EDİTÖRDEN

Hazel

Yazın başı; spotify’da karşıma çıkan şarkı “Dardayım” diyor, aklıma bir Azer Bülbül şarkısını düşürüyor ki “biri cover mı yaptı acaba” oluyorum; bir açıyorum ki öyle bir durum yok, karşımda sular seller bir ritmde daha önce hiç duymadığım güzel bir ses akmaya başlıyor. Bu ses aynı zamanda hüzünlü de yani bana öyle de geliyor biraz. Vay diyorum bas gaza, sar başa ondan sonra çok eğlenceli. Bu şarkı daha sonra yeğenimin dikkatini çekiyor ki telefonundan arkadaşlarına falan yollamaya başlıyor; onun yaşı bu aranın güncelini, popüler olanı gösteriyor biraz da çünkü; sonra ben de zaten dardayım hah diyorum şarkını da buldun paylaş her yerde. Arada Hazel ile de kalpleşiyoruz yorumlardan, çok cici bir kız. 

Bir ay sonra “Ananas” geliyor, yine  bir iki satırı dışında ezberleyemeyeceğim ama söylerken kendi uydurmalarımla eğlenebileceğim bir şarkı ve beni yakalamakta gecikmiyor. Deniz kenarında ananas yiyemesek de börekler, kısırlar götürmüyor değiliz valla yazlık halkı olarak.  Bu iki şarkıyı o kadar çok dinliyorum ki temmuz ayı “Kadri’nin Günlüğü” videolarıma fon olarak koymaktan kendimi alamıyorum.

Ve öğreniyoruz ki daha sonra her ay Hazel’den bir şarkı gelecek,   “Groza”. Gelen şarkı “Groza”  da bambaşka, adeta şarkı değil çok acayip bir isyan, tutana aşk olsun, son dönemdeki en büyük kaçışım. Çevremdeki Hazel dinleyenler haneme kankam Behlül’ü, müzisyen dostum İsmail’i de ekliyorum ki bu arada öncesi yaptığı çalışmalar da eklenince listemizr bir anda dolu şarkısı oluyor, e hadi diyorum daha fazla bekleme artık, bak yeni şarkısı “1969”da geliyor düş peşine ve öğren hikayesini kendisinin ve bu çok sevdiğin şarkılarının.

Söyleşi sorularımı kendisine ilettiğimde o da yeni şarkısı “1969”un heyecanında ki s ben de şarkıyı ilk kez sizinle dinledim / dinleyeceğim. “Sana şarkı yazabilecek gücü yeni buldum. odasında rap yapan kızını dinlediğin günlere… başardım” dediği ve ü yıl önce tam da bugün hayatını kaybeden annesi için yazdığı bir şarkı, o yüzden ayrıca çok anlamlı.

Çok yaptığım bir şey değil ama bu söyleşiyi 2020 yazına adıyorum, o sımsıcak olmasına rağmen aslında hepimizin çok mutsuz, bir yerde fazla buruk olduğu yaza; benimle birlikte bu şarkılara eşlik eden dostlarıma selam olsun istiyorum. ve onunla daha çok karşılaşalım, daha çok ilaç olsun kalbimize. Yaşasın hazegaze.

KK

 

Uzun zamandır müziğin içinde olduğunu öğreniyorum ki ağırlıklı olarak ingilizce başladığın müzik yolculuğuna iphone üzerinden kaydettiğin şarkılarla SoundCloud hesabın üzerinden dahil oluyorsun ilk kez. Klasik olacak ama öncelikle Hazel ya da Eylül Deniz Karasu müzikle nasıl tanışıyor, hadi o en başa dönelim bi.

Çok teşekkür ederim. Yine klasik olacak ama müzikle tanışmam tabii ki çocukluğuma indiğimizde ortaya çıkıyor. Küçük yaşta, anne ve babamın evde dinlediği türküler ve deyişler sayesinde kulak aldım ilk başta. Sonrasında 2000’lerin Amerikan pop’u ve rap müziğiyle beslendim, beni en çok etkileyen rap müzik olunca ona tutundum. Ağır ve düzenli ritmler beni ben yapıyor. Televizyonun karşısında , çıkmasını heyecanla beklediğim müzik videolarını dün gibi hatırlıyorum.

