EDİTÖRDEN

Ferhat

Bence biz hepimiz bir yolcuyuz ve yerimizi arıyoruz.

sadece sorduğum bir soruma yanıtı  bile özetliyor aslında Ferhat’ın dünyasını. Bir yolu ve hikayesi olan müzisyenlerle buluşmayı ve uzun uzun konuşmayı seviyorum. Bu sene içerisinde sesi ve şarkıları ile tanıştığım Ferhat aslında gizli hazinelerden, yakında ismini daha çok konuşacağımız yeteneklerden.

Düşünsenize Kayseri’de başlayan hayatınız bir gün yurt dışı ile kesişiyor ve orada müzik, oyunculuk ve dans yani o çocukluk hayatınızın hayalleri size kollarını açıyor. Sadece bununla da kalmıyorsunuz ve en büyük idolüm dediğiniz Madonna’nın sahnesinde dans ederken bile bulabiliyorsunuz kendinizi. Her zaman söylediğim gibi yeteneğinize biraz inanmayı ve istemeyi katın olmayacak hiçbir şey yok.

Ferhat’ı bu sene içerisinde “Father State” isimli şarkısı ile tanıdım. Çok sevdiğim dizilerden biri de olan “Babylon Berlin”in setinde adeta bir film – dizi muhteşemliğinde çekilmiş bir klipti, olağanüstü bir şölendi. Derken ikinci  ve geçtiğimiz günlerde üçüncü şarkı da geldi ki tamam dedim konuşmalıyız daha fazla merakta kalmak istemiyorum. Üç şarkının hikayesi ve devamında gelecek şarkıları, beraberinde tüm renkliliği ve samimiyeti ile hayatı, resmen şahane bir konukla çalıyorum kapınızı :)

Özetle ben kendisini Berlin’de sandığım için sorularımı mail ile ilettim ama yanıtlar şu an bulunduğu İstanbul’dan geldi, önümüzdeki günlerde mutlaka bir araya geleceğiz ve ayrıca tanışma şansını da bulacağız ama lütfen siz şimdi kahvenizi alın ve bizden önce yudumlayın söyleşimizi okuyarak, şarkılarını, kliplerini dinleyin ki bir sonraki çalışmasını merak edenler arasında sizi de göreyim, sonra bir yerlerde karşılaşmalara yine devam edelim.

Kadri Karahan

 

 

Bu yıl sizin için çok güzel başladı diyebiliriz, tüm yayınladığınız şarkıları konuşalım istiyorum ama öncesinde biraz düne dönelim istiyorum ki;
Berlin’de yaşıyorsunuz ve Bern Tiyatro Yüksek Okulu’nda oyunculuk eğitimi almıştınız. En başından beri Berlin’de misiniz ve sanatla olan ilginiz ilk nerede başlıyor? Oyunculuk ve müzik hayatınıza ilk nasıl dahil oluyor?

Ben Bern’deki Tiyatro Yüksek Okulunu bitirir bitirmez Berlin`e taşınmıştım. Sanata olan ilgim küçüklüğümde başlamıştı. Annem ve babam hep çalışıyordu ve ben televizyonun önünde büyüyordum ve sürekli MTV  seyrediyordum. Orada Madonna’ları, Michael Jackson`ları taklit ederek aynanın önünde dansla ilk tutkum başlamıştı aslında. Ardından 17 yaşımdayken Bern’deki tiyatro sınavını kazanarak oyunculuğa ilk profesyonel adımımı atmıştım. Oyunculuktan da biraz sıkılmaya başladığımda müziğe verdim kendimi.

 

Daha sonra çeşitli film ve reklam prodüksüyonlarında oyuncu olarak da karşımıza çıkıyorsunuz ki hemen peşinden de dans da hayatınıza dahil oluyor.

Evet hep Oyunculuk, müzik ve danstan atlayıp duruyorum ben. Şimdi de yönetmenlik ilgimi çekmeye başladı. Belki gelecek klibimin yönetmeliğini de ben üstleneceğim :)

 

“Dance The Devrim” geçen sene yayınladığınız ilk şarkınız olurken yayınladığınız diğer şarkılarla da çeşitli festivallerde sahne almaya ve hatta övgüler, ödüller almaya başlıyorsunuz. Sizin için nasıl bir süreç başlamış oluyor ve yurt dışında nasıl karşılanıyor bu çalışmalarınız?

