EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Cem Başak

Cem Başak

Müzik Ekspres söyleşilerimin şöyle güzel bir yanı var, tamamen özgürüm, kimse bana “birisi ile şu söyleşiyi yap gibi bir dayatma içinde değil. Müzikte çok iyi bir gözlemciyim ve elbette dinleyiciyim. Kimlerin işini ne kadar bir aşkla ve heyecanla yapabildiğini görebilmem için hiç de o kişi ile bir tanışıklık içinde olmam gerekmiyor, o sebep haftaya uyanıyorum ve diyorum ki bu hafta için kimin kapısını çalayım, kiminle bir yolculuğa çıkayım.

Bu haftaya Cem Başak’ın “Böyle Bir Aşk” şarkısını dinleyerek başladım ve sonra yıl içerisinde karşıma çıkan diğer şarkılarını da dinleyerek devam ettim. Sonra arşivine daldım ve “Tek Kişilik” isimli albümüne rastladım. Bir yerde o dönemin kaçırdığım albümlerinden biri olduğuna üzülürken bir yandan da sevindim ki ne güzel dinlemek için artık kasetini ya da CD’sini bulmak zorunda değildim, tüm arşiv bir tık uzağımdaydı, keyifle dinledim.

2021 yılı içerisinde peşi sıra şarkıları ile bizleri buluşturan isimlerden Cem Başak. “Müzik dünyayı boyar ve hayatı yaşamı kutsar, en depresif ağıt bile öyledir acıyı güzelliğe çevirir” diye bir cümle kurdu söyleşimiz esnasında. Tam da öyle dönemler yaşamıyor muyuz, etrafımız sancılarla, acılarla zor şartlarda geçmiyor mu, yoğun ve yorucu günler içerisinde tutunduğumuz şey yine müzik olmuyor mu? Ben adıma sadece müziğe sığınıyorum.

Kasım ayının son haftasındayız, göz aç kapa bir yılın da bitmesine sadece bir ay kaldı. Şöyle bir düşünelim bu bir yıl içinde neler yaptık, neler yaşadık, hangi aşklardan, hangi acılardan geçtik, bir şekilde bir yolculuk yapalım bugüne, bir hesaplaşma ya da bir yüzleşme kendimizle ve bence arka fonda Cem Başak şarkıları çalsın, kendimize böyle bir güzellik yapalım bugün.

Kadri Karahan

 

Öğrendiğim kadarı ile küçük yaşlarda gitarla tanışıyorsunuz ve o günden beri de bırakmıyorsunuz. Bir şekilde hayatınıza nasıl dahil oluyor ve müzik o yıllarda, o yaşlarda sizin için nasıl bir heyecan oluyor; söyleşimizin başında o yıllara dönelim ve ilk adımlarınızı dinleyelim istiyorum.

Merhabalar, Ben 80 lerin sonunda üst komşumuzda ( O zamanlar video VHS kiralar videoplayer ile seyrederdik, Bir gün beni çağırdılar. Film kesişen yollardı ( Crosroads ) Kayıp bir şarkıyı arayan bir konservatuar öğrencisi filmin sonunda yaptığı bir anlaşma için ruhunu şeytana satmış bir mızıkacının ruhunu geri almak için bir gitarist ile düello  yapıyordu. Orada Ralph Macchion nun düet yaptığı gitarist Gerçekten Frank Zappanın yanında yetişmiş bir müzisyen olan Steve Vai di, o zamana kadar müziği sadece dinleyen ben evet bunu yapmak istiyorum diye tutkuyla yanmıştım sonra bir gitar edinildi, burada çalmak istediğim türü öğrenmek için yeterli kaynak olmadığı için yabancı gitar dergilerine üye olup onlarla kendimi eğitmeye çalıştım.

Maalesef adlarını ilk kez duydum ama “Etnik Sentetik”;, “Barfly”;, “Hijazzband” ve “Reboot” gibi gruplarda çaldığınızı öğreniyorum ki hemen ardından da “Otomatik Pilot” isimli grubu kuruyorsunuz. Bu grupları bugün nasıl anımsıyorsunuz, müzikal anlamda size nasıl bir yol gösteriyor, nasıl bir deneyim yaşatıyor?

