EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Murat Türkücüoğlu

Murat Türkücüoğlu

Mart ayında yayınladığı “İçimi Dökmem Lazım” isimli yeni single çalışması ile bir anda dikkatleri çekti Murat Türkücüoğlu. Şarkısı, güçlü vokali ve beraberinde klip – klip tanıtım videosu ile karşımıza çıkan müzisyeni biraz daha yakından tanımak istedim ve o sürede dünden bugüne  uzun soluklu bir müzik yolculuğu ile karşılaştım.

Aslında ismini yeni duymuş olsam da 90’lı yıllardan beri müziğin içinde olan Murat ile kısa bir sohbet gerçekleştirmem uzun sürmedi. Bu süreçte de bir sürpriz oldu ve çok yakında yayınlayacağı yeni şarkısını (ki artık yayında)  benim bir fotoğraf çalışmam ile sunmak istediğini söyledi ve şarkıyı hiç dinlemeden kabul ettim. Bu da benim bir garip huyum ama işte konu müzisyenin tavrı ve gücü, samimiyeti olunca ötesini merak etmiyor ve sürpriz olsun istiyorum.

Özetle yeni şarkısı “Sır Gibi geçtiğimiz hafta içinde tüm dijital platformlarda yayınlandı, klibi de bu haftanın ilk gününde bizlerle buluştu. Biz bu süreç içinde o kadar çok konuştuk ki sanki kırk yıllık arkadaş samimiyeti, içtenliği ve ben de sadece o telefonlarda kalsın istemedim sohbetimiz ve bu emeği daha çok kişi duysun istedim.

Özetle bir şarkı ve sonrasında daha kendimiz karşı karşıya gelmeden müziğinin fotoğrafımın bir şarkıda buluşması sürprizi kuşkusuz ki önümüzdeki günlerde başka başka şekilde kendine yeniden hayat bulacak. Çünkü gerçekten işine aşık, samimiyete inanan ve kendi mütevazı davransa da on parmağında on marifet olan kişileri seviyorum.

“Haftanın Söyleşisi” konuğum sevgili Murat Türkücüoğlu. Bu tam kapanma sürecinde kendinize bir iyilik yapabilir ve şarkıları içinde güzel bir hafta sonu yaşayabilirsiniz.

 

 

Yeni şarkınız “Sır Gibi” henüz çok yeni yayınlandı. Ama çok kısa bir süre önce dikkatimi çeken bir şarkınız vardı ki “İçimi Dökmem Lazım”.
Bu iki şarkıyı uzun uzun konuşacağız ama dünden bugüne de sizi yakından tanıyacağız. Siz de müzikle küçük yaşlarda tanışmışsınız ve babanız bunun üzerine size bir stüdyo açmaya karar vermiş. O yılları ve o ilk heyecanları dinleyelim mi?

Biz üç kardeşiz.Kız kardeşim ve erkek kardeşimle müzikle haşır neşir büyüdük diyebilirim. Babamın müziğe ve Türk Musukisine olan sevgisi elbette çocuk yaşlarda bizi etkilemişti. Arşivindeki 45’lik plakları dinletip sözlerine ve yapılan müziğin kalitesi ile ilgili çok sohbetleri olduğunu hatırlıyorum. Çocuk yaşlarda müziğe olan ilgimiz babamın içinde ukte kalan müzikle ilgili hayallerini tetikledi sanırım. Ve o dönemin değerli aranjör ve tonmasiterlerinden ve benim ilk hocam diyebileceğim Kami Acim ile birlikte bir stüdyo açtı. Müziğin mutfağında her gün çok şey öğrendiğimiz o yıllarda Kami Acim abimin şarkılarımı düzenlemesi ilgisi ve alakası heyecanımı ve motivasyonumu çok yükseltiyordu.

 

 

Baha Boduroğlu ve Ergüder Yoldaş gibi iki değerli müzisyen müzik yolculuğunuzda karşılaştığınız isimler olurken daha sonra MSM’den mezun olmuşsunuz. O yılları peki nasıl anımsıyorsunuz, bugünkü müzik yolculuğunuzda bu eğitimler size nasıl yol göstermiş oluyor?

