Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Sono Smano

Sono Smano

“Mars ve “Dünya” iki şarkınız ve single olarak bu sene içinde birer birer dinleyici karşısına çıktı. Küçük yaşlardan beri müziğin içinde olduğunuzu öğrendik peki o ilk adımlar nasıl atıldıı, nasıl bir yolculuk başlamış oldu böylece.

Doğrudur, küçük yaşlardan beri öyle ya da böyle müzik ile ilgileniyordum fakat “kendime yetecek” kadar yapıyordum. Çeşitli müzik kanallarında duyduğum parçalar söylemeye çalışmam ile başladı hikaye aslında. En eğlenceli olanları da yabancı şarkılardı, sözlerini bilmeden ya da anlamadan birçok şarkıyı “taklit ediyordum” papağan gibi. Anastacia’nın “I’m Outta Love”u ve Atilla Taş’ın Hamçökelek parçası seslendirdiğim favorilerdendi.

 

Müzikle olan bağınızın artık kopmayacağını ilk rock grubunuz ile gerçekleştirdiğiniz bir sahne performansından sonra öğrenmişsiniz. Nasıl bir oluşumdu ve sizin için nasıl bir heyecandı, peki nasıl bir konserdi ki size artık yolu açmış oldu?

Lise hayatımı “garip biri” olarak geçirdim. O sıfatı kazanmak için çok da çabalamama gerek yoktu. Teneffüslerde bol bol yürürdüm. Hacılar gibi tavaf ederdim okulu, hatta bazı teneffüsler yedi-sekiz tur ile rekor mesafelere imza atardım. Bu yürüyüşlerimden biri esnasında sınıflardan gelen müzik sesini duydum. Benim gibi “garip” iki çocuk ellerinde gitar ile dönemin bilindik rock parçalarını seslendiriyorlardı. Alp ve Bahadır ile böyle kaynaştım. Sonrasında ilk konserimizi Yöntem dershanesinin bahçesinde verdik. Trampeti doğrultmak için inşaat kolonu kullandığımızı hatırlıyorum. Masum ve güzel günlerdi. Yine de geri dönmeyi çok istemem :))

Sahneler bir yanda devam ederken bir yanda da başka başka isimlerin stüdyo kayıtları içinde yer aldınız ki oraya nasıl yolunuz düştü, bir anlamda tam da herkesin istediği bu mutfak, bu ortam kuşkusuz şu anda dinlediğimiz şarkılarınızın ya da tarzınızın şekillenmesine neden oldu sanırım?

Babajim kuşkusuz benim için bir milat oldu. Seneler boyu aklımda “nasıl olur” diye hayal ettiğim kayıt session’larının içinde aktif rol alırken buldum kendimi. Bahçeşehir Ünivesitesi’nde Ses Produksiyonu eğitimi aldığım esnada başladım orada çalışmaya . Bir yandan da 8-6 çalıştığım işim devam ettiği için genellikle haftasonu kayıtlarına katılabiliryordum fakat katıldığım session’ların çoğu en az oniki saat sürüyordu. Okuldan, okudugum kitaplardan ve izlediğim tutorial’lardan edindiğim teorik bilgileri uygulayabileceğim yegane bir yer oldu. Müziğimin, tarzımın şekillenmesinden çok aklımdaki şeylerin nasıl şekil alabileceğine dair ciddi bir birikim edindim burada.

Daha sonra artık grup yoktu ama sahneniz devam etti ve bu da uzun bir sürece yayıldı öğrendiğim kadarı ile; birçok şarkınız vardı ama yayınlanmış bir çalışmanız, bir albümünüz yoktu ama bir şekilde kemik bir dinleyici kitlesi yakalamıştınız, peki sahnede neler oluyordu, repertuarınız, dinleyiciniz ile olan ilişkiniz nasıldı mesela?

Dio Nişantaşı’nda düzenli olarak sahne aldım geçtiğimimiz sene boyunca, ta ki pandemi araya girene kadar. Bir “grup” her zaman vardı aslında. En fazla çalıştığınız ekip kadar iyi olabilirsiniz çünkü. Ben de çok şanslıydım ki Mehmet Dilşad peker ve Ege Cömert ile tanıştım geçtiğimiz sene. İkisi de harika ve vizyon sahibi müzisyenler. Daha büyük işler için de Yağmur, Batu ve Aytaç dahil oldu sonradan kadroya. Dio’daki repertuvarımız çoğunlukla caz ve bilindik pop şarkılarının caz yorumlarından oluşuyordu.Blues çalmayı ayrı severiz ama… Genelde yemekli bir oturma düzeni olduğu için sahneden seyircilerin üzerine atlayamasak da samimi bir hava içerisinde geçiyordu buradaki programlar. Normalleşme süreciyle beraber tekrar devam edeceğiz gibi duruyor.

