EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Öykü Aras

Öykü Aras

İçinde bulunduğumuz süreç hepimizi aldı bambaşka bir yere sürükledi, belki de en çok kendimizle kaldık, kendi dünyamızla, kendi iç sesimizi dinledik en çok. Kuşkusuz bu ses eskiden olduğu gibi belki de çok renkli değildi ama şikayet etmedik aksine belki de çok sevdik.  

Geçtiğimiz günlerde elime ulaşan albüm haberi dikkatimi çekmekte gecikmemişti. Albüm için karanlığıyla yüzleşmeye cesaret eden ve beraberinde aydınlığının sorumluluğunu alan insanların öykülerinden izler taşıyor deniliyordu ve daha da heyecan veren yanı elektronik müzik, ambient, özgür doğaçlama ve minimalizm gibi birçok müzik stilinden etkiler taşıyordu. Yani tek bir çizginin albümü değildi ve bu zenginliği seviyordum.

Şevket Akıncı’nın müzik direktörlüğünü yaptığı Öykü Aras albümü kuşkusuz sadece bu sürecin bir yolculuğu değil, dünden bugünenin ve bugünden yarının da izlerini barındırıyor. Kapağından klibine kadar da kreatif bir sunumla tamamlanan çalışma kuşkusuz ki canlı bir şekilde bizlerle buluştuğunda etkisini daha çok hissettirecek, ama o gün ne zaman olacak, şu süreçte kestirmek zor. Ama söyleşimizde de verdiği yanıt gibi Öykü’nün, o tüm kalbi ile niyetini koruyor, biz de öyle yapalım.

Her hafta farklı bir müzisyenin dünyasına yolculuk benim için çok heyecan verici. Öykü Aras’ta bu anlamda konuk etmekten çok mutlu olduğum bir isim. Günümüz kaos müzik piyasası içinde bambaşka bir soluk, bambaşka bir nefes. Hayatın güzel öykülerine hep ve kendisine, bu söyleşinin gerçekleşmesinde desteği olan Bahar Balkan’a tekrar tekrar teşekkürlerimle.

Kadri Karahan

 

 

İlk albümünüz “İçimize Doğru” geçtiğimiz günlerde yayınlandı. “İnsanın özüne doğru yaptığı bir yolculuk hikâyesi” olarak tanımlıyorsunuz albümü, o zaman bu yolculuğun en başına dönelim istiyorum.
Fransa’da güzel sanatlar eğitimi alıyorsunuz ve ileride bu eğitim yaptığınız bu albüme kaynak oluşturuyor. Peki tam olarak nasıl bir süreci kapsıyor bu ve yine o süreçte müzik yapmak fikri hep var mıydı sizde, o ilk adımlarınızı dinlemek istiyorum öncelikle.

Müzikle ilgilenmeye lise yıllarımda başladım. Zaman zaman okul etkinliklerinde yer alıyor olsam da, müzik çoğunlukla odamda kendimle kaldığımda sığındığım bir dünyaydı benim için. Üniversite yıllarımda ise müzikle arama mesafe girdi, şarkı söylemeyi, enstrüman çalmayı uzunca bir süre ihmal ettim. Daha sonra, Güzel Sanatlar’daki Yüksek Lisans dönemimde okuldaki ses dersinin de etkisiyle doğaçlama ses ve vokal ile ilgilenmeye, atölyelere katılmaya başladım. Ancak müzik yapma fikrim, Türkiye’ye döndükten sonra, yaptığım bir meditasyon sırasında kendimi şarkı söylerken gördüğüm bir vizyonla başladı.

Açıkçası o zamana kadar bu fikir aklımın ucundan bile geçmemişti. Yapabileceğinizi düşünmediğiniz bir şeyin hayalini kuramıyorsunuz. Ama eğer gerçeğinizi yansıtıyorsa ve yapmanız gerekiyorsa, hayat onu bir şekilde karşınıza çıkarıyor. Sonrasında, müzik yapma konusuna eğildiğimde fark ettim ki, uzun yıllardır kenara köşeye sıkıştırdığım, kaydedip bir daha yüzüne bakmadığım bir sürü ses ve söz dosyaları birikmiş ve hiçbirine şarkı, müzik gözüyle bakmamış ve oradaki yaratımlarımı ciddiye almamışım. Tüm o eski kayıtlarıma ve birikimlerime başka bir gözle bakmaya başladığımda ise kapı kapıyı açtı, yolculuk başladı.