Evet bu iki değerli müzisyenin pozitif iletişimleri beni etkiledi diyebilirim. Baha Boduroğlu sayesinde Ergüdar Yoldaş’la tanışmam bir şanstı. Kendisinden kısa süre de olsa kız kardeşimle birlikte doğru nefes alma ve artikülasyon eğitimleri aldık. Aynı stüdyo’da bu dersten çıktığımızda Baha Boduroğlu’da bizimle deneme kayıtları yaparak derslerimizi tamamlıyorduk.Kami Acim, Ergüdar Yoldaş ve Baha Boduroğlu bizimle o kadar tatlı bir iletişim kurmuşlardı ki özellikle o dönem çocuk arabesk furyasının yoğun olduğu yıllarda müzik yolculuğumuzda müzisyen olmak için çok emek sarf etmemiz gerektiğini, kalıcı ve kaliteli müzik yapma konusunda sohbetleri bizi çok etkilemişlerdi. Konservatuara girmeden küçük yaşta başladığım sahne hayatında hem kendi hayatım hem de ailem için maddi olarak katkıda bulunmaya çalışıyordum. MSM Konservatuarına girdiğimde de gece sahnede gündüz okulda bir öğrencilik dönemi geçirdim.

 

 

Daha sonrası o ilk adımları konuşalım istiyorum ki TV, dizi ve film müziklerinde, bazı isimlerde söz ve besteci hanesinde isminizi görüyoruz ama beni en heyecanlandıran da Eurovision seçmelerinde de bir şarkı ile şansınızı deniyorsunuz. Her şey yeni başlıyor ve yıl 2005 ve tüm bu hareketlilik siz de nasıl bir heyecanla kendini gösteriyor?

Birçok dizi müziği stüdyomuzda yapılıyordu ve önce “Ana” dizisi ile başlayan seslendirmeler daha sonra birçok çeşitli müzikal çalışmada devam etti.Konservatuar’dan Opera Şan bölümünden mezun olduktan sonra sonra tarzımı ve kimliğimi bulduğum şarkılarımı geniş kitlelere duyurmak istedim ve Eurovision’a “Saydam”adlı bestemle katıldım.

O şarkı yarışmada juri olan Melih Kibar Garo Mafyan ve birçok değerli müzik adamının yarışma öncesi özel ilgisini çekmişti. Şarkının tarzı vokalleri düzenlemesi tamamıyla diğer şarkılardan farklıydı ve provalarda yarışmaya katılan bestecilerin dahi finalde favorisiydi. Ancak Türkiye finallerinden önce ve sonra burada detaylı konuşmak istemiyorum bir çok garip şey oldu ve farklı bir şarkıyı tercih ettiler. Benim ve birlikte müzik yaptığımız bugünün çok değerli müzisyenleri için hem güzel hem de tatsız bir deneyim oldu.

 

 

Aradan epey uzun bir zaman geçiyor ama müzik belli ki vazgeçtiğiniz bir şey olmuyor. Derken dijital müzik piyasası başlıyor ve tek tek şarkılarınızla buluşuyoruz. “Sır Gibi” ile ilk o zaman karşılaşıyoruz ama akustik hali dinlediğimiz.
Yeni bir düzenleme ile mutlulukla söylüyorum benim çektiğim bir fotoğrafla yeniden dinleyici ile buluşan şarkının sizdeki sırrını öğrenme şansını bulabilecek miyiz peki, öyle ki ve belli ki şarkı orada öyle kalsın istemediniz?

Sürekli üretmeye devam ediyordum ve çevremde şarkılarımla ve benimle ilgilenen yapımcı ve prodüktörler eksik olmuyordu ancak popilist işler yapmak istemiyordum. Bu durum paylaşımlarımı geciktirdi. Babamla da müzik tarzım konusunda yıllar sonra ters düştük o benim maddi zorluk yaşamamı istemiyordu ben de basit sözler ya da projelerin içinde tanınmak için olmak istemiyordum. Babam haklı çıktı maddi sıkıntılar hep yaşadım. Hatta o sıkıntılı dönemimi anlattığım Kadir Aydemir’in ‘Seksenlerde Çocuk olmak’ adlı 2012 yılında yayınlanan kitapta anlatmıştım.

