EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Sarpay Özçağatay

Sarpay Özçağatay

Küçük yaşlarda babanızın müziğe olan yeteneğinizi fark etmesi sizi o günlerden bugünlere getiriyor. İlk tanıştığınız enstrüman flüt oluyor ve o günden bugüne onunla dostluğunuz devam ediyor. Flüt çalarak başlayan ve daha sonra konservatuara uzanan o yolda küçük bir çocuğun heyecanını öğrenmek istiyorum öncelikle?

Aslında ilk tanıştığım enstrüman küçük oyuncak bir orgtu. Dört yaşımda oyuncak niteliğinde oynuyordum ancak radyodan duyduğum şarkıları çaldığımı – çalmaya çalıştığımı hatırlarım. Daha sonra ilkokulda o hepimizin kaderini belirleyen blokflüt ve daha sonra keman ve orta okulda da tam zamanlı olarak isteyerek çalmaya başladığım flüt. Keman enstrümanını yarı zamanlı olarak ilkokul beşinci sınıftayken aynı zamanda konservatuvarda öğrenciliğime devam ederken başladım. O zamanlar konservatuvarda yarı zamanlı olarak flüt bölümünde kontenjan olmadığı için beni keman bölümüne layık görmüşlerdi ve bir yıl süre ile keman çaldım.

Aslında o bahsettiğiniz küçük çocuğun heyecanı doğuşundan itibaren bir şekilde ailesinde profesyonel müzisyen olmamasına rağmen müzikle doğup büyüdü. O yüzden ben hiç insani duygularla tamam benim hayatım müziğe yöneliyor diye bir dönüm noktası veya seçim anım hiç olmadı. Kendimi müzik yaparken buldum desem sanırım yeridir. Hep ilginç gelir bana…

Sarpay Özçağatay
Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı’nda flüt eğitiminiz devam ediyor. Bu eğitimi üstelik sınıf atlayarak bitiriyorsunuz ve hemen sonrasında kendinizi Berklee’in sınavlarında buluyor yine yüksek bir derece ile buradan da mezun oluyorsunuz. Başarınız Berklee’de size birçok konserde sahne alabilme imkanını ve beraberinde çeşitli ödülleri de getiriyor. Berklee sizin için nasıl başladı, bugünkü kimliğinize sizi nasıl hazırladı?

2009 da Berklee’ye başlamadan önce çok sevgili sanatçı dostum Utar Artun (o da Berklee mezunu) o yıldan önce birlikte kurduğumuz Jazz Fusion grubu ile yıllardır performanslar sergiliyorduk. Birçok arkadaşımız, dostumuz BETONE grubunu hatırlarlar sanırım. 2006’dan 2009’a kadar bu grup ile sayısız konser ve festival sahnelerinde konserler veriyorduk bu sırada da gidişatımız daha profesyonel olmak yolunda ilerliyordu.

Bir gün Utar bana “Berklee sınavına girelim mi” diye bir teklifte bulundu ve ben o sırada Rotterdam konservatuvarı sınavları için başvurumu bitirmiş ve sınav günüm için gün sayıyordum. Tam o sırada Utar ile Berklee sınavına girelim mi diye sorunca reddedemedim ve “en çok ne kaybedebiliriz ki” diyerek girişimde bulunduk ve kendimizi Paris’te gerçekleşen sınav da bulduk. Ben aslında tam Avrupa’ya gidiyorum diye hayal kurarken bir anda yönümüz değişti, iyiki de değişmiş ve tam burslu olarak ikimiz de Berklee’de eğitimimizi tamamladık.

Buradan da sizler aracılığı ile ona sevgilerimi yolluyorum.

Tabiki, Berklee dünyanın en büyük ilk 3 uluslararası müzik okulundan biri, eğitim kalitesi oldukça yüksek, Grammy ödüllü veya lokal en iyi hocalara ve yüksek donanımlı teknolojiye sahip. Dolayısı ile aldığınız eğitimin kalitesi çok iyi. Tabiki de eğer kendinizi bu işe adamış iseniz sonucunda ilerlememeniz mümkün değil. Bütün bir 3 yılı anlatmak elbette bu sayfalara sığmaz ama eğer idealleriniz var ve önce kendinize sonra müzik dünyasına ve evrene ne katabilirimin peşinde iseniz mutlaka bu tip bir eğitim size en azından izlemeniz gereken doğru yolda pusula görevi görecektir. Ben yapmak istediklerimi biliyordum ve Berklee bunun için çok iyi bir pusula oldu ve benim bu noktaya gelmemde önemli bir yeri vardır.

Sarpay Özçağatay
Eğitiminizin bitmesi ile ama Türkiye’ye geri dönmüyorsunuz ve profesyonel olarak müzik çalışmalarınıza orada devam ediyorsunuz. Betone, Sharp – Eye gibi gruplar ile bir dönem çalışıyorsunuz, daha sonrasında birçok projenin içinde yer alıyorsunuz. Bu birliktelikler peki sizde nasıl izler bırakıyor, deneyimler yaşatıyor?

