Şubat ayını yarıladık bile ve bu yıl pazartesi buluşmalarına hız kesmeden devam etmenin mutluluğu içindeyim. Bu söyleşilerde kimi zaman çok yeni tanıştığımız müzisyenleri de konuk ettiğimiz gibi nicedir söyleşi yapmayı beklediğimiz isimlerle de buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Mesela bu haftaki konuklarım da öyle. Müzik Ekspres sayfalarında bugüne kadar şarkılarını – albümlerini hep paylaştık sizlerle ama hiç uzun uzun konuşamadık; bu yolda 15. sanat yılını yeni bir şarkı ile karşıladıklarını öğrendiğimizde de daha fazla beklemek istemedim ve şahane bir buluşma bu arayı hızla kapamaya karar verdim. Konuğum Narda Afrika.
Barış Başarol tarafından bir araya getirilen grup kendi müzikal kimliğini farklı türlerden beslenerek oluşturdu ve yıllar içinde yayınladığı şarkılarla hem duygusal hem de dinamik bir anlatı sundu dinleyicisine. Berk Arıhan, Bülent Sezgin, Ersen Kamacı ve Fatih Börekçi’nin yer alması ile şu anki şeklini koruyan ekip aynı zamanda özgün soundu ve sahnedeki enerjisiyle de her yaştan dinleyiciyi merkezinde toplamayı başardı.
Bana gelince ben en çok pandemi döneminde yakaladım kendilerini; gizli saklı yürüyüşlerimde kulağımda kendilerini dinlemek, şarkılarını özümsemek ve çözümlemek o süreç içinde beni iyileştirmeyi başarmıştı. Şarkılarındaki anlatı dili kollektif olduğu kadar kişiseldi de; mesela melankoli onların dünyasında bir arınma alanı gibiydi ya da bıraktıkları hüzün, insanı aşağı çekmek yerine içini temizliyordu ve yukarılara taşıyordu. Zaman zaman sitemli zaman zaman zaman sistemli dans da ettiriyordu şarkıları.
Bu yılın ilk günlerinde “Yürekte Yara” isimli yeni şarkıları ile kapımızı çaldıklarında ben de artık hazır hissettim bir buluşmaya ki grup söyleşilerinden özetimin olmadığı ve eksik kalmak istemediğim için de hep korkarım. Ama sevgili Beyza Cumbul’un da her zamanki içten motivesi ve arada bize köprü kurması ile bir çırpıda hazırladım sorularımı. Müziğin farklı rotalarında ve enstrümanlarında, şarkılarında gezinmeyi seviyorum ama tek bir şartla; o samimiyeti hissetmek istiyorum en başta. Umuyorum kendilerini çok yormadım ve diliyorum sizler de keyifle okuyacaksınız. Narda Afrika ile nice 15 yıl bir arada olmalara.
Kadri Karahan / Editörün Notu
Dile kolay müzikte 15’nci yılınız ve her daim kalbimize dokunmayı başardınız. O ilk günlerinden bugüne de dinleyiciniz ile hep içten, samimi bir bir köprü kurdunuz ve hep güzel şarkılarla tamamladınız hikayeleriniz. Bir şekilde bu bağ nasıl oluştu, ilk kez gücünü nerede gösterdi. Dinleyiciler en çok neden sevdi sizi, siz bu dostluğu nasıl tamamladınız?
Sevenlerimizin müziğimizi bir ‘ürün’ değil, bir ‘iç dökme’ olarak gördüğünü sanıyoruz; bu da aramızda derin bir samimiyetin doğmasına vesile oldu. Şarkılarımızı yaparken her zaman içimizden geldiği gibi davrandık; ‘tutsun’ ya da ‘herkes sevsin’ gibi, müzisyeni kısıtlayan o popülerlik kaygılarına ve engelleyici dikenlere hiç takılmadık.
Neticesinde dinleyicilerimiz bu sahiciliği fark ettiler; işte o zaman bizi samimiyetle kalplerine alıp hep orada büyüttüler. Biz onların ilk aşklarında, hüzünlerinde ve mutluluklarında hep yanlarında olduk. Bu durum, bizim gibi ana akım dışında duran bir grup için en büyük gurur kaynağıdır.