İlk şarkı “Mars” ile mart ayında buluştuk ki şarkı elektronik sound’u ve keşfe açık sözleriyle dikkat çekti. Müziğinizi ‘hikaye anlatıcılığı’ olarak tabir ettiniz ve, dinleyenleri çoğunlukla kendilerine soru sormaya ittiniz. Bu şekilde karşıladık şarkınızı, peki ya dinleyici nasıl karşıladı, nasıl tepkiler aldınız.

Beni tanıyan insanlar şaşırdı dürüst olmam gerekirse. Daha dinamik bir karaktere sahip olduğumdan, benden daha coşkulu, “kafa sallamalı” şeyler bekliyorlarmış. Kompozisyon olarak da seyirciye tekrar edeceği bir yer bırakmayışım ve nakarat eksikliği de dile getirilen başka hususlar. Genel olarak aldığım yorumlar “deneysel olmuş” şeklinde idi. Miksaj, Masterin ve Produksiyon ile ilgili hep iyi yorumlar aldım fakat ve bu bana özgüven sağladı. Bir de şarkı bitince sigara yakmak istediğini söyleyen bir kitle oldu, ahah.

Yine şarkılarınızı enigmatik sözlerle tamamladınız, dinleyicilerin kendilerine verdiği yanıtları çoğunlukla bilmece niteliğinde olduğunu söylediniz. Ben soran, sorgulayan ve yanıtları çoğu zaman asla bilinmeyen bu kaos halleri seviyorum. “Dünya” da tam bu şarkının izinden gitti öyle değil mi, ve çok yakın zamanda yayınlandı ve sürecini de şimdi sizden dinlemek istiyorum yine.

Dünya’nın altyapısını aslında geçtiğimiz yaz sonu yazmıştım. Synthwave altapısı yazma üzerine çalışırken ortaya çıkmıştı. Pandemi döneminde bol bol sahil yürüyüşü yaptım. Bu yürüyüşlerden biri esnasında bu altyapıyı dinlerken bir güfte mırıldanmaya basladım. Sonrasında hemen eve gidip bunu kaydettim. Sözler sonradan oyuna dahil oldu. Önce ne demek istediğimi anlamakla geçti uzun bir süre. Dürüst olmak gerekirse tam anlamadım. Fakat sonrasında hergün gördüğüm objeler, kum, geçen zaman, parça parça bir yerlere oturmaya başladı.

Produsiyon yaparken belli bir disipline sahip olmayı severim. Fakat benzer bir disiplini şarkı yazım sürecine uygulamaya çalışmanın uzun vadede şarkı yazarını “kurutacağına” inanıyorum.

 

Oyunlara ve bilinmeyenlere bir takıntınızın olduğunu, hatta kullandığınız ismin de bu işin bir parçası olduğunu, müzisyen kimliğinin dışında beyaz yaka mesleği de birlikte yürütüğünüzü hem bültenlerinizden hem de söyleşilerinizden öğreniyorum. Biraz da sizi bu anlamda yakından tanıyalım mı? Şarkınızdaki dünyayı dinledik, peki sizin içinde yaşadığınız nasıl bir dünyanız var?

Kendi başına çok zaman geçiren bir çocuk oldum genelde. Sosyal hayata geçtiğimde de karşılaştığım gerçekliği kaldırmak biraz güç oldu. O yüzden oynadığım oyunlara benzetmeye çalıştım yaşamayı. Bu sebepten ötürü beni tanıyanlar “relax” bir karaktere sahip olduğumu, her şeyi oyun gibi gördüğümü söyler. Fakat gerçek hayatta kaybetmek doğal bir süreçtir, insanı eğitir. Oyunlarda bunu kabul edemezsiniz, sizi delirtir. “There’s a catch . . . “

Geldiğimiz noktada karşılaştığımız birçok müzisyen kendi içinde alternatif bir yol izliyor ve böyle çok daha mutlu olduklarını söylüyor. Bir zamana göre evet şartlar belki daha kolay, herkes biraz daha bağımsız, bir yerde de biz dinleyiciler de bu doğal hali çok sevdik. Size kimler eşlik etti bu sürecinizde, kimler ilham / örnek oldu? Nelerle beslediniz ruhunuzu?

