EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Su Soley

Su Soley

Bu ay “Haftanın Söyleşisi” köşemin konukları kadın müzisyenler oldu. Nisan’ın son haftasında da akış bozulmadı ve uzun zamandır çalışmalarını takip ettiğim ama bir türlü tanışma fırsatımın olmadığı bir ismi konuk etmek istedim. Bildiğiniz üzere bu söyleşileri karşılıklı gerçekleştiremiyorum konuklarımla ama ben bu durumu şanslı kabul ediyorum adıma çünkü bazen müzisyenden fazla konuşmuş kayıtlarla eve dönmek zorunda kalıyorum.

Aslında o günleri özlemedim değil, bu aralar hayat bizi birçok sevdiğimiz şeyden, özlediğimiz hallerden ayrı tutma derdinde telaşında. Ama bir şekilde iyi ki müzik var, iyi ki üretim var ve biz bir yolunu buluyoruz bu karşılaşmaların. 

Belirttiğim gibi belli zamanlar içinde şarkıları ile hayatıma dokunmayı başaran özel seslerden Su Soley ama yakından tanıma şansıma vesile bu, kendi söyleşim. Mesela daha ilk soruda fark edeceksiniz ki kendisi aslında bir yerde spor dünyasından müziğe transfer. Sonra ilerleyen sorularda göreceksiniz ki yayınladığı yeni albümü aslında tüm bu müzik yolculuğunun bir özeti ve üstelik “akustik” rengi, albümün hikayesini dinlemek de çok keyifli. Yani diğer tüm albümlerini bir yana bıraksanız bu albümünü dinleseniz bile o içtenliği, samimiyeti hissedeceksiniz burada. 

Baharın artık kendini iyiden iyiye hissettirdiği ve yaza koştuğumuz bu zamanlarda Su Soley şarkıları size yol arkadaşı olabilir ve kendinizi iyi hissedebilirsiniz demek istiyorum. Söyleşimizde de dediği gibi umut çok güçlüdür, hepimiz ona tutunalım bence ve kötüysek de iyileşelim, iyiysek de daha da iyi olalım ve su olalım güzel akmaya devam edelim hayatın içine. Kendisine ve bu buluşmaya vesile MEYPOM ailesine, Özlem Demirkıran’a teşekkürlerimle, yeniden görüşmek üzere.

Kadri Karahan

 

 

Ve yeni albümünüz “Gardrop” henüz çok yeni bizlerle buluştu. Albümü uzun uzun konuşalım istiyorum ama ilk söyleşimiz ve ben sizi biraz daha yakından tanıyalım istiyorum.
Bir yanda müzikle uğraşırken daha ağır basan bir yan da varmış ki o da aktif olarak sporla ilgilenmeniz ama daha sonrasında bir kaza sonrası oradaki profesyonel kimliğinizi bırakmak zorunda kalmışsınız. Peki o kaza olmasaydı bugün sizi dinleyemeyecek miydik?

İnsan bunu düşününce “belki de dinleyemeyecektik” diye düşünüveriyor hemen. Hayat bu, belki de spor odaklı bir işim ve hayatım olurdu, kim bilir fakat o zamanlar içimde olan müzik aşkını da çok net hatırlıyorum. Belki farklı yönlere giderdim ama hayatımda müzik hep olurdu bence. Zor dönemlerdi. Sakatlanmak zaten başlı başına zor bir durum. Tüm düzen alt üst oluyor, bildiğin hayat bitiyor, başka bir şeye evirilmek durumunda kalıyor. Bir de tedavi ve iyileşme süreçleri var ki gerçekten can acıtıcı ve çok zorlu. Vücudumda halen o dönemki operasyonların izlerini taşıyorum. Benim için çok değerliler. Çok seviyorum onları. Resmen hayatımın önemli bir geçiş kapısının izleri benim için.

ve her şeye rağmen iyi ki müzisyenim…

 

 

ODTÜ’den İ.Ü. Devlet Konservatuarı’na uzanan bir eğitim süreciniz var ve kuşkusuz öncesi. Müzik hayatınızda ilk kendini nasıl gösterdi ve devamında yolunuz bu adreslerle kesişti, buradan devam edelim mi?
Ankara’dan İstanbul’a geliyorsunuz ve bugünün o ilk adımları atılıyor, nasıl bir heyecan var, nasıl bir koşu içinizde?

