EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Sevtap Ünal

Sevtap Ünal

Söyleşi: Kadri Karahan

“O Benim” isimli single çalışman ile yeniden karşılaştık ve çok sevindik bu buluşmaya. Ama öncesi ilk albüme dönelim istiyorum. “İnsanlar, Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan” ne güzel bir albüm adıydı. Peki hikayesi neydi?
Bu sözlere, ikinci albümde “Yol Boyunca” adlı şarkımın ikinci cümlesinde rastlayacağız. Tutkuyla yaşanmış ve kurtarılamamış bir aşkın bitiş anlarının hislenişi. Albüme ismini verme sebebi ise, ilk albüm içimdeki çocuğa verdiğim bir sözdü, ikinci albüm ise birinci albüme vereceğim söz olsun istedim. Hep bir sebepten! Bu böyle sürüp gitsin istiyorum, hep bir diğerine verilmiş sözler silsilesi.

İsminle ilk kez karşılaştığımız ve Zerrin Özer’den dinlediğimiz “Ama Bazen” isimli sözün besten ne güzel bir yerdedir kalbimizde, öyle özel bir şarkıdır. Neler hissettin bir çalışmanı özel bir sesten dinlerken?
Çok teşekkür ederim, benim içinde öyle gerçekten, bu çalışmanın bende özel bir yeri vardır. Çok sevdiğim bir filmi tekrar tekrar izleyip, hep aynı yerinde dağılmak gibi bir his. Önce inanamamıştım, bu haberi müjdeleyen arkadaşım çok şakacı biriydi, defalarca sorduğumu hatırlıyorum. “Doğru söyle! Yalan söylüyorsun! Şaka yapıyorsun!” gibi sorular sorduğumu hatırlıyorum, beni inandırması biraz zaman aldı.

Türkiye’nin en güçlü ses sanatçısı, en yürekli kadını benim şarkımı okuyordu, utandığımı hatırlıyorum, önce yüzümün sonra gözlerimin yandığını… “Ama bazen”li hayatlarımız vardı ikimizin de. İlk kucaklaşmada ağlamak ve hüzün bulaşıcıdır’ı anlamak. Bir’ini bulmak değil de birbirini bulmanın anlamına sığınmak. Biz birbirimizin gözlerine baktığımızda hep bir sırrı paylaşır gibiydik, kimsenin bilmediği bir sırrı. O tüm Türkiye’nin Zerrin Özer’i benim için ise sarı saçlı küçük kızıydı. Çok mutluyum, onu tanıma şansına sahip olduğum için.

Şimdi biraz daha başa dönmemiz gerekirse şarkı söylemeyi sevdiğini ve bu durumun sen de albüm yapma isteğini tetiklediğini biliyorum, ama bu sevmenin ötesinde bir de eğitim süreci oldu öyle değil mi?
Şarkı söyleme isteğimin ötesinde, kendi şarkılarını söyleyebilme cesaretim o kadar güçlüydü ki bunun önüne geçemedim. Her insanın kendi sözünü söylemesi gerekliliğine inanan biri olarak, kendimi ifade edebilmemin en sihirli haliydi şarkılarımı söylemek. İç seslerimin nota karşılıklarını bulabilmek, dahası acaba bu heceye karşılık gelen nota hangisi acaba bu melodinin şifresi ne? gibi sorularla uykularımı kaçıran öğrenme arzusu beni bir sanat akademisinin kapısına getirdi: Akademi İstanbul. Müzik bölümüne başladım, piyano, şan, solfej ve müzik kültürü dersleri aldım çok değerli müzik eğitimcileri tarafından. Öğrendiğim, aklımda tutabildiğim her şey çok kıymetliydi benim için ve devamında belirli aralıklarla özel dersler almaya devam ettim, yıllara yaydığım bu öğrenme arzum şimdilerde çok değerli bir müzik adamından kompozitörlük dersleri almakla devam etmekte. Üçüncü albümde bazı şarkılarımın düzenlemelerini yapacağımı bilmek beni şimdiden müthiş heyecanlandırıyor. O yüzdendir ki “yol uzun”.