SharpEye aslında benim Amerika’da ki takma adım ve bununla birlikte halen kendi müziğimi çaldığım grubumun da ismi. SharpEye Project. Sayısız konser de çalmak, müzisyen ve duayen ile çalmak tabi ki de bende sonu olmayan ve daha da fazla bu serüvene sürükleyen tecrübe dizisi olarak öne çıkıyor. Her gün yeni bir tecrübe ile tanışıp bundan kendinize kazanımlarınız hayatınızın büyük bir parçası oluyor bunula birlikte tabi dünya standartlarında bir seviyeye erişiyorsunuz ya da o yolda ilerliyorsunuz.

Geçtiğimiz sene içinde yayınladığınız “Contemporary Groove Jazz” çizgisindeki ilk albümünüz “Unexpectable” müzik eleştirmenlerinden tam not aldı. Siz bu albümü tanımlarken flütü biraz daha farklı kalıplarda kullandığınızı, biraz daha yeni bir şeyler yapmak istediğinizi ve bunları yaparken eğlendiğinizi söylemişsiniz. Albüm yapma fikri peki nasıl hayata geçti ve sürecinde, ve bittiğinde neler hissettirdi?

Albüm yapma aşamasına nasıl geldiğimi kısaca açıklamaya çalışayım. Ben liseden beri caz müziğine , klasik müziğe kıyasla daha çok ilgi duyuyordum. Sürekli enstrumanım ile neler yapılabilir bunun üzerinde çalışıyordum. Tabi bunun ilk adımı, dünyada var olan diğer caz flütistlerini dinlemeye başlamak ile oldu. Yıllar boyu onlarca caz flütisti dinledikten sonra önce onları taklit etmeye çalışarak caz müziği yapmaya başladım. Sonrada hepsinin sentezini yapıp, nasıl kendi kimliğimi yaratabilirim bunun üzerinde yoğunlaştım. Tabi bu sırada diğer enstrumanları da en az flütistler kadar dinliyordum. Zamanla kendimi geliştirdim. Ankara’da olan caz jam sessionlarına katılıp, üzerinde çalıştıklarımı pekiştiriyordum aynı zamanda da atölye çalışmalarına da katıliyordum. Yıllarca, önce kendime ve sonra da caz flüt dünyasına ne gibi katkım olabilir bunun peşinden koşmaya çalıştım.

Günümüzde caz flüt denince latin müzikleri ya da 50’ler ve 80’ler arasında olan müzikler dışında yeni bir şeye pek rastlamıyordum. Hepsi çok güzel ancak yeni yaklaşımların da olması gerektiğine inanıyordum. Berklee eğitimim bittikten sonra kendi kimliğimi, calışmalarımı ve bilgimin sonuçlarını bir albüm çıkartarak görmek istedim. Bu yüzden “Unexpectable” albümümün benim için ve caz flüt dünyasi için önemli bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu albümümde bu zamana kadar denenmemiş bir takım şeyler denedim. Örnek vermek gerekirse; flütü daha agresif , bir saksofon gibi mesela, kullanıp o herkesin bildiği yumuşak ve sade karakterinden çıkartıp, capcanlı ve oldukça aktif bir şekle büründürmeye calıştım. İlk defa canlı kayıt esnasında sonradan eklenmiş olmayan, o anda kendimin sahip olduğu efekt pedallarını kullanarak, efektler ekledim vb. Bu arada albüme bütün dijital müzik marketlerden veya web sitem sarpayozcagatay.com’dan ulaşabilirsiniz (CD Baby, Amazon, iTunes vb.)

Sarpay Özçağatay
Caz’ın bir başka rengi, bir başka büyüsü var, ülkemizde de yıllardır bu işi aşkla, heyecanla yapan birçok değerli müzisyenimiz var; son yıllarda da özellikle festivaller ile de caz bir başka yaşatılmaya devam ediyor ve dinleyiciler tüm bu gelişmelerden bir hayli memnun görünüyor. Siz takip edebildiğiniz kadarı ile ülkemizde dünden bugüne caz adına gelinen nasıl bir durum var, nasıl yankılanıyor oralara, uzaklara?

Tabiki dünyaca ünlü bilinen birkaç caz festivalimiz var ve tabiki de bunlara olan ilgi hayli yüksek. Betone grubumuz ile biz de 12. Uluslararası Ankara Caz Festivalinde performansımız olmuştu. Ülkemiz doğu ve batı ülkelerinin tam ortasında olduğu için bir çok renk var caz müziği de bunlardan biri. Bir kitlesi elbette var dünyaca ünlü bir çok duayen tarafından saygı gören harika müzisyenlerimiz var Aydın Esen gibi ve bence üzerine yok! ☺ Ancak ülkemizde bu müziğe olan ilginin daha da artması gerekiyor.

Peki ya sahnede olmak, dinleyicileriniz ile olan o buluşmalarınız sizi nasıl mutlu ediyor? Bu anlamda önümüzdeki günlerde sizinle nerelerde karşılaşacağız, başka projeleriniz ya da birliktelikleriniz olacak mı?

