EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Minas Ceylin

Minas Ceylin

Doğduğum günden bugüne ne yaşadımsa teker teker yüzleştim, hepsini öpüp kokladım; kabullendim ve yazdım.
Çırılçıplağım ama çok güçlüyüm!
Kendimi kazdım, en derinimden aşk çıktı.
Bu yüzden bu albüm, yaşanmış ve yaşanacak tüm aşklara adanmıştır…

Benim kadar kusurlu, benim kadar evrensel boyutta bakan, benim kadar kapsayıcı, benim kadar arızalı ve ayarsız, benim kadar iyi niyetli olmak için uğraşan bu albümü sevmenizi dilerim…’’

 

“Kaybolursam Şarkı Söyle” İlk albümün doğum gününde ve henüz çok yeni yayınlandı ve dinledik, sevdik, üzerine uzun uzun konuşmaya geldik. Ama öncesinden başlayalım, Minas’ın müzikle tanışma sürecinden, ilk adımlarından, her şey nasıl başladı?

Öncelikle hoş geldiniz… Albümden sonraki ilk söyleşim olduğu için benim için bu buluşma çok kıymetli. Sana, ekibine ve tüm Müzik Exspres okuyucularına selam ederek başlamak isterim. Yıllardır şahane bir gemiyi yürütüyor, müziğe tüm kalbinle destek veriyorsun. Bu paha biçilmez bir şey. Bunun ancak senin gibi sanat aşığı birisi yapabilirdi. Çok değerlisin Kadri.

Soruna gelince; müzikle nasıl tanıştım bilmiyorum… Bu bir anlık bir çarpışma mı, yoksa insanın ruhunun evrende var olmaya başladığı andan itibaren içinde olan bir şey mi inan emin değilim.

Tek bildiğim, hayatımda hep sanat vardı… Babamın evde Türk Sanat Müziği söylemesinden, aile toplantılarındanki bağlama çalınan cemlerimizden, arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde gitar çalmaya çalışmalarımıza kadar müzik kulağımda olandı.

Sonra büyüdüm ve nasıl müzik yapabileceğimi keşfettim… Doğayı dinledim, az gittim, çok gittim… Sırra vardım; müzik ben oldum.

 

Albümünden önce şarkıların single olarak kapımızı çaldı. Oradan içeri girelim, adını, sesini, şarkılarını ilk kez duyduk. Bu albümde de yer alan “Mutluyduk Aslında”, “Bu Kalp Onsuz da Tütsün”, “Mütevazı Bir Aşk Hikayesi” geçtiğimiz sene seni bizimle buluşturdu. Heyecanı nasıldı senin için, neler kattı sana ve artık albüme artık ne kadar hazırdın?

Beni Minas Ceylin adıyla yeni yeni duysanız da başka isimlerle/gruplarla duydunuz. Bir iki şey hatırlatsam ‘’Aaa o sen misin?’’ ya da ‘’Aaaa o projede sen var mıydın?’’ diyeceğinden eminim dinleyicinin. Ama her başlangıç kendi hikayesini yazar ve şu an yeni bir hikaye yazıyorum… 2 yıl önce Minas Ceylin adıyla müzik yapmaya başladığımdan beri her şey tahmin ettiğimden daha hızlı oldu. Alışık olmadığım bir hız ve enerji bütünüyle gerçekleşti her şey… Hayatta her şeye hazırım, sadece iyi şeylere değil kötü şeylere de… Her şey bizim için. İyi de kötü de, büyük de küçük de; hayal kırıklıkları da güzel süprizler de… Kendimle barışıp, kendimi ve hayatımı karşıma alıp onu her şeyiyle kabul ettikten sonra her şeye hazırım.

Biz iki yıl önce ‘’Kaybolursam Şarkı Söyle’’ albümünü yapmak için yola çıktık ve hiç durmadan albüm üstüne çalıştık; arada yayınlanan şarkılar sadece bizim neler olduğunu görmemiz için yayınladığımız şarkılardı. Bir bütünün parçasıydılar ve albümle birlikte yerlerini buldular.

 

Burcu Tatlıses hem ortak dostumuz hem de senin için çok değerli bir müzisyen ki bu düetiniz çok sevildi, beraber sahne de aldınız, yine bu albümde bir de Mahmut Çınar düeti yer alıyor. Bu iki şarkı ve bu buluşmaların hikayesini de tam da bu noktada dinleyebiliriz belki, böyle samimi yan yana gelmelere çok az inanıyorum çünkü?