Barfly 90’larda Caravan gibi Taksim bazen Ortaköy barlarında çaldığımız bir gruptu. cover müzik yapıyorduk ve kendimiz bir şeyler deniyorduk. Yine okuldan arkadaşlarımdan Sami Baruh, Mahmut Akyalçın ve çok değerli Hüseyin Cebeci gibi değişik ve iyi müzisyenlerden oluşan Etnik Sentetik’e katıldım deneysel elektronik şeyler yapıyorduk çeşitli barlarda ve üniversite festivallerinde çaldık sonra ben kendi solo kariyerim için gruptan çıktım, benim müzikal yolculuğum farklı bir rotaya seyretmek istiyordu. Zamanın iyi bir şirketiyle albüm sözleşmesinin kenarından döndük. Sonra onlar devam ettiler,

Antalya – Kaş’ta 2004 te Reflexin solisti Özgür Denizli ile bayağı bir çaldık o zaman orada canlı müzik yoktu zaten bar da 2 tane falandı, şimdiki gibi popüler ve bilinir bir yer değildi. Hijazz band aslında bir ikiliydi. Gururla Kaşta canlı müziği biz başlattık diyebilirim. Otomatik Pilot ise beste grubumuzdu sonra onlarla çalıştığımız bazı bestelerimi de toplayıp “Tek Kişilik” albümünü yaptım. Sanırım pek grup insanı değilim müzikte fikirlere açık olsam da yarattığım her şeyin tek hakimi olmak istiyorum sanırım. İnsan kendini bilmeli bence.

Tüm bu grup çalışmalarından bağımsız ve adeta tek başına bir albüm yolculuğuna giriyorsunuz sonra ve “Tek Kişilik” ismi ile ilk buluşmamız gerçekleşiyor.. Enstrümanları kendiniz çalıyorsunuz, kayıtları kendiniz yapıyorsunuz. 13 şarkılık bu yolculuğu “kendi dünyalarında saklanmaktan yorulanlar için bir mola” olarak tanımlamışsınız. O yıllarda yolumuz kesişmedi ama şimdi o albümü, o heyecanı dinleyelim istiyorum sizden, bugün baktığınızda nerede, nasıl duruyor?

O albüm benim sistemimden atmam gereken ve ifade etmem gereken içinde 10 yıllık şarkıların olduğu bir albümdü. Aslında müzik türü olarak ve sound olarak o albümü yaptığım zaman o tarz artık popülerliğini yitirmişti ama ben yapmalıydım ve müzikal tarihime bir albüm koymalıydım çünkü CD’ler artık bitiyordu. Oyun el değiştiriyordu vs.
Çok kişisel hayatta aslında yalnız olmakla ilgili serzenişte bulunan bir albümdü. Aşk, hayat ve bunun gibi şeyler. Ben hep pop sevdiğim için İçinde pop a göz kırpan parçalar da vardı.

 

Bir albümle bir daha karşımıza çıkmadınız ama single konsepti ile devam ettiğiniz yolculuğunuza. Bu seneye henüz gelmeyelim ama bu tek tek karşımıza çıkan şarkılar yine aynı çizginizi, aynı tavrınızı korudu değil mi? Bu süre içerisinde dinleyiciniz ile olan ilişkiniz nasıldı, nasıl karşılandı bu şarkılar onlarda; bir yerde albümden sonra ne değişti ya da ne değişmedi hayatınızda?

Ben kafasına göre müzik yapan biri olduğum için janra dinlemeden içimden geleni yapıyorum bu popüler anlamda biraz zorlu bir yolculuk oluyor çünkü dinleyicinin sizi kategorize etmesi zorlaşıyor.

 

Bu yıla geldiğimizde daha sık adınızla karşılaştık ki bu kez bir de sürprizle geldiniz: “İnto This Life”. Artık bağımsız bir yolculuktaydınız, İngilizce bir şarkı ile bu dönüşü seçtiniz ve soft-rock, indie-dance ve nu-disco türlerine de selam ettiniz bu şarkınızla. Bir pandemi dönemi yaşadık ve siz de şarkılar biriktirdiniz kuşkusuz öyle değil mi? Ama bu şarkıyı biraz daha uzun konuşalım istiyorum ki ben bu çizginizi çok sevdim, nasıl dönüşler aldınız?

Pandemi bana çok yaradı içsel bir yolculuğa çıkıp kendimi dinledim çok üretici geçti besteler birikti ve yine tam olarak istediğim şey ne ise onları yaptım, İngilizce başka şarkılarım da var onları çıkartmak istiyorum. Çok iyi dönüşler aldım. En önemlisi kendim koyup dinliyorum. Ben bir şey yayınladığım zaman vay be adam ne güzel yapmış diye özenmek istiyorum sanırım son yaptıklarımda bunu başardım. Zor beğenen biri olmak kolay değil çünkü kendi yaratınızın filtresi kendiniz oluyorsunuz belki de çok sevilecek şeyleri yapmaktan vazgeçiyor olabilirsiniz, kollektivite böyle durumlarda çok yararlı oluyor özellikle iyi bir prodüktörün eksikliğini çekiyorum her şey istediğim gibi olurken bazı dokunuşlarla iyileştirilebilir çünkü çok adam tek adamdan daha farklı yönlerde vizyona sahip olabiliyor ama dediğim gibi ben grup insanı değilim grup işi evlilik gibi iyi anlaşacağınız ve müzikal karakterleri ile uyuşabileceğiniz egonuzu dengeleyebileceğiniz bir kimya istiyor bayağı bir şans işi bence.

