Merih Aşkın’ın müzikal yolculuğu, Anadolu müziğinin kadim çalgısı bağlama ile başlayıp gitar ve perdesiz gitar üzerinden caz, makam müziği ve çağdaş müziğin kesiştiği özgün bir dile uzanıyor. Bu yolculukta Erkan Oğur’la yaptığı perdesiz gitar ve makam müziği çalışmaları ile İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü’nde Şehvar Beşiroğlu ve Nail Yavuzoğlu gibi isimlerle sürdürdüğü caz teorisi ve makam müziği eğitimi belirleyici bir yere sahip. 2013’te Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan ilk albümü Siret’te Anadolu deyiş ve derlemelerini caz armonisiyle buluşturan Aşkın, 2015 tarihli “Terennüm” ile perdesiz gitar merkezli özgün bir sound geliştirirken, 1915 Ermeni trajedisine adadığı “Gulo” ile müziğinin tarihsel ve insani boyutunu da genişletti. Tiyatro ve sahne müzikleri, Avrupa’daki konserleri ve farklı sanatçılarla gerçekleştirdiği çalışmaların yanı sıra, 2017’de tasarlamaya başladığı ve 2020’de yapımı tamamlanan, bağlama ile Viola d’Amore’un fikirsel buluşmasından doğan “Aşkın Sazı (Bağlama d’Amore)” ise onun enstrüman tasarımı ve müzikal arayışlarının somut karşılıklarından biri oldu. 2021’de yayımladığı “Aşıklarda Olmaz Hile” ile Anadolu âşıklarının deyiş ve türkülerini yeniden yorumlayan Aşkın, 2021-2025 arasında single, dizi ve film müziklerinin yanı sıra farklı sanatçılarla aranjör, enstrümantalist ve mix mühendisi olarak çalıştı. 2026’da yayımladığı Out of the Circle ise bütün bu yıllara yayılan arayışların, artık kendi besteciliği, icracılığı ve prodüksiyon anlayışı etrafında daha kişisel ve bağımsız bir müzikal dile dönüştüğü yeni durağı olarak karşımıza çıkıyor.
Bazı albümler dinleyicisini içine çekmek için büyük cümlelere, gösterişli prodüksiyonlara ya da kolay hatırlanan melodilere ihtiyaç duymaz. Bazen müziğin asıl meselesi, dinleyiciye bir şey anlatmaktan çok onu belli bir ruh halinin içinde bırakabilmesidir. Merih Aşkın’ın dördüncü solo çalışması “Out of the Circle” da tam olarak böyle bir albüm.
Ancak albümü yalnızca “karanlık”, “melankolik” ya da “içe dönük” olarak tanımlamak, Aşkın’ın kurduğu dünyanın sınırlarını fazlasıyla daraltmak olur. Çünkü burada mesele yalnızlık kadar, dışarıda kalmak, ait olamamak, tamamlanmamışlık ve insanın kendi içindeki çemberden çıkamaması. Albümün İngilizce adı da bu anlamda yalnızca bir başlık değil; yedi parçalık yapının anahtarlarından biri.
“Introduction” ile açılan albüm, daha ilk dakikalarda dinleyiciyi geleneksel bir şarkı formunun karşısında olmadığımız konusunda uyarıyor. Aşkın, melodiyi anlatının tek taşıyıcısı olmaktan çıkarıp tını, atmosfer ve ses dokusuyla birlikte ele alıyor. Bu nedenle “Out of the Circle”ı tek tek şarkılardan ziyade, başı ve sonu olan bir ses anlatısı olarak değerlendirmek daha doğru.
Albümün merkezindeki “I Have No Friends”, “Unfinished”, “Longing and Regretful” ve özellikle “The Cathedral of Despair” isimleri, Aşkın’ın kurduğu duygusal evreni açık biçimde ortaya koyuyor. Burada neşeye, hafifliğe ya da dinleyiciyi rahatlatma çabasına fazla yer yok. Fakat albümün karanlığı da tekdüze değil. Aksine, parçalar ilerledikçe umutsuzluk ile kabulleniş arasında gidip gelen bir ruh hali beliriyor.
Bu noktada Aşkın’ın enstrüman tercihleri de albümün karakterini belirleyen önemli unsurlardan biri. Kendi tasarımı olan Aşkın Sazı’nın yanı sıra perdesiz gitar, üç telli bağlama ve klasik kemençe gibi çalgıların kullanımı, albümü yalnızca elektronik ya da atmosferik bir çalışma olmaktan çıkarıyor. Özellikle perdesiz çalgıların sunduğu mikrotonal hareket alanı, müziğe Batı merkezli armonik alışkanlıkların dışında başka bir ifade zemini kazandırıyor.
