Bir süredir ara verdiğimiz söyleşilerimize, iki özel buluşmayla yeniden devam ediyoruz. Gipsy Kings’in kurucusu Tonino Baliardo ile başladığımız uluslararası müzik yolculuğumuza bu kez sahnenin önünden değil, müzik sektörünün merkezinden bir isimle devam ediyoruz. Konuğumuz; Türkiye müzik sektöründe müzik yayıncılığı, telif hakları, edisyon ve uluslararası müzik endüstrisi alanlarında uzun yıllardır çalışmalarını sürdüren, All Stars Music’in kurucusu ve yöneticisi sevgili Mine Aksoy.
Bir süredir heyecanla takip ettiğimiz ve Türkiye müzik sektörü açısından önemli bir gelişme olarak öne çıkan başlıklardan biri de 12 müzisyenimizin Recording Academy’nin 2026 Üyelik Sınıfı’na kabul edilmesi. Bu üyelik, sanatçılara Grammy değerlendirme ve oylama sürecinin bir parçası olma fırsatının yanı sıra, uygun çalışmalarını Grammy değerlendirmesine sunabilme ve adaylık sürecinde oy kullanabilme hakkı da sağlıyor.
Peki Türkiye müziği açısından bu yeni dönemin ardında nasıl bir süreç var? Üyelik için hangi kriterler değerlendiriliyor, seçim süreci nasıl işliyor, Grammy üyeliği sanatçılar ve sektör açısından ne ifade ediyor? Daha da önemlisi, Türkiye’den daha fazla müzik insanının bu uluslararası yapının içinde yer alması mümkün mü?
Tüm bu soruları, sürecin Türkiye ayağında önemli bir rol üstlenen isimlerden All Stars Music Türkiye Başkanı Mine Aksoy’a sorduk. Türkiye müzik sektörünün uluslararası temsiliyetini, Grammy ile birlikte açılan bu yeni dönemi, üyelik ve oylama sisteminin işleyişini ve bu gelişmenin müzik dünyamız açısından taşıdığı anlamı konuştuk. İşte Türkiye’den Grammy değerlendirme ve oylama sürecine dahil olan isimler ve sevgili Mine Aksoy’un Müzik Ekspres’e özel açıklamaları…
Kadri Karahan / Editörün Notu

Grammy; MENA bölgesi için Recording Academy ile bir anlaşma içine giriyor ve Türkiye’deki süreçleri için de All Stars Music Türkiye ile anlaşıyor. Siz de Türkiye Genel Müdürü olarak bu süreci yönetiyorsunuz. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Yine yöneticisi olduğunuz bu oluşum hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?
Sektörde 32 yılı geride bırakmış bir müzik profesyoneliyim. Müzik sektörünün kurumsallaşması ve telif haklarının güvence altına alınması adına Türkiye’deki ilk meslek birliklerinden biri olan MSG’nin kurucu ekibinde ve yönetiminde yer alarak bu yolculuğa başladım. Yıllardır sanatçı hakları, edisyon, telif yönetimi ve uluslararası stratejiler üzerine çalışıyorum. All Stars Music Türkiye ise, ülkemizdeki nitelikli müzik üreticilerini ve eser sahiplerini hem lokalde destekleyen hem de küresel müzik ekosistemiyle entegre eden vizyoner bir edisyon ve danışmanlık yapısı. Temel amacımız, Türkiye’deki muazzam yaratıcı gücün uluslararası pazarda hak ettiği değeri görmesini sağlamak, haklarını korumak ve onları Recording Academy gibi dünya devi kurumlarla doğrudan buluşturan kurumsal temsil kanalları inşa etmek.
Türkiye’den sanatçıların Grammy üyesi olması ile ilgili tüm detayları sizden öğrenmek istiyorum. Öncesinde birçok kişinin hafızasında Türk müzisyenlerin
daha öncesinde de üyeliği olduğu konusunda bir kafa karışıklığı var. Bu doğru mu, yoksa bu hak ilk kez mi tanınıyor?
Buradaki kafa karışıklığını gidermek çok önemli. Yurt dışında yaşayan, eğitimini orada tamamlayan veya yurt dışı merkezli ajanslar, şirketler üzerinden bireysel başvuru yapan değerli Türk müzisyenlerimiz geçmişte de vardı ve her biri gurur kaynağımızdır. Ancak buradaki temel fark şu: İlk kez tamamen Türkiye’de ikamet eden, kariyerini ve üretim merkezini Türkiye’de sürdüren bir müzisyen grubu Türkiye adresiyle ve Türkiye merkezli bir kurumun koordinasyonunda toplu olarak Recording Academy’e kabul edildi. Yani hak ilk kez tanınmadı; fakat Türkiye’den doğrudan işleyen, sürdürülebilir
ve kurumsal bir başvuru ve temsil köprüsü ilk kez kuruldu.