Narda Afrika’nın müziği peki zaman içinde nasıl şekillendi, kendi rengini, dengini nasıl buldu? Mesela bugün baktığımızda o günün anıları nasıl taze; gerek siz de gerek müzikte bu süre içinde neler değişti peki? Müziğinizin o kendine özgü tavrı zaman içinde nasıl şekillendi?
Aslında müziğe bakışımız pek değişmedi; o gün neysek, bugün de müziğe yaklaşımımız aynı. Tam da bu nedenden dolayı, zaman zaman kullandığımız enstrümanlar farklılaşsa da sevenlerimiz Narda Afrika şarkılarındaki o ortak dokuyu, lezzeti, aşkı ve renkleri her daim hissedebildiler.
Elbette geçen süre bize büyük tecrübeler kazandırdı; biz de bu birikimden yeni şarkılarımızda faydalanmayı ihmal etmiyoruz. Ancak ruhumuzdaki o temel taşları yerinden oynatmadan yolumuza devam ediyoruz.
Kuşkusuz grup yolculukların artıları ile eksileri hep vardır ve bu zaman içinde bazı değişiklikleri de beraberinde getirir. Hele ki bir de ülkemizde müzisyen olmanın zorluklarını buna dahil edersek eminim ki durum daha da değişebilir. Siz bu süreci nasıl dengelediniz, zamana ve müziğin, ülkenin akışına nasıl meydan okudunuz? Avantajları ya da dezavantajları ile grubun iç dünyası ruh hallerini dinleyelim mi şimdi de?
Ülkemizde bağımsız bir grup olmanın getirdiği maddi ve manevi yükler, çoğu zaman müziğin önüne geçmeye çalışır; biz bu akışa, tabiri caizse ‘kendi kalemizde kalarak’ meydan okuduk. Ana akımın dayattığı kurallara teslim olmak yerine, az ama öz bir kitleyle kurduğumuz o sahici bağa güvendik. Ülkenin ve zamanın kaosu arttıkça, müziği sadece bir ‘iş’ değil, bir ‘sığınak’ olarak gördük. Bu sığınak, bizi dışarıdaki fırtınadan koruyan en büyük dengemiz oldu.
Grup olmanın bazen zor, bazen kolay tarafları olsa da yalnız olmadığınızı bilmek çok kıymetli. Bir şarkı bittiğinde yanınızdaki arkadaşınızın gözündeki o parıltıyı görmek, tüm yorgunluğu alıp götürüyor. Müzik yaparken hissettiğimiz o kolektif ruh, bireysel bir çabanın asla ulaşamayacağı bir derinlik katıyor müziğimize. 15 yıl uzun bir süre; bu zaman zarfında hayatlar değişiyor, sorumluluklar artıyor ve öncelikler farklılaşıyor. Bazen bir arkadaşımızın veda etmesi ya da aramıza yeni bir enerjinin katılması gerekebiliyor. Bu ayrılıklar veya değişimler grubun ruhunda buruk bir iz bıraksa da müziğin evrimi için bazen kaçınılmaz oluyor. Ancak her şeye rağmen bizi bir arada tutan yegâne güç; birlik, beraberlik, saygı ve sevgi oldu.
Zamanla başladığınız küçük sahneler önce albüme sonrası da birçok büyük sahneye de taşındı. Mesela albümleriniz CD sürecini de yaşadı ki günümüzde de bulunuyor. Devamında dijital müziğe taşındı her şey ve biz koleksiyoncular burada biraz eksik kaldık. Sizin üzerinizde bu geçiş nasıldı. Bir albüm için stüdyolara kapanma devri biterken single şarkılar ile yolunuza devam ediyor olmak peki heyecanı etkiledi mi?
-Bizim için albüm sadece bir ses dosyası değil; kapağıyla, kartonetiyle ve o kendine has kokusuyla bütünsel bir sanat eseriydi. CD dönemini yaşamış, o fizikselliğe değer veren bir grup olarak, her şeyin dijitale taşınması bizi de biraz buruk bıraktı. Koleksiyoncuların hissettiği o eksikliği biz de mutfakta hissediyoruz. Eskiden elimizde somut bir kanıt olurdu; şimdi ise her şey verilerden ibaret. Ancak dijitalin getirdiği ‘hız ve erişilebilirlik’ sayesinde dünyanın bir ucundaki bir kalbe saniyeler içinde ulaşabilmek, bu kaybın tesellisi oldu.