Aslında her şey çok korkunç başladı diyebilirim. İlk plak sözleşmemi imzaladıktan bir hafta sonra pandemi başladı. Ortada kalmıştım, nasıl bir başlangıç olacaktı şimdi müzik kariyerine attığım bu adımlar?

İlk önce “Let Me Be” klibimi yayınlamak istemiştim ama tam Pandemi sürecinin başında iç içe eğlenen ve sevişen insanları göstermek istememiştim. Bu yüzden “Dance The Devrim” ile başlamıştım ve ani bir klip kurguladık ve her şey öyle başladı işte. İlk şarkımın bu kadar ilgi göreceğini  ummamıştım açıkçası ve European Songwriting Award`ı kazandığım içinde çok gurur duydum.

İlham kaynağınızın aşk ve birlik olduğunu söylediğiniz ve kendinize sorduğunuz bazı sorular var. Berlin ya da yurt dışında yaşıyor olmak ve hayat sizi nasıl bir yolculuğun içine dahil ediyor?

Aslında ben Kayseri`de doğdum ve ardından Zürih’e taşındık ailemle. 17 yaşımda Bern’de okumaya gittim ve ardından Berlin’e taşındım ama şu an İstanbul’dayım. Bence biz hepimiz bir yolcuyuz ve yerimizi arıyoruz. Ben daha bulamadım.

 

“Father State” isminizi, sesinizi daha çok kişiye ulaştırıyor ki şarkı için öfkeli pop-füzyonu loş elektro ritmlerle birleştiriyorsunuz bu şarkıda. Bir yandan da Türk pop ve sanat müziğini de unutmuyorsunuz. Bu kolay yan yana gelmeyen sentezi sizden dinlemek istiyorum.

Aslında bana çok normal geliyor çünkü küçüklüğümde evimizde bizim bir sürü kaset vardı. Müslüm Gürses, Ajda Pekkan, Nilüfer, Zeki Müren, Bülent Ersoy vs. ve dışarıda yabancı arkadaşlarımla da pop ve hiphop dinliyorduk. Bu yüzden bu iki müzik türünü ben hep içimde taşıdım, taşıyorum. Stüdyoya geldiğimde müzisyen arkadaşlarımla Türkçe şarkıları çalıp oradan ilham alarak yola çıktık. Normalde elektro gitar çalan arkadaşıma sazı verdim ve eğlene eğlene ve yeni şeyler keşfede keşfede parçalarımı yazdık.

 

Şarkı kadar da klibi konuşmalıyız ki dünyaca ün yapan “Babylon Berlin” dizisinin seti sizin şarkınıza da ev sahipliği yaptı. Beraberinde Berlin’in ünlü oyuncuları da sizinle birlikte rol aldı.

Evet öyle, oyuncu olduğumdan dolayı da bir yandan bu tür avantajım vardı.

 

Klipte nasıl bir sorgu anlatıldı, nasıl bir atmosfer yaşandı orada ve daha da önemlisi vermeye çalıştığınız mesaj şarkı ile nasıl tamamladı kendisini, çok etkilendiğimi söylemeden geçemem ki oradaki atmosferi çok merak ediyorum.

Kliplerde komik olan şey nedir biliyor musunuz? Klibi çekmek ve klibi seyretmek bambaşka şey.. “Berlin Babylon” setine sabahın köründe vardık, hepimiz yorgun yorgun ve geceye kadar çalıştık. Hepimiz yorgunluktan mahvolmuştuk yani. Nerdeyse bir hipnoz halinde çalışmıştık. Benim aslında kafamda daha şiddetli bir klip vardı ama yasaklanır veya yaş kısıtlaması getirilebilir diye yönetmenle ortada bir nokta aradık. Ama galiba her şeye rağmen istediğimi anlatabildim.

 

 

Bu çarpıcı şarkınızın ardından devamında neler olacak merak etmeye başlamıştım ki “My İstanbul” ve daha sonra şarkının remix versiyonu geldi devamında.
Bu kez daha sakin bir sound vardı karşımızda ve bu şarkı tam olarak neyi anlatmak istedi dinleyiciye; devamında sanırım bu yaz bir de yolculuğunuz oldu bu şehre ve neler hissettiniz; şarkınızdaki İstanbul ya da sizin İstanbul’unuz nasıl oldu hep, nasıl yaşadınız uzakta bu şehri?

Evet aynen öyle.

Ben Erasmus’lu olarak gelmiştim zaten İstanbul’a ve kardeşim de bu şehirde yaşadığından dolayı sürekli gidip geliyordum. Böylece İstanbul’u uzaktan da yakından da görme şansım oldu hep. Ya ben nerrden başlasam ki? Konuşulacak o kadar çok şey var.