Ben albümü kaydederken kendi kendime dedim ki, ömrümden birkaç yıl veremeyeceğim kimse gitar bile çalmasın albümde. Öyle de oldu… Burcu Tatlıses ve Mahmut Çınar sadece iyi müzisyenler değil aynı zamanda çok değerli insanlar. İnsanlar! Kaç kişi için bunu diyebiliyoruz günümüzde… Üstelik benim gibi insanlık konusunda kafa yoran ve çok az insanla zaman geçiren birisinin bunu demesi öyle zor ki.

Burcu’ya herhangi bir derdimi anlatabilir onu günlerce dinleyebilirim; omzumu başına koyup ağlayacak samimiyetim var; Mahmut Çınar’ın güzel oğlu Yağmur ile daha çok zaman geçirmesi için ömrümden birkaç yıl verebilirim gözümü kırpmadan. Samimiyetine bu kadar güvendiğim insanlarla şarkı söylemek işin küçük ve sadece görünen kısmı.

Bu iki kıymetli ruh dünyaya lazım, müzik yapıyor olabilmeleri ise büyük şans… Başka şeyler yapıyor olsalardı da çırakları olur, onlardan ne öğrenebiliyorsam öğrenirdim.

 

Peki albümde kimlerin emeği geçti, kimlerle çalıştın, nasıl bir stüdyo süreci yaşadın?

Biz her şeyi Doğan Aşkıner (Feraner) ile birlikte yapıyoruz. İkimiz de müziğe başladığımızda çok heyecanlı ama çok amatördük. Ankara’da onun grubuyla hayalleri benim kendi grubumla hayallerim vardı. Ankara Emek’teki evlerinde birbirimize hayallerimizi anlatırdık… Sonra bir gün ben bireysel olarak bir şeyler yapmaya karar verdim ve ilk defa Gezi sürecinde kayıtlar yapmaya başladık. O gün bugündür ikimiz de çok çalışıyor, birbirimizin hayallerini büyütüyoruz. Üstelik ikimiz de aynı delirme seviyesinde olduğumuz için kimseye minnet etmeden kafamıza göre takılıyorduk.

Ne zaman ki bu albümü yaptık ve Murat Kınay ile tanıştık o andan itibaren ikimiz de daha disipline olduk. İşin mutfağındaki kişiler için disiplinli olmak ve deadline koymak her zaman çok kolay olmayabiliyor… Ama artık ‘’Tamam baby, bitirmemiz gereken zaman şu zaman’’ filan gibi şeyler konuşuyoruz.

Kayıtların çoğunu Feraner’in ev stüdyosunda yaptık. Harem Sound’da, Retro’da vokal kayıtları aldık… Tüm bu süreçlerde Doğan ile yanımızda Deprem Gürdal vardı.

Albümü 3 kişi yaptık dersem abartmış olmam.

Onun dışında bir sürü can müzisyen, bir sürü can dost, bir sürü saat, bir sürü kayıt insanı…Bir sürü yol var albümde emeği olan.

 

Albüm aslında bir hayat yolculuğun, Otobiyografik bir çalışma ve senin Ankara’da doğumundan başlayarak şu ana kadar hayatına dokunan insanları, yolları ve hikayeleri konu alıyor yine şarkıların kendinden önce bir sunumunu yapıyor, hikayelerini anlatıyorsun bir nevi. Hem kendinle hem de dinleyicilerinle, hayatla bir yüzleşme albümü değil mi bu? Belki de bu yüzden tüm şarkılar çok samimi, yalın ve gerçek …

3 yıl önce beni büyüten canım Babannemi, ondan 2 ay sonra da bana neredeyse her şeyi öğreten canım abimi bir gecede kaybettim. Tüm bunlar olurken aklımı kaybetmemek için kendimi önce Paris’e attım… Sonra oradan hayatıma bakınca eksik bir şeyler olduğunu gördüm.

Ani bir kararla işten istifa ettim, gitar pedallarım da dahil para edebilecek her şeyi elimden çıkardım ve topladığım tüm parayla yola çıktım… Önce Ankara’ya, sonra büyükbabamın köyüne, ordan ilk geldikleri yere… Derken yolculuk 2 ay sürdü… Ankara- Sivas- Malatya- Van- Mardin- Bakü- Şiraz – İsfahan – Erivan’dan geçti yolum.

