EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Kutad Alptürkan

Kutad Alptürkan

İlk albümünüz “Oyuncak” Şubat ayının ilk günlerinde raflarda yerini alacak. Yimi yılı aşkın süredir söz yazıyorsunuz, beste yapıyorsunuz ve şarkı söylüyorsunuz. Bir süre önce 30 Küsür isimli grupla karşılaşmıştık sizinle, ya öncesi, öncesinde? Müzik yolculuğunuz nasıl başladı, ilk heyecan, hayaller, hedefler nasıldı içinizde?

Müzik hayatın tamamlayıcı bir parçası… Bundan uzak durmak ya da yok saymak isteseniz de zaten mümkün değil. Bu alanda yapacağımız tek seçim aslında etken ya da edilgen olmak. Pek çoğumuz yalnızca dinleyici olarak yaşamayı seçiyoruz. Ben çocuk sayılacak yaşlardan itibaren müziğin diğer tarafında, yani dinleyen değil, icra eden, üreten tarafında olmak istedim. Sahnedeki insanla kendimi bir bütün hissettim. Bu eğilimi fark ettikten sonra kendimi bir müzisyen olarak yetiştirme ve geliştirme fırsatlarını mümkün olduğunca değerlendirmeye çalıştım.

1995 yılında “ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu” çatısı altında çalışmalarına başlayan “ODTÜ-THBT Deneysel Müzik Grubu” ile, caz ve Anadolu Müziği arasındaki felsefi bağlantıları araştırıp, bu bağlantıları topluluğun müziğine değişik kompozisyon ve düzenleme denemeleri ile yansıtmaya çalışan bazı çalışmalar yaptık. Toplulukla 1.ODTÜ Caz Günleri(1996), 7, Akbank Caz Festivali (1997), 15. Ankara Müzik Festivali (1998), 8. Akbank Caz Festivali (1998) ile 1. ve 2. Üniversitelerarası Halkbilimi Haftaları’nda (1999) konserler verdik.

Aynı dönemde “Yağmur Öncesi Müzik Topluluğu” ile Anadolu ezgileri ile caz ve rock tınısını beraber kullanıp özgün bir tarz yakalama peşinde çalışmalar yaptık. Topluluk ile birlikte, biri karma olmak üzere üç albüm çalışması ve Türkiye’nin pek çok şehrinde çok sayıda konser, radyo ve televizyon programları gerçekleştirdik. Bunların dışında büyük zevk aldığım ve çok şey öğrendiğim çeşitli projelerde de yer aldım.

Kutad Alptürkan

Bu uzun yolda pek çok usta ile tanıştım. Üniversite yıllarında Ahmet Kanneci’den klasik gitar ve Murat Arkan’ dan caz armonisi ve gitar teknikleri hakkında dersler aldım. Aynı dönemde, Murat Arkan, Canan Aykent ve Cenk Güray ile birlikte caz ve Anadolu müziği üzerine yaptığımız çalışmalar, müzikal tavır ve estetik anlayışım üzerinde önemli ölçüde belirleyici olmuştur. Örgün müzik eğitimi almadım, ancak bir müzisyen kimliği oluşumunun ve sahne davranış kültürünün bu önemli ustaların etkisiyle şekillendiğini söyleyebilirim.

Aktif müzisyenlikten biraz uzaklaşıp müzik dışı iş hayatına atıldığım 10 yıllık bir süreden sonra müziğe döndüğüm şu dönemde kendimi kendi şarkılarını çalıp söyleyen bir besteci ve söz yazarı olarak konumlandırmam doğru olur sanıyorum.

Bir solo albüm fikri hep var mıydı yoksa her şey bir anda mı gelişti. Biriken şarkılar içinde nasıl bir seçkiye gittiniz ve bu yolculukta “Oyuncak” içinde kimler size varlıkları ile büyük bir destekti?