Ama İstanbul’un bayağı değiştiğini hepimiz zaten görüyoruz Kadın haklarından, LGBT haklarına onları da gecelim insan haklarına, ekonomik durum da zaten ortada ve sanatçıları bile maalesef korkak davranıyor ve istediklerini ifade edemiyor. Halbuki o kadar rengarenk bir yer ki burası. Avrupa ile Asya’nın öpüştüğü noktadayız biz. Arap ve Avrupa ülkelerine örnek olmak için o kadar çok potansiyelimiz var ki. Ama iste.. Bu tüm İstanbul üzerine olan duygularımı bir aşure gibi bir araya getirip karıştırdım ve sonunda bu parça ortaya çıktı işte.

 

 

Şarkılarınızda sizinle birlikte göze çarpan isimler de var. Yeni şarkınız “Let Me Be” de bir ekip çalışması; nasıl bir araya geliyorsunuz ve nasıl tamamlanıyor şarkı. Sizin için sanırım bu ruh da yani yan yana gelmeler de önemli öyle değil mi?

Evet aynen öyle. Herkesle aynı kafayı yakalamak imkansız. Genelde benim bir fikrim oluyor, bir konu üzerine bir parça yazmak istiyorum ve anlatmaya başlıyorum. Şu an mesela Afro Türkler ilgimi çekiyor, onlar üzerinde bir parça ve klip çalışması yapmak istiyorum ve onların kültürünü, onlar hakkında bilgileri, belgeselleri deliler gibi araştırıyorum. Ardından sözlerini yazıyorum ve bir sound aklımda oluyor ve melodisi de genelde oluyor. “Let Me Be” de mesela melodi tamamen bana ait. Sözlerimle, sound örneklerimle ve anlatmak istediğim hikaye ile stüdyoya giriyoruz ve coşmaya başlıyoruz işte.

 

Ve bu şarkınız da üzerinde uzun konuşmamız gereken bir şarkı ve yine klibi ile gerçekten çok çarpıcı. Hem bu şarkıyı hem de klibi sizden dinlemek istiyorum. Zira gerçekten bu işi önemsediğiniz ve kreatif olarak da bu işi çok güzel tamamladığınız çok net.

Öncellikle çok sağ olun. Ya burada da yine kafamda bir fikir vardı. Sürekli kendime soruyordum. Ya ben niye bir kimliğe karar vermeye mecburum ki diye? Berlin de mesela bir çok nargile kafede takılan Türk arkadaşım var. Onlarla çok eğleniyorum. Öteki yandan da çılgın, benimle Berghain gibi cluplerde rengarenk deli dolu arkadaşlarım da var. Onlarla da inanılmaz eğleniyorum. Bir gün bu iki arkadaş grubum bir araya geldi ve her iki taraf çok şaşırdı. Sen bu tayfayla mı takılıyorsun diye :) Ya ben neden hep sürekli bi grup için karar vermek zorunda kalayım ki? Ya Bebek’te takılan zengin çocuklardan birisin, ya da Noh Radyo`da merdivenlerde oturan, bira içen vintage giyinmiş birilerinden mi? İlla bir tarafa göre mi hareket etmen gerekiyor?

Bizler kompleksiz ve bürü sürü renkler taşıyoruz içimizde. Beni İnstagram’dan takip eden bir başı örtülü kadın var, kendisi sürekli Hard rock şarkılar paylaşıyor mesela , fazla birbirimizi etiketlemeyelim diyorum aslında bu parçada. Bence her insan, her türlü insanla bir ortak nokta bulup anlasa ve eğlenebilir.

 

Şimdi bu şarkılar tek tek bize ulaşıyor ve bir sonrakinde neler olacak merak ediyoruz. Her şey planlı bir şekilde mi ilerliyor yoksa akışında kendi kendine mi doğuyor.

Hmm nasıl desem? Hem biraz planlı hem de akışında. Kasım ayında gelecek single şarkım çıkacak, bu sefer de pehlivanlar üzerine bi parça ve klip yaptim :)

 

Tüm bu şarkılar ve klipler gerek Türkiye’de gerekse yaşadığınız Berlin’de nasıl ses buluyor, nasıl dönüşler alıyorsunuz; bundan sonrası adına sizden nasıl sürprizlere açık olalım.

