EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Hediye Güven

Hediye Güven

Uzun zamandır bekliyorduk yeni albümünüzü ve nihayetinde “On Bir Mevsim” ile karşı karşıyayız.
Bir önceki albümünüzde de buluşmuştuk, sonrası konserlerinizde de bir araya geldik. Geçen bu sürece bakılırsa “Yengeç” ile neler oldu bu zaman diliminde, nasıl bir yolculuktu geçen süre ve sizi yeni albüme nasıl hazırladı? Ya da yeni bir albüme nasıl hazırdınız, “On Bir Mevsim” nasıl başladı?

2012`nin Aralık ayında çıkan “Yengeç”e aldığımız tepkiler çok güzeldi ve sonrasındaki süreç albümün konserleriyle geçti. O süre zarfında “Yengeç”in şarkılarına (Yengeç, Suya Orak, Armies on Hold) ikisi yurt dışında olmak üzere üç tane de klip çektik.

Bu arada birtakım yeni şarkılar yazıp biriktirmeye başlamıştım bile ama ikinci albümün provalarına geçmemiz 2014`ün Ekim ayını buldu. Provalarına başlanınca bir ay sonra ortaya çıkan albümler vardır. “On Bir Mevsim” öyle olmadı ve adı gibi 11 mevsim süren bir zaman boyunca üstünde çalışıldı, şarkılar yazılmaya devam edildi, kayıtlar yapıldı. Çünkü bahsettiğimiz zamanda ülkede, yaşadığımız kentlerde inanılmaz, akıllara (ve albüm yapımlarına) durgunluk verecek olaylar oldu hatırlarsınız. Ve ben de o dönemlerde hakikaten bakakaldığım, hiç bir şey yapamayıp donduğum zamanlar geçirdim. Bu kötü anlar kadar yine ben de durgunluğa sebep olacak özel hayatımda güzel zamanlarım da oldu. O başıma gelenleri de sindirmek, hakkında düşünmek hatta şarkı yazmaya sebep olacak derin bir anlayış getirmek sanırım 11 mevsim gibi bir zamanı aldı. Ama iyi de oldu sanırım hele ki “Yengeç” gibi bir albümden sonra etkileyici ve bütünlüğü olan bir albüm çıkartmaya çalıştım.

Kente, parklara, ilişkilere ve hayata çiçek dürbünüyle bakan bir albüm “On Bir Mevsim. Albümün adına gelince hazırlık sürecinden esinlenilmiş. On bir mevsim demek uzun bir süre aslında buradan da çok acele etmediğinizi ve sakin sakin geldiğinizi düşünüyorum yeni bir mevsime.
Nasıldı stüdyo süreci, kimlerle tamamlandı?

Çalışmalar süresince gerek provalarda gerek stüdyoda Tolga Tümay (gitar), Uğur Onatkut (klavye – yapım – ses mühendisliği), Murat Uslu (klavye), Burçak Kayacan (bas gitar), Berk SarıoğIu (davul) ile çalıştık. Zaten şarkıların bir kısmını yazarken, düzenlemeye ilişkin detayları evde Tolga`yla oturtuyorduk, provalarda da herkesin yeni fikirleri ile mutlaka bir katkısı oluyordu. Sonrasında, yani kayıt sürecinde, devreye Uğur girdi ve şarkılar (sonsuz müdahalelerimle) gerek düzenleme gerek sound açısından son halini aldı.

“Ağla”nın sureci biraz daha farklı oldu. O şarkı ile ilgili olarak Ege Semercioğlu`nun stüdyosunda çalıştık. Bir Whatsapp mesajina kaydettiğim şarkıyı menajerim Serkan Erdal, Ege`ye ulaştırmış, oradan Murat Cem Orhan ve Cem Ergünoğlu düzenlemeyi yapınca benim gidip vokalleri kaydetmemle şarkının büyük bir kısmını tamamladık. Birkaç ekleme de Tolga Tümay ve Uğur Onatkut yapınca parça son halini aldı.

