EDİTÖRDEN
Anasayfa / PAZARTESİ SENDROMU / Pazartesi Sendromu – 20 Ocak 2014

Pazartesi Sendromu – 20 Ocak 2014

Merhabalar;

“Müzik Ekspres” olarak geçtiğimiz hafta yayın hayatına başladık ve ne mutlu ki sizler bizi yalnız bırakmadınız. Öncelikle bu heyecanımıza telefonlarınız, mesajlarınız, sosyal platformlarımızdaki paylaşımlarınız ile ortak olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

Uzun zaman sonra “Pazartesi Sendromu” ile yeniden buradayım. Birlikteliğimiz blog sayfamda tamamen canımın sıkılması ve üstüne saçmalamam ile başlamıştı, bu sıkılmam ile ortaya keyifli bir şeyler çıkmış olmalı ki bir süre orada daha sonra da “Müzik Gazetesi”nde devam etti ve sizler tarafından keyifle takip edildi. Şimdi bu yeni adresimizde devam etmesek olmazdı, başlayalım mı peki?

Uzun zamandır biriktirdiğim bir şeyler var; bu durumun kişisel bir rahatsızlık olmadığını birçok kişinin de ben gibi aynı şeyleri hissettiğini biliyorum. Derdim bu kez konser mekanları ve seyircileri. Kalabalıktan, çok fazla kalabalıktan pek haz almıyorum ki bu yüzden öyle olacağına inandığım bazı konserlere ve mekanlara özellikle gitmiyorum. Tamam bir müzisyen ve hatta orada olanlar için bu keyifli bir durum olabilir, konser dediğimiz şey elbette coşku demek beraberinde, eğlenmek, dağılmak, o insanlar içine karışmak demek. Beyoğlu / Taksim mekanların bir numaralı adresi bir kere, bu yanını sevmiyor değilim, mutlaka her gece bir yerde, bir mekanda kendinizi bulabilmeniz mümkün, yani oralara gidip de keyif almadan dönmek olmaz. Konu çok fazla dağılmasın, son yıllarda alternatif müziğin yükselişe geçmesi ile tarzın önemli isimleri peşi sıra konserler vermeye devam ediyorlar, gidiyoruz, dinliyoruz. Ama çoğu zaman bu konserler bir kabus hale dönüşebiliyor. Öncelikle dertlerimden birisi gürültü; Evet! Bazı konserlerde çok fazla gürültü yaşanıyor ve bu hakikaten bir noktadan sonra sizi çileden çıkartmaya yetebiliyor, sahne ile bağlantınızın kopmasına neden olabiliyor. Hatta bazı müzisyen dostlarımın buna sahneden doğal bir şekilde tepki verdiğine de tanık oldum, peki bunun önüne geçebilecek kişi kim ya da önlenebilmesi adına izlenecek yol ne? Tamam bir iki üç muhabbet edilebilir, bu kısık bir ses tonu ile gerçekleştirilebilir ama bir noktadan sonra kahkahalarla vs. hallerle tamamlanmasına itiraz edilebilir. Bazı zamanlar dostlarımın bazı performanslarını kayıt altına alıyorum ki bu benim en büyük heyecanlarımdan biri ama eve bir geliyorum ve dinliyorum, arkadaki uğultu hem de öyle böyle değil, orada da anlıyorum keşmekeşliği. Ben bu anlamda hassas biriyim, küçük bir ses bile benim uykumu kaçırabilir, bir ses kitaba bir ses bir şarkıya, bir filme konsantre olmamı engelleyebilir; bu anlamda hepimize iş düşüyor belki de, hepimizin o konuşanları uyarmamız ya da kendimizin dahil olmaması adına mekandan birine durumu anlatmamız gerekiyor. Hele bir de bu konuşanların en önlerde olma ısrarı yok mu? Onlara işte asıl söylenecek söz çok ya da yok.

Bu mekanlarda yaşadığım tek şikayet değil, mesela hafta sonu durumuna itirazım yok ama hafta içi konserlerin biraz daha erken başlaması taraftarıyım. Ben İstanbul’un bir ucunda oturuyorum ve konser bittikten sonra Taksim’den bir konser saati kadar daha evime dönmek için zaman harcıyorum. Yine benimle aynı konum içinde yaşayan kişilerle de bunu paylaştığımda benzer serzenişler var. Örneğin 22:30’da başlaması gereken bir konserin başlaması zaten 23:00’ü buluyor; burada müzisyenlerin suçu pek yok gibi zaten onlar erken saatte prova alıp kulislerinde çıkmak için sahnelerine işaretin gelmesini bekliyorlar. Bu geç başlamanın ya da başlatılmanın sebeplerine bakmamız gerekirse aklıma tek bir açıklama geliyor: Belki bir – iki içki daha fazla satmak ve programı neredeyse geceye, gece yarısına yaymak. Aksi durumda konser bitince çekilen kitle mekanın boş kalmasına sebep olacak, o sebep baştan ne koparılsa kâr kalacak. 23:00 gibi başlayan bir sahnede ara verilirse bir kere 01:00’e kadar sürüyor konser. Bu insanlar oradan çıkacak, evlerine gidecek ve hazırlanıp yatacak, sabah işe kalkacak. Öncelikle hafta içi konserlerin erken saate çekilmesini biliyorum ki izleyiciler kadar müzisyenler de istiyor. Birkaç alternatif sahnede veya kültür merkezi konserlerinde bu düzen aynen böyle işliyor. Konsere giriş ücreti konusuna da kısaca değinmem gerekirse istisna isimler ya da mekanlar hariç durum normal görünüyor. Eskiden o bilet fiyatının içinde bir içkinin alınıyor olması şimdilerde yok ama yine de ciddi bir alışkanlık haline gelmiş ki çok kere soruluyor. Gönlüm her konserin güzel geçmesinden, sağlıklı dinleyicilerinin olmasından, müzisyenlerden mekan sahiplerine çaba gösteren herkesin maddi manevi mutlu olmasından yana.

