EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Cihan Ölçek

Cihan Ölçek

“Haftanın Söyleşisi” bu hafta müziğin pop renginde devam ediyor ve son yıllarda en güzel çıkışlardan birini yapan ve bunu başarı ile de devam ettiren değerli bir müzisyeni ağırlıyor. Cihan Ölçek konuğum.

Kim, ne kadarını okur bilemiyorum ama uzun söyleşilere, konuğumun anlatacak çok şeyi olmasına bayılıyorum. Öyle ki müzik yolculuğunun en başından beri birbirimizin takibindeyiz ama henüz yan yana gelmedik, aynı şehirdeyiz ama bu söyleşi için de ortak bir gün / mekan belirleyemedik ama bu engel olmadı, bir şekilde sorularım bir çırpıda gitti kendisine aynı hızda döndü, Müzik Ekspres isminin bu anlamda hakkını veriyor.

Cihan’a gelince en çok müziğe olan aşkını fark ettim, heyecanını, söyleşiyi okurken siz de göreceksiniz ki ona olan ilhamı; bir yerde kendisine de dedim devamında, mutlaka bir araya gelmeliyiz ve uzun uzun müziği kayıt dışı da olsa konuşmaya devam etmeliyiz. Bir kere 90’lar pop ve en çok Sezen hayranı. Bir kere piyasayı çok iyi gözlemliyor ve yarınlara dair hedefleri var. Işığı da var ki kliplerini izlediğinizde enerjisini de görebiliyorsunuz.

“Anahtar Teslim” ile çıkışını yaptı ama kendisi kaynaklı olmayan eksik bir şeyler vardı, ilerleyen çalışmalarında bunu fark etti ve çalışmaya devam etti, Öyle ki EP çalışması “Kalan” ile taşlar yerine oturdu ve geçtiğimiz günlerde bir Sezen – Levent Yüksel ortak çalışması ile de resmi ilk coverını üstelik bağımsız olarak yayınladı. Bana kalırsa önümüzdeki günlerde adını çok daha fazla duyacağız ve temennim, onun da çok istediği sahnelerde de kendisini dinleme şansını bulacağız. Sözü çok uzatmayayım keza fazlasını söyleşimizde bulacaksınız zaten. Teşekkürler sevgili Cihan ve teşekkürler müzik bizi buluşturduğun için.

Kadri Karahan

 

 

İnstagram

Twitter

Youtube

 

2018 yılında “Herkesin doğru bir zamanı vardır, şimdi benim zamanım” dediniz ve “Anahtar Teslim” ile ilk bizlerle buluşmanız gerçekleşti. Ama öncesi öğrendik ki müzik hep ilginiz olmuş ve Almanya’daki hayatınızı bırakıp İstanbul’a yerleştiniz. Burada şan, solfej ve gitar dersleri almışsınız; hadi yeniden o yıllara dönelim ve heyecanınızı bir kere daha dinleyelim.