Bu arada albüm kapak tasarımı aşamasında Arda Tunçman ile çalıştım ve fotoğrafları Bestenigar Köseoğlu çekti.

 

 

Sosyal medya sayfanızda bir not düştünüz ve dediniz ki “sokağa çıkıp kulaklığımı takacağım ve şarkılarımı dinlerken geliştirmeye devam edeceğim, çünkü müzisyenin şarkı ile işi hiç bitmez”. Ne güzel.
Hadi biz de orada olalım ve sizi dinlerken sizi dinleyelim istiyorum. Tüm sözler ve müzikler sizin çünkü. Nasıl bir ruh halinde doğuyor bu şarkılar ve sonra nasıl büyüyor, nasıl gelişimini tamamlıyor?

Genellikle şarkılar ben doğaçlamaya başladığımda oluşmaya başlıyor. Bir akor çalıveriyor gitaristimiz veya klavyecimiz (ilk albümün hazırlık sürecinden farklı olarak bu sefer yanımda olan Tolga idi, çünkü biz evliyiz ve her an çalışabilecek şekilde yan yanayız). Ben onun üstüne sözleri ve müziği doğaçlamaya başlıyorum. Sonra şarkının beni yönlendirmeye başladığını hissettiğimde bunu beraber çalıştığım arkadaşıma iletiyorum, şöyle yapsan, bak şurasında bir durak istiyor, buradan nakarata geçeceğiz, şimdi akorların değişmesi gerek diyerek aklımdaki melodiyi seslendiriyorum. O sırada sözleri de söylüyor oluyorum ya da söylerken yazarak ilerliyorum, çünkü tekrar edişimde daha iyi sözler seçmeye çalışıyorum, o yüzden kalem kağıt da elimde oluyor. Bunu ilk yapışımız sırasında mutlaka telefonlara ipad`lere kaydediyoruz. Sıkılırsak bırakıyoruz ama şarkı kendini söyletirse tekrar  başına dönüyor, iyice formunu oturtmaya çalışıyorum. Bu provalarla da sekil alan bir süreç.

Bu albümde benim hiç şarkı yazmak istemediğim dönemler de oldu, ama hep hazır hep dürten hep geliştiren bir adam vardı yanımda (Tolga Tümay), sağ olsun. En tembel ve bulanık günlerimde yine de o amfiyi açıp gitar çalıyor bana şarkı söylettirip o bulanık enerjiyi bir şarkıya kanalize ettirerek netleştirmeye çok yardim ediyordu. Başlayabilmek zor kısmıydı her zaman, başlayınca gerisi hep gelir.

 

Yine aynı notta bana en sevdiğiniz şarkıyı söyleyin demiştiniz. Ben de hemen iletiyorum ve “Bir An” diyorum.
“Bir An”; umudum var ya durur yanımda (tutar beni ayakta), yine de (bin yıl) öldürmez beni bakmam arkama (ben pandora) gibi sözlerle fazlası ile güzel bir enerji yüklüyor en başında. Albüme böyle başlıyoruz ve sonrası bu ruhu kaybetmiyoruz. Bu çok önemli değil mi, bir yerde içinde bulunduğumuz bu karanlık dünyada tutunacağımız en güzel şeylerden biri sanırım şarkılar…

Evet, aynen. Zaten dikkat ederseniz bu şarkıda iki hüzünlü hikaye, bir tane de sıçrayan ışığı gördüğümüz an var. Yani şarkının malzemesi iki karanlık bir aydınlık andan ibaret. Bu ikiye bir matematiğine rağmen ümitli kalmakla ilgili bir parça ve belki de hayat. Pandoranın karanlıklar ülkesinde hapsolmuşluğuna rağmen oyunbazlığı gibi gördüklerimize nasıl baktığımızla ilgili karanlık – şarkıda git gide olaylara daha ümitle bakan bir kız var, ümidiyle ancak ayakta kalabildiğini anlatan. Hayatımız da böyle geçiyor, dehşete de kapılsak, ümit etmeye devam ediyoruz, kalbimizi sürekli arındırma, yine de umut etme peşindeyiz yoksa yaşayamayız – müzik, şarkılar da arındıran, toparlayan en kıymetli malzemelerimizin başında geliyor.