Ben sahneye çıktığımda gözlerimin önüne sanki bir perde iniyor. Karşımda 10 kişi de olsa 1000 kişi de olsa fark etmiyorum, çünkü o an müziğin içine bırakıyorum kendimi. Yaşadığım zevk sanırım kelimeler ile tarif edilemez çünkü insanın kalbinden ruhundan geçeni bir enstrüman aracılığı ile dışa sunması zaten başlı başına bir hikaye…

Benim hali hazırda dahil olduğum başka projeler ve albüm kayıtları elbette var bunlarla ilgili haberleri web sitemden veya Facebook müzisyen sayfamdan takip edebilirsiniz. Genellikle bu projeler New York tabanlı gerçekleşiyor. Dünyanın her yerinden müzisyenler bu projelerin içinde yer alıyor.

Hakkınızda okuduğum her yazıda ya da söyleşide dikkatimi çeken bir şey daha oldu ki sizi dünden bugüne en çok hayalleriniz beslemiş, genç yaşta çok önemli işlere imza attınız ki birçoğunu daha paylaşamıyorum burada; hayallerin hakikaten yeri bir başka ve sonu yok öyle değil mi?

Adı üzerinde hayal, biter mi hiç. Bizi hayata sıkı sıkı tutan ve yaşama enerjimizi hep yüksek tutan onlar değil midir? Felsefik mi oldu biraz :)

Sarpay Özçağatay
Ve elbette sizi yakalamışken sizden özellikle yolun başında olan müzisyen arkadaşlarımız içinde bir şeyler söylemenizi isteyeceğim. En başta bir yeteneğin olması kuşkusuz gerekiyor ama ya sonrası, sonrasında nasıl açılmalı o kapılar, her geçen gün bir adım daha önde olabilmenin, biraz daha ileriyi görebilmenin böyle küçük notları neler, neler paylaşabilirsiniz onlarla?

Yaptığınız iş ne olursa olsun önce kalpten sevmeniz gerekiyor, bu birinci kural sonra ise bunun için yapmanız gereken tek şey çalışmak ve araştırmak. Bilginin sonu yok her gün yeni bir bilgiye ulaştığımız internet çağında bir şekilde mutlaka bunun nimetlerinden yararlanmalıyız.

Sevgi, idealler ve çok çalışmak bence anahtar kelimeler.

Tyreek Jackson, Angelo Spampinato, Ed Tomassi albümünüzde yer alan konuk müzisyenler, peki bir gün için Türkiye’den çalışmak istediğiniz bir isim, böyle çalışmalarını özellikle yakından takip ettiğiniz bir müzisyen var mı?

Türkiye de geçen yıllarda hali hazırda çaldığım, çalıştığım bir çok müzisyen dostum var seçim yapmak doğrusu kolay değil onlardan hiç bir zaman da kopmayacağım. Ne zaman Türkiye’ ye gidersem onlarla her zaman çalacağım. Bu yüzden tek bir isim veya spesifik isim vermek bu noktada çok önemli değil.

Hayatınızın müzik dışında nasıl renkleri var? Son olarak sizi biraz da müzisyen kimliğiniz dışında tanıyalım istiyorum. Bir gününüze başka neler iz bırakıyor, neler sizi mutlu ediyor, nasıl geçiyor ötesinde yaşamınız?

Ben müzik dışında uzun yürüyüşleri çok severim. 4-5 saat hiç durmadan yürüyüp meditasyon yapıyorum diyebilirim. Onun haricinde spor yapmak hayatımın bir parçası. 4 – 5 km koşuyorum biraz ağırlık kaldırıp zinde olmak önemli. Bunun dışında İngiliz bilardosu snooker ve tenis en çok sevdiğim spor dallarıdır. Bunun yanında elbette basketbol, masa tenisi ve çok nadir olsa da kış olimpiyatlarını izlemekten keyif alırım. Bu sıralar da Miles Davis’in hayatını kendi ağızından yazılmış bir kitaptan okuyorum.

Çok teşekkürler bu keyifli söyleşi için; çok sevgiler.

Bu güzel röportaj imkanını bana verdiğiniz için ben çok teşekkür ederim. Sevgiler

Sarpay Özçağatay

Sarpay Özçağatay
Unexpectable

 

 

 

Küçük yaşlarda babanızın müziğe olan yeteneğinizi fark etmesi sizi o günlerden bugünlere getiriyor. İlk tanıştığınız enstrüman flüt oluyor ve o günden bugüne onunla dostluğunuz devam ediyor. Flüt çalarak başlayan ve daha sonra konservatuara uzanan o yolda küçük bir çocuğun heyecanını öğrenmek istiyorum öncelikle? Aslında ilk tanıştığım enstrüman küçük oyuncak bir orgtu. Dört yaşımda oyuncak niteliğinde oynuyordum ancak radyodan duyduğum şarkıları çaldığımı - çalmaya çalıştığımı hatırlarım. Daha sonra ilkokulda o hepimizin kaderini belirleyen blokflüt ve daha sonra keman ve orta okulda da tam zamanlı olarak isteyerek çalmaya başladığım flüt. Keman enstrümanını yarı zamanlı olarak ilkokul beşinci sınıftayken aynı zamanda konservatuvarda öğrenciliğime…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.78 ( 6 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*