İşçi bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğdum. Orada olmak beni hiçbir zaman mutlu etmedi. Türkiye’de yaşayabilmeyi hep çok arzuladım. Hepimiz bazı bilgilerle, içgüdülerle geliyoruz dünyaya. Size çok tanıdık olan hisler, başkalarına anlaşılmaz gelebiliyor. Henüz okuma yazma bilmediğiniz yaşlarda da hayata dair görüşleriniz, kararlarınız oluyor. İçimdeki derin müzik aşkı her zaman en büyük motivasyonum oldu. Sürekli şarkı söyleyen, müzik dinleyen bir çocuktum. Oyuncak mikrofonum, enstrümanlarım vardı. Teybe kaset koyup kendimi kaydederdim. Hiç sıkılmadığım bir oyundu bu! Kendimi kliplerde, afişlerde, ekranlarda hayal ederdim. 90’ları yaşamak eşsiz bir deneyimdi. Her gün yeni şarkıcılarla, şarkılarla tanışırdık. Sevdiğim isimlerin fotoğraflarını gazetelerden keser, bir defterde biriktirirdim. Bir gün ben de onlardan biri olmayı düşlerdim. En büyük idolüm Tarkan’dı. Onun yolundan gitmek istiyordum. Yıllar iyisiyle kötüsüyle akıp gitti. 22 yaşında üniversite vesilesiyle İstanbul’a taşındım. İşte benim için hayat o vakit başladı! Hiç bilmediğim, hiç kimseyi tanımadığım şehre, hayallerimin peşinden koşmaya geldim. Ama her şey filmlerdeki gibi olmadı tabii. Çok zor zamanlar yaşadım. Umutsuzluğa kapıldığım, her şeyin sonuna geldiğimi düşündüğüm çok oldu. Müzik sektörünün kirli ve karanlık taraflarını gördüm. Vaatlerde bulunup sözler veren, sonra da yarı yolda bırakan, ikiyüzlü, kötü kalpli insanlar tanıdım. Yeteneğin hiçe sayıldığına, başka etkenlerin yol açtığına şahit oldum. Çok zaman kaybettim. Ama hiçbir zaman kendimden ve inandığım şeylerden taviz vermedim. Benim üniversitem, bu şehrin, bu sektörün insanları oldu. Hayal kurmaktan ve mücadele etmekten hiç vazgeçmedim. Dersler almaya, kendimi geliştirmeye devam ettim. “Anahtar Teslim”i yapmaya karar verdiğimde 28 yaşına gelmiştim. Projenin her şeyini kendim üstlendim. Kimseye sırtımı yaslamadan da var olabileceğimi kanıtladım. Sadece yakın dostlarımın desteğini aldım. İnsan yaşadıkça hayalleri de dönüşüyor. Ben artık o eski ben değildim ve istediğim şeyler de farklıydı. Fakat çıkışımı anlaşılması kolay bir şarkıyla yapmak istedim. Sözü ve müziği bana ait olan şarkıyı Nurettin Çolak düzenledi. Bugün bakınca çok gurur duyduğum bir iş olduğunu söyleyemem. Daha iyisi elbette mümkündü. Ama o dönem için güzel bir projeydi, bana çok dönüşü oldu. Amacım tuğla üstüne tuğla koymaktı. Her adımda kendimi aşmak ve sadece kendimle yarışmak. Nitekim öyle de oldu sonra.

 

 

Özünüzün melankolik olduğunu belirtmiştiniz ilk çalışmanızda ama çıkışınızı hareketli bir şarkı ile yapmıştınız; Beklediğiniz bir çıkış oldu mu peki adına, Nasıl bir ilgi ile karşılandı çalışma ve sizi bir sonrakine nasıl hazırladı. Kimler o süreçte yanınızdaydı, bir ikinci şarkı için nasıl bir gözlem yaptınız devamında?

Duygusal bir şarkıyla çıkış yaparsam üstüme yapışır diye düşündüm. Sızlanan birini sonra dans ederken görürlerse kabulü zor olur gibi geldi. Hüzne geçiş yapmaksa hep daha kolaydır. Fakat istediğim gibi bir çıkış oldu mu? Hayır! Üretim sürecinde çok fazla aksaklık yaşadım. Şarkı çıktıktan sonra da zor yollardan geçtim. Her şey daha güzel olabilirdi. Yanımda olacağını zannettiğim birçok kişi yanımda olmadı, bir yandan da hiç ummadığım insanların desteğini gördüm. Allak bullak olduğum bir dönemdi. Sevdiğim bir Japon Atasözü der ki, “Yedi kez düş, sekiz kez kalk.” Çok düştüm, çok kalktım. Attığım her adım bana yeni öğretiler kazandırdı, yeni bir ben inşa etmeme yardımcı oldu. Gerçekten neyi isteyip neyi istemediğimi uzun uzun düşündüm. Yolculuğumun devamında özüme daha da yaklaşmaya karar verdim. Bugün her şeye iyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Geçmişi değiştiremem ama yarınları belki şekillendirebilirim. Ben en güzel şarkımı henüz yazmadım!

 

 

Görebildiğim kadarı ile her daim müzik hayatınızda vardı, güzel bir müzik arşivine ve iyi bir müzik kulağına sahip olduğunuzu düşünüyorum, bu da az çok müzik piyasasını da yakından takip ettiğinizi gösteriyor hali ile. Sizin de bahsettiğiniz o duygusal yanınıza gelelim ki ikinci şarkıda da sözlerde sadece kendini gösteriyor zira “Aşktan Kovuldum” da hareketli bir şarkı. Bir yıl üzerinde çalıştığınızı söylüyorsunuz, bu durum ne ile alakalı, nasıl bir süzgeciniz var?