Bu albümün hayata geçmesi kolay olmadı, öncelikle birkaç isimle çalışmayı denedin ama daha sonra bazı şeyler içine sinmedi, sabırsızlanmak yerine en iyisi olması adına çabaladın, doğru bir zamanda bu buluşma gerçekleşti, peki nasıl bir hassasiyetti üzerinde durduğun, o doğru uyum için nelerdi özellikle istediğin?
Çok uzun ve zorlayıcı bir süreçti, caydırıcı olabilme ihtimali ise çok yüksek.
Ben hep, şarkılarımın bitmiş hallerini duyuyordum, şarkılar beni çağırıyordu, bir yerlerde saklanmış benim onları saklandıkları yerden bulup çıkarmamı istiyorlardı. Bir kaşif gibi yola koyuldum, kimi zaman verilen adreslere gidip kapılarını çalıyordum, açılan kapıdan içeri girip havayı kokluyordum, kimse benim ne aradığımı bilmiyordu. Dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyordum, aynı dili konuştuğum insanlar vardı biliyordum. Kayıp adresler kayıp şarkılar. Bu benim sınavımdı, ne kadar istediğimin, ne kadar inandığımın sınavıydı biliyordum.

Ve bir gün, bir durakta indim, bir kapıdan içeri girdim, havayı kokladım, oradaydı şarkılarım, hepsi o odanın içinde bir yerlerde. O kapının ve o odanın sahibi Evren Arkman’dı. İlk tebessümü hala saklımda. Olmasaydı olmazdı.

Sevtap Önal
Şarkılara dokunmadan önce albümün kartoneti gözümüze çarptı, bir hayli özgün, bir hayli ilgi çekiciydi ki burada da titiz bir çalışma içinde oldun ve yanılmıyorsam sırf bu tasarım ile çıkmanı istemedikleri için bir plak şirketine bile hayır dedin, doğru mu anımsıyorum?
Evet, bu ilk kapatılışı değildi içimin ışıklarının, inandığım ve emin olduğum her şeyin peşinden koşarak giden biri olarak, ilk düşüşü de değildi gardımın. Herkesin her konuda bir fikri vardı, söylenilen önerilen her şeyi önemsiyor ve ciddiye alıyordum. Formüllerden bahsediliyor, alışılagelmiş, denenmiş hatta kural sayılmış öngörüler dahası her cümle sonlarına eklenen -meli -malı ekleri ki, sevemedim hayat boyu bu ekleri. Bu albümde şarkılarımın dokunulmazlığı kadar bu şarkıları sunma biçimimde de hassasiyetim fazlacaydı. Sanat aşığı, müzik gönüllüsü olarak aklıma ve kalbime müdahale edilmesini istemiyordum, bu benim yıllarca üzerinde uyuduğum hayallerimin yakılıp yıkılması demekti. Ödün vererek ödüllendirilmek istemiyordum. Evet sizin bildikleriniz vardı ve benim bildiklerim sizden başkacaydı.

Ben buydum, burada, bu kapakta, saçlarındaki kuşların mesaisi hiç bitmeyen, rüzgara sevdalı, harfleri içine sığmayan, gözleri kapalı, kedilere aşık  ve  melodram bir filmi afişe eden kadındım. Bu hikaye benimdi. Bu şarkıların üzerinde yıllarca uyuyandım, beni uyandıracak fikir ancak bana yakın duran fikirler olabilirdi. Ben o kapaktaki kadındım, sizin rüyalarınızdaki dekora uymazdı benim cismim de ismim de. ama siz de haklısınız. Şimdi kim kime teşekkür, kim kime özür kalır bilmiyorum.

Albümde bir tanesi hariç tüm şarkıların sözü ve müziği senin. Sadece aşk yok bu şarkılarda diyorsun ve hayatın diğer gerçeklerini de vurguladığını dile getiriyorsun; nedir göz ardı etmediğin o diğer yansımalar, sancılar ya da sürüklenmeler peki?

“Öyle sessiz ki içim, bir karıncanın ayak sesine irkiliyorum” (Duyuyorum)!

“Ne kadar da soğudu hava, birazdan yağmur başlar. O çıplak ayaklı küçük çocuğa niye hala ayakkabı almamış ki annesi. Söz vermişti bana, söz vermiştin be teyze!  Avuçlarını açıp dilenirken, sende mi kandırdın beni? Sende mi sömürdün duygumu? Yazık! Bir daha da kimsenin sözüne inanmam. Taksi ” (Görüyorum)!

“Sanırım hepimiz yanlış anladık hayatı” (Farkındayım)!

Gördüğüm, duyduğum, farkına vardığım bir  hayat var, içinde ne varsa görmezden gelemediğim ve  bir aşk var ki bu hayatta asla küçümseyemediğim. Ve kim bilir belki de bu yüzdendir “affet beni aşk” deyişim.

Ben hayatla aramdaki ilişkide hiçbir zaman politik olamadım, belki de benim yaram buradan kanıyor her defasında.