Heyecanımız her zaman vardı ve hep var olacak; zaten müzisyeni ayakta tutan da tam olarak bu heyecandır. Eskiden büyük stüdyolara girerdik, şimdiyse bir evin odasında yine aynı tutku ve heyecanla üretiyoruz. Mekânlar değişse de o üretim sancısı ve yaratma arzusu hep ilk günkü gibi taze kalıyor.
Müziğinizdeki geleneksel motiflerin çağdaş soundlarla buluşması her geçen gün dinleyici kitlenizi de arttırdı ve sizle karşılaştığımız her yerde her yaş grubunun ilgisini görebildik üzerinizde. Siz tam olarak ne kadar mutluydunuz artık, müzik sektöründe olan biteni ne kuşkusuz en yakından gözlemlediniz; grubun bu varoluş sürecinde müzisyen olarak sizi neler bekledi, nasıl tutunmayı başardınız müziğe ve birbirinize?
Müzik sektörü biz bu yola çıktığımızda çok farklı bir yerdi; bugünse bambaşka bir dinamikle karşı karşıyayız. Ancak bizim asıl mutluluğumuz, şarkılarımızın birilerinin hayatına ‘dokunduğunu’ hissettiğimiz o anlarda gizli. Sektördeki hızlı tüketim çılgınlığına rağmen, kalıcı bir şeyler bırakabilmiş olmanın huzurunu yaşıyoruz.
Müzisyen olarak bizi bekleyen en büyük zorluk, piyasanın dayattığı o ‘tek tipleşme’ haliydi; biz asla bu yola girmedik ve bu müzik denizinde hep kendi akıntımızda yol aldık. ‘Madem müzik yapıyoruz, o halde kendi en iyi halimizi bulmaya çalışalım’ diyerek emek verdik. Popüler olanın hızla tüketildiği bir ortamda kendi rengimizi korumak, bizim için en büyük sınavdı. Böyle bir iklimde müzikal yolculuğu hem maddi hem de manevi olarak sürdürmek çok ama çok zordu; biz de grupça müziğe, sevenlerimize ve aramızdaki dostluğa tutunarak bu zorlukları aşmayı başardık.
Grubun son yıllardaki adımlarına bakıyorum ki burası biraz seyreklik taşıyor. Mesela geçen sene içinde sadece bir şarkı paylaştınız bizimle ve yakın zaman önce yeni bir şarkı geldi: Yürekte Yara. Umudu kaybetmeden ayakta kalma çabası temalı bir şarkı dinledik bu kez sizden ki herkesin mutlaka bir Narda Afrika şarkısı da vardır içten. Pandemi dönemi “Dün Gece Nelerdeydin” en çok benimdi mesela. Önceki şarkılara göre yeni gelen şarkılar nasıl bir yerde duruyor sizde? Nasıl karar veriliyor stüdyo sürecine ve orada neler yaşanıyor sonra?
Öncelikle ‘Dün Gece Nerelerdeydin’ ile kurduğunuz o bağ bizim için çok kıymetli. Pandemi gibi herkesin kendi iç dünyasına kapandığı bir dönemde o şarkının sizin sığınağınız olması, yaptığımız işin gerçek amacına ulaştığının en büyük kanıtı. Son yıllardaki o ‘seyreklik’ aslında bilinçli bir tercih; müzik sektörünün ‘her ay bir şarkı’ dayatmasına karşı, biz sadece söyleyecek gerçek bir sözümüz olduğunda mikrofonun başına geçmeyi seçiyoruz.
Sevenlerimize her zaman değerli bir duygu sunmaya çalışıyoruz; çünkü yıllar içinde bir çizgi oluşturabildik ve bunu korumayı kendimiz için bir sorumluluk olarak görüyoruz. Stüdyo süreci ise bizde oldukça keyifli işliyor. Barış sürekli bir söz ve beste üretimi halinde; elbette her besteyi kaydetmek mümkün olmuyor. Ancak o, ‘Bu beste Narda Afrika sevenlerine güzel bir hissiyat verir’ dediği bir şarkı olduğunda bunu grupla paylaşıyor ve hep beraber mutfağa, yani stüdyoya giriyoruz. Orada fikirler havada uçuşuyor, zaman içerisinde yeni eklemelerle kayıt süreci tamamlanıyor. Hep beraber çalışmaya çok alışık olduğumuz için bu süreç bizim için her zaman çok neşeli geçiyor.