2000 senesinde şarkı söylemeye başladığımda ODTÜ’de Okul Öncesi Öğretmenliği okuyordum. 5 sene kadar Ankara’da çeşitli otellerde ve mekanlarda ve özel organizasyonlarda şarkı söyledim. Ankara’dan İstanbul’a taşınmayı uzun süre düşündüm. O dönemde aldığım tepkiler, genellikle, İstanbul’un çok zor bir şehir olduğu ve benim gibi ufak tefek bir kızın altından kalkamayacağı yönünde oluyordu. Genellikle bu tip kararları akıl mantık çerçevesinde almayı severim. Tanıdığım arkadaşlarım vardı ama elimi kolumu sallayarak İstanbul gibi bir şehre gelemezdim. Önce 2005 yılında okuduğum üniversiteyi bitirdim. Sonrasında birkaç senedir yoğunlukla devam eden,  gece geç saatlere kadar çalıştığım sahne hayatıma ara verdim. Ankara Devlet Tiyatroları’nda bir oyuna yardımcı oyuncu olarak seçildim ve bir sezon boyunca sadece oyunla ile ilgilendim.

Müzikal Tiyatro Oyunculuğu okumak çocukluğumdan beri hayalimdi. İstanbul Üniversitesi’nin sınavlarına kaydımı aynı sınava giren bir arkadaşım yaptı. Birkaç hafta boyunca sadece sınava hazırlandım. İstanbul’a gelip sınava girdim. Kazandığım açıklandı ve 2006 sonbaharında bir anda kendimi İstanbul’da buldum ve başladı. Başlarda çok çok zorluydu. Kiramı ödeyemiyor, bazen de okula gidecek parayı bulamıyordum. Büyük bir aşkla İstanbul’da kalmak, bu şehirdeki, işimle alakadar, sonsuz bilgiyle bağım olsun istiyordum ama Ankara’ya dönme fikrini de düşünmem gerekmişti.

Sonra bir haber aldım. Ufak bir ekipte benim gibi bir yorumcuya ihtiyaç vardı. Bir otelin restoranında şarkı söylemeye başladım. Harika bir yabancı repertuvara dahil olup hayalimdeki gibi kendime daha fazlasını katmaya başladım. Sonrasında da Ankaralı bir müzisyen arkadaşımın beni İstanbul Gelişim Orkestrası’na önermesiyle birlikte çorap söküğü gibi gelişti. Olan biten her şey çok heyecan vericiydi. Seneler geçti ama hiçbir şey değişmedi. Halen her yeni gelişmede aynı heyecanı duyuyorum, her sahnemden önce heyecanlanıyorum. Umarım hayatım boyunca bu heyecanı korurum.

 

 

Sizinle ilk tanışmamızın adresi YouTube üzerinde yayınladığınız iki şarkınız ama  gösterilen ilgi bizi daha sonrasında sizi de daha geniş kitlelere duyuracak “Müebbet Hayalet” ile buluşturuyor ki bu çalışmada İskender Paydaş gibi çok önemli bir müzisyenle dolu dolu bir karşılaşma mı bu?

İskender çok iyi bir müzik insanı. Ülkemizdeki çok değerli isimlerden birisi ve çok deneyimli. Kendisiyle çalışmak, şarkılarımda yer alması oldukça keyifliydi. Çok güzel işler yaptık. “Müebbet Hayalet”ten sonra ilk 6 şarkılık albümüm “Hep Bi’ Tufan”ı da beraber toparladık. O albümde de pek çok şarkıda İskender’in imzası, vizyonu vardır.
Kendisiyle çalışmış olmak şans.

 

 

Artık daha çok sizinle karşılaşacağımızın da bir yerde ilk adımı olan bu şarkı ve sürecinde nasıl mutlusunuz, her şey istediğiniz gibi içinize siniyor mu, nasıl karşılıyor dinleyiciniz, çok uzak olmasa da o yıllara, o şarkıya dönelim çok isterim yeniden. Ara çok açılmadan daha sonrasında “Hep Bi’ Tufan” isimli albümünüz ve devamında da iki türkü, bir şarkı yorumu single çalışmalarınız ile yeniden buluşuyoruz.
Ama bu geçen zaman diliminde sahnelerde de yeniden bu kez kendi şarkılarınızla dinliyoruz sizi. Günden güne koşmadan ama emin adımlarla yola devam eden ve yaptığı işe inanan bir müzisyen portresi görüyorum ben, ya siz?
Siz müziğinizi, müzisyen kimliğinizi nasıl tanımladınız, nasıl tanımlarsınız ya da?