 

Müziğinin içinde farklı stiller olduğu gibi farklı ruh halleri, geçişleri de mevcut. Öncelikle kendini ifade ettiğin tarzın, çizgin üzerinden gidelim. Mesela bu anlamda ilhamın kimler oldu, yapmak istediklerini şekillendirirken bir önceki ile sonraki arasındaki dengelerin nasıldı? Yani her şey istediğin gibi gitti mi ya da istediğin tam da bu muydu?

Hazel: Benliğimi belli bir kalıba göre şekillendirmeyi seven bir kadın değilim. Karakterim her ne kadar oturmuş olsa da, hayatımdaki farkı dinamikleri denemeyi, öğrenmeyi seviyor ve hala geliştiğime inanıyorum. Yaşamım ve onu yansıttığım müziğim değişken, ayrı birer kişilik gibi. Duygusal ve pozitif bir insanım, geçmişimde yaşadığım acı tecrübeler de buna sebebiyet veren etkenler. Dolayısıyla müziğimde bazen mutlu ve heyecanlıyken, diğer yandan hüzünlü ve duygusal olabiliyorum. Her şey istediğim gibi gitmedi aslında, örneğin “Dardayım”, benim tarzıma hiç uygun olmayan bir projeydi en başta ama o an yazıldığında ve bestelendiğinde, “evet, bu gerçekten de bendeki gizli bir Hazel’ı anlatıyor” diyebildim. Keşif süreci diyebiliriz. Khontkar, Nicki Minaj ve Joey BadA$$ bana bu yolda en büyük ilham kaynağı olan üç isim. İstedikleri gibi, içlerinden geldiği gibi müzik yapıyorlar, özgürce kendilerini ifade ediyorlar. Beni bazen inanılmaz mutlu ve havalı hissettirebilirken, bazen de hayatı sorgulatıp, düşünmeme neden olabiliyorlar. Dinleyiciler bir iki mainstream parçasına bakıp yerden yere vuruyorlar, orası ayrı. Benim için bambaşkalar.

 

Müzik yaparken herhangi bir kaygının olmadığını düşünüyordum ki bir yerde listeler falan umurumda değil dedin çünkü. Doğduğun yıla ait “1996” belki de bu yüzden özellikle çok sevildi, çok içtendi. Şimdi yeni şarkı “1969” geldi ki her zamankinden daha duygusal bir şarkı dinleyeceksiniz dedin.
Yani aslında iki şarkının da hikayesini dinlemek istiyorum senden. O şarkı kendine bir yolculuktu bu şarkıyı annene adadın, yeni isimlerle bir araya geldin. Kimlere ulaşacak bu şarkı, kimler daha çok kendisini bulacak peki?

Listeler ve dinlenme sayılarına göre müzik yapmadım hiçbir zaman. Müzik yapmayı sevdiğim, rap yapmayı da bir tutku olarak gördüğüm için bu yolculuğa çıktım. İnsanların bu denli büyük ilgi göstereceğini düşünmüyordum. Kendi halinde, yaptığı şarkıları arkadaşlarıyla birlikte dinleyen biriyken, bir anda çok büyük bir arz ile karşılaştım. Listeler, dinlenmelerin artması, yüzlerce mesaj, büyük ve başarılı isimlerden gelen yoğun destek… Açıkçası hala olayın şokunda olduğumu söyleyebilirim fakat oldukça hoşnutum.

1996, tekli bir proje olarak yapıldı ilk başta. Aileme olan özlemim ve kendi mücadelemi ifade eden, maneviyatı yüksek bir iş. Dinleneceğini dahi beklemediğim bir olaydı, çünkü şarkı İngilizce, üstüne bir de boombap! Türkiye’de pek iddaalı iki unsur değil anlayacağınız. Gelen ilgi sonrasında, bunun devamını getirmeye karar verdim. Hali hazırda tekli bir proje olan 1996, 3 kısımlık konsept bir projeye dönüştü. İkinci kısmı, 1969, annemin doğum tarihiyle taçlandı. Kendisiyle alakalı söz yazmadığımı, onu paylaşmak istemediğimi düşünürdü hep… Yanılıyordu. 1969’un sonunda kendisinin sesini dinleyiciyle paylaşıyorum. Takdir edersiniz ki son derece özel bir an ancak benim dinleyicimle yakalamak istediğim bağ ve samimiyet tam olarak bu. Prodüktörlüğünü Honey Wave üstlendi, uzun zamandır çalışmak istiyorduk, nokta atışı oldu. Benim için Türkiye’nin alanında sayılı prodüktörlerinden. Tasarım işlemleri devamlı birlikte iş yaptığım Yüksel Can Bıçak’a ait. Şarkının kapağıyla da konsept bir proje yürüttüğümüzün mesajını vermiş olduk. Duygularıyla hareket eden ve acılarıyla pişen tüm hiphop severleri kucaklayacağına inanıyorum…