Parçadan parçaya değişiyor. “Father State” Berlin’de pek tepki bulmadı ama Türkiye’de inanılmaz ilgi çekti. “My İstanbul”a ise ilgi yurt dışından oldu daha çok. Yani gerçekten sürekli değişiyor Dediğim gibi, bundan sonrasında pehlivanlar üzerine bir çalışma hazırladım, nasıl karşılanacak şimdiden merak ediyorum.

 

 

Çok önemli iki detay daha yakalıyorum ki sizin evrensel yolculuğunuzda ve bir Türk müzisyen olarak baktığımızda bunlar çok önemli. Birincisi Madonna ve Robert Miles gibi isimlere sahnede dansçı olarak eşlik etmişsiniz ve bir diğeri de dünyaca ünlü Rolling Stones dergisinde haberiniz yer almış. Elbette ki nasıl bir deneyimdi, heyecandı, sormadan geçemem.

Madonna çok iyiydi ya…. O zaten benim meleğim bana küçüklüğümden beri “kendine inan, doğru yoldasın” diye fısıldayan yedek annem o benim. Onunla tanışmak, dans etmek muhteşem bir deneyimdi. Robert Miles icin dans ettiğimde daha çok küçüktüm, 17 ya da 18.

O dönem dans okulunda sürekli dans dersleri alıyordum ve sağda solda dansçı aradıklarında beni buluyorlardı. DJ’lerin önünde, arkasında, sağlarında sollarında dans ediyordum. Eğlenceli bir dönemdi, bir genç ergen için iyi para kazanıyordum, kulüplere girmek için hiç sıra beklemiyordum ve içkiler de hep bedavaydı :)

Tabi ki dans ettikten sonra. o dönem bir sürü DJ için de dans ediyordum DJ Antoine için de çok güzel şovumuz vardı bir kere. dans hocam Anisch ve onun grubu Powerdance Group sağ olsun. Birçok yeri dans ederek geziyorduk. Ve birçok dans hareketlerimi Anisch hocamdan kapmışımdır.

 

Daha çok sizinle karşılaşmak ve es geçmemek adına soruyorum. Şarkılarınıza ve kliplerinize ulaştık, dinledik ve sizi tanıma şansımız oldu. Bilmediğimiz başka sizle nerede karşılaşabiliriz. Mesela oyuncu Ferhat’ı nerede izledik ya da izleme şansını bulabiliriz.

Su an Müzikle gerçekten çok yoğunum ama oyunculuğu da bayağı özledim. Hatta Zürih Oyunculuk Konservatuarı bana oyunculuk için iş teklifinde de bulundu. Benim İstanbul’a gelmenin sebebi aslında bir filmdi. Ama proje maalesef sürekli erteleniyor.

 

Son olarak şarkılarınızda hepimizi davet ettiğiniz aşktan konuşalım biraz çünkü o aynı zamanda en büyük ilham kaynağınız. Aşkı nasıl yaşıyorsunuz, nasıl bir aşıksınız, hayatınızda yeri nedir, aşkı size göre en iyi hangi şarkı, hangi film ya da hangi şiir anlatır?

Ah çok büyük bir soru. Bir sevdiğim biri var, evet. Ve ben birisini seversem ister istemez o kişi benim ilham kaynağım oluyor. Ben kendi ismimi çok seviyorum, çünkü Ferhat ile Şirin’in hikayesi beni gerçekten çok etkiliyor. Onların yaşadığı aşk bambaşka. Benim Şükrü diye bir arkadaşım var; benimle sürekli dalga geçiyor. “Eh ne yapacaksın şimdi Ferhat, yine dağları mı deleceksin?” diye. Ve bu çok hoşuma gidiyor. Ben sevdiğimde dağları delerim.

 

Finalde kısa kısa sorularım olacak ama siz uzun uzun yanıtlar verebilirsiniz?
Hayatınıza kimler eşlik etti, kimlerin şarkıları ile bir çocukluk, gençlik yaşadınız?

Madonna`nın gerçekten çok büyük etkisi ve katkısı vardı sanatçı kimliğime.

 

Bir gün bir projede, bir şarkıda buluşmayı istediğiniz, dilediğiniz biri ya da birileri var mı?

O bir dolu var; Kutluğ Ataman ve Fatih Akin ile çalışmak isterim.

Bire bir tanışmak istediğim oyuncular ve şarkıcılara gelince. Hülya Avşar geliyor aklıma, Edis olabilir. Bülent Ersoy ve Ajda Pekkan gibi ikonlarlarla da tanışmak isterim. Müzik konusunda Mahmut Orhan`ın işlerini çok beğeniyorum, bir şarkıda mutlaka bir araya gelmek isterim. Ezhel ile de olabilir. Yani listem aslında sonsuz

 

Türkiye’deki müzik akışını nasıl buluyorsunuz, ne kadar takip edebiliyorsunuz, kimleri dinliyorsunuz mesela?