Kendimi her gün kazdım… Çocukluğumu anımsadım, ilk gençliğimi öptüm… Babannemin çocukluğuna dokundum, büyük büyük babamın yaşadığı topraklarda ekmek yedim. Tüm bu süreçte de kaybolmuştum…. Ama durmadan yazıyordum. Döndüğümde yazdığım şarkıları ”Kaybolursam Şarkı Söyle’’ adıyla albüm yapmaya karar verdim.

Albüm doğduğum gün ile açılıyor ve bende emeği olan ne varsa, bana ne dokunduysa onlarla devam ediyor. Nefes aldığım sürece de hikaye devam ediyor…

Albümün ismi Mor ve Ötesi’nin ‘’Çocuklar ve Hayvanlar’’ şarkısında geçen bir sözden almakta. Yine bir şarkı var ki başka bir ortak hayranlığımız Nazan Öncel’e onun şarkılarından sözlerle bir selam, bir merhaba “Ne Güzel”. Sanırım bu şarkı ve bu kendileri ile de ilgili söyleyeceklerin olacak.

Mor ve Ötesi uzun süre boyunca hayranlıkla ve istikrarla takip ettiğim, dinlediğim tek grup. Daha küçücük bir çocukken dahi eve bilgisayar alınıp da eve internetin geldiği ilk gün, ziyaret ettiğim ilk sayfanın Mor ve Ötesi’nin internet sitesi olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Özellikle Harun Tekin’in (o bilmese de) bende çok emeği vardır… Aslında abimdir ama onun bundan haberi yok. Onun aktivistliği ile yol aldım, onun şarkıları ile müzik öğrendim, onun eğitim hayatı ile okula asıldım vs. Bu abilik değildir de nedir?
Tüm bu sevgiden bahsedince insan ikimizi çok samimi zannediyor olabilir ama tanışmıyoruz bile! Tanışma imkanım çok olduğu halde bunu istemedim… Çünkü ancak oturup uzun uzun saatler zaman geçireceksek tanışmamızın bir anlamı var.

Nazan Öncel’e gelince… Ah Nazan Abla! Şahane bir ömrü olmasını dilerim… ‘’Ne şan şöhret isterim, ne servette aklım kalır; sen gidersin can gider, gerisi burada kalır’’ sözü için bile onu hayatım boyunca sevebilirim.

Çok az dua ederim ama evrene bir dilek göndereceksem mutlaka içinde Nazan Abla da olur.

 

Türkçe sözler, Ermenice konuşmalar ve Kürtçe yakarışlar dolu bu albüm senin müzikteki renkliliğini ve ortak sohbetlerimizden de biliyorum belki biraz deliliğini işaret ediyor gibi. Bu albümü en çok kimler dinleyecek, sevecek ya da dinlemeli, sevmeli; neleri, nereleri hedefliyorsun içinde; bildiğim kadarı ile kendi akışında zaten mutlusun ama bir zaman sonra müzikte, nerede, neleri yapmak istiyorsun?

İstedim ki ben neysem bu albümde olsun. Ben Kürt bir annenin, Alevi bir babanın oğluyum… Türkçe eğitim aldım ve Ermenice konuşan akrabalarımdan yıllar sonra haberim olduğunda saatlerce kendime gelemedim.

Tek başıma bu kadar ‘’ötekiyi’’ bünyemde barındırmakla gurur duyuyorum… Hepsine teker teker selam göndermek istedim albümde.

Albümü kim isterse dinlesin. İyi niyetli bir albüm yaptık ve samimiyim. Müzik dinlemeyi seven herkes albümden keyif alacaktır eminim. Çünkü mutlaka ona ait bir şarkı var. Ama albümde hikaye sevenler albümü daha çok sevecektir…. Eminim ilerde onlarla karşılaşınca konuşmadan anlaşacağız, çünkü o insanlar aynı kişiyiz.