Ses ve nefesin birbiri ile olan iletişimi, döngüsü, bedenle ve duygularla olan bağı üzerinde çalışırken bir yandan da kilden ve camdan ürettiğiniz heykelleri nefes ve sesle bütünleştirerek performanslar gerçekleştirdiğinizi öğreniyoruz. Orada olamayan bizler için bu performansları dinleyebilir miyiz sizden, sizin ve izleyicinin üzerinde nasıl izler bıraktı bu performanslar ve sizi bu albüme nasıl hazırladı?

Performans sanatının en sevdiğim özelliği, ona teslim olursanız andaki büyüyü açığa çıkarabilir. Bu performanslar aslında kişisel hayatımda kendimle yakınlaşma, kendimi dinleme ve öğrenme pratiğimin sanatsal bir dışavurumu olarak yavaş yavaş ortaya çıktı. Bu süreç içerisinde sesimi en yalın ve çıplak haliyle çıkarmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ettim. Performanslar için ortaya koyduğum niyet, kendimle ve katılımcıyla şeffaf ve şifalı bir iletişim; keşif alanı oluşturmaktı. Ne mutlu, öyle de oldu.

Benden,  enstrumanlarımdan çıkan ses, karşımdakinin sesiyle çoğaldı, azaldı, sustu, bağırdı. Katılan ve izleyenlerle derin, içeriden bir bağ kurduğumu hissettim.  Bu performansların albüme direkt olarak katkısı olmasa da kişisel dönüşümüme ve kendi sesimle bağlantı kurmama elbette büyük katkısı oldu.

 

Albüm fikri tamamen ne zaman hazırdı, nasıl hayata geçti. Önemli müzisyenlerden Şevket Akıncı düzenlemeleri ve iki de bestesi ile karşılaşıyoruz. Nasıl bir araya geldiniz, ötesinde ekip kimlerden oluştu ve bu şarkılar ne kadar bir zaman diliminde ve nasıl bir stüdyo sürecinden geçerek bizlere ulaştı?

Albümün prodüktörlüğünü yapan Şevket Akıncı’yı özellikle özgür doğaçlama projeleriyle tanıyordum ve birkaç konserini izlemiştim. Prodüktörlük de yaptığını öğrenince ona demolarımı yolladım, çok beğendi ve beraber çalışabileceğimizi söyledi.

2019 başında Şevket Akıncı, müzisyen dostlarından Nihal Saruhanlı’yı ve Zeynep Oktar’ı aramıza kattı ve kendi ritmimizde, oldukça organik ve keyifli bir şekilde çalıştığımız, yaklaşık bir seneye yayılan bir prodüksiyon sürecine girmiş olduk. Kayıtlardan önce Başak Yavuz ile vokal çalışmaları ve parçaların prozodi düzenlemelerini yaptık. Albümün ilk yarısını 2019 sonunda, ikinci yarısını ise 2020 başında Barkın Engin ile Bahçeşehir Üniversitesi Stüdyolarında tamamladık. Bir şarkının kaydını ve düzenlemelerini ise Cansun Küçüktürk yaptı. Toplamda iki hafta süren, oldukça aktif ve eğlenceli bir ilk albüm kaydı oldu benim için. Kayıt sürecinde gelen birçok yeni fikir oldu, Şevket Akıncı’nın iki bestesi de bu süreçte gelişti ve benim sözlerimle birleştiler. Çekirdek ekibimizle beraber, albüme katkı sağlayanlar arasında Ruşen Alkar, Barkın Engin, Hazal Döleneken, Cansun Küçüktürk, Cymin Samawatie, Can Ömer Uygan, Başak Yavuz gibi müzisyenler var. 2020 ortalarında ise Ulaş Şalgam’la tanıştım ve albümün Shalgam Records etiketiyle yayınlanmasına karar verdik.

 

 

Albümün tek bir rengi yok elektronik müzik, ambient, özgür doğaçlama ve minimalizm gibi birçok müzik stilinden etkiler taşıyor; bu özellikle istediğiniz bir şey miydi yoksa her şey tamamen kendi kendine mi gelişti?