 

 

“Unuttum bak neydi o kavga, dünde kaldı bırak sarıl bana”
“Sarıl Bana” albümden bir ay kadar önce tek başına çıktı yola ve diğerlerini peşinden çağırdı. Yine albümün en aşk, en başımıza gelen, en içimizden bir his, en kuvvetli şarkılarından.
Şarkıyı ve sonrası albümü dinlerken sizi yeniden dinlemeye güz güzelliği adını verdim. Bir güz güzel şarkılarla geldiniz, peki dinleyici neler hissetti, neler yaşadı, siz neler gördünüz, uzun zamanın emeği nasıl nihayetlendi?

Açıkçası çok güzel tepkiler aldık. Daha önce de dediğim gibi “Yengeç”i çok ciddiye alan ve beğenen dinleyicilerin karşısına bu albümle içim rahat ortaya çıkabileceğimi biliyordum artık – hem yoğun duyguları olan – hem akılda kalıcı olduğunu düşündüğüm melodilerden oluşmuş ama çok da şık düzenlenmiş şarkılar oluşturmaya çalıştık (“ama” dedim çünkü akılda kalıcı melodiler pop düzenlemelerle genellikle car cur edilirler ya) sound da oturunca “On Bir Mevsim”i dinleyiciyle buluşturduk. “Sarıl Bana”yı çok romantik bulanlardan sonra “Bir An”ı çok sevenler, “Siyah Beyaz”a şaşıranlar, “Ağla” da gülümseyerek ağlayıp rahatlayanlar, zor zamanlarında o şarkıya tutunanlar…

Pek ok sevinçli haber aldım dinleyicilerden ki aslında birkaç ay alır bir albümün anlaşılması. O nedenle daha başındayız diyelim ve nasıl kucaklandığını görmeye devam edelim.

 

“Siyah Beyaz” demişken
İlk albümde babanız ile bir düetiniz vardı, bu albümde düet konuğunuz Murat Çamkoru oldu bu şarkı ile. Bu buluşma / düet fikri nasıl gerçekleşti?

Murat`la biz ODTÜ yıllarımızdan tanışırız, Yıldız İbrahimova’nın jazz vokal derslerine senelerce beraber devam ederken çok yakın dost da olduk ve o zamandan beri de öyleyiz. Beraber  ODTÜ’deki konserlerimizde müzikallerden veya jazz standartlarından düetler seslendirmişliğimiz çok olmuştur. Duyduğum en harika erkek vokallerden biri olması ve hayatımın içinde olması onunla ilkinde olmasa da ikinci albümde buluşup düet yapmamızı kolaylaştırdı. Kendisi de şarkılarımı seven ve her zaman benimle şarkı söylemeye sıcak bakan ama Eskişehir’de mühendislik yapan bir aile babası, öyle de olsa kalkıp geldi ve o eşsiz sesiyle imzasını attı “Siyah Beyaz”a.

“Siyah Beyaz” yapısı itibariyle iki kişi söylenmeye açık bir şarkıydı, ortadan ikiye bölünüyordu. Normal A, B kısımları olan bir parçaydı, bir süre sonra doğaçlanan bir kısmı vardı, beraber özgürce söyleyebileceğimiz son kısmi da heyecan veriyordu ikimize ve  sonucu beğendik.

 

Elbette henüz çok yeni ki önümüzde şahane bir sezon var, sizi dinleyeceğimiz konserler olacak.
İlk söyleşimizde “albüm yapmamış olsam da sonsuz mutluydum her zaman sahnede” demiştiniz. Şimdi hem sizi, hem de siz adına bizi nasıl bir takvim bekleyecek, önümüzdeki günlerde neler olacak?