Nihayet “Sır Gibi” akustik ile, aslında 3 versiyondan oluşan bir çalışma önce akustik versionu ile merhaba demek istedim ve şimdi yayınladığımız orjinal hali ile devam ediyoruz. Şarkılarımın görselleri ile de özellikle ilgilenmeyi seviyorum Sır Gibi akustik’te değerli sanatçı arkadaşım Aslı Erel Ahşap üzerine işlenmiş eserini hediye ederek değer kattı. Şarkının orjinal versiyonu için arayış halinde olduğum bir anda sizin çekmiş olduğunuz fotoğrafı gördüğümde çok etkilendim, sanki bu şarkı için çekilmiş bir fotoğraftı. Bu fotoğraf birbirini görmeden hayal edip bu dünyada kavuşmayı isteyen eş ruhların, saf aşıkların finalde buluşma sahnesiydi benim için.

 

 

Şimdi bir geçen seneye dönelim ve bir de “İtiraf” ile buluşalım. “Ihlamurhane” projenizin üçüncü şarkısı olarak karşımıza çıkıyor ve doğal olarak burada da nedir peki bu proje sorusu gündeme geliyor.
Kısmi olarak önceki karşılaşmalarımızda sizden dinledim ve ben yanıtını biliyorum belki ama buradan da paylaşalım mı, eğer sürpriz olsun dersiniz o zaman sadece bu şarkıyı konuşalım mı?

Belli kalıplarda olmaktan ziyade rahat olmayı, farklı tarzda şarkı üretmeyi ve yorumlamayı seviyorum. ’Ihlamur kokulu şarkılar’ adını verdiğim ve içinde yaşadığım yanı başında büyüdüğüm yaklaşık 150 yaşındaki ıhlamur ağacının yanında bir sahne inşa etmeye başladım ve bu şarkılarımı “Ihlamurhane sahnesi adı altında toplamaya karar verdim. “İtiraf’’ı yayınladığımda sahne henüz hazır değildi. Hala düzenlemeleri çalışması devam eden alaturka eserlerimden oluşan bu albümü kendi yaşadığım doğa içinde tamamlamak için gerçekten çok heyecanlıyım.

 

 

Pandemi süreci şehrin kalabalıklığından uzaklaşıp hem kendinizle hem de doğa ile iç içe bir hayatı seçmiş olmanız sizi etkilememiş ki bu süre içinde uzun yıllardır çalıştığınız “İçimi Dökmem Lazım” üzerinde çalışmaya devam etmişsiniz.
Aslında altı saat gibi bir zaman diliminde sözü, müziği, düzenlemesi biten bir şarkınız bu ama neden yıllarca bekledi ya da biz bu güzel şarkıyı neden bu kadar bekledik? Ve klibine de siz imza attınız, o fikir de tam olarak pandemi sürecinin ürünü değil mi?

Pandemi sürecinde İstanbul’dan İzmit’e yaşadığım doğaya geri dönmek en iyi seçenekti. Dünyada ve ülkemizde o kadar etkili bir yıl oldu ki bu şarkı için tam da zamanı diyebileceğim bir andı. Her şarkı için geçerli değil ancak bazı şarkılar birden bire herşeyiyle bitebiliyor. “Lazım’da öyle bir şarkı. Bahsettiğim ıhlamur ağacının altında yazdığım, o günün heyecanı ile bugün dinlediğimiz eserin taslağını kardeşimle çıkarmıştık. Neden yıllarca bekledi birçok sebep var maddi manevi. Şarkı ortaya çıkmıştı lakin hem şarkının hem benim demlenmeye gelişmeye ihtiyacım vardı. Sonunda yıllar sonra finalde olan sözlerini ekleyip şimdi taşlar yerine oturdu paylaşma zamanı dediğim andı sanırım. Bu şarkı için çok büyük bir emek ve zaman harcandı. Klibi pandemi sebeplerinden dolayı kendi imkanlarımda ve mekanımda yapmaya karar verdim. Pandemi olmasaydı şarkıda bulunan müzisyenlerle performans görüntülerini eklemeyi çok isterdim ancak yine de klip çok beğenildi.