“Bu Yüzden” ve daha sonra “Pazar Şizofrenisi” klipleniyor beraberinde. “Bu Yüzden”de diyorsun ki “Ben o mutsuz çocuklardan sadece biriyim”. Bu söz bile başlı başına birçok kişinin ruh halinin özeti ki kolay kolay böyle itiraflar edemiyoruz sanırım kendimize. Belki de sorunumuz burada başlıyor yanılıyor muyum?
Önce kendine itirafla başlıyor hayatla barışıklık. İçine kapanık, utangaç, çok düşünen, az konuşan, sıkılgan, melankolik bir çocuktum. 6 yaşında bile her şeyin farkında. Kendimi hep büyük hissettim yaşıtlarımdan. Şımarmak, yüksek sesle gülmek, babamın sinirlerini bozardı. Dışarıda yaşıtlarım oyun oynarken, pencereden onları seyretmeme izin vardı ama pencerenin öteki tarafında olmak yasaktı. Dün gibi, ne tuhaf!

Mesela, benim hiç çocukluk fotoğraflarım yoktur, ablamın, ağabeyimin, kardeşimin vardır ama benim yoktur. Bu bile bir yaradır bende, bu yüzden “geçmişi sır gelecek ayazda” deyişim. Büyük bir aşkla başlayan bir evliliğin, ne yazık ki, ben dünyaya gelmeden yerini hüsrana bırakmış olması şanssızlığında. Söz verilmiş ama tutulamamış bir sadakatin tesadüfü, belki de kazayla dünyaya gelmiş “ben o mutsuz çocuklardan sadece biriyim” deyişim de bu yüzden.

Ve büyüdün artık deyip, başı okşanmayan çocuklar var, tanıyorum!

Sevtap Önal
Albümde favori şarkımın “Mazeret” olduğunu söylemiştim. “Beni Güzel Hatırla”da çok az farkla peşinden gidiyor. Bütünü ile bu albümü çok seviyorum ama biliyorsun. Sana gelen yorumlar nasıl oldu albümde, hangi şarkılar daha çok yakaladı dinleyicileri, senin için bu albümün en özel şarkısı hangisi?
Ben de bütünü olarak kalbini seviyorum Kadri, biliyorsun değil mi :)

Öyle mutlu oluyorum ki şarkı isimlerim dile geldiğinde, aşka geliyorum ben de, daha bir umutlanıyorum yeni yeni şarkılara. Çocuklarımın başı okşanıyor sanki, başka anne ve babalar tarafından.

“Bu Yüzden”le benzer ruhlara dokunduğumu çok hissettim, ilk teması ben başlatmıştım sonrasında gördüm ki benzerlerimin de bana dokunmaya ihtiyaçları varmış, çok samimi tepkiler geldi. iyi ki ses vermişim dedim, bu albümde bu şarkıyla.

“Nereye’ çok önemli bir şarkıdır benim için ve insanlar bunu fark etmiş gibi sahip çıktılar hiç tereddüt etmeden. Çünkü o tüm insanlara kendimizi hatırlatma, soru cevap şarkısıydı, sebep sonuç ilişkisi içerisinde. Durup düşündüren ve içten içe sahiden de nereye diye sorduran samimiyetiyle.

“Korsan Gemi”de bulutlanan gözler gördüm, birlikte yağmura dönüştüğümüz. “Mazeret”, aşkı tutku halinde yaşayan, aşkın tahrik ve tahrip ediciliğini deneyimlemiş, cesur yüreklerin şarkısıydı. Doğru yerlere ulaştı ve ben bu şarkımı seven insanlara karsı çok ayrı bir sempati hissettim, aşkdaşlarım oldular hepsi..

“Terazi”yi anlayanlar çok sevdi, anlamayanlar benim deli olduğuma kanaat getirdiler :) “Pazar Şizofrenisi” akıllara zarardı, ama sordum kimse incinmemiş, aksine klipteki dansıma eşlik etmişler bazı Pazar günlerinde :)

“Beni Güzel Hatırla” çok itibar gördü ya da güzel anlaşıldı hissiyatı diyelim. “Kaptan” yorumum ya çok sevildi ya da hiç sevilmedi. Hatta olmamış diyenler oldu. Onlar için belki ileride tekrar yorumlarım diye düşünmedim değil. “Karanlık Köşe’de çok az kişi oturdu yan sandalyemde, ya duyuramadım sesimi ya da korktular. “Durdurun” çok az insanın ilgisini çekti, en çokta bu üzdü beni açıkçası. Bir gün mutlaka! Albümde benim hayati  şarkım, ilk göz ağrım “Nereye”dir.