 

ve evet yıl tüm olumsuz akışına rağmen sizin için gayet güzel ilerliyordu. Şarkıyı “Yeniden Başlasam”, “Duble” ve henüz çok yeni “Böyle Bir Aşk” izledi. Tüm bu şarkılar için bir olgunluk dönemi diyebilir miyiz sizin için, ama her şeye rağmen günün çizgisini de yakalamayı başarmışsınız ki buradan da her daim genç bir ruha sahip olduğunuz ortayaçıkabilir mi?

“Yeniden Başlasam” hayattaki pişmanlıkları geri almakla ilgili, benim pişmanlıklarım var başkaları nasıl bilmiyorum “öteki türlü yapsaydım nasıl olurdu”yu gerçekten bilmiyorum ama şarkılar düşünceler duygular o an öyle gelmiş yapmışım, o da öyle bir şarkı, “Duble” çok sevgili dostum Zülfikar Ali Cengiz’in bestesi ilk duyduğumdan beri bunu yapacağım diye tutturdum ve aranje edip söyledim. Alaturka havaları var. “Böyle Bir Aşk” da rock koruyarak, pop tınılarını ve 80ler benim çocukluk dönemimi yeni soundlarla karıştırmak istediğim modern soundların peşindeyim.

Ben müzikal kariyerimde ilk gençlik diyebileceğim istikrarlı bir release yapmadığım için için bir olgunluk döneminden bahsedemiyorum maalesef. Gençlik konusu da ruhlar hep genç zaten bunun yanında ben kendimi genç sanıyorum bu bence iyi bir şey, Ne olursa olsun herkes sınırlı bir vizyona sahip yine de yapılanlar yapıldı ve geçmiş geçmiştir deyip hep yeniye ve geleceğe bakıyorum. Yeni jenerasyondan çok iyi müzisyenler çıkıyor, güzel şeylere hep açığım. Ama son 5 yılda sadece aranjmanlar değil melodik yapılar bestelerin şekli falan da değişti değişmeyen tek şey, iyi müzik kendini belli ediyor. ben onu yapma peşindeyim.

Tüm bu şarkılar ve tüm bu müzik yolculuğu size neler öğretti, hayatınızda sadece müzik vardı ve siz de hiç kopmadınız, geriye dönüp bakınca neler hissediyorsunuz; yine ileriyi düşününce neler bekliyorsunuz, diliyorsunuz? Her şey tam da istediğiniz gibi mi oldu yoksa eksiklikler ya da pişmanlıklar var mıydı?

Benim şöyle oldu, müziği çok sevdiğim gitara aşık olduğum halde çok ciddiye almadım müziği hatta hayatı ciddiye almadım sanırım. Müzik benim hayatım gibi büyük sözleri de sevmiyorum bence hayatınızı sanat olarak yaşamanız tek sanatçılık. Müzik çok güzel bir fon, Ve iyi müzisyen olmak yeteneğin yanında bir ömür isteyen bir beceri seti. Müziğe çok zamanımı verdim ama üretimim daha fazla olabilirdi. Bir kariyer olarak daha ciddi eğilseydim şimdi arkamda çok eser olabilirdi bu konuda daha iyi yapabilirdim diye kendimi eleştirsem de benim yolculuğum da bu gitar ve müzik benim hayatımın çok önemli bir parçası. Gitar mağazalarına girdiğimde oyuncakçı dükkanındaki bir çocuk gibi şımarıyorum ve kendimi kaybediyorum sanırım müziğin kaynağı orası olduğu sürece taze olacak. Müzik sihir, büyü ve insana dair evrensel duygular barındırıyor olmasına rağmen insanlığın kaymağı gibi bir şey, İnsanlığın güzel tarafı. İnsanlık her yönde aşırıdır bu tarafı çok güzel insandan çıkan ama çirkinlik barındırmayan bir fenomen.

Kısacası insanlar ürettikleri şeyler harici aslında çok ilginç değiller o yüzden müzik üretmeye devam edeceğim. Müzik dünyayı boyar ve hayatı yaşamı kutsar en depresif ağıt bile öyledir acıyı güzelliğe çevirir.

