EDİTÖRDEN
Anasayfa / Genel / Çiğdem Erken

Çiğdem Erken

Dördüncü albüm “Uyandım Yoksun”, Ada Müzik etiketi ile raflarda yerini aldı.
İlk albümden beri biz hep bir araya geldik, uzun uzun konuşma şansını bulduk, şimdi de bu albümü konuşacağız ama ben önceki albümlere de bir selam yollamak istiyorum ve o gün baktığımızda değil bugün baktığımızda o albümleri nasıl değerlendiriyorsun diye sormak istiyorum.

Neredeyse çocuk yaşlardan beri şarkı yazıyorum. Şarkıları yazdıktan yıllar sonra kaydettim. Özellikle “Kız Kafası” ve “İstanbul Kızı” albümlerimdeki şarkılar seneler boyunca evde kendi kendime çalıp söylediğim şarkılardı. Şarkılar arkadaşlarım arasında çok konuşulunca kaydetmeye karar verdim. Myspace gibi platformların hayata geçmesiyle ilk dinleyicilerimle buluştum bir çok müzisyen gibi. “Kız Kafası”nın yeri çok ayrı tabii. İlk göz ağrım. Beni dinleyen kemik kitlenin oluşmasında çok önemi var o albümün. “Kız Kafası” benim mahlasım biliyorsun aynı zamanda. O albüm hep hayatımda. “İstanbul Kızı Gezi” günlerinin ortasında yayınlandı. Bu nedenle az duyuldu daha az dinlendi ama benim çok sevdiğim şarkılar var o albümde. Kalıcı bir albüm olduğunu düşünüyorum. “Manita ise” kayıt ve yorum açısından benim biraz daha olgunluğa ulaştığım bir albüm oldu diyebiliriz. “Öyledir Geçer Zaman”, “Dünyayı Durduran Şarkı”, “Düşkünüm” gibi dilllere düşen şarkılar var o albümde. Hepsini yayınladığım için çok memnunum açıkcası.

 

Peki “Uyandım Yoksun” için nasıl çıkıldı yola. Bu albümde Doğan Duru aranjör ve aynı zamanda iki de şarkının imzası. Diğer tüm şarkılar yine senin besten. Duru ile birliktelik fikri nasıl doğdu; şarkılar ne zamandır hazırdı ve nasıl bir stüdyo süreci yaşandı beraber?

Bu albümde kendimi ve şarkılarımı kurcalamak istedim biraz. Alışılagelmiş Çiğdem Erken modundan farklı bir şey yapmak istedim. Bunun için de birlikte çalışacağım kişi çok önemliydi. Eski bir Redd dinleyicisiyim. Doğan Duru’yu uzun zamandır yakından takip ediyor ve birlikte bir şeyler yapsak ortaya nasıl bir sound çıkar diye düşünüyordum. Sonunda Doğan’a açıldım :) ve albümün prodüktörü olmasını istediğimi söyledim. Şarkılarımı dinledi ve kabul etti. Şarkı seçimleri, sözler ve melodiler üzerinde beraber akıl yürüttük. Doğan geçen yaz aranjmanları tamamladı ve sonbaharda da kaydetmeye başladık. Stüdyo süreci çok acısız geçti açıkçası. Hayyam stüdyolarında Sinan Sakızlı ile çalıştık. Doğan süreç boyunca özellikle vokal kayıtlarında beni çok rahatlattı. Kendisinin iyi bir şarkıcı olması işin rengini değiştirdi. Mix aşamasında Erim Arkman ile beraber epey uğraştık. Doğan’ın yaptığı işin doğru duyulmasını istedim.

Albümün müzisyen kadrosu da efsane; Levent Özer, Volkan Topakoğlu, Berke Özgümüş, Cem Tuncer, Derya Türkan, Şenova Ülker, Didem Erken, Özge Metin, Özge Fışkın, Gürtuğ Gök, Bayramcan Boy ve Nurkan Renda isimlerini görüyoruz ki aslında önceki albümlerinde de karşılaştığımız isimler. Böylesi şahane bir ekiple şarkı söylemek nasıl bir duygu?