Şahsen yeni bilgiye hep aç olan bir insanım. Bu beni sürekli yeni konularla ilgilenmeye itiyor. Hayattan ne kadar beslenebilirsek ufkumuz da o kadar açılıyor ve ürünlerimiz de gelişerek, çeşitlenerek can buluyor hayatta. Müziğim de bu yönde ilerliyor. Çeşitliliği, özgürlüğü seviyorum. Sıkkınlık bıkkınlık bırakmıyor insanın üstünde. Çok yönlü olmanın hep iyiliğini gördüm ben. Müziğim de çok renkli. Geniş yelpazesi bana hayatın pek çok tarafına dokunabildiğimi hissettiriyor.

 

 

Dünden bugüne birikenler kuşkusuz ki yer etti kulaklarımızda ama anlaşılan yer etmeye  başka bir soluk devam edecek ya da ilk kez tanışmak isteyenler için bir fırsat olacak ki “akustik” albümünüzün repertuvarı tam da bir yolculuğun özeti.
Bu fikir nasıl doğdu, nasıl hayata geçti peki; kimler eşlik etti size, nasıl bir stüdyo süreci yaşayarak bugün karşıma çıktı bu albüm?

Çok tatlı bir tanımlama oldu. Evet, dileğim tam da buydu; yolculuğumun özeti hakikaten. Böyle olunca da bir nevi yeni bir başlangıç hissi de veriyor. En son projemi 2019’da yayınlamıştım. Hemen ertesinde tadımızı kaçıran bu süreç başladı. Böyle bir süreçte üretim yapmak oldukça zor hepimiz için. Güç bulup da bir şekilde çalışmalarına devam eden tüm müzisyen arkadaşlarıma şans diliyorum.

Motivasyon, imkân ve çoğu zaman ciddi bir yatırım gerektiren bir iş müzik prodüksiyonu. Hayalimde hep yayınlanmış tüm bestelerimi tek bir albümde toplamak vardı. Bu dönemde de bu naif duyumlu, uzun uzun dinlenilebilir bir akustik albüm hazırlamak istiyordum. Sevgili arkadaşım Barış Bölükbaşı’ndan bestelerimin gitar düzenlemelerini yapmasını rica ettim. Kendisi, sağ olsun, ünlü bir gitar albümü kaydediyormuş gibi çalmış, duyar duymaz yayınlamaya karar verdim.

Öncelikle, hareketli şarkılarda ağırlıklı olan vokal düzenlemelerini bitirdim. Bunları evdeki stüdyomda tamamladım fakat, normalde, albüm kayıtları için profesyonel kayıt odaları olan stüdyolar kullanıyoruz ve albümü yayınlamak istiyorsam iyi kayıtlar gerekiyordu. Dışarı çıkıp kapalı bir stüdyoya girme fikri oldukça huzursuz ettiğinden kendi çözümümü buldum. Evdeki giysi dolabımı, doğru şekilde düzenleyebilir ve ses yalıtımını sağlayabilirsem kayıtları evden çıkmadan yapmam mümkün olabilecekti. Birkaç hafta boyunca doğru duyumu yakalamaya çalıştım. Kıyafetlerimden kalan boşluklara yastıklar yorganlar ekledim. Bir süre sonra istediğim duyumu yakalayınca da bilgisayar, ses kartı ve mikrofonu dolaba taşıdım ve kayıtlara başladım. Haftalar boyunca dolapta kayıt yaptım.

Kayıtlardan sonra Özgür Yurtoğlu mix ve mastering’leri  tamamladı.  Sonrasında da devreye değerli yapım şirketim MEYPOM girdi. Albümdeki bestelerimin tamamına klip çektik. Kliplerimizin yönetmeni Ecem Gündoğdu, görüntü yönetmenimiz de Veli Kuzlu. Kendileri de ekipleri de harika insanlar… Çok rahat ve keyifle çalıştık. Tüm klip montajları da Başak Yangır tarafından yapıldı.