Albümün bu kadar çok müzik stilinden etkiler taşıyor olması, albümün prodüktörü Şevket Akıncı’nın vizyonuyla, sanatsal birikimiyle, albüme katkı sağlayan birçok müzisyenin müzikal zenginliğiyle ve yakaladığımız kreatif uyumla doğrudan bağlantılı. Planlamadığımız, ancak keşfettikçe ve paylaştıkça şekil verdiğimiz ve zenginleştirdiğimiz bir dünyası oldu albümün. Böyle olduğu için çok mutluyum.

 

Albümden ilk klip “Uyan” isimli şarkınıza çekildi. Şarkı klip olarak başka bir ismin yönetmenliğinde sunulsa da burada sizin anlatmak istediğiniz şeyler var ve klibi de belki böyle izlemeliyiz, şarkıya o şekilde yaklaşmalıyız. “Uyan” nasıl bir hassasiyetin, titiz  çalışmanın hayata geçmesi ve her şey tam olarak içinize sindi mi? Bu hikayenin devamı
nasıl olacak?

“Uyan”, müzisyen ve yönetmen Volkan Ergen tarafından çekildi. Kendisiyle klip için “Uyan”ı seçtiğimizde, benimle kamerayı ayağıma bağlama ve su altı çekimi fikirlerini paylaştı. Üç günde tamamladığımız çekimlerden sonra montajı gördüğümde, görüntülerin ifade etmek istediğimle ne kadar örtüştüğünü fark ettim.  Klip boyunca, alt açı tekniğiyle alıştığımızın dışında bir estetiği vurgulayarak,  kadını, kadın bedeninin gücünü, doğallığını ve özgürlüğünü onurlandırıcı bir bakış açısı yansıttığımızı düşünüyorum. Kurguladığımız görsel hikâye, şarkının sözleriyle birleşerek ona başka bir boyut kazandırdı.

Günümüz koşullarında kurban bilincinden çıkmak, kendi içimizde büyüyebilmek ve zihnimizin kalıplarından özgürleşebilmek için onurlandırıcı ve güçlendirici bir dil kullanmayı kıymetli buluyorum.

 

 

Bir şekilde bu albüm, bu şarkılar ve sizin müzik yolculuğunuz kuşkusuz bir ticari kaygı taşımıyor aksine sadece bu zamanın albümünü yapmamış oluyorsunuz. Genel olarak nasıl tepkiler geldi albüme, nasıl dönüşler aldınız ve yolculuğunuza nasıl devam etmek istiyorsunuz? Bu albüm nerelere, kimlere ulaşmalı; Türkiye içinde sınırlı kalacağınızı düşünmüyorum, haksız mıyım?

Şimdiye kadar harika geri dönüşler aldım, aldık tüm ekipçe. Şükran doluyum. Albümün zamansız olduğuna katılıyorum. Dilerim ki katman katman işlediğimi bu albüm, kalbini açan herkese ulaşsın. Sınırlara inanan biri değilim. Hepimiz yeryüzündeyiz. Sesimizin, tınımızın, ortaya koyduğumuz sanatın özgürce hareket etmesine niyet ediyorum.

 

 

Hayatın kendisi dışında bu albüme ilham veren başka neler oldu size, mesela ilham aldığınız müzisyenler, performans sanatçıları oldu mu? Gerek ülkemizde gerek dünyada bu sounda nasıl bir ilgi, yaklaşım var?

İlham aldığım, sanatın çeşitli alanlarında üretimler yapan bir çok sanatçı oldu elbette. Meredith Monk, Björk, Kate Bush, Janis Joplin, Lhasa, Sade, Sevdaliza dünyadan bana ilham veren müzisyenlerden. Tülay German, Semiha Berksoy, Murat Kemaloğlu, Saadet Türköz, Norrda, Yasemin Mori ise Türkiye’den, yıllardır beni etkilemiş müzisyenlerden.

Pina Bausch, Rebecca Horn, Ana Mendieta, Valie Export, Marina Abramovic ise ilham aldığım performans sanatçılarından diyebilirim.

 

 

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim, finalde kısa kısa sorularımız olacak :)
İlk aldığınız albümü hatılıyor musunuz mesela, sizdeki etkisini, heyecanını?