 

 

Şarkının klibi kadar enteresan olan bir başka yanı da sokaklara çıkmışsınız ve mikrofonu uzatıp insanlara “Bize Ne Lazım” diye sormuşsunuz. Ortaya çıkan samimi yanıtlarla da ne kadar çok şeyi özlediğimizi ya da yaşamak istediğimizi bir kere daha anlamış olduk. Peki herkesten yanıt almışsınız, şimdi mikrofon bende ve size sormak istiyorum ben de. Size ne lazım?

Bu sokak röportajları benim şarkıyla birleştirmek istediğim önemli bir detaydı. Akışında gelişen insanlarla tanışmalarımda sohbetlerimi cep telefonu ile çekerek farklı fikir ve düşüncede olan ülkemizdeki insanların duydukları özlemleri, bizi bir bütün yapan değerleri birleştirmek istedim. Eklemek istediğim en önemli şey ise ‘Birbirimizi sevmemiz lazım’. Ayrı kültür, inanç ve fikirde olabiliriz fakat biz bir bütün olarak birbirimizle kırmadan konuşabilmeyi saygı duymayı hakaret etmeden birbirimize yardımcı olmayı çoğaltmamız lazım. Bizler Hz.Mevlana’nın, Hacı Bektaşi Veli’nin, Yunus Emre’lerin yaşadığı toprakların çocuklarıyız. Bu zaten dedemizin büyüklerimizin ahlakı onlar bunu dünyada en iyi şekilde yaşamış. Kendim de dahil olarak en azından onlara özenerek değiştirmeliyiz geliştirmeliyiz diye düşünüyorum.

 

 

Yine hem dinlediğimiz şarkılarınızda hem de yeni projelerinizde ki bana kısmen anlattınız gayet güzel adımlar, heyecanlar var? Önümüzdeki günler adına dinleyicilerinize biraz da ipuçları vermemiz mümkün mü acaba bizi bekleyecek olan yeni çalışmalar adına?

Öncelikli olarak solo çalışmama yaz aylarında pandemi şartları da uygun olursa çok güvendiğim bir şarkıyla devam edeceğim. Ayrıca diğer taraftan ‘Ihlamur Kokulu Şarkılar’ projesi düzenlemeleri devam ediyor, çok yeni alaturka eserlerimi çok farklı bir ortamda dinleyicilerle buluşturmak için gün sayıyorum. Bu özel albümde siz de vizörünüzle ve Müzik Ekspres ekibi ile içinde bulunmanız umuyorum ki bu albüme çok değer katacaktır.

 

Memnuniyetle.
Dünden bugüne peki neler biriktirdiniz müzik adına daha doğrusu bu yolculukta kendinizi nasıl bir yerde gördünüz, bundan sonrasında nerelerde görmek istiyorsunuz?

Müziğin her zaman birleştirici gücüne inanarak yaşadım. Çünkü hakiki musuki insana şifa veren huzur veren zıtları birleştiren yüksek bir etkisi var. Aksi hali de bir o kadar negatif tesir edebilir ruhsal hastalıklara dahi sebep olabilir. Tabi ki kurtlarımızı döken eğleneceğimiz şeyler de olabilir musiki kederin ilacıdır ancak bu müziğin amacından sapacak bir hale gelmemeli diye düşünüyorum. Bundan sonrasında elbette öğrenecek çok şeyim var daha iyi bir müzisyen olmak için kalıcı ve unutulmayacak sözler melodiler üretebilmek için daha fazla çalışmaya devam edeceğim.

 

Samimi bir yoldasınız ve acele etmiyorsunuz gördüğüm kadarı ile peki size göre ülkemizde müzisyenlik nasıl bir yerde, siz kimlerle ve nasıl mutlusunuz bu yolculuk içinde?

Ülkemizde müzisyen olmak şu an her zamankinden daha zor bir hale geldi. Her zaman hafife alınan çoğunlukla meslek olarak görülmeyen bir durum hep vardı.Bunda biraz müzisyenlerinde suçu var.Kolay ve hızlı para kazanmak, şöhret olmak birçok kişinin ilk amacı olmuştu.Diğer taraftan da idealist müzisyenler ülkenin şartlarında ayakta kalmak için mecburen istemediği şeyleri yapmak zorunda kalabiliyor.Türk halkının samimiyetine ve eserlerine çok değer verdiği Neşet Ertaş’lara,Cem Karaca’lara,Barış Manço gibi değerlere yaklaşımını düşündüğümüzde herkes bu yolculuğunda hakettiği sevgiyi saygıyı yaşadığını görüyoruz.Devletin de daha iyi şartların oluşması, büyük eserlerin ve müzisyenlerin çoğalması için daha fazla imkanlarını seferber etmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Ana söyleşimiz burada bitiyor ama son olarak kısa sorularım ve alacağım yanıtları ile bitiriyoruz bir klasik ve yine biraz müzik ama daha çok hayatın içindeki sizi konuşuyoruz burada?