 

 

Kökenlerinizin Balkanlar, Karadeniz, Akdeniz ve Doğu Anadolu’ya uzanmasının üzerinizde büyük etkisi olduğunu ve tüm bu toprakların müziklerinden beslendiğini söylüyorsunuz.
Beraberinde de piyano, gitar, ukulele, flüt, aquadrum, perküsif enstrümanları çaldığınızı öğreniyoruz. Tüm bu zengin birikimi ve yeteneği de konuşmadan geçmek olmaz. Tüm hepsi müzikal açıdan hayatınızda nasıl kendini gösterdi, nasıl yön verdi size?

Yine konu çeşitliliğe geliyor burada. Merak sanırım bunun cevabı. İçimdeki sevgi vehayata karşı olan merakım… Şu hayatta en sevdiğim mekanlardan biri müzik mağazalarıdır. Hele birazcık büyükse, yemeğim, suyum varsa günlerce çıkmayabilirim mağazadan. Enstrüman görünce gözüm dönüyor, kalp atışlarım hızlanıyor. Bahsi  eçen enstrümanların hepsini eşlik düzeyinde çalabiliyorum. Hiçbirinde solist değilim fakat,  özellikle ritim enstrümanları, gitar ve aquadrum’da çok daha iyiyim. Tabii sesimdeki hakimiyetim bunlardan çok ayrı bir noktada. Ailemde de müzik ve enstrüman sevgisi oldukça yoğundur.

İlk enstrümanım zaten babamın hediyesi bir melodika. Çok küçükmüşüm melodikam olduğunda. O yaşlarda atılıyor bu sevgilerin düğümleri, sonrasında da devam ediyor. Babam ud çalardı evde. Zengin bir Türk müziği repertuvarı vardı. Evimizde de zaman zan bir araya gelinir, çalınır söylenirdi. Bunların hepsi bugünlerin habercisi.

 

 

Malum sürecin içindeyiz ve tek ihtiyacımız olan güzel heyecanlar, renkler belki de. Bu anlamda siz de bize bu şartlar içinde bu albümü sundunuz ve eşlik ettiniz, dinleyici olarak da teşekkür ederim, ayrıca ayırdığınız vakit de kıymetliydi.
Peki siz neler yaptınız müziğin haricinde, bu süreç kendinizi nasıl hissettiniz, sahnelerden uzak kaldınız, ülkenin kaosu içinde siz de kuşkusuz çok şeyden kaygılandınız. Ne kadar mutlusunuz ya da ne kadar umutlusunuz, müzisyen olarak nasıl değerlendirdiniz bu akışı?

Ben de ilginiz, sevginiz için size teşekkür ederim. Sanırım defalarca depresyonun eşiğinden döndüm ya da kısa zamanlı olarak defalarca yaşamış olabilirim. Hem kendim hem ekip arkadaşlarım hem de tüm insanlık adına çok üzüldüm. Başlarda, hemen toparlanmasını bekleyen umutlu ekipten değildim. Uzun süreceğiniz hissetmiştim ama tabii süreçte neler hissedeceğimi ön görememiştim. Genellikle kendimi oyalayabildim diyebiliriz. Ailem, sevdiklerim, sevgilim, kedilerim, çiçeklerim, müziğim, enstrümanlarım, yeni heveslerim, yeni albümüm derken bugüne kadar geldim. Gerekirse daha da devam ederim, ne yapalım, sağlığımız yerinde olsun fakat hem tutkuyla bağlı olduğum sahne performanslarından uzak kalmak, hem de kazanç sağlayamamak çok yoruyor.

Elimizden hiçbir şey gelmiyor. Kimseye de yardım edemiyorum, gücüm yetmiyor. Dirayeti korumak hepimiz için çok zorlaştı. Yine de umutlu kalmayı seçiyorum. Ben elimden geldiğince güçlü kalayım ki birinin ihtiyacı olduğunda yanında olabileyim istiyorum. Umut çok güçlüdür. Hepimiz ona tutunalım bence.

 

 

Son olarak kısa soru ve cevaplar klasiğim ile bu söyleşiye nokta koyalım istiyorum. İlk olarak aldığınız ilk albümü sormak istiyorum. Kimdi, bugün baktığınızda o albüm nasıl bir yerde?