Müzik hayatım boyunca şarkı yazmayı hep sürdürdüm. Şarkı yazmayı, söylemek istediğim bazı şeyleri aktarmanın biraz sembolik bir yolu olarak düşündüm. Anlatmak istediğim, kızdığım, sevdiğim, sevindiğim bir şeyler her zaman oldu. Şarkı yazmak bunları uygun ve uyumlu şekilde dışarı aktarmak sadece.

Günlük hayatta çok fazla dış etken ile yüzleşiyoruz. Bunları ve bunların iç dünyamızdaki yansımalarını uygun şekilde damıtarak anlatabilen, herkesin ruhuna bir yerinden dokunacaktır. Hayatın ve insanların olumlu – olumsuz etkilerinin yansımalarını dışa vurmanın benim bulduğum yöntemi böyle.

“OYUNCAK” yıllardır yazmakta olduğum bu şarkılardan bir seçki. Bu seçkiyi oluştururken bir müzisyenin fikirlerinin gençlikten orta yaşa kadar ne şekilde gelişip evrildiğini ve farklı duygusal etkenler karşısında üretim çizgisinin nasıl değiştiğini de gösterecek bir örneklem olsun istedik.

“Oyuncak” ismi de biraz buradan geliyor. Oyuncaklar aslında bir dönem hayatlarımızda çok büyük önemi olan ancak biz büyüdükçe yıpranıp, değersizleşip bir köşeye atılan şeyler. Âtıl gibi görünseler de anılarımızı çağıran çok önemli birer aracı olmayı sürdürürler ve biz çoğu zaman aksini düşünsek bile, büyük adam (!) olduktan sonra da oyun bizler için devam eder ama masumiyetini kaybeder.

Kutad Alptürkan

Bu anlamda albümün, sadece bir albüm kaydetmiş olmak amacıyla üretilen bir takım şarkılar ile hazırlanan bir proje olmadığını söyleyebilirim. Aslında bu çalışmayı, uzun zamandır biriken bazı anlatımların en azından bir kısmının, artık dış dünya ile de paylaşılmasının uygun olabileceğine dair verdiğimiz bir kararın sonucu olarak düşünmek lazım. Bu karar noktasında; üretilen şeyin değerinin paylaşıldıkça artacağı, ve dışa vurma ve paylaşmanın yeni üretimler için yeni fırsatlar yaratabileceği yönünde oluşmaya başlayan düşüncelerimin de etkisi var ve itiraf etmek gerekir ki bir de gecikmiş ama doğal bir kendini ispat ve takdir edilme arzusu…

“Oyuncak”daki şarkıları değişik zamanlarda pek çok müzisyen arkadaşımla çaldık. Özellikle Tolga Ünaldı ve Murat Arkan ile uzun süre çeşitli yerlerde sahneye çıktık. Şarkıların her köşesinde hepsinin izleri, emekleri var. Albüm aşamasında ise şarkıların seçiminden mastering aşamasına kadar; eski arkadaşım Abdurrahman Tarikçi’ ile birlikte çalıştık. Abdurrahman ayrıca düzenlemeleri ve albümün müzik direktörlüğünü yaptı, bas gitarları çaldı, kayıtla ilgili teknik işlemleri yaptı ve projeyi yönetti.

Şarkıların ana çatısını çok usta müzisyen arkadaşlarımdan oluşan bir grup oluşturdu. Bunun dışında pek çok eski dostum enstrümanları ve sesleriyle projeye katkıda bulundular. Jehan Barbur, Gülce Duru ve Abdurrahman Tarikçi ile birlikte söylediğimiz şarkılar var. Yine eski arkadaşım Kaan Bıyıkoğlu‘nun tam kayıtları bitirmeye yaklaştığımız dönemde Hollanda’daki caz piyanosu eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye dönmesi bizim için büyük bir fırsat oldu. Nerdeyse müziğe birlikte başladığımız, çocukluktan beri birlikte çaldığımız Cenk Güray’da divan sazı ve cura ile sıra dışı bir renk kattı. Onlar olmasa nasıl olurdu hiç bilemiyorum.