Yine bu anlamda merak ettiğim, sizinle nasıl bağlantıya geçtikleri ve bu isimleri belirlerken yaptığınız çalışmanın kriterleri. Büşra Kayıkçı, Edis, Hadise, KUM, Mabel Matiz, Mert Demir, Melike Şahin, Murat Ertel (Baba Zula), Orkun Tunç, Ozan Doğulu, Sıla ve Toygar Işıklı belirlenen isimler olurken, kendileri bu durumu nasıl karşıladı? Kendilerine neler katacak bu üyelik?
Recording Academy ile yürüttüğümüz doğrudan iletişim ve stratejik adımlar neticesinde bu süreci başlattık. İsimleri belirlerken Akademi’nin resmi kriterlerini esas aldık: Son 5 yıl içinde uluslararası dijital platformlarda ticari olarak yayımlanmış en az 12 doğrulanabilir krediye sahip olmak temel şarttı. Bununla birlikte poptan elektroniğe, klasikten film müziğine ve alternatif dokulara kadar Türkiye’nin müzikal çeşitliliğini yansıtacak bir seçki oluşturduk.
Sanatçılarımız bu haberi büyük bir gurur ve heyecanla karşıladılar. Bu üyelik onlara sadece prestij değil; Grammy ödülleri’nde oylama yapma, uluslararası projelerde yer alma, Recording Academy’nin sunduğu workshop ve panellere katılma, global prodüktör ve yayıncılarla doğrudan bağlantı kurma ve kendi ürettikleri müzikleri küresel jürinin değerlendirmesine sunma imkanı tanıyor.
Taymoor Marmarchi bu adımı hem Türk müziği hem de küresel müzik topluluğu için son derece önemli bulduğunu söylüyor. Sizce bugüne kadar Türkiye’nin bu sürecin dışında kalmasının temel nedeni neydi? Şimdi başlayan süreç nasıl ilerleyecek ve bu adımın Türk müzik dünyasında nasıl bir karşılık bulmasını, önümüzdeki dönemde ne gibi etkiler yaratmasını bekliyorsunuz?
Türkiye’nin bugüne kadar sürecin dışında kalmasının nedeni kesinlikle yetenek veya yetersiz prodüksiyon değildi. En büyük eksiklik sistematik temsil, bürokratik koordinasyon ve doğru yönlendirmeydi. Akademinin istediği uluslararası belgelendirme dili ile Türkiye’deki endüstrinin pratikleri arasında kurumsal bir bağ kurulması gerekiyordu. All Stars Music olarak biz bu sorumluluğu üstlendik. Bundan sonraki süreçte bu temsil kanalı açık kalacak. Bu ilk grup bir öncü sınıf. Türk müzik dünyasında bu adımın bir özgüven yaratacağını düşünüyoruz. Artık sanatçılarımız uluslararası standartlarda belgelenebilir işler üretmenin ve küresel karar mekanizmalarında yer almanın mümkün olduğunu gördü.
Türkiye’deki müzik sektörünün bu sürece ne kadar hazır olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce bizim sektör olarak eksiklerimiz ya da geliştirmemiz gereken taraflarımız nelerdir? Önümüzdeki dönemde All Stars Music Türkiye’nin bu süreçteki rolü tam olarak ne olacak? Sanatçılarla ve sektör profesyonelleriyle nasıl bir çalışma yürüteceksiniz?
Sektörümüz yaratıcılık ve prodüksiyon gücü anlamında son derece güçlü. Ancak küresel yayıncılık standartları ve veri yönetimi gibi konularda geliştirmemiz gereken yönlerimiz var. Bir eserin kimin tarafından yazıldığı, aranje edildiği veya mikslendiği gibi künye bilgilerinin uluslararası veri tabanlarında doğru işlenmesi kritik bir husus. All Stars Music Türkiye olarak rolümüz tam da burada başlıyor: Biz sürecin koordinatörü ve rehberi olarak konumlanıyoruz. Önümüzdeki dönemde üyelik şartlarını taşıyan isimlerin projelerini uluslararası standartlara uyarlamak, belgelendirme süreçlerini yönetmek ve Akademi ile olan iletişimlerini koordine etmek için sektöre profesyonel destek sunmaya devam edeceğiz.
Son olarak, birkaç yıl sonrasına baktığınızda bu iş birliğinin Türk müziği adına nasıl bir sonuç doğurmasını, neleri değiştirmesini hayal ediyorsunuz?
Hayalim birkaç yıl sonra bir Türk sanatçısının Grammy adaylığı veya ödülü kazanmasının sürpriz değil, sistematik çalışmanın doğal bir sonucu olarak karşılanması. Türkiye’den onlarca, hatta yüzlerce müzik insanının Recording Academy çatısı altında aktif oy kullandığı, global müzik dünyasında söz sahibi olduğu ve Türkçe üretilen işlerin dünya listelerinde ve akademi radarlarında rutin olarak yer aldığı kurumsallaşmış bir yapı hedefliyoruz. Bu ilk adım, o büyük geleceğin sağlam temelidir.

Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