Ustalara selam diyorsun ve Nazım Hikmet dizelerini Cem Karaca bestesi “Kaptan”ı o güzel yorumunla bize ulaştırıyorsun. O olmamış diyenlere de ben selam ederim :) Bu şarkının bu albüme dahil olma süreci nasıl oldu peki?
Hani bazı şarkılar vardır, duyduğunuzda gönül telinizi titreten. Yıllarca yük gibi taşırsınız, bedeninize ait bir uzvu taşır gibi. eliniz kolunuz hatta gözyaşı gibi taşırsınız içinizde, “Kaptan” diğer ismi ile “Mavi Liman” benim için böyle bir şarkıdır, şarkıdan ötede bir şeydir. Nazım Hikmet’i anlamak isteğim çok küçük yaşlarda başladı. kokusu başkadır şiirlerinin ve o kokuya Cem Karaca’nın dokusuyla birlikte sahip çıkmak istedim, Bir gece uykumdan uyanıp TV’yi açtığımda Nazım Hikmet belgeseli ile karşılaştım o an içimde bir his öyle yükseldi. Tüm sevdiklerimi telefonla uyandırıp bu hissi paylaşmak istedim. O gecenin sabahında ağabeyim Ümit’le çalışırken şarkıyı mırıldanmışım, Ümit “ne o yeni bir şarkımı geliyor?” diye sordu. “Yok Ümitciğim” deyip başladım anlatmaya. “Bu şarkıyı albüme katmak, okumak istiyorum, ama imkansız sanki” dedim. O da “Bir araştır bakalım, neden imkansız” dedi. Ümit’in beni yüreklendirmesi ile harekete geçtim ve tüm bunlardan habersiz, benim bu müzikal yolculuğa başlamamda etken olan, o şakacı arkadaşım aradı, Rüyasında beni gördüğünü, ilk konserimde sahneye zorla beni ittiğini ve benim Cem Karaca’dan bir şarkı okuduğumu söyledi, İnanamadım yine mi şakaydı? Hangi şarkı dediğimde ise tüm bedenimin sarsıldığını hissettim. Cevabı “Kaptan”dı. Böyle bir hikayedir işte, her hatırladığımda beni çok duygulandıran.

Sevtap Önal
Albüm yayınlandı ve en olmadık yerde, en olmadık bir şekil, bir hal içinde çaldı kapımızı. Sen fırtınalar kopartmak istemiyorsun Sevtap biliyorum ama çok daha ötesini hak eden bir çalışma bu, hani çok daha kişiye ulaşmalı, dokunmalı, işlemeli yüreklere, bunu hak ediyor, hak ediyorsun.
Böyle hissetmen ne güzel, çok teşekkürler. Ben nasıl ki bu hayatın içinde varlığımın anlamını sorgulayarak yaşayan biriysem, bu albümümde aynı benim karakterimde. Kendi anlamını sorgulayan, ait olduğu yerleri yürekleri arayan bir albüm. Kırılgan ve utangaç bir çocuk gibi. Keşfedilsin, doğru anlaşılsın istiyor, ısrarcı değil, dayatmasız, göze zorla sokulmaktan kaçan ayakları var bu albümün. Yavaş ama yere sağlam basan, koşabilir ama yürümeyi seviyor.

Sahneler için de çok acele etmedin ve doğru zamanı bekledin. Derken bir gün seni sahnede dinledik ve harika bir gece yaşadık şarkılarınla, dostlarınla; nasıl güzel bir yolculuk oldu bizlere, devam edilecek önümüzdeki günlerde öyle değil mi?
Çok teşekkürler sevgili Kadri. Bu gecenin gerçekleşmesi için gösterdiğin çaba ve enerjin olmasaydı olmazdı inan! Beni karanlık odalarımdan çıkarabilen yegane insanlardan birisin ve bu gece senin birleştirici gücünle dostlarımı şarkılarımla buluşturdu. Koşulsuz dostluğun ve yanımdalığın için her zaman minnettarım sana..

22.02.2012 / yirmiikisıfırikiikibinoniki bu tarih hem rakamla hem de harfle kalbime yazıldı. Yıllar önceden belirlenmişti sanki öyle sihirli ve şifreli takvimden bir yaprak benim için. Yıllarca gördüğüm bir düşü uykudan çekip çıkardığım o düşün gerçeğe dönüştüğü gece oldu. Bir sürü duygu dalgalanmaları içinde tüm sevdiklerimle birlikte şarkılarımı söylemek. Bu yolculuğa devam etmek cesaretimi güçlendirdi. Düş görmeye devam ettiğim sürece gerçeğe dönüştürmeye de devam edeceğim.