 

Bir de henüz sizi sahnede dinlemedim ama en başından beri oralarda olduğunuzu biliyorum. Sahne sizin için nasıl bir anlamdı, nasıl bir yolculuktu; orada kurulan bağ nasıldı dinleyicinizle, şu süreç içerisinde yine buluşmalar devam ediyor öyle değil mi, nasıl bir sahne bekliyor gelenleri, nasıl hazırlanıyor, nasıl bir repertuar sunuyorsunuz
kendilerine?

Müzikle ilgili fikrim sahne yapmaya başlamam ile çok değişti, Müziğin sihir olduğunu sahnede fark ettim, müzik canlı performans esnasında inanılmaz bir iletişim şekli ve dionysian bir ayin haline gelebiliyor performansı yapan icra eden ve dinleyen arasındaki fark ortadan kalkıyor ve bir rengarenk gökkuşağı jelatini gibi herkesi birbirine bağlıyor bence insan topluluklarının yapabileceği en iyi aktivite müzik ile olandır konser vs. Bizim İngilizce – Türkçe cover şarkılardan arada kendi şarkılarımı serpiştirdiğim bir repertuarımız var.

Şimdi bir grup kurduk adı “Rolls Royce in the Garage”; yakın arkadaşlarımızla kurduk. Posterde grubun adını rüyamda gördüm. İngilizce rock, blues coverları olacak. Bir de ben Cem Başak olarak konserler vereceğim artık bu ara biraz. Sahnede herkesi müziğe katmayı seviyorum dinleyici ile biz çalalım onlar da dinlesinden çok.

Söyleşimizin sonunda kısa sorularım olacak Müzik yolculuğunuzda kimler size ilham oldu, yol gösterdi, kimleri dinlemeyi ayrı bir sevdiniz?

Steve Vai, Goerge Lynch, Lenny Kravitz, Sting, Astor Piazzola, Diego Torres, George Michael, Mariza Fado seviyorum mesela, o kadar çok ki beğendiğim iş.

 

Bir gün birlikte çalışmayı dilediğiniz bir müzisyen var mı peki?

Max Martin ile çalışmak isterim..

Peki ya günümüz, günümüzün isimleri, takip edebiliyor musunuz ve kimleri başarılı buluyorsunuz özellikle?

Weeknd, Dua Lipa, Charlie Puth yerlilerden Büyük Ev Ablukada iyi, Ersay Üner’in şarkı yazarlığını çok beğeniyorum, Simge çok iyi bir yorumcu. Billie Eilish ve abisi FINNEAS harika işler yapıyor, John Mayer iyi işler yapıyor. Maroon 5’i beğeniyorum. Saymakla bitmez.

 

Hayatınızda hangisi en özel oldu; plaklar, kasetler, cd’ler, dijital müzik, hangisi tercihinizdi en çok?

Ben bunlarla çok ilgili değilim açıkçası yılladır mp3 dinliyorum artık hep spotify falan öyle duygusal bağlarım yok. Kalitesi iyi olsun yeter. İçeriğe erişimim önemli.

Hayatınızın diğer renkleri nelerdir, nelerle mutlusunuzdur, neler olmazsa olmazınızdır?

Aile her şeydir ve dostlar.

 

Son şarkınızda “ben böyle bir aşk bilmiyordum ki” diyorsunuz, ya aşkla aranız nasıl?

Ben aşk adamıyım.

 

ve son olarak bizim için bir şarkı seçmenizi istiyorum ama tam da şu andaki ruh haliniz olsun ve söyleşiye onunla son verelim.

 

 

Müzik Ekspres söyleşilerimin şöyle güzel bir yanı var, tamamen özgürüm, kimse bana "birisi ile şu söyleşiyi yap gibi bir dayatma içinde değil. Müzikte çok iyi bir gözlemciyim ve elbette dinleyiciyim. Kimlerin işini ne kadar bir aşkla ve heyecanla yapabildiğini görebilmem için hiç de o kişi ile bir tanışıklık içinde olmam gerekmiyor, o sebep haftaya uyanıyorum ve diyorum ki bu hafta için kimin kapısını çalayım, kiminle bir yolculuğa çıkayım. Bu haftaya Cem Başak'ın "Böyle Bir Aşk" şarkısını dinleyerek başladım ve sonra yıl içerisinde karşıma çıkan diğer şarkılarını da dinleyerek devam ettim. Sonra arşivine daldım ve "Tek Kişilik" isimli albümüne rastladım. Bir…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.85 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*