Ayrıca albümde Okan Murat Öztürk ve Şenova Ülker hocalarımın da nefis soloları var. Küçük arkadaşım Berk Renkmen‘de bir bölümde çocukluğumu seslendirdi.

Söylemeden geçemeyeceğim bir konu da albümün görsel konsepti ile ilgili. Bu sıra dışı çalışmayı, her türlü nazımı çeken başarılı ve yetenekli arkadaşım Filiz Başımoğlu yaptı. Bekleyebileceğimin çok çok üstünde çok özel bir görsel tema üretti.

Bu arada albümün her aşamasında bana destek olan arkadaşlarımdan oluşan kalabalık bir grupla fikir alış verişi halinde çalışıyoruz.

Kutad Alptürkan

Albümde üç tane de düet yer alıyor dediniz, nasıl bir buluşma oldu birlikte yorumladığınız müzisyenlerle?

Bu güzel arkadaşlarımın seslerini ilk albümümde duyabilmek büyük mutluluk benim için. Albümde yer almaları hem artistik olarak şarkılara renk kattı hem de şarkıların duygusal anlamını pekiştirdi.

Yolumuz Uzun” şarkısını birlikte söylediğimiz Abdurrahman Tarikçi; uzun yıllar birlikte müzik yaptığım bir arkadaşım. Şimdilerde ise Ankara’da çok gelişmiş bir kayıt stüdyosunu yönetmekte ve müzisyenlik konusundaki yetkinliğinin yanı sıra kayıt teknolojileri konusunda önemli bir usta olduğunu albüme her aşamada verdiği emekle fazlasıyla gösterdi.

Birlikte söylediğimiz “Yolumuz Uzun” ise benim şarkılarım arasında görece yeni bir şarkı. Siyasal ve toplumsal yaşamda son zamanlarda yaşadıklarımız ile ilgili yadırgadığımız durumları ve orta yaşın sonlarına geldiğim bu dönemde çok isteyip de yapamadıklarımı anlatıyor. Müziği birlikte öğrendiğimiz ama zaman içinde yollarımızın ayrıldığı bu eski arkadaşım ile birlikte söylemenin şarkıya daha da özel bir anlam kattığını düşünüyorum.

Jehan Barbur ile eski bir tanışıklığımız ve ortak arkadaşlarımız var. Jehan ile söylediğimiz “Uyanırsan” hayattaki tercih ve bunun karşılığındaki çok sayıda reddedişlerimizden bahsediyor. Bazen yürüdüğümüz yolun önümüzdeki tek yol olduğu yanılgısına düşüyoruz. “Uyanırsan” kendim için yazdığım ve aslında kendimi başka bir yol daha olduğuna ikna etmeye çalıştığım bir şarkı. Şarkının sözlerini Jehan Barbur gibi bir ustanın sesinden duymak şarkının anlamını daha da pekiştirdi benim için.

Gülce Duru ile aslında kayıtlar sırasında tanıştık. Beni kırmayarak albümün bence en önemli şarkılarından biri olan “Oyuncak” adlı şarkıyı benimle birlikte seslendirdi. “Oyuncak” çocukluğumuz ile birlikte yitirdiğimiz saflığımız ve değişen hayat şartları ekseninde, oynamaya devam ettiğimiz oyunda değişen rollerimizden bahsediyor. Gülce’ye çok yakıştı. Bence çok güzel bir düet oldu.

Kutad Alptürkan
Sözleriniz, besteleleriniz ya da kısaca şarkılarınız neyi anlatıyor, hayatın ne kadar içinde, renginde ya da nelerden tamamen uzak, özetle nasıl bir ruh hali içinde, en çok nasıl bir ruh hali içinde sarılmalı dinleyici sözlerinize, notalarınıza?