Daha gecen hafta On Bir Mevsim`in albüm tanıtım konseri gerçekleşti Karga Bar`da. Bunun gibi albümün şarkılarını ve “Yengeç”ten de parçalar çalacağımız konserler bekliyor bizi. Az önce isimlerini saydığım ekip arkadaşlarıma ek olarak “Yengec”te çalmış olan Melih Serhat Soyyiğit tekrar dondu aramıza, o da sahnede bizimle olacak. Şubat gibi Samsun`da bir konserimiz var. Bunun dışında Kaan Düzarat`la aynı şarkıların disko versiyonlarını düzenlediğimiz haliyle ve akustik 8 kişilik bir kadroyla konserlerimiz de oluyor. Tarih ve mekanları sosyal medya hesaplarımda görebileceksiniz.

 

Sizinle ortak tanıdıklar, mekanlar birçok kere karşılaştık. Bir keresinde hatta bu albümü heyecanla beklediğimi söylemiştim ve çok az kaldı demiştiniz.
Heyecanla bekleme sebeplerimden biri kuşkusuz “Yengeç”ti. Yeni şarkılarla sizi sahnede yeniden dinlemekti. Siz öyle çok her yerde olmadınız zaten. Sadece size ait yerlerde durdunuz, vardınız. Piyasa şartlarına bulaşmadınız, zorlama işlerin içinde yer almadınız. Bu çok güzel bir şey, müziğinizi yaptınız.
Bu hali merak ediyorum. Bu çizgiyi, bu yolculuğu içinizde, sizin için en önemlisi ne, en gereksizi ne, çünkü çok az insan bu bildiği yolda mutlu…

Kanımca en önemli şey, sevdiğin bir halinde olma çabası göstermek. İstemediğin şarkıları söylememek çünkü. Çünkü asla zorlama yapılabilecek bir iş değil bu. Kendi şarkılarını söylemekte ısrar etmek, başkalarının şarkılarını söylüyorsan da kendin gibi bir halini çalışa çalışa, prova ede ede bulmak ve artık o şarkıyı senin şarkın haline getirmek ve çalan grubunun da şarkının  o son halini özümsemesi. Böylece sana ait bir sound`da bir seda oluşturmak en gerekli şey. Samimi olmak yani, müziğinizde ve duruşunuzda. Sevdiğimiz şeyi bırakmamak çok önemli. Pek çoğumuz sevdiği şeyi bırakıp sevmediği bir şeylerle ömrünü geçiriyor ve  sonra onda bile başarısız olunca çok ağır geçirebiliyor o yaralanmayı. Ama sevdiğimiz bir konuda başarısız olmak bile bir öğrenme demek ve kalkıp tekrar yapmak, tekrar denemek demek. Bu ısrar ettiğiniz sedanızda mutlaka size katılan ve bu sesi seven insanlar oluyor ve onlar vazgeçmiyor yapabildiklerinizden, size de vazgeçme izni vermiyorlar :) İyi ki de vermiyorlar.

 

 

Geçen süre içinde başka neler değişti hayatınızda. Mesela ilk albümden sonra bir büyük değişme oldu mu, bu albümden sonra olacak mı? Olacaksa da neler olsun.

Aslında hissiyatım çok değişti. Önceden daha olumsuz olabiliyorken, ülkede olanlara rağmen artık daha olumlu biriyim çünkü yapımı biraz daha anlamaya başladım sanırım Artık haberleri takip etmiyorum çünkü ettiğim dönemlerde elim kolum bağlanıyor, dünyada yaşanan utanç verici anlarla ben de utanıp küçücük oluyordum. Şimdi o yanımı daha iyi görebiliyorum, bu tür fena bilgilerin bana ulaşmasına artık izin vermiyorum. Ben karanlıklarla beslenenlerden olmadığımı, gönlüm ferahken daha rahat üretenlerden olduğumu artık bilir oldum. Bu bilgi ışığında şimdi daha korunaklı yaşıyorum, daha rahat üretebiliyorum. Artık akıl tutulmalarım azalttım. bundan sonrası için planım aslında aynı: Yine güzel şarkılar yazmak ve harika müzisyenlerle kalabalıklar karşısında çalmak, söylemek, sevinmek :)

