EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Gülce Duru

Gülce Duru

Yaz akıp gidiyor ve Temmuz ayının da sonlarına geliyoruz. Bu yazın bana en güzel avantajlarından ve keyiflerinden biri de kendi söyleşilerim oluyor. Yayınlanan yeni şarkılar / albümler vesilesi ile yeni tanışıklıklar ve beraberinde ilk söyleşiler doğuyor, ben de daha bir heyecanlanıyorum bu durumlar karşısında, daha bir iple çekiyorum bir sonraki konuğumla buluşmayı.

Gülce Duru ismine ve müziğine elbette ki aşinayım ve sessiz sedasız uzun zamandır takibindeyim. Henüz canlı bir performansını izleme şansım olmasa da yayınladığı birçok performansından da başarılı bir müzisyen olduğunu biliyorum ve kendisi ile de ilk tanışıklığımız sosyal medya üzerinde başlıyor ama sanırım hem sorularımla hem de yanıtları ile arayı hızla kapıyorum; başından sonuna okuyor musunuz bilmiyorum ama ben öyle iki soru iki yanıt ile başlayan biten ve bir ki kısa yanıt ile geçiştirilen söyleşileri hiç sevmiyorum.

Sevgili Gülce bugüne kadar birçok projede karşımıza çıktı. “Kaybedenler Kulübü” film müzikleri ile tanıdık sesini daha sonra Ozbi ile buluşmalarını keyifle dinledik. Elbette ki bunlarla da bitmedi, söyleşi içinde de paylaşacağım, başka başka güzel işlerde de o güzel sesi ile yer aldı. Ama şimdilerde kapımızı “Kuzgun” isimli şarkısı ile çalıyor ki şarkı solo kariyerinin ilk single çalışması aslında ve  her şey belki de yeni başlıyor. Yanıtı elbette bu sayfada.

Ötesinde dünden bugüne uzun uzun bir müzisyeni daha yakından tanıma şansını bulacaksınız bu söyleşi içinde ve aralarda yeniden yaptığı işlerle karşılaşacaksınız. Bizlere vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyorum kendisine ve bu söyleşi ile buluşmamıza vesile sevgili Burcu Sarılar’a; yeniden görüşmeyi diliyorum ötesinde ve hepinize müzik dolu duru duru günler diliyorum.

Kadri Karahan

 

Sözü ve müziği size ait olan yeni çalışmanız “Kuzgun” çok yeni yayınlandı ama biz sizi ilk kez konuk ediyoruz ve en başından müzik yolculuğunuzu dinlemek istiyoruz.
Müziğe lise yıllarında amatör olarak başlıyorsunuz ve bir süre sahnelerden, sokaklardan duyuruyorsunuz sesinizi. O yıllar sizin için nasıl bir heyecan oluyor; bir kariyer belirliyor musunuz yoksa her şey akışında güzel mi o an sizin için?

O dönemde arkadaşlarımla bir araya gelip keyif için çalıyorduk, “Rolling Stones” konserine her birimizin bilet alabilmesi için sokakta çalmaya karar verdik. Sokakta müzik yapan çok kişi yoktu, genellikle blues, 60’lı 70’li yılların rhythm&blues, rock şarkılarını çalıyorduk, beste yapmaya çalışıyorduk. Bayağı ilgi görünce “Herby Blues Band” adıyla, ufak tefek mekanlarda, okul şenliklerinde çalmaya devam ettik. Benim profesyonel olarak müzik yapma niyetim yoktu, resim ve heykelle uğraşıyor, Güzel Sanatlar bölümüne hazırlanıyordum. Lise biter bitmez Plastik Sanatlar okumak üzere Paris’e ittim. Üniversite yıllarım ve devamında 10 sene boyunca hiç müzikle uğraşmadım.

