EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Ferit Tunçer

Ferit Tunçer

Bildiğiniz üzere 90’lı yıllar her gün bir albüm doğurdu, her gün müzik dünyasına birilerini armağan etti. Her çıkan kaseti aldığımız gibi her çıkan ismi ismi, kliplerini, konserlerini o dönemin dergilerinden, yeni yeni kendini gösteren özel radyolarından ve TV’lerinden takip ederdim. 18 yaşım, yıl 1996 ve AF olarak karşılaştık kendileri ile. Birer sene arayla yayınladıkları albümleri ile farklıydılar, bir rock grubu için o dönem itibariyle şanslıydılar da.

A’srın ve F’erit’in öncesi Athena grubu ile de yolculukları var ki söyleşimizde yeniden anımsayacağız. Asrın’ın daha sonra yola tek başına devam etmesi ile ekip yenileniyor ve bu kez Ferit Tunçer’e daha çok iş düşüyor, yeni ekibi ile AF aslında yaşamaya devam ediyor ve iki de albüm yayınlıyorlar böyle. Tüm bunlarla artık 2000’li yıllardayız ve zaten artık kasetler kalkıyor, CD’ler başlıyor, bir zaman sonra da artık onların yerini de dijital müzik alıyor.

Başta rock müziğe olmak üzere alternatif birçok müzisyene de gerek yapımcılık gerek de diğer organizasyonlar üstlenen OnAir Sahne’bin bu seneki büyük ataklarından biri de Ferit Tunçer ile bizi yeniden buluşturmaları oluyor ki aslında kendisi ortadan kaybolmuyor aksine üretmeye kaldığı yerden devam ediyor. Bu söyleşi vesilesi ile dünden bugüne hepsini konuşalım hem de o şarkıları yeniden anımsayalım istiyorum bu yeni şarkının heyecanı ile.

2009 yılında yolum Asrın ile kesişmişti ve bir söyleşi gerçekleştirmiştim, şimdi grubun diğer yıldızı Ferit Tunçer’i de dinledim uzun uzun ve 90’larım adına bir kere daha çok mutlu oldum. 90’lar demişken buradan bir ön bilgi, bir sonraki ay Evos Angel’s sayfalarında hep birlikte yeniden o yıllara döneceğiz ve ben o yazımı bu hafta sonu tamamlayıp dergim ile paylaşırken sizi de Ferit Tunçer ile bu keyifli söyleşiye davet ediyorum. Kendisine ve sevgili OnAir Sahne ailesine, Beyza Cumbul’a bir kere daha teşekkürlerimi ve sevgilerimi iletiyorum.

Kadri Karahan

 

Bir “Hüküm” döndünüz ki aslında sadece bu yeni şarkınızı değil, ilk karşılaşmamız sizinle o sebep dünden bugün sizi de konuşmak ve tanımak istiyorum bu söyleşimizde ki şarkılarınızla anılarımız var.
Öncelikle her şey nasıl başladı, müzik hayatınızda kendini ilk nasıl gösterdi, ne zaman tamamen bu yolda yürüyeceğinizi anladınız ve nasıl yola çıktınız?

Müzikal yolculuğum evimizdeki plak arşivinin büyük çoğunluğunun heavy metal, hard rock, trash metal albümlerden oluşmasıyla başladı. Arayarak bulduğum değil evimizde çalan müzikti zaten rock ve metal. Bakkala ekmek almaya yolladıkları gibi plakçıya gönderip yeni çıkan plakları almamı isterlerdi.  Yine bir gün plakçıya gittiğimde Judas Priest`in Stained Class albümünü gördüm 12 yaşındaydım ve ilk albümümü almış oldum. O yıl aldığım plaklar Iron Maiden “Somewhere in Time”,  Metallica “Master of Puppets” ve Slayer “Show No Mercy” oldu.

İlk zamanlar sesimi bilmediğim ve yaş itibariyle daha oturmadığı için gitar çalıyordum.. Lise döneminde Dark Grave isminde bir grup kurdum. Akmar pasajında solist aramak için ilanlar astım.  Beklentilerimizi karşılayacak solist bulamayınca gitar vokal yapmaya başladım. İlerleyen zamanda ses ve şan üzerine eğitim aldım. Gitar sahne anlamında zamanla arka plana düşmüş görünse de gitar çalmayı ve bu konuda kendimi geliştirmeyi hiçbir zaman bırakmadım.