Güzel görüşleriniz için teşekkür ederim. Müzik tarihine merakım var, deyim yerindeyse çok fazla kazı çalışması yapıyorum. Güncel üretimleri de takip etmeye çalışıyorum ama nadiren bana ilham veren, beni besleyen şarkılara rastlıyorum. İkinci şarkıma gelecek olursak eğer, ben aslında ”Anahtar Teslim”den sonra üç şarkıma demo hazırladım. Onlardan bir tanesine karar verip onunla ilerlemeyi düşünüyordum. Karar aşamasında müzik şirketimin de görüşlerini almak niyetindeydim, fakat bir iletişim kopukluğu yaşandı… Bir akşam müzisyen arkadaşım Mert Zarkan’la yazışıyorduk. Bana son yaptığı çalışmaları gönderip fikrimi sordu. Bir tanesi çok ilgimi çekti. Üstüne söz yazmak için kendisinden izin istedim ve ortaya ”Aşktan Kovuldum” çıktı. Hiç hesapta yokken kendisiyle ortak bir şarkımız oldu! Demolarımı bir kenara koyup bu şarkıyla devam etmeye karar verdim. Kısa bir süre içinde stüdyoya girdim, şarkıyı tamamladık. Klip hazırlıkları yaparken pandemi başladı ve hayat uzun bir süre durdu! Ona da alışınca, sokağa çıkma yasakları arasında klibi çektik. Her şeyin derlenip toparlanması yine bir iki ayı buldu. O arada bir de taşındım ben. Özetle, ilkbaharda çıkarmayı düşündüğüm ”Aşktan Kovuldum”, 2020’nin son ayında dinleyiciyle buluştu. İlk şarkımda beni olumsuz eleştirenler de olmuştu ama bu şarkıda olumsuz hiçbir şey duymadım. Radyoların ve müzik otoritelerinin beğenisini kazandım. Kendim için doğru bir adım attığımı düşünüyorum.

 

 

Ben asıl çıkışınızı “Kalan” isimli EP’niz ile yaptığınızı düşünüyorum, bu çalışma için bir tema ya da konsept diyelim oluşturuyor ve şarkılar birbiri ardına dinlendiğinde sanki taşlar oturuyor yapmak istediklerinize dair. O süreçte zaten siz de demiştiniz tek şarkı ile kendinizi ifade etmenin eksik kaldığını, burada ben adınıza sonuçtan çok memnunum ki bu ayrılığın anatomisini biraz detaylı dinlemek istiyorum, nasıl başladı süreç, nasıl devam etti adınıza, müzik dünyası nasıl baktı, nasıl tanışıklılar doğurdu, nereye gitti devamında.