Burçak Şener’in çok desteği oldu bu dönemde, hem manevi hem iş olarak. “Üçüncü Yeniler” diye tabir edilen oluşuman da birçok kişiyi tanıma şansım oldu. Bu kişilerin kurdukları ilişki ağları, kendi işlerini hallediş biçimleri kendi söküğümü kendim dikmem için bir ilham kaynağı oldu. Ruhumu beslediğim şeyler genel olarak çok değişmedi ama.

 

Peki son olarak gelelim bundan sonraki sürece. İçinde bulunduğumuz durum belirsizliğini korusa da siz adına neler belirli, en azından biraz daha iyileşince hayat ne gibi planlar var, sizinle nerede karşılaşacağız mesela, nasıl projeler beliriyor kafanızda?

Önümüzdeki dönemde çalışmalarını görsellik ile daha çok entegre etmeye çalışan biri Sono göreceksiniz.Kafamaki “interaktif devrim”e geçmek için daha uzun bir sürem oldugunu düşünsem de attığım her adım bu dönem için içerik oluşturacak. Mümkünse her yerde karşınıza çıkmak istiyorum.

 

 

Söyleşimizin sonunda kısa kısa sorularım oluyor ve burada sözü çok uzatmıyoruz :)

estağfurullah :)

İlk aldığınız albümü hatırlıyor musunuz?

Cartel ‘in ilk albümü olan Cartel !

Birlikte çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var oldu mu hiç bir gün için?

The Offspring, Tori Amos, Dave Mustaine, Teoman, Candan Erçetin, Mor ve Ötesi

Türkiye’de yaptıkları işi çok beğendiğiniz isimler kimler?

Güncel cevap verecek olursam Canozan, Batu Akdeniz, Seda Erciyes gibi isimler aklıma geliyor. Geçmişe dönük cevap verirsem bu cevap çok uzar, “ Türk Beşleri”ne kadar yolumuz var .

Farklı müzik tarzlarına dinleyici olarak açık mısınız peki, hangi tarzlara hem uzak hem de yakın oldunuz?

Gün içerisinde en az dokuz farklı tarz dinliyorum sanırım, fazlasıyla açığım çok çeşitliliğe. Nedense reggae ve arabesk ile hiç yıldızım barışmadı ama. Barok, punk, metal çok yakın olduğum genre’lar, peynir ekmek gibi . . .

Müzikte uç bir hayaliniz var mı, mesela şunu da yapmak istiyorum diye?

Eserlerimin sanal gerçeklik içerisinde deneyim edilebileceği bir platform kurmak. En son kendimi de oraya upload etmek.

Biraz da müzisyen kimliğiniz dışından soralım, mesela müzik dışında hayatınızın renkleri nelerdir, olmazsa olmazları?

Ayran, Semizkum, yüzme, sörf

Yaz aylarındayız, sizin için neler ifade ediyor yaz, nasıl heyecanlar katıyor ruhunuza.

Semizkum demek oldu yaz benim için hep. Çocukluğumdan beri tüm yazlarım orada geçtiği için başka bir şey ile çok ilişkilendiremiyorum.

Son olarak bir şarkı seçin istiyorum bizim için ve söyleşimizin sonunda onu paylaşalım dinleyicilerimizle :)

“ Metallica – No Leaf Clover “ gelsin o zaman

 

 

Sono Smano Sosyal Medya

Twitter

İnstagram

 

 

 

 

 

“Mars ve “Dünya” iki şarkınız ve single olarak bu sene içinde birer birer dinleyici karşısına çıktı. Küçük yaşlardan beri müziğin içinde olduğunuzu öğrendik peki o ilk adımlar nasıl atıldıı, nasıl bir yolculuk başlamış oldu böylece. Doğrudur, küçük yaşlardan beri öyle ya da böyle müzik ile ilgileniyordum fakat “kendime yetecek” kadar yapıyordum. Çeşitli müzik kanallarında duyduğum parçalar söylemeye çalışmam ile başladı hikaye aslında. En eğlenceli olanları da yabancı şarkılardı, sözlerini bilmeden ya da anlamadan birçok şarkıyı “taklit ediyordum” papağan gibi. Anastacia’nın “I’m Outta Love”u ve Atilla Taş’ın Hamçökelek parçası seslendirdiğim favorilerdendi.   https://www.youtube.com/watch?v=0fydOFLoO60&t=119s Müzikle olan bağınızın artık kopmayacağını ilk rock grubunuz…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.6 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*