Bu albümde kendimi ortaya döktüm ve çırılçıplağım… Şu an her şey aşırı yeni ama çok memnunum olandan bitenden. Herkes şahane bir nezaketle şarkıları dinleyerek geçmişime sarılıyor. Çünkü bunu yaparken kendine sarıldığını biliyor. İsterim ki hepimiz geçmişize, kendimizle sarılıp barışalım. Müzik de bahanemiz olsun…

 

Albümün ilk konseri 11 Şubat’ta IF Performance Hall Beşiktaş’ta olacak ve sonrası umarız devamı da gelecek. Yine dinleyicilerine müjdeleyelim; albüm plak olarak da yayınlanacak öyle değil mi? Nasıl hazırlanacaksın konserine, heyecanı nasıl? Önümüzdeki günlerde neler olacak başka peki, nelere hazır olalım?

Evet albümün ilk konseri 11 Şubat’ta. Konser albümün lansman konseri olacağı için daha çok albüm odaklı olacak… Hikayemi anlatacağım. Nasıl ve ne şekilde anlatacağım ise tamamen o günkü dinlemeye geleceklerle benim aramda kalacak.

Bu konserden sonra albümün ilk klibini çekeceğimizi, hemen ardından da albümü plak olarak yayınlayacağımızı zannediyorum… Baharın gelmesiyle ise her an her şehirde karşınıza çıkabilirim.

Her konserimde çok eğleneceğimizden, çok özel buluşmalar gerçekleştireceğimizden ve her seferinde bir yolculuğa çıkacağımızdan emin olabilir dinleyici.

 

Minas yine kişisel sohbetlerimizde biliyorum ki birçok müzikte, şiirde hatta hatta filmde buluştuğumuz gibi birçok yerde, mevzuda da hem fikiriz seninle görüşlerimizde. Bir garip süreçten geçiyoruz hayat olarak ama bir yerde de bu hızlı akışta bazı şeylerden hem besleniyoruz hem de deliriyoruz. Senin nasıl bir dünyan var, nasıl mutlulukların, neler vazgeçilmezin, neler samimi olmayanların?

Biz seninle çok benziyoruz, bence bu yüzden her seferinde laf lafı açıyor… İkimizin de deli olduğundan ise şüphe yok!
Ama bildiğim tek bir şey var ki yalnız değiliz! Bunu dönem dönem toplumsal olaylarda görüyoruz…
Sosyolojik tespit kasmak istemem ama bir değişim sürecindeyiz. Her türlü baskı ve zorbalığa karşı iyi niyetimizi kaybetmedik… İnadına gülüyoruz.
Nefret cinayetleri kadın cinayetleri, ekonomik zorbalıklar, vergiler, sosyal adaletsizlikler tüm hızıyla sürerken yeşeren bir şeyler var. Bu da kalbimizdeki umut!

Benim küçücük bir dünyam var. 3 yıldır minimal bir hayatım var. Her şeyden sadece iki tane var dolabımda… 5 yıldır vejetaryanım. Özel aracım yok, özel mülkiyete karşıyım ve benim olanı paylaşmakla ilgili bir derdim var. Kendimi bildim bileli sosyalistim ve bununla hep gurur duydum… Hayatım bu kadar küçükken başkaları için kafa yorma lüksüne sahip oldum, bunun da gerçek mutluluk olduğunu gördüm.

Dostlarımla muhabbet ettiğim her an benim için şahane… Gitar çalıp şarkı söylediğim her yerde dünyanın en mutlu insanı oluyorum. Şarkı söylediğim her yerde bir yıldız tozu kadar sonsuz oluyorum.

Samimiyetsizlik meselesine gelince… Çok samimiyetsiz insan ve an var Kadri. Çooook! Bırakalım kendi başlarını yesinler!

 

Söyleşimizin sonunda kısa kısa sorularım ve bir çırpıda beklediğimiz yanıtların olacak, bu kısmı çok sevmeye başladım git gide :))
Aşkı nasıl tanımlarsın ve nasıl bir aşıksın?

Geçen yıla kadar aşk benim için kendimden geçme haliydi, artık kendimi bulma hali.

Aşkı hangi şarkı sana en güzel anlattı, hangi şiir ya da hangi film diye de devam edebiliriz?

‘’Ben ol da bil’’ cümlesinden daha iyi aşkı anlatan bir şeyle karşılaşmadan henüz.

Bir gün hangi sesle kapın çalsın, kiminle şarkı söylemeyi istersin en çok?

Saian ve John Grant ile bir şeyler söylemeyi çok isterdim. İkisine de aşığım.

Keşke ben söyleseydim dediğin bir şarkı var mı?