 

“Uzun süre yazdım hep ingilizce ama kimse dinlemedi, şimdi geçiyorum türkçe’ye izninizle” dediğin “Dardayım” yazın ilk günleri yayınlandı ve sanırım dediğin oldu ben de dahil belki birçok kişi seninle bu şarkı vesilesi tanıştı, peki böylesini bekliyor muydun; senin için riskli bir geçiş miydi, artık müziğinle daha çok insana ulaşmanın keyfini nasıl sürdün?

Hazel: İngilizce’den Türkçe’ye geçiş yaptığım ilk solo projem ve ilk göz ağrım “Dardayım”. Gerçekten de dardaydım, çünkü Türkçe yazmak benim için başlı başına bir dara düşme sebebiydi o zamanlar. Denemek istiyorum, dinleyici benden Türkçe duyunca ne hissedecek acaba düşüncesiyle yola çıktım. İngilizce yapmayı daima daha rahat buldum ama “comfort zone” dediğimiz, rahat hissettiğim o alanın dışına çıkmazsam, bir şeyleri değiştiremeyeceğimi anladım. Farklı sonuçlar almak istiyorsam, farklı yöntemler denemeliyim, diye düşündüm. Sonuç olarak Türkiye’ye hitap ediyorum ve bu toprağın insanı dinlediği materyali anlamak istiyor. Kısacası Dardayım, hayatımı ve müzik kariyerimi değiştiren parça oldu…

 

Bu şarkıyı sevenler bir ay sonra tam da adeta yaza bir selam çaktığın “Ananas” ile buluştu ki yine kıpır kıpırdık. O noktada anladık ki sen daha sonra bunun altını çizdin ve benden her ay bir şarkıya hazır olun dedin dinleyicine. Birkaç yayına denk geldim ve gerçekten çok samimisin, bu içtenliğin müziğinle birleşince hiç de uzakta bir yerde değilsin.
Bu böyle devam edecek mi, yoksa Haze bir gün başını alıp çok ötelere gittiğinde bizi unutacak mı :) Buradan da şuraya varalım hadi; dinleyicilerinle aran nasıl özetle, sen hakkında neyi merak ediyorlar, sana en çok neyi soruyorlar, dostluğunuz nasıl?

“Ananas”, denemek istediğim sound’lardan biriydi, yaptım, sevildi. Ben de ananas gibiyim, mizacım sert görünse de yer yer, aslında içim oldukça nazik, işin esprili yanı bu oldu. Seri üretim yaptığımın en belirgin örneklerinden birine dönüştü bu parça. Benim için müziğimin dinleyicide bırakmasını istediğim yegane iz, Hazel’ın devamlı üretiyor olmasıydı, mesaj gereken yerlere ulaştı.

Doğal biriyim, içimden geldiği gibi davranıyorum. Başkası gibi olmaya çalıştığınızda, samimi olmadığınızda insanlar bunu anında fark ediyorlar. Ben dinleyiciye arkadaş gözüyle baktığım için, şimdilik bir araya gelebildiğimiz tek mecra olan canlı yayınlarda, sohbet ediyor, gülüp eğleniyoruz. Sonuç olarak ben de bir insanım, tek farkım onların benim ortaya koyduğum bir ürünü tüketmeleri. Hazel için çizdiğim gelecekte, Hazel yine aynı Hazel olarak kalacak. Aynı doğallıkta, aynı samimiyette, evinin salonunda cep telefonuyla şarkı kaydettiği dönemini unutmayan biri olarak…
En çok merak edilenler genelde İngilizce’yi nasıl geliştirdiğim ile alakalı oluyor. Yurtdışında doğup büyüdüğümü, gerçekten adımın Hazel olduğunu sananlar oluyor. Tüm sorulara şeffaflık ve incelik ile yanıt vermeye çalışıyor ve dinleyiciyle aramdaki dostluk bağını her fırsatta tazelemeye gayret gösteriyorum.