”Anahtar Teslim”den sonra hazırladığım bazı demolardan söz etmiştim, işte onlardan ikisini ”Kalan”ın aranjörü olan Omark’la kaydetmiştik. Bu iki şarkıdan biri ”Kalan”da yer alan ”Kandırmam Lazım”dı, diğeri ise henüz yayınlanmadı. O zamandan beri birlikte bir şeyler yapma arzumuz vardı. Fakat aynı dönem o Bodrum’a taşındı ve birlikte üretme fikri bir süre ortadan kalktı. Bir gün telefonda konuşurken artık birlikte bir şeyler yapalım dedi ve benden birkaç şarkımı göndermemi istedi. Gönderdiğim şarkılar arasından ”Alışırım Ben Git”e yükseldi ve onun üstünde çalışmaya başladı. ”Alışırım Ben Git” demosunu yaptığım o üç şarkıdan biriydi ama Omark daha önce hiç dinlememişti. Ben ilk iki single’dan sonra daha farklı ne yapabilirim diye düşünüyordum. Ortaya bir şarkıdan fazlasını koymak istiyordum. Albüm yapmak malum çok zor. İki şarkılık proje fikri düştü aklıma. İstanbul’a geldiğimden beri her aşamada yanımda olan yakın arkadaşım Yağızcan Akbulut, bir EP yapmam konusunda beni motive etti. Rastgele seçilmiş iki şarkı olsun istemiyordum. Bir konsept olmalı mutlaka dedim. Çok düşündüm. ”Alışırım Ben Git” aşkın son perdesini temsil eden bir şarkı, taraflar durumun farkında ve kabullenişe geçiyor. Elimdeki şarkıları dinlerken ”Kandırmam Lazım”ın bu hikayeyi tamamladığını fark ettim; aşk bitmiş, kız gitmiş ve adam hayatına onsuz devam ediyor. Birbirinden ayrı zamanlarda yazılmış olmalarına rağmen ikisi yan yana bir bütünlük oluşturdu. Ama bir şeyin eksikliğini hissediyordum yine de. Bir intro hayal ettim. Bir ayrılığın soundtrack’i gibi olsun istedim. Tek başına dinlendiğinde bile projenin ana fikrini versin. Omark’la uzun uzun konuştuk hep. Anlattığım her şeyi çok iyi işledi ve ortaya şahane bir sonuç çıktı. Omark şarkıları Bodrum’da düzenledi, pilot kayıtlar için onu ziyarete gittim. Final kayıtlarını İstanbul’da, Sezen Aksu’nun stüdyosu Lonca’da gerçekleştirdim. O zaten apayrı bir maceraydı. Nihayetinde “Kalan”la birlikte bir hikaye anlatmayı başarabildim! Kendi rengimi, kendi dokumu oluşturabildim. Müzikal bir doyum yaşadım. Sayısal her değer insanı mutlaka vasata çeker ama bazen dillendirmek gerekiyor, ”Kalan” dijital platformlarda en çok dinlenen projem oldu. İlk kez en iyi erkek şarkıcı aday adayı oldum mesela. Bu ve bunun gibi, müzik adına küçük ama benim adıma güzel gelişmeler yaşandı.

 

 

Ve tabii ki bu bahsettiğimiz zamanlar yaşanan pandemi nedeni ile de kuşkusuz biraz buruk geçti. Pop müzik biraz da aksiyon demekti değil mi, mesela sahneler olmalıydı, daha çok buluşmalar, karşılaşmalar; mesela sizin YouTube kanalında bazı coverlarınızı dinleyebiliyoruz, peki bu süreçte mesela konserler gerçekleşti mi, bunlar adına yanıtınız evetse sizin için nasıl bir deneyime dönüştü sahne, önümüzdeki günlerde böyle duraklar olacak mı?

Aslında yolun başında sahne çalışmaları için çok emek verdim. Yine de istediğim gibi gitmedi. Soğudum. Dedim ya, yol boyunca ben de değiştim, yapmak istediklerim de değişti. Kendi şarkılarımı biriktirip, kitlemi oluşturup öyle devam etmeye karar verdim ve her şeyi zamana bıraktım. Ben konser şarkıcısı olmak istiyorum. İstek şarkılar söyleyen, herkese mavi boncuk dağıtan, karışık kaset gibi repertuvar yapan biri olmak istemiyorum. Yapabilenlere saygı duyuyorum, fakat ben o değilim. Tabii gece hayatı çok seçiciliği kaldırmıyor. Sadece müzik dinlemeye gidebileceğimiz yerler çok azaldı. Fiks menülerin yanında promosyon olarak müzik veriliyor artık. Belirlenen cirolara ulaşamayan mekanlar, zararı müzisyenlerin kaşesinden kesiyor. İşletmeleri de anlıyorum, sadece bilet fiyatlarıyla çark dönmüyor. Ekonomik şartlar nedeniyle eğlenmeye gidebilen insanların sayısı da azaldı. Hayat neler gösterir bilemiyorum.