Bazen bir coşuyor ki kalbim, sorma! Olduğum yerden hızla uzaklaşıp, o an elimdeki her şeyi bırakıp içimde inanılmaz bir şarkı söyleme isteği ile mikrofonu ile beni bekleyen sahneye koşmak istiyorum.  Ama beni gerçekten bekleyen bir sahneye. Var, biliyorum, resmi görüyorum, öyle bir sahne ki  çıktığımda içimin tüm röntgenini çekebilecek.

Ve yeni şarkıya, “O Benim”e gelelim. Sözü ve müziği sana, düzenlemesi Tansel Doğanay’a ait bu şarkı WE PLAY tarafından yayınlandı. Bu şarkının yolculuğu nedir üzerinde, nasıl hislerle yazıldı, bestelendi, söylendi?

2011 eylül/ bir gece yarısı..
Yıkılıp yakılan bir aşkın küllerinden doğdu ‘O Benim’. Üzerinde ki yanık kokusu bazı aşıklarca duyumsandığında, üstü kapalı sözlerle geçiştirilemeyecek kadar dramatik bir hikayeyi anlatır.
Sözleri dikkatle dinlendiğinde hikaye hemen anlaşılıyor aslında ancak şarkının alt yapısında ki  ritm-yürüyüş ve armonisiyle Tansel Doğanay bu ağır hasarlı hikayeyi ustalıklı müzikal sihirbazlığı ile hafifletmeyi başardı :) çünkü bu şarkıyı anlayıp sahiplenecek olanlar,en yitik anlar da bile aşklarına sahip çıkabilecek cesur yürekli, gözü kara aşıkların yanı sıra, oyuncakları henüz elinden alınmamış çocuklar da bu şarkıya eşlik edeceklerini bildiğimizden. Sözleri sonradan anlamaya ayarlı şarkılar gibi, düzenleme ile dengeyi çok iyi ayarlamaya çalıştık :) Gerekten de öyle oldu, ’’O Benim’’i en çok, deli aşıklar ve süt kokulu çocuklar anladı.

Enkaz altında kalan kalplerin gücü adına!
İmkansıza satılan aşklar adına!
Yüzüstü düştüğüm bi an da bir sihir oldu ‘O Benim’ dedim
Ve kalktım ayağa.

Aslında cok azdır ‘o benim’ dediğim şeyler, çiçeği dalından koparmadan sevmek gibidir benim aşk yaşama biçimim. Hiçbir şeyin doğasının bozulmasında sorumluluk almak istemediğimden midir nedir bilinmez ama egosal sahiplenmelerden korkarım!

’O Benim’’i çocuklara anlatmak gerekirse, küçük bir çocuğun gittiği her yere yanında götürdüğü, birlikte uyuduğu, onunla konuşup onunla güldüğü, sırlarını verdiği, korkulu rüya gördüğü gecelerde uyanıp sarıldığı, hayatının tamamı ‘o’ olmuş büyüklere göre alt tarafı bir oyuncak, ama çocuk için hayatın en önemli şeyini elinden aldığınızda vereceği ilk reaksiyondur ya! O Benim!!!

işte benim içimdeki erkek çocuğu böylesi bir zamanda bağırdı, yine içimi kanırtarak, aldılar en sevdiğimizi elimizden  ve dışımdaki kadın çok kızdı, bize bu mutsuzluğu yaşatanlara..böylesi oyuncaklı bir sonbahar hikayesidir ‘O Benim’ :)

Şarkıya bir de klip çektiniz peki nasıl karşılandı, nasıl yorumlar geldi seni sevenler, dinleyenler tarafından? Şahsi fikrimi söylemem gerekirse ben daha yayınlanmadan önce biliyorsun dinleyenlerden ve şarkıya aşık olanlardanım :)
Ne güzel senin beğenini kazanmak! Açıkça itiraf etmeliyim ki; Kadri Karahan’sız bir başlangıç ve bitiş düşünemiyorum düşlerimin  gerçeğe dönüşüm süreçlerinde.
Video klip hazırlamamız biraz zaman aldı. Görsel estetik kaygıları olan bir adamın kardeşi olmak zor zanaat vesselamJ)
Ümit Ünal kurguladı, fotoğraf sanatçısı Şenol Altun kamera arkasına geçti, 1000 volt  production ile kesip biçimlendirdik, renklendirdik, diğer video kliplerimizde olduğu gibi piyasa kaygısı olmadan, gönülden yaptık bu işi de.