Derken Athena grubu ile yolunuz kesişti. Aslında bir yanda grup kurma projeniz vardı ama kendinizi bir anda kendileri ile çalışırken buldunuz.
Derken o grup da dağıldı ama siz birkaç arkadaş yola devam etme kararı aldınız. Athena ile ya da diğer gruplarınızla olan o dönem ya da o yılların gençliği, heyecanı sizin için nasıl bir duyguydu, neler deneyimlediniz?

İstediğimizi yaptığımız müzik beğenildiği için mutluyduk. Kadıköy’de sabahtan akşamlara dek prova stüdyolarından çıkmaz sürekli kendimizi geliştirmeye ve nasıl üretebileceğimiz üzerine çalışıyorduk. Bu pratik yanında eğitim de önemliydi. Şan dersleri almaya erken yaşta başladım ve uzun yıllar devam ettirdim. Bu süreç benim müzikal kimliğimi ve yolumu belirledi.

90’lı yıllar Türkçe pop’un zirve yaptığı yıllardı, bir heyecanla her albümü beklerken bir anda AF çıktı ve çok net anımsıyorum ki önceki karşılaşmalarım gibi değildi, “Kızancıklar” ile küçük diskomuzda kendimizden geçtiğimiz günleri çok net anımsıyorum mesela. Şehrazat vardı albümün prodüktörlüğünde, dönemin popüler yönetmeni Sinan Çetin kliplerinize imza attı, Kral TV’de aday gösterildiniz ki ikinci adaylığınızda artık ödülünüz de vardı.
AF nasıl doğdu diye sizi uzun uzun yormayayım ama şunu öğreneyim, beklediğiniz bir popülerlik miydi, buna hazır mıydınız; bugün baktığınızda o yıllardaki iki albümün heyecanı nasıl, size kattığı nasıl bir deneyim, heyecan?

Popüler olmaya hazır olmak değil ama bu süreci sindirebilmek, taşıyabilmek daha önemliydi. Ben işin hep müzik tarafını önemsiyordum, şöhretin hayatıma gölge etmesini ve o gölgeyle yaşamayı tercih etmedim. Deneyim olarak mükemmel bir gençlik macerasıydı. Çok genç yaşta bu projenin kayıtları sırasında Türkiye`nin en iyi müzisyenleri ile dönemin en iyi stüdyolarında çalıştım. Kayıt teknolojileriyle bu dönem ilgilenmeye ve öğrenmeye başladım. Müzik sektörünü her yönüyle erken yaşta deneyim etmemi sağladı.

Gelen yeni süreçte müzik adına da birçok değişiklik oldu. Popüler işler bir yanda devam ederken daha özgün işler de yapıldı. Mesela ben daha sonrası bir heavy metal grubu olan nreAson’u bu söyleşi için size hazırlanırken öğrendim, bazen yetişemediğimiz de oldu.
Dinleyiciniz kuşkusuz bu akış takip edebildi ama siz sonuçtan nasıl memnundunuz, nasıl adapte oldunuz 2000’li yıllara, 90’lara göre nereden nereye geliniyordu, nasıl bir geçişti sizin için? 2000’lerin başında önce “Beş Mevsim” ardından da “46:19” isimli iki albüm yayınladınız. Bir yerde yeniden devam etmeniz güzeldi, her şey kaldığı yerden istediğiniz gibi devam etti mi, bu iki çalışma dinleyici üzerinde nasıl ses buldu, nasıl karşılandı?

Kendi adıma geçiş kolaydı :) daha önce bahsettiğim gibi ben üretmekten istediğim müziği yapıp sunmakla mutluyum, bu süreçte popülerlik beklentim yok. Benim açımdan 2000`li yıllarda kayıt teknolojisinin gelişmesi daha erişilebilir hale gelip bizlere uyum sağlaması ben ve birçok müzisyen açısından dönüm noktası olmuştur. Stüdyolar evlerimize hatta ceplerimize sığar hale geldi. Türkiye’de 90’larda cesaret edilemeyen bağımsız müzik bugün sektörün inkâr edemeyeceği bir gerçek oldu. Sektörün büyük şirketleri bu akıma bir şekilde dahil olmaya başladı.