 

Albüm şimdilik digital platformlar üzerinden dinleniyor. Önümüzdeki günlerde CD olarak da yayınlanacak mı?
Son dönem CD’ler de heyecanını yitirdi herkes için. Raflarda yerini az bulmasından tutun da olanların da satılmıyor olmasına. Kısacası dijital dünya herkesi etkiledi ve hatta koleksiyoncuları bile. Hepimiz alıştık bu yeni düzene, sisteme ama dünyada da böyle.
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu akışı?

Artık müzik ceplerimizde. Dünyanın tüm müziğine cep telefonundan ulaşabildiğimiz bir zamanda yaşıyoruz. Bu beş sene öncesiyle son derece zıt bir durum. O zamanlar CD çıkartmak kaçınılmazken artık düşünülen bir opsiyon sadece. Nasıl kasetlerimizi dağıttıysak 2000’lerde artık CD`lerimizi de dağıttığımız yıllardayız ve bu duruma hayıflansak da adaptasyonu yüksek canlılar olarak değişime uygun davranışlar sergiliyoruz. Nesleler ile aramda çok fazla bağ kurmamaya çalıştığım için müziği iyi duyabildiğim sürece her formattan dinliyorum. “On Bir Mevsim” için CD çıkartmaktansa daha kalıcı olsun diye asla modası geçmeyen plak çıkartma opsiyonu var aklımızda. Çünkü plaklar tüm zamanlarda hep dinlenilmeye devam ediyor.

 

 

“Uzun uzun konuşmaya fırsat buldukça devam edelim” temennim öncesi son sorumuzu soralım ve şarkılara yeniden karışalım.
Siz müziğin dışında son günlerde nerelere karışıyorsunuz. Bir uzun yaz geçti, neler yaptınız albüm süreci dışında, nasıl hazırlandınız yeni bir mevsime, hayatınızda başka neler oldu bitti?

Albüme ayırdığım vakit dışında bu yaz sonu Tolga ile beş hafta kadar Avustralya`daydık. Onunla doğduğum, büyüdüğüm ülkeyi gezmek tekrar algılamak istedim. Orada pek çok konsere gittik, müzik dinledik, video çekimleri yaptık. Bunlar dışında sevdiklerimizle beraber olmaya, okumaya, dinlemeye, yüzmeye, etrafıma bakmaya ve ta derinlere bir yerlere notlar almaya devam ettim. Yeni şarkılardan önce uzun uzun dinlemek ve dinlenmek, dolaşmak, bakmak, tanımak, kurgulamak için.

 

 

 

Hediye Güven / On Bir Mevsim

 

Uzun zamandır bekliyorduk yeni albümünüzü ve nihayetinde “On Bir Mevsim” ile karşı karşıyayız. Bir önceki albümünüzde de buluşmuştuk, sonrası konserlerinizde de bir araya geldik. Geçen bu sürece bakılırsa “Yengeç” ile neler oldu bu zaman diliminde, nasıl bir yolculuktu geçen süre ve sizi yeni albüme nasıl hazırladı? Ya da yeni bir albüme nasıl hazırdınız, “On Bir Mevsim” nasıl başladı? 2012`nin Aralık ayında çıkan “Yengeç”e aldığımız tepkiler çok güzeldi ve sonrasındaki süreç albümün konserleriyle geçti. O süre zarfında “Yengeç”in şarkılarına (Yengeç, Suya Orak, Armies on Hold) ikisi yurt dışında olmak üzere üç tane de klip çektik. Bu arada birtakım yeni şarkılar yazıp…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.77 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*