Sonuç olarak ‘’O Benim’’in hikayesini sözlere bağlı kalarak bire bir imgelemek yerine, kozmos ile dünya arası bi yerde hikayesini anlatan biraz çocuk biraz kadındım. içimden geldiği gibi, ben gibi, kendim gibi oynadım, zıpladım, kendi  mikro kozmosumdan makro kozmos’a bir geçiş yapmak oyundan da olsa güzeldi benim için.
Oyunun sonunda gökyüzüne yükselip  ‘’Peki ya sizin bizden fazla neyiniz var’’ diyerrek
Üzerimde ki giysiyi dünya ya geri vermek içindi belki de o 4 dakikalık telaşlarım :) Finale bayılıyorum :)
Masalsı fantastik kısa metraj bağımsız sinema filmi gibi oldu, art-work / patch-work / dream-work tadında.
Benim yaptığım her iş öyle kolay anlaşılan işlere benzemediğinden dolayı anlayan ve seven insanlar uzağı görebilen insanlardı. Şimdiki zamandan uzakta bir iş yapıyorum. Benzer ruhlarım yine az ve öz ama çok sevgili…

 “O Benim” aynı zamanda “Made in Turkey 7” isimli compilation çalışmada da yer aldı. Yine serinin bir önceki albümünde de “Bu Yüzden” yer almıştı. İki şarkının bu seride yer almasının da verdiği mutluluk başka bir güzellik olmalı öyle değil mi?
Bu müzikal yolculuğumda çok fazla insanla karşılaştım, halen de karşılaşmaktayım. Kimileri tam karşımda, kimileri de hep yanımda durdular. Yanımda olan en özel insanlardan biridir Gülbahar Kültür. O gül bahçesidir ama vaat etmez, bahçesinden en güzellerini toplar, birini uzatır, diken korkusu olanlar uzanamazlar o güle, ben uzandım ondandır ki parmak uçlarım hep kırmızı. Bahar’dır o.sen nasıl görmek istersen öyle görürsün ilk ya da son ama kesinlikle yaz değil, kış da değil; bahar’dır o. Yazandır, söyleyendir, söyletendir, dosttur o ve onun elleri hep kahve kokar, saçları rüzgar.

‘’Made in Turkey’’ sınırların çok ötesinde çok mühim kapıları aralayan bir icattır bence. Hayata geçmemiş sadece düşünce de kalan bir çok projenin örnek alması gereken, titizlik ve çalışkanlıkla yürütüldüğü ilkeleri ve prensipleri sağlam ilerleyen ve bu yolda hep içinde olmayı önemsediğim bir Gülbahar Kültür klasikleridir. Uluslararası platformlarda şarkılarımı benden en uzağa taşıyan bu oluşumda bulunmak benim için gurur verici. ‘’Made in Turkey’’ 7’yi gördüm, 70’i de görmek ümidiyle :)

Sevtap Önal
Şimdi ikinci albüm çalışmaları başlayacak biliyorum. Bizi bekleyecek yeni şarkılarla ilgili bir ipucu alalım istiyorum üstüne, heyecanına şimdiden ortak olabiliriz çünkü, merakla bekliyoruz senden gelecek yeni şarkıları? Tam da orada neler olacak?
Tam olarak aşk şarkıları olacak. En yaşanmışından en gözü karasından :) İlk albümde hayata, insana ve aşka dair kafamı meşgul eden soru ve sorunlara cevaplar aradık birlikte. ikinci albümde ise kalbimizi meşgul  etmiş,yaşadıkça bu meşguliyetini devam ettirecek olan  aşkın insanı düşürdüğü durumlara tanıklık eden kısa hikayeler var,hepsi yaşanmış iz bırakmış zamanın ara yüzlerine.. yalnızca gerçek aşka değmiş, dokunmuş, hasar almış insanların anlayabileceği bir dilde yazılıp söylenmiş şarkılar var. Ama bir şeyi itiraf etmeliyim ki ‘’O Benim’’ şarkısı albüm şarkılarımız arasında en cesur en ısrarcı ve en oyuncaklı olanıdır :)  Bu yüzdendir ki çoğunlukla çocuklar ve gözü kara aşıklar yaklaştı şarkımıza. Yani dünyanın en saf ve yalansız ruhlarına sahip olanlar. Aşıklar ve Çocuklar.

Dört kardeş olarak sizler aynı zamanda baba mesleği de olan tekstil işi ile uğraşıyorsunuz. En büyük destekçin de olan ağabeyin Ümit Ünal başarılı bir modacı ve önümüzdeki ay için kendisi ile beraber Almanya’da bir çalışmanız olacak, projenin detayları nelerdir?
Kökleri birbirine zaman gücüyle sarmalanmış, yan yana dört ağaç gibi bir resim düşün! Biz öyle duruyoruz resmin bütününde. Birimizin dalı kırılsa, bir diğerimiz sahip çıkıyor o dala yere düşürmemek için ve devrilmemek için birbirine yaslanma mesafesi çok iyi hesaplanmış bir yan yanalık bizimkisi.