Müzik Ekspres olarak bu vb. konulara yaklaşmaya devam edeceğiz. Özellikle izlemiş olduğumuz konserlerden sonra notlarımızı burada sizlerle paylaşacağız ve herhangi söyleyecek bir şeyleri olanlara sayfamızın kapısını açık tutacağız. Ayrıca bu hassasiyetimizi ya da dileklerimizi de belki mekan sahipleri ile de paylaşacağız ve görüşlerini alacağız.

Sokak Müzisyeni

Mekanlardan sokaklara çıkmamız ve İstiklal’i turlamamız gerekirse ki bunun da ayrı bir keyfi var, her köşe başında onlarla karşılaşıyoruz: Sokak müzisyenleri. Doğrusu onlara bayılıyorum ve hakikaten bir başka alkışlıyorum. O dünya hakikaten bir başka biz, hani o zaman bir kere daha anlıyorum ki çok zenginiz. Sürekli kemençesi ile gecenin bir vakti bir köşede ‘’Asiye’’ türküsünü çalan adamla mutlaka defalarca karşılaştınız ya da kırmızı gitarı ve tek akoru ile kendi dünyasında çok mutlu olan yaşlı teyzemizle, Tünel’in Karaköy girişinde davudi sesi, karizmatik duruşu olan gitarist arkadaşla veya İstiklal’in hemen Tünel başlangıcında klarnet çalan dedemiz ile; şimdilerde Karadenizli bir ekip çok revaçta ki ben de fotoğrafladım da kendilerini, bir ara da Odakule’nin orada tarzının çok fazla içine dalamadığım ama sesi çok güzel bir kızcağız vardı ki kaç fotoğrafa renk / güzellik kattı kim bilir. Özetle ben İstiklal’i artık onlarsız düşünemiyorum, az ötede bir kalabalık gördüm diyelim hemen adımlarımı o istikamete çeviriyorum ve birkaç dakikamı ve gönlümden kopan oraya ayırıyorum. Ve elbette onlar kim çok merak ediyorum, anlarını, anılarını, hayatlarını öğrenmek istiyorum, burada bir de ipucu verdim gördüğünüz gibi önümüzdeki günler adına, bu sayfalarda paylaşmayı dilediklerim arasına.

Mumlu

Sokaklardayız madem hadi birkaç mağazaya / mekana uğrayalım. Lale Plak’ı çok seviyorum mesela; arşivim adına başka bir yerde ulaşamadığım birçok albüme buradan ulaştım zamanında. Bir de bazen böyle albümü çıkan isimler oraya gidiyorlar, birkaç albüm imzalayıp bırakıyorlar, o albümü soran insanlara ne güzel bir sürpriz oluyordur bu. Aynı şekilde Akmar’daki Zihni Müzik’i de unutmamak lazım, özellikle kapı önündeki indirimli CD’lerde neler neler çıkıyor karşınıza denk gelirseniz. CD almaya geç başlamış biri olarak özellikle 90’lardaki birçok CD’nin bende eksik olduğunu biliyordum. Bu anlamda çok sevdiğim dostlarım var ki ama fazla almışlar, ama içlerinden geliyor sağ olsunlar arada benle paylaşıyorlar. Ötesinde doğru adreslerden biri kesinlikle burası. Gerek Beyoğlu’ndaki gerek Kadıköy’deki Mephisto’lara bayılıyorum. Çalışan arkadaşların sıcak tavırları, imza günlerindeki seçicilikleri, CD’lerden DVD’lere, dergilerden kitaplara, kırtasiyeye seçenekleri ile girdim mi çıkmak istemiyorum hakikaten. Geçtiğimiz günlerde yepyeni bir mekan açıldı: Mumlu Postmodern Meyhane ki biz yılbaşı gecesinde orada keyifli bir buluşma gerçekleştirdik dostlarla. Çok değerli müzisyen arkadaşların yanında sevgili Zafer Cımbıl ve Sevtap Ünal aramızdaydı ve şarkıları ile renk kattı. Yeni bir yılın ilk şarkılarını arşivinden orada olanlarla paylaşan da bendim. Sema isimli harika bir dostumuz işletiyor orayı, adresi Büyük Bayram Sokak No:9 K:2; Her an yan masadan birileri ile bile bir şeyler paylaşacağınız, kendilerine özgü lezzetleri ile mutlu ayrılacağınız bir yer. Belki bir gün karşılaşabiliriz, sohbet edebiliriz.