Biliyorsun benim olmazsa olmazım sevdiğim beğendiğim müzisyenlerin hem sahnede hem albümlerimde yanımda olmaları. Yine efsane bir kadro ile çalıştık. Hepsine minnettarım her seferinde benimle yola çıktıkları için. Bu albümde ilk kez birlikte çaldığımız müzisyenler de oldu her albümümde mutlaka olan isimler de var. Cem Tuncer, Derya Türkan, Şenova Ülker mesela onlar benim uğur taşım gibi. Bir yerinde mutlaka olsunlar istiyorum. Birlikte çaldığım her iyi müzisyen bana bir şey katıyor. En büyük zenginlik ve bir albümümü diğerlerinden ayıran şey de bu sanırım.

 

“Manita” albümünde yer alan “Dünyayı Durduran Şarkı” sesini Halil Sezai ile buluşturmuştu ki bu birliktelik çok da güzel tepkiler vermişti sonrasında. Bu albümde de beraber “Ben Seçtim Yolumu” diyorsunuz. Birlikte yol almak sesinizi, müziğinizi buluşturmak kendisi ile nasıl bir duygu?

O kadar seviyorum ki onu; kimselere benzemeyen şarkı söyleyişini ve daha da önemlisi kocaman kalbini. Müzikal anlamda gerçekten çok özel bir bağ var aramızda. Bir konuşmamızda şöyle demişti bana “Çiğdem öyle şarkılar yazıyorsun ki o şarkıyı ben yazsam ben de aynısını yazardım gibi geliyor”. Aramızdaki bu uyum müziğime büyük katkı sağlıyor. “Dünyayı Durduran Şarkı” bütün dünyada dinlendi ve hala çok dinleniyor. Sevgilisini bekleyenler, hastası olanlar, sınav stresi yaşayan çocuklar o şarkıyla avunuyorlar. Bu yaşadığımız karantina günlerinde de insanların motivasyon şarkısı oldu. “Ben Seçtim Yolumu” benim son yıllarda yazdığım şarkılar arasında benim için en özel olanı. Çok derinlerde bir yaramı anlatıyorum o şarkıda. Şarkıyı yazarken kafamda onun sesiyle duymaya başladım. Aradım, buluştuk ve söyledik. Biz Halil Sezai ile daha çok şarkı söyleriz bence.

 

Kariyerinde iki de soundtrack albüm var ki biri “Bizi Hatırla” diğeri de “Benim Adım Feridun” her ikisi de bir başka sanatçı dostun Çağan Irmak’ın imzası ki burada iki ayrı parantez açalım istiyorum.
Öncelikle bu albümünde yer alan “Bir Kutuya Topla ve At Beni”yi birlikte yorumladınız ki bu şarkı kitabım “Akustik Şiirler”de de yer almıştı ve beni çok heyecanlandırdı. Çağan ile birlikte şarkı söylemek nasıl bir duygu peki, bu fikir nasıl oldu, bize giderek müzisyen kimliği de kazanan Çağan’ı anlatır mısın?

Çağan deyince kocaman bir kitap açılıyor kafamda. O kadar çok şey paylaşıyorum ki onunla. Aslına bakarsan bu albümdeki bir çok şarkının sebebi de odur. Onun senaryolarını okurken kendimi piyanonun başında buluyorum. Çağan’ın müzikle eşsiz bir ilişkisi var. İnanılmaz iyi bir dinleyici her şeyden önce. Filmlerindeki müzik kullanımını bu yüzden müthiş başarılı. Bir gün konuşurken yeni albümde nasıl bir şeyler yapsam, sözler nasıl olmalı filan diye konuşurken “Bir Kutuya Topla Ve At Beni” şiirini okudum ona. Çok beğendi ve bestelememi önerdi. Aslında şairlerin şiirlerinden şarkı yazmaya alışığım ama ilk kez kendi şiirimden bir şarkı yazdım. Enteresan bir deneyim oldu. Ve şarkıyı Çağan ile birlikte söylemek istedim tabii. İyi ki hayatımda. Dostluğu bir ömre bedel.