“Nameless Birds İsimsiz Kuşlar” Ümit Ünal’ın modadan sanatı. Yine yeni bir izdüşüm.  Bu kez dünyada bir yer arama yolculuğu. Aidiyetsiz insanlara öykünüşü. Yeni bir mesaj. Yine aynı tavır ve incelikli bir duruş ile. Gökyüzünde bir kapı aralığı bu kez. Varlığının içinde sonsuzluğu arama telaşı. Tedirgin, ürkek bilge kuşların varlığına işaretler. İnsanın kuş olabilme ihtimaline güzellemeler. Uçarken alabildiğine benzer ruhlara tüylerinden birini düşürme yolculuğu, bilerek, ihtiyaçtan!

O çizdi resmini, ben o resmin müziğini yaptım. Moda ve Müzik, öz kardeşliğin kokusu bir başka duyumsandı. ilk durak Almanya Duesseldorf 04 Şubat. Her şey kayıt altında olacak. Farklı bir moda müzik klasiği olarak. Hem müziği hem filmi yayınlanacak ve tüm moda müzik gönüllülerine ulaştırılacak.

Müzik dünyasında dünden bugüne kimler senin için özel bir yerde? Kimleri dinlemekten senin için büyük bir haz? Yine son yıllarda keyifle dinlediğin müzisyenler kimler? Bir gün için birlikte çalışmayı istediğin bir isim var mı mesela?
Müziğin evrenselliği ile tanışmam lise yıllarımda başladı. Rolling Stones, Queen, Nirvana, Doors, Bob Dylan tutkunu bir çocuktum. Alaniss Morisette, Nino Simone, Cesaria Evora, Edith Piaf’a sadık kalarak  yaşadım  tüm aşklarımı. Björk sadece müziğiyle değil yaptığı her hareketiyle beni hala tahrik eden bir tür’dür, Ona insan bile diyemiyorum, hayatımın en güzel tür’ü. Yaşadığım topraklarda hep bu müziklerin izini sürdüm. Blue Blues Band yanlarına yaklaştığım en görkemli kanıttı. Bir döneme atılan imza gibi kendi ülkemde. Sevgili Yavuz Çetin bana müzik adına ne çok şey kattığını bilmeden “yaşamak istemem artık aranızda” deyip gitti. Ve Serkan Civelek her zaman için uzağından hayranlıkla baktığım müzik adamıdır bu ülkede. Sadece müzik için müzik yapan, başka kaygıları içinde barındırmayan insanlara aşığım. Kaygısız ve koşulsuz Ve Bir Erkan Oğur klasiğidir müzik içimde. Öyle güzel bir bilinçaltı yerleşikleri ki bu saydığım isimler, müziğin bendeki karşılığı diyebilirim.

İnsanda aradığım sahici olmak halini müziğin içinde de arayan biri olarak,agresif pazarlama stratejisinden uzakta müziğe gönül vermiş insanların yazıp söyledikleri,ozan tadında kimlikleri kendime yakın hissediyorum ve bu işe yıllarını vermiş sesine soluğuna hayran olduğum isimlerin en başında Birsen Tezer gelmekte ve bir kadın var ki, aşka halleniş anlarındaki samimi  sözleri ve saf duru sesi ile  başımın tacı olmuş müzik kadını sevgili Çiğdem Erken..

Şimdilerde ise aynı topraklarda, aynı ilkelerle yaşadığımı hissettiğim insanlar var. Müzik adına, duruşlarımızın aynılığını hissettiğim. Cüneyt Ergün mesela, ondaki başkalık hissi, şarkılarındaki sahicilik beni hep tam onikiden vurmuştur, Hayatla bir derdi var ve bunu yazıyor, çalıyor ve söylüyor. Çok başarılı buluyorum ve bu yol onu incitmesin istiyorum. Ve onun “Akla Zarar” bir şarkısı var ki, repertuarımın arasında.

Nerhan Hepşen; kalemine, yüreğine hayran olduğum gerçek sanatçı dostum ve  “Bi’tek Sen Anlardın” diyor. O her deyişinde ben sarsılıyorum, içimin depremidir. Hayati önem taşır bende. Bu şarkı da kalbimin repertuarında ve Nerhan bu yolculukta karşılaştığım, yüreğini şarkılarına yatırmış, koşulsuz, iyi ki var dediğim o özel insanlardan biridir.