 

Hemen takibinde kariyerinizin ilk projesi “Kaybedenler Kulubü” film müzikleri kapımızı çalıyor; film kadar etkileyici bir ses de bekliyor bizi burada. Peki yolunuz bu ekiple nasıl kesişiyor ve sizin için hemen yolun başında nasıl bir deneyime dönüşüyor, artık tamamen hazır hissediyor musunuz kendini orada?

Evet sanılanın aksine, bir önceki soruda belirttiğim gibi, Lise yıllarıyla, “Kaybedenler Kulübü” film müzikleri arasında müzik yapmadığım 10 yıl kadar bir boşluk var. Film müzikleri olmasaydı belki yeniden başlamayacaktım. Tamamen şans eseri “Kaybedenler Kulübü” film müzikleri projesine dahil oldum. Bir kadın vokal ihtiyacı doğduğunda, müzik ekibinden Can Gox projeye katılmamı teklif etti. Böylece hem bestelerin üretiminde hem de vokalde katkıda bulunma fırsatım oldu. Gençliğimde “Kaybedenler Kulübü” radyo programını çok severek takip ettiğim, dönem ruhunu, hikayeyi bildiğim ve sevdiğim için çok mutlu oldum. İddiasızca başlayan üretim süreci, filmin yönetmeni Tolga Örnek’in bu müzikleri mutlaka Orjinal Film Müzikleri /Soundtrack albümü olarak  yayınlamak istemesiyle bambaşka, heyecanlı bir deneyime dönüştü. Film vizyona girip albüm yayınlanana kadar hiçbirimiz olayların bu kadar gelişeceğini öngörmemiştik. Film tanıtım partileri vs. derken kendimi tekrar sahnede buldum ve bu noktadan itibaren profesyonel müzik hayatım başladı. Kendimi müzisyen olarak tanımlamam ve solo
kariyer için hazır hissetmem ise, birden değil, bu projeden günümüze dek olan uzun süreçte yavaş yavaş gerçekleşti. Geç de olsa müzik eğitimi almak hem vokal hem de şarkı yazarı olarak kendimi geliştirmemde ve özgüven kazanmamda çok yardımcı oldu.

 

Her ne kadar her şey yolunda gitmiş de olsa siz yine de bir müzik eğitimi almayı seçtiniz ve birçok değerli isimden dersler aldınız. Tam da bu süreçte Ozbi ile olan tanışıklığınız sizi birlikte bir projeye sürükledi ki üç seri halinde “Rakılı Live” ile buluştuk.
Bir yanda bir caz eğitimi alırken diğer yanda bir hip hop müzisyeni ile uzun soluklu buluşmaların içindeydiniz. Nasıl bir süreçti ve sizin için nasıl bir renklilikti; ki uzun zaman da birlikte sahne aldınız ve dinleyici çok sevdi bu birlikteliği.

Kalan Müzik’in sahibi rahmetli Hasan Saltık Ozbi”nin ilk solo albümünde düet yapmak üzere bizi tanıştırmıştı. Daha sonra arkadaşlığımız pekişti ve günün birinde Ozbi, birlikte yapmak istediği Rakılı Live projesinden bahsetti. Demo halindeki şarkıları dinler dinlemez çok beğendim ve hemen çalışmaya başladık, daha sonra bizi geniş kitlelere tanıtan video serilerinden ilkini çektik.

Birdenbire değil, zamanla videolar çok izlendi ve biz de Türkiye’nin her yerinde konserler vermeye başladık. Farklı müzikal geçmişler ve stillerden gelmemiz, birlikte uyumla üretmemiz sonucunda ortaya son derece özgün bir iş çıktı. Çok farklı profillerden, yaş gruplarından insanlara ulaştık. Çok değerli müzisyenlerle birlikte müzik ürettik ve icra ettik. Sahne deneyimi, mesleki gelişim ve iletişim, ilham ve vizyon geliştirme açısından benim için çok renkli ve zenginleştirici bir dönem oldu.