 

 

Her yerde ve her fırsatta söylediğiniz bir Sezen Aksu aşkı var sizde. Ve paylaşımlarımızda da görüyorum büyük de bir 90’lar aşkı var içinizde. Mesela Sezen dünyasına ne zaman ilk giriş yaptınız hatırlıyor musunuz, nasıl büyüdü devamında bu aşk içinde, bir araya gelme şansını buldunuz mu, buraları okuyor olabilirse neler duymalı sizden, sevginizden? Ve madem konu Sezen, o en gıcık sorumu sormalıyım; hayatınızın en Sezen şarkısı hangisi? :)

Sezen Aksu çoğunluk için sadece bir şarkıcı belki, benim içinse bir yol arkadaşı, bir kılavuz. Aynı zaman diliminde buluştuğumuz için müteşekkirim. 90’larda birçok şarkısıyla hayatımdaydı ama bende bir devir başlatan 2000 yılında yayınladığı ”Deliveren” albümüdür. Sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmadı benim için, her geçen gün katlanan bir sevgiye, bir tutkuya dönüştü. Yine anlatması zor bir his. Yaşayan bilir! :) Karşılıklı olarak oturup sohbet etmedik henüz ama bir araya geldik mi? Geldik! ”Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam” yorumum Harbiye Açıkhava sahnesinde ekrandan eşlik etti kendisine. Sahneleri bıraktığını açıkladığı konserde de ekrandaydım. Öğrenciydim o zaman, 40. yılı kapsamında bir yarışma düzenlenmişti. Kazananlardan oldum. Ucundan kıyısından böyle yakalayabildim sahnesinde olmayı. Kalpten kalbe bir yol var aramızda her zaman. Beni ve hissettiklerimi zaten biliyor. Son nefesime dek onun büyüsüyle yaşayacağım. Her dönemim onun şarkılarıyla geçti. İlla bir şarkı seçecek olursam eğer bu ”Kurşuni Renkler” olur. Meraklısına bir öneri: 1985 yılında ”Sezen Aksu Söylüyor” müzikalinde Onno Tunç’un piyanosu eşliğinde olağanüstü bir yorum sergiliyor, o kaydı mutlaka dinleyin.

 

 

96 yılında Levent Yüksel’in ikinci albümünün çıkış şarkısı “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim” de sözleri Sezen imzalıydı, şarkı beklenen ilgiyi o dönem ne kadar görebildi emin olamıyorum ama sizinle yıllar sonra yeniden doğdu, o yıllara yeniden dokundunuz sesinizle, aslında şarkı “bu dönemin insanı değilim” demenizle daha çok dikkatimi çekti benim ve ben sizinle yeniden o özlediğimiz dönemleri yaşamaktan çok memnunum. Hadi bu şarkıyı bir kere daha dinleyelim sizinle, nereden aklınıza geldi, neler hissettiniz okurken, nasıl dönüşler geldi devamında?

Çocukluğumdan beri yeniden yorumlamak istediğim şarkılar var. Ben bunları liste halinde tutuyordum eskiden. Yıllar içinde birçoğu söylendi ve hatta döneminde hit olmayanlar bile hit oldu. Ben sosyal medyamda sürekli sevdiğim şarkıları kendimce yorumlayıp paylaşıyorum ve güzel tepkiler alıyorum, dijital platformlarda da dinlemek istediklerini söylüyorlar. Cover yapma fikri beni de hep heyecanlandırıyordu. Başta kendi şarkılarımla ilerlemek istedim ve hep erteledim. ”Kalan”ın kayıtları tamamlandıktan sonra artık bu fikre odaklandım. Birkaç şarkı vardı aklımda ama dönüp dönüp aynı şarkıda karar kılıyordum, yani ”Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim”de. Döneminde pek anlaşılmamış ve bir daha da kimse tarafından yeniden yorumlanmamıştı. Söylem olarak kendime çok yakıştırıyordum. Sezen Aksu ve Levent Yüksel’in yazdığı, Onno Tunç’un düzenlediği bir şarkıyı yeniden yorumlama fikri kalbimi yerinden oynatıyordu. Yine sancılı bir süreç yaşandı, yine çok ağladım ama ortaya gurur duyduğum bir netice çıktı. Ozan Sarıboğa ne istediğimi çok iyi anladı, kendinden de katarak şarkıyı olağanüstü düzenledi. Şarkının özünü bozmadan ama taklit de etmeden, yeni bir öneri sunduk. Birçok insan şarkıyı ilk kez duyduğunu, cover olduğunu bilmediğini dile getirdi. Neredeyse unutmuş olan ama benimle birlikte yeniden hatırlayanlar da çok.