Michael Jackson – Dangerous. Yazarken bile heyecanlandım. Halen hit tabii.

 

Ya günümüz. Günümüz müzik dünyasında kimleri beğenerek takip ediyorsunuz?

Birkaç isimle cevap vermem mümkün değil aslında. Özetle, yabancı projelerden Imagine Dragons ‘u oldukça beğeniyorum. Üretmeye hiç ara vermiyorlar, sahnede de çok iyiler. Dua Lipa çok güzel dans projeleri yayınlıyor, insan takip etmeden edemiyor. Vulfpack çokça ilgimi çekiyor. Bazen gün boyu sadece Vulpack dinliyorum. Bruno Mars favorilerimden. Türklerden de Ezhel’i çok yetenekli buluyorum.

 

Bir gün çalışmayı çok istediğiniz bir müzisyen olsa, o kim olurdu? Ya da çok söylemeyi istediğiniz bir şarkı var mı?

Yeniden seslendirmeyi çok istediğim birkaç şarkı var. Dilerim bu albümden sonra bu çalışmaları da tamamlayıp yayınlamaya başlayacağız fakat bunun yanında Gürer Aykal şefliğinde bir senfonik konsere çıkmayı çok isterim.

 

Konserlerinizde coverlar söylediğinizi de biliyorum ki onlardan bir seçki de söyleşimizin sonunda paylaşacağım. En çok hangi şarkıyı söylemekten keyif alıyorsunuz?

Konserlerimde söylediğim şarkıların tamamı çok sevdiğim ve söylerken beniheyecanlandıran şarkılar fakat birkaç tanesi elimi ayağımı titretiyor. Bunlara örnek olarak biri Bonnie Tyler – Holding Out For a Hero, diğeri de Ajda Pekkan – Gerçek ve Düş.

 

Dünden bugüne en büyük destekçiniz kimdi ya da kimlerdi, kimlerin bu anlamda sizde özel bir yeri var?

Ailem en başta geliyor. Onlar olmasaydı böyle olmayacağını garanti edebilirim. Her anımda yanımda olduklarını hep hissettirdiler. 7 senedir aynı evi paylaştığım erkek arkadaşım da hayatıma girdiğinden beri hep destek oldu, varlığını ve sevgisini hep hissettirdi. Bu albümle birlikte de yapım firmam MEYPOM bana sonsuz desteğini hep hissettiriyor. Hepsi için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Hepsine minnettarım.

Biraz da müzik dışından konuşalım, hayatınızın diğer renkleri nelerdir, neler vazgeçilmezinizdir?

Ailem ve erkek arkadaşım en başta geliyor. Arkadaşlarım da benim için çok değerli. Kimileriyle neredeyse her gün görüşmeden rahat edemiyorum. Sonra kedilerim var.  Yaklaşık 11 senedir birlikte yaşıyorum üçüyle. Artık bakışarak anlaşıyoruz neredeyse. Spor, ara ara duraklama noktasına gelse de hep dönüp yeniden sarıldığım hiç bırakmadığım bir detay hayatımda.

 

Ve son olarak bize bir şarkı seçmenizi istiyorum ki tam da şu anki ruh halinizin özeti olsun, bu hangi şarkı olurdu?

Ajda Pekkan – Gerçek ve Düş

 

 

Su Soley’den Unutulmaz Coverlar

 

 

Bu ay “Haftanın Söyleşisi” köşemin konukları kadın müzisyenler oldu. Nisan’ın son haftasında da akış bozulmadı ve uzun zamandır çalışmalarını takip ettiğim ama bir türlü tanışma fırsatımın olmadığı bir ismi konuk etmek istedim. Bildiğiniz üzere bu söyleşileri karşılıklı gerçekleştiremiyorum konuklarımla ama ben bu durumu şanslı kabul ediyorum adıma çünkü bazen müzisyenden fazla konuşmuş kayıtlarla eve dönmek zorunda kalıyorum. Aslında o günleri özlemedim değil, bu aralar hayat bizi birçok sevdiğimiz şeyden, özlediğimiz hallerden ayrı tutma derdinde telaşında. Ama bir şekilde iyi ki müzik var, iyi ki üretim var ve biz bir yolunu buluyoruz bu karşılaşmaların.  Belirttiğim gibi belli zamanlar içinde şarkıları ile…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.7 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*