Bahsettiğiniz iki albümde yapılış ve yayın süreci anlamında yine bağımsız müzik formatında tamamlandı. Benim bir şirket projesinden çıkıp istediğim müziği istediğim gibi kaydettiğim iki albüm oldu.  Bu dönüşümü dinleyicinin de bilmesini istediğim için Af adı altında yaptım. Beş Mevsim ve 46:19 ile dinleyici beni istediğim yerde konumlandırdı sonuç olarak beklediğim geri dönüşü aldım.

Şimdi sizinle karşılaştığımız noktaya geliyorum ve yeni yayınladığınız “Hüküm” ile tanışalım istiyorum. Yola artık solo olarak devam edeceğinizin altını net çiziyor mu bu şarkı ve tam olarak böyle devam etmesine nasıl karar veriyorsunuz?

Solo olarak ileride birçok tekli ve devamında albüm yayınlamak üzere üretmeye çalışmaya devam ediyorum… nreAson şu an dünyanın farklı yerlerinde yaşayan bir ekibe sahip olsa da eylemlerimiz devam edecek çünkü o tecrübe ve teknolojiye sahibiz, teşekkürler internet ;)

 

 “Gezegenin, doğanın, hayvanların, birey ve toplumların adalet arayışı ve hüküm isteği beni bu şarkının sözlerini yazmaya yönlendirdi ve bu soruna bir ses olmak istedim. En kısa zamanda adalet ve hükmün eşit sağlandığı bir dünyada yaşamamızı dilerim.”
 Cümleleri ile sunmuşsunuz şarkınızı ki bu özet her şeyi anlatmış aslında. Tavır olarak daha sert bir şarkı ki klibi de o tonlarda bir vurguda. Henüz çok yeni ama nasıl tepkiler aldınız, şarkıdaki mesaj gerçekten yerini bulacak mı?

Aslında sıradan günlük haller, sevgi, nefret, merak, evren, varoluş üzerine söze döküp bestelediğim şarkılardan biriyle tekrar dinleyiciye merhaba demek istedim. Ama son zamanlarda hukukun olması gerektiği gibi uygulanmaması, keyfilik, denetimsizlik ve kuralsızlık sonucu yaşanan mağduriyetlerin giderek artması, hatta adalet yerine gelsin diye olaylar karşısında sosyal medyadan sürekli tepki vermemizin gerekmesi ve bu sürecin oluşturduğu daha birçok ortak dert ağır bastı. Unutmayalım hukuk uygulanmadığında etkisi hem bireysel hem de toplumsaldır. Hatta biz bu etkiyi dolaylı ya da direkt yoldan markette alışveriş yaparken, yolda her seferinde trafiğe takıldığımızda, küresel iklim değişikliğinden oluşan olağan dışı hava olayları yaşadığımızda, en temel hak ve hürriyetlerimiz konusunda hatta soluduğumuz havanın içtiğimiz suyun kalitesinde temiz olup olmamasında kısaca tüm yaşantımızda hissederiz.

Rock ve metal müziğin felsefesinde adaletsizliğe isyan hep olmuştur adalet arayışı sözlere yansımıştır. Bu istediği seslendiren sözlere döken ilk kişi ben değilim son kişide olmayacağımı biliyorum. Gelen tepkilerden memnunum.

90’lı yıllar benim için çok özel, o yıllarda karşılaştığım her müzisyen adeta dostum gibi, bu söyleşi vesilesi yeniden o yıllara selam gönderdiğimiz için çok mutluyum ama sizinle yeniden nerelerde karşılaşacağız, pandemi ağırlığı yeni yeni üstümüzden kalkıyor, konserleriniz olacak mı mesela ya da başka sürprizler, projeler?

Yakın dönemde konser planım yok. Ama yeni tekliler sunmaya devam edeceğim.

 

Söyleşimizin sonunda kısa sorularım olacak ama siz istediğiniz kadar uzun cevaplayabilirsiniz :)
AF’tan gidelim, birçok şarkı öne çıktı belki ama şu beklediğim yerde olamadı değiniz bir şarkısı var mı?

Dönemin yayın ve tanıtım mecra ve araçlarını göz önüne alarak 46:19 albümünde yer alan  “Boş Yere”.

 

Bugüne baktığımızda günümüz rock vokalleri ya da grupları ne kadar samimi, nasıl değerlendiriyorsunuz geldikleri noktayı peki? Kimleri başarılı buluyorsunuz?