 

 

İstanbul Üniversitesi Radyo Sinema Televizyon bölümünde aldığınız eğitim bu şarkı ile birlikte bir yerde de ilk etkisini gösterdi diyebilir miyiz, bu son çalışmanızın yönetmen koltuğunda da sizi görüyoruz, ayrıca ne güzel ki bağımsız olarak çalışmalarını yayınlayan isimler arasına siz de katıldınız? Aslında hemen hemen tüm şarkılarınız kliplendi, peki bir müzik şirketi ya da kliplerin müzisyen üzerinde artık gerçekten etkisi var mı, bir dönem bunlar çok gerekliydi biliyorum ama şu an için ne değişti de bunlar değerini yitirdi?

İlk klibimden bu yana içerikleri hep ben tasarladım. Çalıştığım yönetmenler aslında istediklerimi uygulamaya çalıştı. Her aşamada aktif olarak yer almayı seviyorum. ”Aşktan Kovuldum”da kısmen başlamıştım aslında sette de müdahale etmeye. Bir önceki klibim ”Alışırım Ben Git”i ise Yağızcan’la birlikte yönettik. İlk defa tek başına yönettiğim klip ”Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim” oldu. Bu şarkıyla birlikte bağımsızlığımı da ilan ettim. Müzik şirketlerinin eskiden çok etkisi oluyordu belki ama günümüzde pek bir anlamı kalmadı. Seri üretimleri seri olarak yayınlamak dışında bir katkıları yok çoğunun. Bazı isimler seçiliyor, bütün yatırım onlara yapılıyor, diğerleri kaderine terk ediliyor. İstisnalar her zaman vardır elbette ama bir şirketin yüz sanatçısı varsa doğal olarak hepsiyle ilgilenemez ve yatırım yapamaz. Kendi adıma konuşacak olursam eğer, ben zaten en başından beri her şeyle kendim ilgileniyordum. Neden bağımsız ilerlemeyeyim ki diye düşündüm. Böylelikle tüm haklarım da bende kalıyor.

 

 

Ve gelelim ilhamlarına, söz yazarı – besteci kimliğine yeniden; bir şarkı nasıl doğuyor sizde, ne ilham veriyor, notalar nasıl oluşuyor, hayata geçerken bu nasıl bir heyecana dönüşüyor, sırada mesela neler olacak, yine single / EP yolculuğu devam mı, başka projeler, hayaller var mı; bir sonraki şarkı hakkında ipuçları alabilir miyi dinleyiciniz?

Bu zamana kadar yayınladığım hiçbir proje birbirine benzemiyor. Hepsi benim ama her birinde farklı bir ben var. Yeni yapacağım işlerde de bu böyle olacaktır. Hiçbir zaman kopyala yapıştır yapmak istemiyorum. Özüme sadık kalarak farklı deneyimler yaşamak istiyorum. İlhamımı en çok dinlediklerimden ve okuduklarımdan alıyorum. Üstünde çalıştığım şarkılar var. Sıradaki hangisi olur bilemiyorum. Bestelediğim şiirler var mesela, onların haklarını alabilirsem belki onları bir projeye dönüştürürüm. Cover yapmak çok hoşuma gitti, ara ara böyle devam edebilirim.

 

 

ve son olarak Ekspres klasiği anımsamalar sorularımız…
İlk aldığınız albümü hatırlıyor musunuz mesela?

Tarkan / Aacayipsin

 

Hangisi daha çok heyecandı ya da hala heyecanınız? Plaklar, kasetler, CD’ler, dijital müzik…

Ben kasetlerle büyüdüm, benim için vazgeçilmezler. Hala evimde durur arşivim. CD’ler de olağanüstü bir heyecandı, istediğin şarkıyı anında dinlemek büyük bir lükstü o dönem için. Onları da saklıyorum. Dijital müzik, arşiv konusunda bana çok katkı sağladı. Uçsuz bucaksız bir keyif yaşatmaya da devam ediyor. Ama kasetleri gittiğim her yere yanımda taşıyıp, evire çevire dinlemeyi, kartonet okumayı çok özlüyorum. Günümüzde bu özlemimi plaklarla dindirmeye çalışıyorum. Yeni ve eski basım plaklar biriktiriyorum ve neredeyse her gün dinliyorum.

 

En son kimin konserine gittiniz / sevdiğiniz konser mekanları hangileridir mesela?