 

Yine albümünde çok sevdiğim bir başka şarkı olan “Yeniden Doğar mıyım”, “Benim Adım Feridun” filminde yer almıştı ve yine Halil Sezai yorumlamıştı bu şarkıyı. Şarkıyı senden dinlemenin yanında ilk klip olarak da bu şarkıyı seçtiğini öğreniyoruz ki klibin süreci de sanırım çok yeni ve içinde yaşadığımız sürece senden bir dokunuş. Elbette ki bu şarkıyı ve klibi tüm hikayesi ile ve heyecanla dinlemek istiyorum :)

Aslında bu şarkı benim neredeyse 22 sene önce yazdığım bir şarkı. “Benim Adım Feridun”un müziklerini yaparken şarkıyı sandıktan çıkarmıştım. Film için İskender Paydaş düzenlemişti ve Halil Sezai o kadar güzel söyledi ki artık bir daha ben bu şarkıyı söylemem diyordum. Ama bu albümü hazırlarken Doğan şarkıyı çok beğendiğini albüme koymak istediğini söyledi. Albüm bitince şarkının Doğan’la buluştuğumuz noktayı çok iyi anlattığını düşündük ve çıkış şarkısı yapmaya karar verdik. Klip için bambaşka bir fikir vardı aklımızda ki ben çok heyecanlıydım. Bu eve kapanma sürecinden önce son gittiğim yer de klip toplantısı idi zaten :) Ama işte hayat kendi emirlerini uyguluyor bazen. Yine de şarkıyı klipsiz bırakmak istemedik ve evde bir video çektik. Yönetmenimiz Onur Özcan tek başına evime geldi ve evdeki doğal hallerimi çekti. Sanırım şarkının sözleri de bugün yaşadığımız karantina havasına çok yakıştı.

 

Benim bildiğim ve tanıdığım müzisyen Çiğdem hiç boş oturmuyor ve sürekli bir çalışma temposu içerisinde. Dizi müziklerinden tiyatro müziklerine, beraberinde birçok sosyal projenin içinde hayatın sürüklediği her yere izler bırakıyor ve bunların hepsi çok güzel adımlar, heyecanlar?
Hayatının içindeki bu telaşı, müzik dolu koşturmaları, heyecanı belki de bir gününü, günlerini nasıl özetliyorsun, nasıl bir aşkla yetişebiliyorsun?

Uzun yıllardan beri kendime bir düzen kurdum. Tiyatro, akademik yaşam ve şarkılardan oluşan bir hareket planım var. Son yıllarda dizi ve film müzikleri de benim için önemli bir beslenme alanı oldu. Sosyal projeler zaten doğal olarak hep vardı hayatımda. Genellikle günlerim çalışarak geçer aslına bakarsan. Kafamda hep bir proje vardır benim. Ortaya çıkardığım ürünler yıllarca evde kendi kendime üstüne düşündüğüm şeyler. Bir de sosyal yaşantıya da önem veren biriyim. Az ama öz bir arkadaş çevrem var. Onlara, aileme, sevdiğim dergilere, şiirlere ve hatta mekanlara vakit ayırmayı ihmal etmem. Benim aşk dosyamın içinde hepsinin yeri var.

 

Her yıl “Dünya Tiyatro Günü”nde bir kutlama klasiğine dönüşen “Sahnelerden Aşk Şarkıları” bu sene altıncısını gerçekleştirecekti ama malum süreçten dolayı ertelendi. Çok önemsediğim ve gerçekten heyecanla takip ettiğim bir seri bu; öncesine dönelim ve nasıl hayata geçti onu da dinleyelim istiyorum senden. Her sene konsepti nasıl belirliyorsun ve isimler nasıl dahil oluyor?

Bu proje 6 sene önce Enka Sanat’tan bana gelen bir öneri ile ortaya çıktı. Gül Mimaroğlu ve Murat Ovalı beni arayıp Dünya Tiyatro Günü’nü benim konserim ile kutlamak istediklerini söylediler. Ben de bunun üzerine ben sahnede hep oyuncularla beraberim onları da alıp geleyim dedim. Bu konserlerin benim hayatımda apayrı bir yeri var. Her sene Mart ayında tatlı bir telaş alır evi. Çünkü beni tanıyanlar bilir doğum günümden daha coşkulu kutlarım 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü. 25 yıldır tiyatro müzisyeni olarak 60’şı aşkın oyunda yer aldım. Haliyle çok geniş bir oyuncu çevrem oluştu. Her sene içimden geldiği şekilde oyuncu arkadaşlarımı davet ediyorum. Genel olarak sahnede beğendiğim yeteneklerine hayranlık duyduğum oyuncuları çağırıyorum aslında. Bazıları ile daha önce çalışmış oluyoruz bazısını da uzaktan gözüme kestirmiş oluyorum.