Hayatını çok etkileyen bir kitap var mı peki böyle?
Beni en etkileyen kitap İnci Aral’ın “İçimden Kuşlar Göçüyor” isimli kitabıdır, kalbimde çok özel yeri vardır. Şimdilerde ise son aldığım ve okumaya başladığım kitap, İngiliz yazar Will Self in ‘sert çocuklara sert oyuncaklar’ isimli kitabı.

Sanırım ben, kitap konusunda da muhafazakar biriyim :)

Şiir yazdığını da biliyorum :) Bir tanesini bizimle paylaşırmısın peki?

AŞK’ın ÜSTÜNDE

Seviyorum senin uyumanı.
Gündüzlerin  meydan savaşlarından sağ cıkıp
geceye koşar adım vardığımız
sevişme sonralarında,
Terk edilmiş kirli çocuk yüzünün
mutlu adama dönüşünü  kutlarmışcasına ,
tebessümünü
duvar dibi tek kişilik yatağında.
Seviyorum ,
aşkını sabaha çıkarma telaşlarının bi an öncesi
ve bi an sonrasını.
Aykırı duruşunu yastığında başının
Çarşafa dolanmış bacaklarının biçimsiz hareketsizliğini de seviyorum
ve
Sen  gözlerini  kapatıp  uykuya dalışında,
gözlerimin sahipsiz kalışına,
kalbim  kırılsada  her defasında,
Neyin üstünde uyuduğumuzun ,
adını koyduğumuz  o  günden beridir
Seviyorum senin uyumanı..

Sevtap Önal
Peki ya diğer tatları nelerdir hayatının? Vazgeçemediklerin, ayrılamadıkların, o çok sevdiklerin? …
Benim bir üçgenim var, onu çizmek isterdim şimdi bir kağıda. Başlangıç sol kenar Ailem, sağ kenar Angel ve bebeleri (canım kedilerim)  ve son kenar şarkılarım; orta boşluğunda hayata açılan bir kapısı olan üçgen. Buradan tutunuyorum hayata ve onlarsız bir yaşam düşünemiyorum. Ve güzel dostlarım var, bir elin parmak sayısını geçmeyen. Kristal bir üçgen, asla kırılmasına izin vermediğim ve pembe pamuk şekeri içinde muhafaza ettiğim.

Yeni bir adresteyiz ve ilk yayınımızda seni de konuk etmekten dolayı çok mutluyuz. İyi ki varsın Sevtap, güzellikler bizi yeniden yeniden buluşturacak. Bu keyifli söyleşi için çok teşekkürler, çok sevgiler diliyorum.
Hiç şüphesiz gönül zenginliğini, hep olduğu gibi yine etik ve incelikli bir üslupla aktarabileceğin bu yeni platformun da uzun soluklu bir başarı hikayesi olacağına yürekten inanıyor ve destekliyorum Çok sevgili dost Kadri Karahan, dünya döndükçe…

Ve, bu sorular öyle kıymetli ki benim için.. Bir söyleşide, ilk kez yanlış sorulara doğru cevaplar vermeye çalışma sancılarım nüksetmedi, böyle bir lüksü yaşattığın için ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Hayata sancılanan birine, sorulmuş en doğru sorulardı bunlar, kalbimle cevapladım hepsini. Sırf bu sebepten bile, hep bir teşekkür borçlu kalacak kalbim kalbine. Ve bu yolculukta incittiğim her kalp içinse, bir özür… iyi ki varız !

http://www.youtube.com/watch?v=aKykXrnw1xo

 

Sevtap Ünal Resmi Web Sitesi

Söyleşi: Kadri Karahan
Fotoğraflar: Kadri Karahan

Söyleşi: Kadri Karahan "O Benim" isimli single çalışman ile yeniden karşılaştık ve çok sevindik bu buluşmaya. Ama öncesi ilk albüme dönelim istiyorum. "İnsanlar, Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan" ne güzel bir albüm adıydı. Peki hikayesi neydi? u sözlere, ikinci albümde "Yol Boyunca" adlı şarkımın ikinci cümlesinde rastlayacağız. Tutkuyla yaşanmış ve kurtarılamamış bir aşkın bitiş anlarının hislenişi. Albüme ismini verme sebebi ise, ilk albüm içimdeki çocuğa verdiğim bir sözdü, ikinci albüm ise birinci albüme vereceğim söz olsun istedim. Hep bir sebepten! Bu böyle sürüp gitsin istiyorum, hep bir diğerine verilmiş sözler silsilesi. İsminle ilk kez karşılaştığımız ve Zerrin Özer'den dinlediğimiz "Ama…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 2.8 ( 6 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*