İlk aldığım albüm değil muhtemelen ama aldığımı hatırladığım ilk albüm, Şebnem Ferah – Can Kırıkları. 2006 yazıydı, ailemle İstanbul-İzmir yolunda giderken benzin istasyonundan almıştım. Aynı rafta popüler müzik yapan bir müzisyenin albümü daha vardı. İkisinin arasında kaldığımı ve bir süre düşündüğümü hatırlıyorum. Müzikal beğenilerin kimlikle bağdaştırıldığı yaşlardaydım, dolayısıyla yapacağım seçim önemliydi. Şebnem Ferah’ın aurası güçlü gelmiş olacak, albümü alıp cd çalarımda dinlediğimde çok etkilendiğimi, uzun süre etkisinden çıkamadığımı hatırlıyorum.

Günümüz müzik dünyasında kimleri başarılı buluyorsunuz?

Türkiye’den Lara di Lara, Tuğçe Şenoğul, Kalben, Seda Erciyes, Bahr, Efe Demiral, Pitohui, Spiritus Asper gibi isimleri başarılı buluyorum.

 

Müziğin başka renklerine de açık mısınız, mesela ne tarz şarkılar önceliğinizdir ya da nelerden kesinlikle uzak durursunuz?

Kendimi kalıplarla sınırlandırmamayı tercih ederim. Halim, hissim, zamanım, hayalim neye alan açıyorsa, nereye doğru anlamıyla akıyorsa ben de oraya gidiyorum yargılamadan.

 

Her şarkının hikayesi kadar belki de bir tanesi diğerlerinden bir fazla adım ayrıdır. Albümde öyle dediğiniz bir şarkı var mı peki?

Albümdeki tüm şarkıların hikayeleri birbirinden farklı ve değerli benim için. Örneğin Kökler ve Dallar, bu albüme kapıyı açan şarkıdır. “O” şarkısı ise, çok kişisel bir hikâye anlatır, o yüzden kıymetlidir benim için.

 

Şimdilik sahne performansları süreçten dolayı uzak gibi, ama her şey düzelince bir lansman olacak mı, dinleyicilerinizle yeniden buluşmaya hazır mısınız?

Olacak, olsun elbette. Tüm kalbimle niyetimi koyuyorum.

 

Hayatınızın diğer renkleri nelerdir, nelerle mutlusunuzdur müziğin sesini biraz kıstığımız yerde?

Meditasyon yapmak, doğada olmak, kedimle vakit geçirmek, seyahat etmek, okumak, kamp yapmak, heykel, performans gibi diğer sanat pratiklerime zaman ayırmak bana mutluluk verir.

 

Dünden bugüne bu yolda en büyük destekçiniz kim oldu; buradan kendisine neler söylemek istersiniz?

Sevgili kız kardeşim Duygu Aras, ne zaman ihtiyacım olsa hep koşulsuzca, tüm gücüyle, fikriyle, ilhamıyla yanımda oldu. Ona minnettarım. Aynı şekilde annem ve babam, sevgili ailem, bana tüm süreçte her anlamda destek oldular ve bana inandılar. Hepsine çok teşekkür ediyorum.

Ve son olarak tam da şu anda nasıl bir ruh hali içindesiniz, bize tam da şu şarkının ruh halindeyim deseniz hangisi olurdu, onunla veda edelim :)

Şu an tam da Erkan Oğur’un “Bende Kim Var” şarkısının ruh halindeyim :)

 

İçinde bulunduğumuz süreç hepimizi aldı bambaşka bir yere sürükledi, belki de en çok kendimizle kaldık, kendi dünyamızla, kendi iç sesimizi dinledik en çok. Kuşkusuz bu ses eskiden olduğu gibi belki de çok renkli değildi ama şikayet etmedik aksine belki de çok sevdik.   Geçtiğimiz günlerde elime ulaşan albüm haberi dikkatimi çekmekte gecikmemişti. Albüm için karanlığıyla yüzleşmeye cesaret eden ve beraberinde aydınlığının sorumluluğunu alan insanların öykülerinden izler taşıyor deniliyordu ve daha da heyecan veren yanı elektronik müzik, ambient, özgür doğaçlama ve minimalizm gibi birçok müzik stilinden etkiler taşıyordu. Yani tek bir çizginin albümü değildi ve bu zenginliği seviyordum. Şevket Akıncı’nın müzik direktörlüğünü…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.77 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*