Türkiye müzik konusunda bence biraz cesaretsiz. Yurt dışında Britney Spears “ Work Bitch” diye parca yazdı. Türkçe’ye cevirsek “Çalış Orospu” oluyor. Yani demek istediğim hem klip hem şarkı konusunda tam özgür değiliz. Yurt dışında dönen çalışmalar ya da mesela Rammstein gibi skandallar üzerine kurulmuş işlerimiz çok az. Buna biraz üzülüyorum açıkçası. Çok daha çesitli, farklı ve rengarenk bir müzik piyasamız olabilir bence. Hala çok az kadın rapçimiz mesela, LGBTleri temsil eden Zeki Müren gibi sanatçılarımız da kalmadı. Su an ben Türk Gruplardan Altın Günü’nü ve yorumculardan Gaye Su Akyol’u keyifle dinliyorum ve çok seviyorum onların işlerini.

 

Ya dünyada, dünyada kimler çok başarılı, kimlerin müziği yolculuklarınıza eşlik ediyor?

Ben M.I.A.’yı cok seviyorum, politik meseleleri müziği ile çok güzel tamamlıyor, çok değerli bir isim bana göre.

 

Müziğin hangi rengi daha güzeldi ya da güzel hala bir yerde, plaklar mı, kasetler mi, CD’ler mi, dijital müzik mi?

Bence kaset. Kaset süper bir şey ya. Kasetçalarım hala var ve bazen sokaklardaki eskicilerden hala kasetler alıyorum.

 

En unutamadığınız ve iyi ki oradaydım dediğiniz konser hangisi?

Madonna’yı Pariste görmüştüm. “Re-Invention Tour” sürecinde ve tüm eski hit şarkılarını söylemişti. çok ama çok etkilenmiştim.

 

Sizin sahneler ile aranız nasıl, bir konser projesi var mı mesela ve elbette adresler içinde Türkiye’de geçiyor mu?

Ya herkes bana bu soruyu soruyor. Benim rekip Berlin`de, ben de İstanbul’dayım şu süreç. Provalar ve organizasyon işi çok sıkıntılı ama eninde sonunda bir konserim olacak elbette burada

 

Hayatınızın diğer renkleri nedir, nasıl geçer genelde günleriniz, neler olmazsa olmazınızdır?

Ben Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşıyorum. Sabahları kalkıp kahvemi içtikten sonra sürprizler başlıyor. Binamızda rengarenk insanlar yaşıyor ve kendimi bazen bir Almodovar filminde gibi hissediyorum. Beyoğlu’nun hareketli arka sokakları bana her gün yeni bir ilham kazandırıyor.

 

Eurovision ile aranız nasıl, bir gün oradaki sahnede de sizi görme şansımız olabilir mi mesela ve en çok hangi şarkıyı unutamadınız.

Evet her sene seyrederim, bir gün katılmak fikrine de sıcağım. Conchita Wurst^’un “Rise Like a Pheonix” şarkısı her daim favorim.

 

Ve finalde tam da şu andaki ruh halinizi anlatan bir şarkı seçin istiyorum ve söyleşimize onunla son verelim, yeniden yeniden görüşelim sonra.

Sam Smith – Dancing with a Stranger

 

 

Bence biz hepimiz bir yolcuyuz ve yerimizi arıyoruz. sadece sorduğum bir soruma yanıtı  bile özetliyor aslında Ferhat'ın dünyasını. Bir yolu ve hikayesi olan müzisyenlerle buluşmayı ve uzun uzun konuşmayı seviyorum. Bu sene içerisinde sesi ve şarkıları ile tanıştığım Ferhat aslında gizli hazinelerden, yakında ismini daha çok konuşacağımız yeteneklerden. Düşünsenize Kayseri'de başlayan hayatınız bir gün yurt dışı ile kesişiyor ve orada müzik, oyunculuk ve dans yani o çocukluk hayatınızın hayalleri size kollarını açıyor. Sadece bununla da kalmıyorsunuz ve en büyük idolüm dediğiniz Madonna'nın sahnesinde dans ederken bile bulabiliyorsunuz kendinizi. Her zaman söylediğim gibi yeteneğinize biraz inanmayı ve istemeyi katın olmayacak hiçbir…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.73 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*