 

Ve bir sonraki şarkı “Groza”.
Birkaç müzisyen arkadaşımla şarkılarını paylaştığımda en çok takıldıkları yani sevdikleri şarkın bu oldu, bu şarkı ki her iki dilde de kendini tam ifade ettiğin, hatta biraz fazlası ile hepimizi kendinle oradan oraya savurduğun çok acayip bir yerde durdu bence sen de bunun farkındasın.
Burayı da şuraya bağlayalım, belki birçoğuna yetişemiyoruz, anlamıyoruz ama belli ki akıp giden uzun bir akış var bu şarkılarda, hayatın tam orta yerine sağlam bir bağırış çağırış var, peki kalemin nasıl yazıyor, şarkıların nasıl doğuyor, mesela hangi ruh hallerinde daha çok ve en çok kime gidiyor bu şarkılar?

“Groza” benim için dile dolanan nakaratlardan öteye gidebildiğimi kanıtlayan ve femcee’liğimi ortaya koyduğum, teknik bir parçaydı. Hızlı ve hareketli ritmleriyle agresif bir tavır izledim, insanlar Dardayım’ı söyleyen kişiyle bu aynı kişi mi dedi, şaşkınlık dolu mesajlar aldım. Şunu belirtebilirim ki, benim en sevdiğim şarkım kesinlikle Groza.

Şarkıların hayata geçmesi kısmında inanılmaz doğaçlama gidiyorum diyebilirim. Tek tip işlerden hiç hoşlanmıyorum çünkü müzisyen olmak yerine tek bir şarkı haline geliyorsunuz. Öncelikle alt yapıyı duymam gerekiyor, ondan sonra film kopuyor bende. Alt yapı beni çektiği an yazmaya başlıyorum aklımdan, hemen bir nakarat, hemen bir verse derken bitiyor. Kısa sürüyor, hali hazırda yayında olan parçalarımın tamamı 1-2 saatlik süreçlerde yapıldı. Beklemeyi sevmiyorum. Hiç kimsenin bilmediği, deli gibi soul yapan bir tarafım da var. Akustik, romantik ve chill sound’lardan da çok hoşlanıyorum. Bunların hepsini tek parçada topladığım sürprizim, Mesaj Bırak, yakında gelecek. Dinleyici her parçada olduğu gibi, farklı bir Haze dinleyecek.

 

Müziği kısacık da olsa bırakalım ve biraz da dışarı çıkalım. Orada İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Anadolu Üniversitesi’nde İngilizce İşletme eğitimlerime devam eden beraberinde tiyatro ve seslendirme yapan ama aynı zamanda da çevirmenlik ve İngilizce öğretmenliği gibi uğraşları da olan bir müzisyensin. Nasıl yetişiyorsun ve oralarda nasıl mutlusun. Kısacası hayatın içinde nasıl bir portre, bu uğraşlar içinde nasıl bir Haze var?

Hazel: Ankara’nın havasını soluyarak geçirdim gençliğimi, hala da devam ediyorum. Hacettepe Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi, diğer üniversitelerdeki ayrı eğitimler derken yoğun ve koşuşturmalı bir özel hayatım olduğunu söyleyebilirim. Çevirmenlik, İngilizce öğretmenliği, seslendirme ve bir yandan tiyatro birleştiğinde beni bir tık yorsa da, işime aşkla bağlı olduğumdan, müziğime de etkisi oluyor ve tüm uğraşlarımı tek bir potada eritiyorum. Dolu dolu günler geçiriyorum. Telefonum çalıyor mesela, öğrencim arıyor, “Hocam, ders için geliyorsunuz bize değil mi?” diyor, o sırada stüdyodayım, şarkıyı kaydedip hemen Present Tense anlatmaya gidiyorum, oradan dublaj için diğer stüdyoya geçiyorum, dublaj bitiyor montaja gidiyor, oradan koştur koştur Beytepe Kampüs’üne, tiyatro provasına atlıyorum. İşkolik tarafımı besliyor bu gündem.