 

Sizin için hangisi daha güzel, ya da özeldi. Plaklar, kasetler, CD’ler mi dijital süreç mi?

Sanırım Cd ve kasetlerin yeri bir başkaydı.Sevdiğiniz şarkıyı başa sarmak tekrar tekrar dinlemek CD kapaklarında sanatçı ve emek verenleri okumak çok daha özel ve güzeldi.

 

Bir gün mutlaka çalışmak istediğiniz bir müzisyen var mı?

Aziza Mustafa Zadeh’le bir şarkıda düet yapmayı çok isterdim.

 

Günümüz müzik dünyasını yakından takip ediyor musunuz, kimleri dinliyorsunuz mesela?

Elbette her gün takip ediyorum.ruh halime göre dinlediklerim değişiyor, bu aralar albümleri yeni çıkan arkadaşlarım benimde vokalimle dahil olduğum Serkan Sönmezocak ve Adnan Karaduman’ın Fifty Fifty albümünü dinliyorum. Ayrıca son günlerde Big Wild,Two Lanes, dinlediğim müzisyenler.

 

Yeniden hayat iyileşince sahnelerde olmayı da diliyor musunuz, konserleri özlediniz mi?

Özlemeyen bir müzisyen var mı acaba Sanırım hayat yeniden normale dönünce birikmiş tüm enerjisiyle sahnede olmak isteyenlerdenim. Müziğin ve konserlerin güzel enerjinin tüm dünyaya pozitif yansımasına herkesin ihtiyacı var sanırım.

 

Müziğin dışında hayatınız nasıl geçiyor, nelere vakit ayırmayı seviyorsunuz?

Pandemi döneminde mümkün olduğunca motivasyonumu yüksekte tutacak meşgaleler buluyorum. Mesela bu yıl ayçiçeği ektik. Doğada toprakla uğraşmak, video fotoğraf çekim alanları oluşturmak için yaşadığım yerde dekorlar üretmek, kişisel gelişimim için kendimi geliştirecek yeni fikirler bilgiler araştırmak müzik dışında genelde zaman harcadığım şeyler.

 

Ve finalde son sorumuz tam da şu andaki ruh haliniz. Ama bunu yazmanızı değil seçeceğiniz bir şarkı ile yapmanızı diliyorum. İlk aklınıza hangi şarkı geliyor :)

Cem Karaca – Bu Son olsun.

Ve son olarak birçok konuda kendimi ve müziğimi en iyi şekilde ifade ettiğim, her soruda zevkle vakit geçirdiğim bu güzel söyleşi için müzisyenlerin daimi dostu müzik eksprese, digital platformlarda şarkıma kapak olan ruh katan fotoğrafınızı benimle paylaştığın için size çok teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

 

 

 

Mart ayında yayınladığı "İçimi Dökmem Lazım" isimli yeni single çalışması ile bir anda dikkatleri çekti Murat Türkücüoğlu. Şarkısı, güçlü vokali ve beraberinde klip - klip tanıtım videosu ile karşımıza çıkan müzisyeni biraz daha yakından tanımak istedim ve o sürede dünden bugüne  uzun soluklu bir müzik yolculuğu ile karşılaştım. Aslında ismini yeni duymuş olsam da 90'lı yıllardan beri müziğin içinde olan Murat ile kısa bir sohbet gerçekleştirmem uzun sürmedi. Bu süreçte de bir sürpriz oldu ve çok yakında yayınlayacağı yeni şarkısını (ki artık yayında)  benim bir fotoğraf çalışmam ile sunmak istediğini söyledi ve şarkıyı hiç dinlemeden kabul ettim. Bu da benim bir…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.73 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*