 

Buluşmalarımız sizinle çeşitli projelerde devam etti. “Bir Şarkım Var” da Tansu Çuhacı ile bir şarkıda karşılaştık. Eskitilmiş Yaz ile “Mavi” bir rengin içindeydik, konserleriniz haricinde kendi kanalınız içinde coverlarınıza yer verdiniz. “Buradayım Hala” ile ilk mesajı aldık ama “Kuzgun” solo kariyerinizin yayınlanan ilk single’ı olarak kayıtlara geçti.
“Kuzgun” nasıl bir ruh halinde doğdu, kimler bu şarkı sürecinde yol arkadaşınızdı, nasıl bir kayıt süreci yaşadınız adınıza? Devamı için daha çok beklemeyeceğiz öyle değil mi?

Rakılı Live serileri döneminde, kendimi mesleki deneyimler ve eğitim vasıtasıyla şarkı yazarı ve vokal olarak geliştirme sürecindeydim. Solo şarkılarımı yayınlamak için sabırla bekledim. Pek çok şarkı yazdım, düzenlemeler ve prodüksiyon süreci ile ilgili düşündüm, şirketlerle görüştüm. Kuzgun’un ve peşisıra yayınlanacak pek çok şarkımın
düzenlemelerini yapan Uğurcan Öztekin’le yollarımız kesişti. Hem çağdaş müzik bestecisi hem de diğer müzik türlerinde de yetkin ve üretken olan Uğurcan’la bakış açımız, üretim anlayışımız, sanatsal frekansımız çok tuttu. Kendisi hem aranjör hem de prodüktör olarak yol arkadaşım oldu. Büyük şirketlerin şartlarını uygun bulmadığım için kendi prodüksiyonumu kendim üstlendim. İmge Yapım yayın ve dağıtım aşamasında devreye girdi. Değerli ses mühendisi arkadaşlarım Esra Arslan vokal kayıtlarını, Onur Güngör ise mix ve masteringi gerçekleştirdiler. Kuzgun’un görselini ise, kendisi de çok değerli bir müzisyen olan Sanat Deliorman tasarladı. Ne mutlu ki dostluk, saygı ve tevazuyla sarmalanmış bir işbirliği gerçekleştirdik.

Temmuz 2021 başında yayınlanan “Kuzgun”un ardından yeni şarkılar ayda bir sıklığında peş peşe dinleyicilerimle
buluşacaklar. Ağustos ayında yeni şarkı “Mirgün”ün gelişini şimdiden müjdelemek isterim :)

 

 

Enerjiniz her zaman sahnede olmaktan çok mutlu olduğunuzu gösterdi, sanırım  yanılmıyorum; özellikle de aldığınız eğitimi doğaçlamalarınızla tamamladığınızda ortaya çıkan sonuç sizi bizden bizi sizden ayırmıyor buna eminim, peki neden bu kadar zamandır yolumuz kesişmedi de uzun uzun konuşamadık dedim içimden şu anda :)

Umarım daha sık karşılaşır ve uzun uzun sohbetler ederiz :)

 

Burada aslında sahnede ne kadar mutlusunuz onu sormak istemiştim, bir de malum bir zor süreç yaşadık, bir müzisyen olarak adınıza nasıl bir eksiklikti uzak kalmak dinleyicinizden ama bir yandan da tüm bu akış üretmek adına size imkan tanıyabildi mi?