 

Senin için ayırmak çok zordur eminim ama özellikle unutamadığın bir an, anı, bir sahne oldu mu böyle ayrı tuttuğun bu projenin içinde?

İnan çok özel geceler oluyor anlatması sayfalar sürer. Ama son konserde sahnede selam verirken, seyirciler arasında bulunan Gülriz Hoca ile göz göze geldiğim anı hiç unutamayacağım sanırım. İki elini havada buluşturdu ve harika diye fısıldadı uzaktan. Sadece bana değil gecenin büyüsüne ve tüm arkadaşlarımaydı o söz.

 

Konserlerden bahsetmişken, her albümün ile birlikte şarkılarını hemen sonrasında canlı canlı dinledik senden; şimdi yaşadığımız durum malum ve kuşkusuz yakın bir zamanda da hayata geçmeyecek ama olacak mutlaka değil mi? Bu albüme dair önümüzdeki süreçte özel bir şeyler var mı planlanan yoksa her şey akışında kendi içinde mi yolunu bulacak?

Şu anda varolan konserlerimiz iptal oldu ve inan planlanmış hiçbir şey yok. Bunu hep birlikte göreceğiz bence. Şimdilik konsersiz bir albüm maalesef ama umarım bu günler çarçabuk gerer de bir araya geliriz.

 

Laf lafı açıyor biliyorum ama şiire de özel bir sevdan var, Metin Altıok şiirine getirdiğin beste Müzik Ekspres’in ilk yılında yılın şarkısı ödülünü de size getirmişti ki buradan da Birsen’e, Umay’a, Zeynep Altıok’a ayrıca selam olsun. Bir müzisyen olarak şiirlere nasıl bir hassasiyet içindesin, bir ara şiirlere şarkılar yapmak istediğini de söylemiştin sanırım; o düşünce bir yerlerde yerini hala bekliyor mu peki?
Bir şiirimi de Çiğdem Erken bestelesin çok isterim diye de bir not düşebilirim hem burada :)

Neden olmasın :)

Aslına bakarsan Shakespeare’den Brecht’e Can Yücel’den Nazım Hikmet’e bestelediğim bir çok şiir ve şarkı sözü var. Zaten tiyatroda yaptığım şarkı yazma biçimi şiir bestelemeye çok benziyor. Ancak şiir benim hassas noktam bu konuda çok titizim. Şarkı yazmaya da şiir yazma sevdasından sonra başlamıştım zaten. Dolayısıyla seçmem uzun sürüyor. Metin Altıok şiirlerini bestelemeden önce bir sene boyunca bütün şiirlerini yüzlerce kez okudum. Sonunda 3 tanesini seçtim ve bestelemem 3 gün bile sürmedi. Önce şiiri tamamen vücuduma geçirmem lazım. Yani bir şiir albümü hatta 2 şiir albümü projesi aklımda ve mutlaka hayata geçiricem ama hazırlık aşaması çok uzun sürecektir.

 

Biz daha çok buluşacak ve daha çok karşılaşacağız, söyleşeceğiz eminim; su gibi akan bu şahane albümünü tekrar tebrik ederim ve nice güzel dinleyici dilerim ama söyleşimiz bitmedi; sonunda böyle kısa kısa yanıtlar almak istediğim minik sorularım da var :)

 

Kimleri dinleyerek büyüdün mesela, şu şu isimler olmasaydı eksik olurdum dediğin isimler kimler hayatında?

Öncelikle çocukluğum, konservatuvar yıllarım klasik müzik dinleyerek geçti. Diğer türleri neredeyse hiç dinlemiyorduk. Haftada 2 kez mutlaka gittiğimiz Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserleri olmasa eksik olurdum sanırım. Müziği orada öğrendik. Daha sonra diğer türleri de dinlemeye başlayınca en çok Sting, Phil Collins, Dire Straits, ve özellikle Fairground Attraction’ı baya dinlemişimdir. Vedat Sakman, Timur Selçuk ve MFÖ kasetlerim de vardı. Zuhal Olcay ve Hümeyra’nın yeri ayrıdır. Bir de şunu söylemeliyim ki Mehmet Teoman’ın sözlerini çok beğenirdim.