Doğaldır ki şarkılarım ile anlatmak istediğim bazı şeyler var. Zaten bunları yazmamın değilse bile çalıyor ve kaydediyor olmamın başka bir gerekçesi olamaz. Ancak müziğin salt bir düşünceyi, mesajı ya da duyguyu aktarma aracı olduğunu düşünmüyorum. Aktarılan şey (her ne ise), dinleyen tarafından geçmişi, müzikal/müzik dışı deneyimleri, birikimleri, fikirleri ve varsa inançları üzerinden yeniden yorumlanacaktır. Bu tarz bir aktarımın en zayıf ve aynı zamanda en güçlü yanı da bu bence. Bu bağlamda sıklıkla tartışmasız bir gerçekmiş gibi ifade edilen “müziğin evrenselliği” kavramının üzerinde de yeniden düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim.

Yine aynı sebepten, ben şarkılarım hakkındaki düşüncelerimi anlatsam bile dinleyicinin kendi algısını kendi oluşturması gerekecek. Bu notu düştükten sonra kendi bakış açımdan şunu söyleyebilirim ki; şarkılarımda ağırlıklı olarak bir içe bakış teması ve kulağa hoş gelmese de bir miktar karamsarlık hâkim. Erken gençlik dönemindeki bireysel yaklaşım ve hayat anlayışı çerçevesinde ele alınan psikolojik temaların, sonraları büyük resmi fark ettikçe daha sosyal ve politik konulara doğru genişlemekte olduğunu gözlemliyorum.

Peki “Oyuncak” ve bu şarkılar nasıl bir müzikal biçim içinde? Bir müzisyen olarak siz nasıl bir hassasiyet içinde yaklaştınız, neler en çok dikkatiniz oldu, ne kadar bir zaman diliminde tamamen her şey içinize sindi ve bitti dediniz?

Kendi topraklarının seslerinden uzağa düşen üretimlerin bir tarafının hep eksik kalacağına inanıyorum. Son dönemde müzikal ilgim latin, latin-caz ve caz türlerine yoğunlaşmış olsa da Türküleri ve Klasik Türk Müziğini de yıllardır severek dinlerim. Halk müziği temelli bazı projelerde icracı olarak da yer almış olmaktan edindiğim birikimler yönünden kendimi bu açıdan çok şanslı sayıyorum.

Kutad Alptürkan

Müzikal form arayışı içinde caz, latin, ve Anadolu Müziği etkilerini hissetmek mümkün. Bu durumun dinleme eğilimlerimle ilgili olduğunu biliyorum ancak formların zorlama olmamasına, doğal şekilde gelişmesine gayret ediyorum. Sözlerin içindeki ezgilerin ve uyumun şarkının melodik yapısını oluşturduğuna ve bu melodik yapı ve anlam paralelinde de doğru müzikal formun aslında eserin içinde saklı olduğuna inanıyorum.

Bence iyi bir şarkı düzenleme mucizelerine yaslanmamalı, yani gerektiğinde tek bir enstrümanla seslendirildiğinde bile özelliğini ve kimliğini kaybetmemeli. Kendi şarkılarımda en azından bu müzikal yapıyı sağladığımı düşünüyorum. İçtenlik ve doğallığın en üst seviyede olduğu bir müzikal biçim hedefliyorum.

Kayıtların tamamlanması iki yıldan uzun sürdü. Kayıtlarda Abrurrahman’ın yönetiminde usta bir ekiple acele etmeden çalıştık. Şarkıların ana örgüsünü oluştururken, müzikal fikirlerin bu usta müzisyen arkadaşlarım sayesinde hayata geçişine birer birer tanık olmanın mutluluğunu yaşadım. Ancak yine de bitti denemez. Zira bence şarkılar yaşayan şeyler ve biz çalıp söyledikçe nefes alacaklar.