Çoook var… İlk aklıma gelenler şunlar olsun…

Ezginin Günlüğü – Gelen Benim
Nazan Öncel – Kunduram Sandukam Zembilim

Ya “Çiçekli Şiirler”, Balat’ın orta yerinde bizim için ne keyifli bir soluk, bize biraz da şirin kafenden bahsetsen ve üstüne bir kahve daha içsek :)

Hemen içelim :)

Balat’a aşığım, şiire aşığım ve dostlarıma aşığım… Burası hepsinin tam ortası. “Çiçekli Şiirler”i Akif’le açarken bu kadar kendimizi iyi hissedeceğimizi tahmin etmiyorduk ama artık buraya geldiğimiz her gün bizim için muhteşem bir nefes alma zamanı.

Burası aynı zamanda bizim ofisimiz… Albümle ilgili gördüğünüz ve duyduğunuz her şey burada kafeyi birlikte açtığımız dostum Mahmut Akif Ok tarafından üretildi.

Şiirler demişken acaba üstüne senden bir şiirini dinlesek mi / okusak mı? Paylaşman mümkün mü?

Uzun zamandır üstüne çalıştığım bir dosyam var. Adı ‘’Buğz’’. Bu dosya ile birlikte başka isimlerde yayınladığım şiir kitaplarımı bir araya getireceğim bu yıl. Buğz’dan bir şiir paylaşayım…

 

La

Şahı mağrur, üstümde nasıl bir lale yangını laikse
Aynı yatağa girmiş iki oğlanın sevişmeme ihtimali kadar çıplaktır gam
Şeyi şeyine değmeden anladığı hüznü, gecesinin burada Sütlüce’de
Söylemesi ayıp olmasın ama camisinde gül kuruttum, kandil simidi dağıttım evlere

Hocası da aynı leğende yıkandığı kardeşine bakmış olabilir, uzun upuzun bir adam
Livatadan kaçamayışına korkmadı dinin elden gidişi kadar la
Dilimde bir sen kaldı bir de çün, ilk içime giren aşklarımdaki sonbahar gibi Ankara
Gitarda tel olması kadar, Ankaralı herkes için bir ünlemdir la
Ondan da olabilir hamamlarında erkek erkeğe düzüşenlerin seslerinin güzelliği
Ya da sadece sex filmi gösterilen sinemalarında, sessizce düzülen oğlanların akortlu sesi

Pisliğin içinden geldim, suyun zaferinden, gecekondu bahçesinden
Yatak altlarında düzüşmek nedir bilirim, nasıl terlidir güzel oğlanlar
Ayıptır söylemesi ama caminize gül diktim, kandil simidi dağıttım evlere; benden tövbe
Cami hocanız yakışıklıydı size gelince, kucağına oturmak için alıştınız camiye

 

Söyleşimizin sonunda bize, dinleyicilerine bir şarkı armağan etmeni istiyoruz, kimden gelsin ve hangi şarkı olsun, ilk aklına ne geliyor?

Bir süredir çok dinlediğim ve beni motive ettiği için aklıma ilk Saian’dan “Berhava” geldi. Dilerim okuyucular da severler… ‘’Sürüyor o kavgamız ve sürecek, yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek!’’

 

 

Doğduğum günden bugüne ne yaşadımsa teker teker yüzleştim, hepsini öpüp kokladım; kabullendim ve yazdım. Çırılçıplağım ama çok güçlüyüm! Kendimi kazdım, en derinimden aşk çıktı. Bu yüzden bu albüm, yaşanmış ve yaşanacak tüm aşklara adanmıştır… Benim kadar kusurlu, benim kadar evrensel boyutta bakan, benim kadar kapsayıcı, benim kadar arızalı ve ayarsız, benim kadar iyi niyetli olmak için uğraşan bu albümü sevmenizi dilerim…’’   https://open.spotify.com/album/1OVz7asXF7slPms2tfwR5I?si=gvDaR5_FT_aZrI_R72JPOw “Kaybolursam Şarkı Söyle” İlk albümün doğum gününde ve henüz çok yeni yayınlandı ve dinledik, sevdik, üzerine uzun uzun konuşmaya geldik. Ama öncesinden başlayalım, Minas’ın müzikle tanışma sürecinden, ilk adımlarından, her şey nasıl başladı? Öncelikle hoş geldiniz… Albümden…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.55 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*