Samimiyetlerini sorgulamak ya da başarı değerlendirmesi yapmak benim haddim değil. Biz bu konuda çok gereksiz eleştiri ve saldırılara maruz kaldık. Aynı hatayı ben yapmak istemem. Ülkemizden dinlediğim solist ve gruplardan bahsetmem gerekirse sanırım dinlenebilir bir liste sunmam daha iyi olacak :)

 

 

 AF’ın açılımı belliydi peki ya hep bir konuğuma sormak istedim bugünün gruplarının, mesela tek tek örnek vermeyeyim ama birçoğunun farklı, değişik adları var, size göre bu sunumlar doğru mu?

Gruplar bireyler o isim altında mutlularsa, şarkılarıyla kendilerini ifade edebiliyorlarsa bence doğru. Farklı dönemlerin farklı ruhu, sesi, kelimeleri türleri olması önceki dönemlere benzememesi olağan bir durum. Hem doğru isim nedir? Ben bir grubun ya da sanatçının ismine takılmadan işlerine bakan biriyim.

 

 Sizin peki müzik dünyasında en kahramanınız kim, kimleri dinleyerek büyüdünüz, kimler bugün bile vazgeçemediğiniz müzisyenler, gruplar?

Solist olarak kahramanlar listem: Rob Halford, Bruce Dickinson, Geoff Tate, Michael Kiske, David Byrne (Uriah Heep), Ronnie James Dio,  Klauss Maine, Eric Adams, King Diamond

Judas Priest, Black Sabbath, Iron Maiden, Manowar, Yngwie Malmsteen, Richie Blackmore, Hellstar, Helloween, Megadeth, Slayer, Metallica, Uriah Heep, Foreigner, Sweet, Mötley Crue, Queen, Saxon, Scorpions Rainbow, Eloy, Wishbone Ash….

Aslında yazacak çok grup var ama ben sizi bu spotify listelerime davet edeyim :)

 

 

Bir dönem plaklarla büyüdü, bizler daha çok kasetlerle, ardından CD’ler geldi ve şimdi de dijital müzik adı altında derin bir evrendeyiz, siz hangisi ile daha mutlu oldunuz, olmaya devam ediyorsunuz ya da?

Dinlemek için plak benim için hala ayrıdır. Ama dijital evrenin ulaşılabilirliğini taşınabilirliğini çok seviyorum. Dijital evrenin ses kalitesini etkileyen “ses veri akışını sıkıştırma formatı” ayrı bir tartışma konusu.

 

90’lar bugün yeniden altın çağını yaşıyor, coverlar, konserler vs. herkes adeta yeniden yaşıyor, siz nasıl anımsıyorsunuz o yılları?

Güldük, eğlendik, öğrendik ve büyüdük.

 

Müziği bir yana bıraktığımızda hayatınız nasıl bir yerde, neler dünyanıza eşlik ediyor, nelerle mutlusunuz?

Bu soruyu tüm dünyayı etkileyen ve yaşam şeklini değiştiren salgın öncesi sorsaydınız bambaşka yanıtlar verebilirdim ama son yılımızı düşününce ve geleceğin nasıl şekilleneceğini daha bilim adamları bile öngöremediği için iyi ki hobim işim diyorum. Ve büyük çoğunluğumuz gibi dünyama sinema ve tiyatro izlemek, müzik dinlemek, okumak, eşim ve arkadaşlarım eşlik ediyor.

 

Son olarak tam da şu andaki ruh halinizi anlatan bir şarkı isteyelim sizden ve finali öyle yapalım istiyorum, hangisi olurdu?

 

 

Bildiğiniz üzere 90'lı yıllar her gün bir albüm doğurdu, her gün müzik dünyasına birilerini armağan etti. Her çıkan kaseti aldığımız gibi her çıkan ismi ismi, kliplerini, konserlerini o dönemin dergilerinden, yeni yeni kendini gösteren özel radyolarından ve TV'lerinden takip ederdim. 18 yaşım, yıl 1996 ve AF olarak karşılaştık kendileri ile. Birer sene arayla yayınladıkları albümleri ile farklıydılar, bir rock grubu için o dönem itibariyle şanslıydılar da. A'srın ve F'erit'in öncesi Athena grubu ile de yolculukları var ki söyleşimizde yeniden anımsayacağız. Asrın'ın daha sonra yola tek başına devam etmesi ile ekip yenileniyor ve bu kez Ferit Tunçer'e daha çok iş düşüyor,…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.9 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*