Yine sahnelere gelecek olursak peki orada neler yaşanıyor. Siz sahnelerde ne kadar mutlusunuz ya seyirci? Nasıl bir ilişkiniz, dostluğunuz var. Bir konsere nasıl hazırlanıyor ve bir sonrakini mesela nasıl bir heyecanla bekliyorsunuz.
Sahne bizim için kurduğumuz o ‘sığınak’ın kapılarını herkese açtığımız; müziğin kağıttan ve dijitalden kurtulup ete kemiğe büründüğü yerdir. Sahnede biz ne kadar mutluysak, seyircinin de o kadar mutlu olduğunu biliyoruz; çünkü aramızda görünmez ama çok güçlü bir enerji takası var. Biz sahnede sadece şarkı çalmıyoruz; yıllardır biriktirdiğimiz hikâyeleri, o an orada olanlarla yeniden yaşıyoruz. Seyircimizle aramızdaki bağ, bir sanatçı-izleyici ilişkisinden ziyade; aynı dertten muzdarip ya da aynı sevince ortak olan bir ‘sırdaşlık’ hali. Bir şarkının en can alıcı yerinde göz göze geldiğimiz o an, tüm yorgunlukların bittiği andır.
Konserler için elbette bir hazırlık sürecimiz oluyor; bu süreçte hem Narda Afrika şarkılarını hem de sevdiğimiz cover’ları titizlikle gözden geçiriyoruz. Her yeni konserde repertuvara bazı ekleme ve çıkarmalar yaparak dinleyiciye taze bir deneyim sunmaya çalışıyoruz. Bir konser bittiği an, bir sonrakini hayal etmeye başlıyoruz.
Müziğin sustuğu ya da birazcık köşede durduğu yerlere gelecek olursak peki gündelik hayatta beraberlikler nasıl; hayatın içinde müzisyen kimliğiniz dışında başka hangi rollerde ekip ve hangi hallerde?
Herkesin müzik dışında bir hayatı var tabii; yaşam çok yoğun ve hepimiz sürekli bir koşturma içerisindeyiz. Gönül ister ki sadece müziğimizle yaşamımızı idame ettirebilelim; ancak günümüz Türkiye’sinde eğer sistemin dayattığı kalıpların içinde bir müzisyen değilseniz, bu gerçekten çok zor. Hepimiz başka işlerle uğraşsak da müzik her zaman yaşamımızın merkezinde, Narda Afrika ise daima aklımızda. Bu iki dünyayı dengede tutmak zor olsa da müziğe olan tutkumuz bizi her zaman dinamik tutuyor.
Yeni şarkınıza yeniden dönecek olursak bir yılın ilk günlerinde kapımızı çaldı ama sadece orada kalmayacak değil mi? Henüz ikinci aydayız ve bu sene içinde sizinle yeniden buluşmayı da dileriz. Başka sürprizler, projeler olacak mı bu sene, nerelerde karşılaşabilir yeniden sizinle dinleyiciniz ve buradan kendilerine neler söylemek istersiniz geldiğiminiz bu noktadan?
“Yürekte Yara”, yılın ilk günlerinde kapınızı çaldı ama kesinlikle orada kalmayacak. Bu sene içinde dinleyicilerimizle daha sık buluşmayı biz de çok arzuluyoruz. Şu an mutfağımızda pişmekte olan yeni şarkılarımız var; yani bu yıl sadece tek bir şarkıyla sınırlı kalmayacak, yeni sürprizlerle karşınızda olacağız. Konser takvimimiz üzerinde de titizlikle çalışıyoruz; dinleyicilerimizle yeniden o büyülü sahne atmosferinde, göz göze gelerek şarkılarımızı söylemek için sabırsızlanıyoruz.
Geldiğimiz bu 15 yıllık noktada onlara şunu söylemek isteriz: Bizi ayakta tutan, sevenlerimizin o tertemiz ve karşılıksız sevgisi oldu. Müziğimize kattıkları her duygu için minnettarız. Hep beraber yaralarımızı şarkılarla sarmaya ve kendi sığınağımızda buluşmaya devam edeceğiz. Size de bu güzel, yürekten ve samimi sorularınız için çok teşekkür ederiz.
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