En son Nükhet Duru konserine gittim, her zamanki gibi büyüleyiciydi. En sevdiğim konser mekanı ise Harbiye Açıkhava.

 

Bir gün birlikte çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı peki, mesela onunla sahnede şarkı söylemek, bir düet yapmak vs. gibi, sanırım cevabını biliyorum ama sorayım yine de????

Bildiğiniz cevap Sezen Aksu olmalı! :) Kendisi sahnelere bir daha dönmeyeceğini söylüyor. Dönse de sıra bana gelir mi, bilmiyorum… Bu tür hayalleri eskiden çok kurardım ben. Zaman içinde hayallerimde bile bireyselleştim. Ama Ajda Pekkan, Nilüfer, Nükhet Duru, Levent Yüksel, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi gibi isimlerle sahnede bir araya gelmeyi her zaman çok isterim.

 

Son dönemlerde kimleri dinliyor, kimleri başarılı buluyorsunuz?

Yeni çıkanları fikir edinme açısından dinliyorum sadece, hayatıma eşlik edenler çok nadiren oluyor. Teoman’ın son albümünü inanılmaz beğeniyorum mesela, adam tam bir efsane. Ayrıca son zamanlarda çok fazla Tülay German, Şenay, Ömür Göksel, Cem Karaca dinliyorum. Elias Rahbani’ye taktım bir de, ondan epey ilham alıyorum. Sezen Aksu ve Tarkan her daim listelerimde zaten, onları artık saymıyorum. İstatistiklerime baktım şimdi, Aşkın Nur Yengi, Nalan, Neşe Karaböcek ve Nilüfer var bir de son dönemde sık dinlediklerim arasında.

 

Sosyal medya ile aranız nasıl, dinleyicileriniz size en çok ne soruyor mesela?

Sosyal medyayı aktif olarak kullanmaya çalışıyorum. Dinlediğim müzikleri, okuduğum kitapları paylaşmak hoşuma gidiyor. Gittiğim yerlerdeki güzel detaylara da mutlaka yer veriyorum. Yeni şarkıları soruyorlar en çok. Beni daha fazla görmek ve duymak istediklerini söylüyorlar. Hepsini anlıyorum. Anlamak çözmeye yetmiyor.

 

Hayatınızın diğer renkleri neler, dünyanızı neler güzelleştirir müzikten başka?

Edebiyata ilgim var. Her gün kitaplara vakit ayırıyorum mutlaka. Okumanın iyileştirici gücüne inanıyorum. Eskiden sinema da hayatımda büyük yer kaplıyordu ama son dönemlerde bir şeyler izlemeye odaklanamıyorum. Canım sıkıldığında Yeşilçam filmlerine sarılıyorum, onlar her dem iyi geliyor. Çok fazla podcast dinliyorum, takip ettiğim yayıncılar var. Dinlemek izlemekten daha iyi geliyor uzun zamandır. 10 yılı aşkındır düzenli olarak spor yapıyorum, benim için vazgeçilmez bir rutin. Ayrıca Beyoğlu’nda olmayı ve farklı yerlerde kahve içmeyi çok seviyorum.

 

ve son olarak şu anki ruh halinizi anlatan bir şarkı seçin bizim için ve finali öyle yapalım.

Bu sabah güne başladığım Hümeyra şarkısıyla kapatalım: ”Ya her şeyim, ya hiçim, sorma dünya ne biçim, bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor.”

 

 

"Haftanın Söyleşisi" bu hafta müziğin pop renginde devam ediyor ve son yıllarda en güzel çıkışlardan birini yapan ve bunu başarı ile de devam ettiren değerli bir müzisyeni ağırlıyor. Cihan Ölçek konuğum. Kim, ne kadarını okur bilemiyorum ama uzun söyleşilere, konuğumun anlatacak çok şeyi olmasına bayılıyorum. Öyle ki müzik yolculuğunun en başından beri birbirimizin takibindeyiz ama henüz yan yana gelmedik, aynı şehirdeyiz ama bu söyleşi için de ortak bir gün / mekan belirleyemedik ama bu engel olmadı, bir şekilde sorularım bir çırpıda gitti kendisine aynı hızda döndü, Müzik Ekspres isminin bu anlamda hakkını veriyor. Cihan'a gelince en çok müziğe olan aşkını…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.85 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*