 

İlk aldığın albümü hatırlıyor musun?

Çocukluğumdan hatırladığım ilk albüm annemlerin Nilüfer plağı. Bana ait ilk albümden çok emin olamıyorum ama ablamın doğum günümde aldığı Dire Straits Money for Nothing sanırım. Ondan öncesi daha çok karışık kaset. Bir de ödünç bir Rachmaninov piano konçertosu plağım vardı her gece evdekileri yatırır onu dinlerdim.

 

Peki günümüze geldiğimizde yakın zamanda kimleri keyifle dinliyorsun, takip ediyorsun ve seni heyecanlandırıyor?

Moduma göre değişiyor. Günün her saati deli gibi müzik dinleyen biri değilim açıkçası. Daha çok yeni şeyleri keşfetmek üzerine dinlerim. Bir de hüzünlü olduğum zaman dinlediğim bir şarkı listem var :)

 

Ortak dostumuz Birsen Tezer’e bir selamımız olsun, buradan neler söylemek istersin kendisine?

Onun yeri o kadar özel ki benim için. Kankim.. Dostum, sırdaşım.. Onunla aramızda derin bir gönül bağı var. Yazdıklarımı en iyi anladığını düşündüğüm insanlardan biri o aynı zamanda. Zaten hayran olduğum bir müzisyen. O hepimizin Birsen Tezer’i. Türler üzeri bir saygınlığı var. Gecenin bir vakti kendi başıma demlenirken onu da çok dinlerim bak. Ayrı şehirlere düştük özlüyorum onu.

 

Bugüne kadar yan yana gelmediğin, bir gün keşke gelsem de bir çalışma içinde olsak dediğin bir müzisyen var mı?

Ah keşke o kadar erken gitmeseydi Onno Tunç. Bir de Sting’le oturup konuşmayı çok isterdim.

 

Karantina günlerinde evdeyiz, evdesin, peki nasıl geçiyor günlerin, neler yapıyorsun?

Aslında ben evde yalnız olmayı çok seven duvarlarla konuşabilen günlerce yalnız vakit geçirebilen biriyimdir ama bu sefer biraz uzun sürünce ve mecburiyet olunca değişik ruh hallerindeyim. Bir gün çok tedirginken ertesi gün müthiş bir yaşama sevinci ile uyanabiliyorum. Yemek yapmayı çok severim mutfakta vakit geçiriyorum. Online derslerim sürüyor zaten. Arkadaşlarımla görüntülü konuşmalar yapıyoruz. Biraz şiir okumaları, biraz müzik. Yatmadan önce dergilerimi okuyor ve dizi izliyorum. Herkes gibiyim inan.

 

Söyleşimizin sonunda başka bir müzisyenden şu anki ruh halini anlatan bir şarkı seçmeni istiyorum?

Ezginin Günlüğü’nde Eksik Bir Şey

 

Sımsıkı sarılıyorum o güzel kalbine Çiğdem …

Şu işler bitsin de gerçekten sarılalım :)

 

 

 

Dördüncü albüm “Uyandım Yoksun”, Ada Müzik etiketi ile raflarda yerini aldı. İlk albümden beri biz hep bir araya geldik, uzun uzun konuşma şansını bulduk, şimdi de bu albümü konuşacağız ama ben önceki albümlere de bir selam yollamak istiyorum ve o gün baktığımızda değil bugün baktığımızda o albümleri nasıl değerlendiriyorsun diye sormak istiyorum. Neredeyse çocuk yaşlardan beri şarkı yazıyorum. Şarkıları yazdıktan yıllar sonra kaydettim. Özellikle "Kız Kafası" ve "İstanbul Kızı" albümlerimdeki şarkılar seneler boyunca evde kendi kendime çalıp söylediğim şarkılardı. Şarkılar arkadaşlarım arasında çok konuşulunca kaydetmeye karar verdim. Myspace gibi platformların hayata geçmesiyle ilk dinleyicilerimle buluştum bir çok müzisyen gibi. "Kız…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.78 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*