 

İlk tanıştığın müzisyen kimdi mesela, anımsıyor musun?

İlk tanıştığım müzisyen sevgili Kazım Koyuncu’ydu. Annem ve babam çok severdi, beni de her konserine götürürlerdi. 5-6 yaşlarındayken kuliste tanıştırdılar beni. Rahmetli ile bir kare fotoğrafımız var, hala durur. Nur içinde yatsın

Bir gün yan yana gelsek ve birlikte keşke bir şeyler yapsak dediğin bir isim ya da isimler var mı?

Nicki Minaj, Khontkar, Joey BadA$$ ve Manu Crooks’la çalışmak isterdim…

 

Peki günümüz digital dünyası ama bir dönem plaklar, kasetler, en son CD’ler vardı mesela onları yakalama şansın oldu mu, bu arada keşke şarkılarını topladığın bir CD olsa ve arşivimizde saklasak kendisini.

Digital era ve streaming dönemleri gelmeden önce tabii ki de kaset ve CD kovalayan bir çocuktum. CD player alması için anneme yalvardığımı hatırlıyorum, ancak o dönemler pahalıydı ve herkes edinemiyordu. Mahalledeki dükkanlardan CD çektirirdim, içinde 50 Cent’ler, Madonna’lar, Eminem’ler, ne ararsanız vardı, hoş zamanlardı… Şimdilik bir CD materyali düşünmüyorum ancak ileride “Complete Works” adı altında, Vinyl konseptinde bir toplama plak yapma düşüncem var, bakalım.

 

Tarzının dışında diğer müzik tarzlarınla aran nasıl, en değişiği hangisi mesela. Yani bir MC olmasan ne olurdun sesinle, renginle, yaşam dengenle?

Türkü ve arabesk dinlemeye bayılıyorum, büyük Müslüm Gürses hayranıyım, sanırım en değişiği bu olurdu. Bir MC olmasaydım, lisede çalışan, bıcır bıcır bir İngilizce öğretmeni olurdum. Öğrenci soruyu doğru bildiğinde defterine tatlı bir sticker yapıştıranından…

 

İçinde bulunduğumuz süreci (karantina) nasıl yaşadın, nasıl bir etki bıraktı sende?

Genel olarak çok evcimen, tabiri caizse “ev kuşu” olan biriyim zaten. Devamlı dışarıda olmayı sevmem. Evimde vakit geçirip, yalnız kalmayı çok seviyorum. Karantina benim için oldukça verimli geçti bu yönden. Düşünmek ve planlamak için bir alan yarattı. Hayatın akışında meşguliyetlerden boğulmayıp içime döndüm, “1996”, “Dardayım” gibi bir parçalar karantinada yapıldı, meyvesi olarak geri döndü bana.

 

Son soru en kolay soru da olabilir, en zor olan soru da olabilir ki söyleşiyi onunla noktalayalım.
Hayatının şarkısı hangisi?

Hayatımın şarkısı, Coldplay’den, “Daylight”.

Ek olarak belirtmek isterim ki, bu söyleşiden büyük keyif aldım. Klasik soruların dışına çıkarak bana kendimi farklı alanlarda ifade etme şansı tanıyan Müzik Ekspres’e ve size teşekkür ederim…

Müzikle ve barışla kalın. Sevgilerimle.

 

 

Hazel Sosyal Medya

İnstagram

Twitter

 

Yazın başı; spotify’da karşıma çıkan şarkı “Dardayım” diyor, aklıma bir Azer Bülbül şarkısını düşürüyor ki "biri cover mı yaptı acaba" oluyorum; bir açıyorum ki öyle bir durum yok, karşımda sular seller bir ritmde daha önce hiç duymadığım güzel bir ses akmaya başlıyor. Bu ses aynı zamanda hüzünlü de yani bana öyle de geliyor biraz. Vay diyorum bas gaza, sar başa ondan sonra çok eğlenceli. Bu şarkı daha sonra yeğenimin dikkatini çekiyor ki telefonundan arkadaşlarına falan yollamaya başlıyor; onun yaşı bu aranın güncelini, popüler olanı gösteriyor biraz da çünkü; sonra ben de zaten dardayım hah diyorum şarkını da buldun paylaş her yerde.…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.63 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*