Albüm adına nasıl bir yol izlenecek; örneğin klip çekmeyi düşünüyor musunuz, beraberinde bir konser takvimi çizildi mi? Bir de sosyal medya / web adresleri üzerinden nereden, nerelerden takip edebiliriz sizi ve bundan sonraki adımlarınızı?

Albüm bence bu haliyle tamamlanmış değil. Dinleyenle paylaşıldıkça benimle birlikte o da gelişip, olgunlaşacak diye düşünüyorum. O yüzden hedefim gücümün yettiğince şarkılarımı çalmak ve söylemek. En güzel paylaşımın canlı canlı ve bir daha asla aynısı olamayacak şekilde dinleyenle birlikte yoğun iletişim ile gerçekleşeceğine inanıyorum. Bu doğrultuda güzel bir konser programı oluşturuyoruz. Dinlemek isteyenlerle olabildiğince yoğun şekilde bir araya gelmek istiyorum.

www.kutadalpturkan.com web sayfasından, facebook.com/kutadalp, twitter.com/kutadalp bağlantılarından bize ve konser programlarımıza ulaşıp, istek ve düşüncelerinizi iletebilirsiniz. Menajerlik konuları ile ilgili olarak ise soydan@gmail.com adresinden Soydan Renkmen ile bağlantıya geçilebilir.

Müzikal anlamda son yıllarda çok doğru isimler, albümler, projeler kapımızı çalmaya başladı ki biz gelinden bu noktadan bir hayli memnunuz, ya siz? Size göre ne oldu da bir anda dengeler değişti, bir anda daha bir rahat, özgür, mutlu bir şekilde emeklerinin karşılığını almaya başladı müzisyenler, bu böyle devam edecek mi, bir müzisyen gözünden dinlemek gerekirse neler bekleyecek bizi?

İnsanın özünün doğru ve iyi olduğuna olan inancımı gün geçtikçe yitirsem de, iyi ve doğrunun bir çekim gücü olduğuna dair inancımı hâlâ koruyorum. Dolayısıyla “underground” tabir edilen öğeler arasından, “salt sınırda duruyor olmak” dışında da bazı değerler taşıyanlar, zamanla gün yüzüne çıkacaktır.

1980’lerden hatta daha öncesinden global ve yerel siyasi çıkarlar uğruna başlatılan ve yönetilen yozlaşma hareketinin de kendi anti-tezini yaratıyor olmasının da bu durumla ilgisi var. Empoze edilen kolay tüketilebilir kültürel değerler her bireyde aynı etkiyi göstermiyor. Benim beklentim, yozlaşmanın doğaya aykırı ve geçici olduğu ve değerlerin uzun vadede yerini bulacağı yönünde.
Yine de bu çeyrek asırlık uygulamanın toplum mühendisliği açısından bir başarı hikayesi olduğunu inkar etmek saflık olur. Zira sanatsal üretimin toplumun geniş kitleleri gözündeki değeri düşmeye devam ediyor. Başta siyasal ve idari erk olmak üzere çeşitli toplum kesimlerinin bu konudaki negatif tavırları oldukça net ve belirleyici. Düşünüp üreten birey yerine itaat eden ve tüketen birey yetiştirme politikası henüz ömrünü tamamlamış değil.

Kutad Alptürkan

Ve yine benim gözlemlediğim kadarıyla samimiyetle müzik üreten pek çok arkadaşım çizgilerinden taviz vermemek adına maddi ve manevi bir çok sıkıntıya katlanmak durumundalar. Bu yüzden de en azından bu gün için, sorunuzda ifade ettiğiniz gibi müzisyenlerin rahat, özgür ve mutlu bir şekilde emeklerinin karşılığını almaya başladığı konusunda ne yazık ki aynı fikirde değilim. Bunu bir temenni olarak kabul edelim.

Peki siz son yıllarda kimleri dinliyorsunuz, kimleri başarılı buluyorsunuz? Dünden bugüne vazgeçemediğiniz isimler kimler oldu ve müzikleri – işleri hayatınızda hep özel bir yerde durdu? Bir gün için çalışmayı istediğiniz, dilediğiniz bir müzisyen var mı?

