kedilerim Tatlı ve Sarı ile bol bol vakit geçiriyoruz, kitap okuyorum, zaman zaman sosyal konular ve müzikle ilgili yazılar yazıyorum ve deneme şiir çalışmalarım devam ediyor.

 

 

Canan Sağar – Kalbim
Fono Müzik

İki yıl aradan sonra yepyeni albümünüz kapımızı çaldı: Kalbim. Öncesi biraz düne yolculuk edelim istiyorum. Türkülerle buluşuyorsunuz öncesi ve ilk arkadaşınız da bağlamanız oluyor. Nasıl bir tanışıklık ve sonrasında beraber devam etme kararı alıyorsunuz, nasıl bir birliktelik başlıyor? Sonrası nasıl bir eğitim süreci yaşıyorsunuz? 1993 yılında bağlama dersleri ile müziğe ciddi anlamda adım attım. Bağlama  …

Genel Değerlendirme

Ziyaretçinin Değerlendirmesi: 4.98 ( 4 votes)
0

Yorumunuz

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir. *

*

Scroll To Top