Şimdi gelelim bu haftanın keyif alabileceğimiz diğer renklerine.

Birsen Tezer

Bu hafta müzisyenliğine, dostluğuna bir ömür boyu hayran kalacağım sevgili Birsen Tezer’in iki sahnesi var. Taksim’in önemli mekanlarından birinde, ROXY’de sahne alacak öncesi. Çarşamba günkü konseri kaçırırsanız bir sonraki en yakın konseri cumartesi günü Kadıköy Sahne’de. Kadıköy Sahne’de geçtiğimiz aylarda birçok konserde bulundum. Hatta geçen aylardan birinde aylık programlarını inceledim ve ben hepsini seyretmek istiyorum dedim. Bu hafta Kargo, Zımba, Marsis sahne alacak gruplar arasında. Bu hafta sahnelere gruplar ağırlığını vurmuş gibi; Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde Zift, Soul Stuff yine Mask Live’de Karışık Kaset, Kulp, Girls Walking, Bronx Pi’de ise İstanbul Arabesque Project gözüme çarpanlar arasında. Yine cumartesi gecesi BKM Mutfak sahnesinde sitemizin açılık konuklarından biri olan sevgili Aydilge’nin konseri gerçekleşecek. Pazar günleri konserler ile karşılaşmaya alışık değiliz ama biliyoruz ki Bostancı Gösteri Merkezi buna zemin yaratabiliyor. Mabel Matiz bu Pazar günü saat 18:00’de sahne almaya hazırlanıyor mekanda. 2013’ün en öne çıkan isimlerinden biri Matiz ve bir hayli seveni var, eminim çok mutlu olacaklar.

Banu Kanıbelli

Bu hafta heyecanla yaklaşabileceğimiz, yayınlanacak yeni bir albüm haberi alamıyoruz ama geçen hafta / Ocak ayı içinde çıkan albümler içerisinde heyecan yaratanlar var elbette. Biz Müzik Ekspres olarak yaptığımız seçkileri ana sayfamızda ‘’Haftanın Albümleri’’ başlığı altında sizlerle, yayınlanan basın bültenleri metnine bağlı olarak paylaşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ADA Müzik etiketi ile yayınlanan albümlerden biri de Banu Kanıbelli imzalıydı. ‘’Rüzgar’’ ismini verdiği üçüncü albüm çalışması kendisinin, öncesinde çocuk şarkılarından oluşan iki albüm yapmış Kanıbelli ve Bülent Ortaçgil, Gürol Ağırbaş gibi önemli müzisyenlerin katkıları ile imza atmış bu çalışmalara üstelik. Yeni gelen albüme göz atacak olursak eminim ruhunuza güzel yansıyacak; ben dinledim ve çok sevdim; sonrasında da kendisi ile bir söyleşi / sohbet etme ve fotoğraf çekimi yapabilme şansını gerçekleştirdim. Bu arada bazı sürprizleri de beraberinde getirdi bu söyleşi; örneğin ikimize ait fotoğrafları çok değerli bir isim kareledi, kim olduğunu söyleşimizin sonunda göreceksiniz. Yine albümde yer alan ‘’Kumsal’’ isimli şarkıyı Hrant Dink’in barış ve özgürlüğe adanmış onurlu yaşamına ithaf etmişti kendisi ve bu şarkıya kendi kamerası ile görüntülerle bir de klip hazırladı. 19 Ocak’ta yani dün biz şarkı ile andık kendisini, sayfamızda da bir kere daha anacağız, selamlar yollayacağınız ölümsüz kalbine. Ve bir de bir CD’sini “Müzik Ekspres” okurları için imzaladı kendisi. Sayfalarımızı takip ederseniz belki de adresine ileteceğimiz kişi sizsinizdir.

Sendrom adına bu haftalık kadar ama lütfen birbirimizi takipte kalalım ve bugün olduğu gibi diğer günlerde bir vesile buluşmaya devam edelim, paylaşalım, yaşayalım. İyi haftalar dileklerimle.

Merhabalar; “Müzik Ekspres” olarak geçtiğimiz hafta yayın hayatına başladık ve ne mutlu ki sizler bizi yalnız bırakmadınız. Öncelikle bu heyecanımıza telefonlarınız, mesajlarınız, sosyal platformlarımızdaki paylaşımlarınız ile ortak olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Uzun zaman sonra “Pazartesi Sendromu” ile yeniden buradayım. Birlikteliğimiz blog sayfamda tamamen canımın sıkılması ve üstüne saçmalamam ile başlamıştı, bu sıkılmam ile ortaya keyifli bir şeyler çıkmış olmalı ki bir süre orada daha sonra da “Müzik Gazetesi”nde devam etti ve sizler tarafından keyifle takip edildi. Şimdi bu yeni adresimizde devam etmesek olmazdı, başlayalım mı peki? Uzun zamandır biriktirdiğim bir şeyler var; bu durumun kişisel bir…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.84 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*