Kendime kimseyi doğrudan hedef ya da örnek olarak seçmemeye gayret etim. Ancak eli gitar tutan adamlardan Fikret Kızılok, Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil, Vedat Sakman, Mazhar Alanson, Murat Arkan ve Timur Selçuk gibi ozanlar müzikal duruşları açısından hep özendiğim isimler oldu. Ben ürettiğim müzikte kendi prensiplerim çerçevesinde hep dürüst ve özgün olmaya çalıştım. Ancak çok sevip çok dinlediğim bu insanların etkileri de mutlaka duyulacaktır. Yoktan var etmek pek mümkün değil.

Daha yeni nesilden dinleyip sevdiğim isimler arasından Jehan Barbur, Metin Tapkı, Güvenç Dağüstün gibi isimler sayabilirim. Yine Jehan’ın prodüktörlüğünü yaptığı Fırat Tanış‘ın yeni albümü de oldukça başarılı bir çalışma.

Hem siyasal ve hem de toplumsal anlamda sanata ve üretime verilen değerin böylesine hunharca değersizleştirilmeye çalışıldığı bugünlerde hâlâ üretiyor olmanın bir başkaldırı değeri taşıdığını düşünüyorum ve bu şartlarda hâlâ içtenlik çizgisinde müzik üreten emeğe eskisinden de çok saygı duyuyorum.

Hayatınızın çok özel bir yeri kuşkusuz müzik, müzisyen kimliğinizi bir yere bırakacak olursak ve diğer dünyanızı, hayatınızın diğer anlarını / yanlarını dinlemek istersek sizden neler öne çıkar, neler sizin için anlamdır, heyecandır, aşktır?

Doğayı ve hayvanları çok seviyorum. Gündelik şehirli sıkıntılarımızın en çok da toprak, ateş ve yıldızlardan uzak kalmaktan kaynaklandığına inanıyorum. Kentlerin yapaylığından uzaklaştıkça hayatların daha huzurlu hale geldiğini gözlemliyorum.

Kent yaşamı zor. Özellikle sokak hayvanlarının sorunlu yaşamları beni çok üzüyor ve etkiliyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları için evcilleştirip evlerine aldığı hayvanların şu anda sokaklarda bile yer bulamıyor oluşu, insanın vefasızlığı konusunda beni derin düşündürüyor. Bu büyük borcu bir nebze olsun ödeyebilmek adına albümden elde edeceğim tüm gelir özellikle kötü muamele ve işkence gören sokak hayvanlarının yararına kullanılacak.

Kutad Alptürkan

Kutad Alptürkan
Oyuncak / Esen Müzik

 

 

 

İlk albümünüz “Oyuncak” Şubat ayının ilk günlerinde raflarda yerini alacak. Yimi yılı aşkın süredir söz yazıyorsunuz, beste yapıyorsunuz ve şarkı söylüyorsunuz. Bir süre önce 30 Küsür isimli grupla karşılaşmıştık sizinle, ya öncesi, öncesinde? Müzik yolculuğunuz nasıl başladı, ilk heyecan, hayaller, hedefler nasıldı içinizde? Müzik hayatın tamamlayıcı bir parçası... Bundan uzak durmak ya da yok saymak isteseniz de zaten mümkün değil. Bu alanda yapacağımız tek seçim aslında etken ya da edilgen olmak. Pek çoğumuz yalnızca dinleyici olarak yaşamayı seçiyoruz. Ben çocuk sayılacak yaşlardan itibaren müziğin diğer tarafında, yani dinleyen değil, icra eden, üreten tarafında olmak istedim. Sahnedeki insanla kendimi bir bütün…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.18 ( 9 oy)

Bir yorum

  1. Yolun açık sevgili dostum…sen her şeyin en iyisine layıksın …

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*