Fakat “Out of the Circle”ın asıl dikkat çekici tarafı, geleneksel Anadolu müziği unsurlarını “folklorik bir süs” olarak kullanmaması. Aşkın, bu mirası doğrudan aktarmak yerine onu kendi çağdaş ses dünyasının içerisinde eritmeye çalışıyor. Bu tercih, albümün en güçlü taraflarından biri. Çünkü ortaya çıkan şey ne geleneksel müziğin yeniden üretimi ne de Batılı atmosferik müziğin üzerine eklenmiş birkaç yerel enstrüman. İkisinin arasında, daha kişisel bir alan yaratma çabası var.
Bu kişisellik, albümün prodüksiyon sürecinde de kendisini gösteriyor. Bestelerin yanı sıra düzenlemelerin, enstrüman kayıtlarının, mix ve mastering süreçlerinin de Merih Aşkın tarafından gerçekleştirilmiş olması, “Out of the Circle”ı başından sonuna kadar tek bir estetik anlayışın yönettiği bir çalışma haline getiriyor. Fakat burada küçük bir paradoks da ortaya çıkıyor.
Bir albümün tamamının tek bir kişinin zihninden çıkması, onun bütünlüğünü güçlendirdiği kadar sınırlarını da belirleyebilir.
“Out of the Circle” bu anlamda son derece kontrollü bir albüm. Ses dünyası baştan sona tutarlı; ancak bu tutarlılık zaman zaman albümün nefes alan alanlarını da daraltıyor. Karanlık atmosfer, düşük tempolar ve içe dönük yapı uzun süre korununca, dinleyicinin albüm içerisinde karşılaşacağı sürprizler azalıyor. Bu, çalışmanın estetik tercihidir elbette; fakat aynı zamanda albümün dinleme deneyimini belirleyen temel unsurlardan biri.
Başka bir ifadeyle albüm dinleyicisini kolay kolay dışarı bırakmıyor ama onu içeri almak konusunda da acele etmiyor. Bu nedenle albümün sabır istediğini söylemek mümkün. İlk dinleyişte yakalanabilecek güçlü melodik kancalardan çok, tekrar dinledikçe fark edilen ayrıntılar üzerinden ilerliyor. Seslerin birbirine karışması, mikrotonal geçişler, akustik ve elektronik katmanların oluşturduğu atmosfer ve parçalar arasındaki bütünlük, çalışmanın zamana yayılan tarafını oluşturuyor.
Albümün “Terminal Lucidity” ve bana göre en iyi çalışması “Reverence” ile sona doğru ilerlemesi de bu açıdan anlamlı. Başlangıçta daha kişisel bir yalnızlık duygusuyla açılan çember, finalde tamamen umutsuz bir noktada bırakılmıyor. Aksine, kabullenmeye yaklaşan daha sakin bir ruh hali ortaya çıkıyor. Aşkın’ın derdi karanlığı büyütmekten çok, onunla yaşamayı öğrenmek gibi görünüyor.
Özetle “Out of the Circle” kolay dinlenen bir albüm değil. Fakat kolay dinlenmeyi hedeflememesi, onu daha değerli kılan unsurlardan biri. Günümüzün hızlı tüketilen müzik ortamında, dinleyicisinden zaman ve dikkat isteyen; kendi dünyasını kurmak için sessizliğe, tekrar dinlemeye ve sabra ihtiyaç duyan çalışmaların sayısı giderek azalıyor.
Merih Aşkın ise burada kendi çemberini kuruyor. Belki albümün en önemli başarısı da tam olarak bu: Geleneksel Anadolu müziğinin mirasından beslenirken ona yaslanmayan, elektronik ve akustik sesleri bir atmosfer yaratmak için kullanırken gösterişe kaçmayan ve yalnızlık temasını dramatize etmek yerine onu bir varoluş hali olarak ele alan kişisel bir müzik dili ortaya koyabilmesi. Dışarıda kalmışlığın albümü olduğu kadar, insanın kendi içine çekildiğinde karşılaştığı sessizliğin de albümü. Ve o sessizlik, Aşkın’ın müziğinde her zaman boşluk anlamına gelmiyor. Bazen en çok şey, tam da orada söyleniyor.
Kadri Karahan / Editörün Notu

Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