Sahnede çok mutlu olduğum, kendimi oraya çok ait hissettiğim, esriklik yaşadığım çok anlar oldu. Kaygılarımın çok ağır basıp, şartların olumsuzluğundan azap çektiğim de. Bu mesleği icra ederken her meslekte olduğu gibi, teknik konular, imkanlar, aksaklıklar, insan ilişkileri, şans ve şanssızlıklar, sorunlar, hastalıklar, olağanüstü durumlar
olabiliyor. Sahne sanatlarını diğer işlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, iyi performans gösterme zorunluluğu bence… Herhangi bir meslekte o an canınız sıkkın olabilir, hasta, halsiz, keyifsiz, dertli, kayıp yaşamış, gergin olduğunuzda çoğu zaman hal ve tavrınıza, isteksizliğinize, performans düşüklüğünüze belirli bir anlayış kolaylıkla
gösterilecektir. Ama müzik ya da diğer sahne sanatlarında, her ne sorun olursa olsun, şartlar zor olsa da, kendinizi iyi hissetmeseniz de elinizden gelenin en iyisini yapmanız beklenir. Bu kısmı biraz yorucu olabiliyor.

Her konser biricik bir performans, tekrarı yok. Bunu düşünerek mümkün olduğunca elimden geleni yapmaya ve keyfine varmaya çalışıyorum. Aynı biriciklik o mekana gelen insanlarla o benzersiz, tekrarsız anları, ortak
bir aurayı paylaşmak demek de çünkü ve bu çok değerli.

Sahneden ve dinleyicilerden uzak kalmak tabii ki müthiş sarsıcı oldu hepimiz için. Ben bu dönemi solo projem için hazırlanma, dinlenme, bir sayfayı kapatıp yenisini açma fırsatı olarak gördüm. Müzikal üretkenliğim neredeyse tamamen durdu. Ben halihazırda bazı dönemler çok üreten bazen de aylarca bir satır söz, bir ölçü nota yazmayan bir
şarkı yazarıyım. Benim ritmim böyle. Çok sayıda üretmenin illa ki niteliği garanti etmediğini de düşünüyorum. Az ama öz, söyleyecek bir sözüm, bir derdim varsa zaten kendiliğinden zamanı geldiğinde ortaya çıktı hep. Evden canlı yayın yapmaya, sürekli temas etmeye, ilgiyi diri tutmaya şahsen ihtiyaç duymadım. Zamanı geldiğinde beni
gerçekten yıllardır takip eden dinleyicilerime yeni şarkılarımı sunmayı bekledim.

Müzikal üretimim yavaşlasa da bu dönemde başka bir yaratıcı eylem önce hobi sonra zanaat olarak hayatımda belirdi. Polimer kil malzemesinden tamamen kendi tasarımım ve el emeğim olan takılar üretmeye başladım. Çok sayıda ve çok farklı modellerde üretince bunu bir işe çevirmeye karar verdim ve kendi takı markam “BizuBiju by Gülce Duru” yu yarattım. Bu artık benim ikinci mesleğim. Ve ne mutlu bana ki, 2. kez çok sevdiğim bir uğraşı mesleğim haline getirebildim. Merak edenler olursa Instagram’da @bizubiju.by.gulceduru hesabında tasarımlarımı inceleyebilirler.

 

Başladığınız yer ile bugün arasında nasıl bir bağ var, adınıza ne değişti, ne tamamlandı ya da. Peki bundan sonrasında sizi neler beklesin, büyük büyük hayalleriniz var mı ya da hayata geçirmeyi istediğiniz projeler vs.?

Ben küçük yaşımdan beri hep sanatın farklı dallarıyla haşır neşir oldum. Bir gün sanatçı olacağımı biliyordum ama aklımda spesifik bir dal yoktu. Hele ki profesyonel olarak şarkı söyleyeceğimi, beste yapacağımı hiç hayal etmemiştim. Kendiliğinden oldu her şey. Film Müziklerine dahil olduğumda Plastik Sanatlar’dan sonra Müzecilik alanında master yapıyor ve bir sanat galerisinde çalışıyordum, herkes gibi duşta, iş yaparken vs. şarkı
söylüyordum, o 10 yıllık dönemde şarkı söyleyebildiğimi o dönem tanıştığım çoğu kişi bilmedi, Kaybedenler Kulübü yayınlandığında yaşadıkları şoku düşünün :)

Hayatın güzel sürprizi, yakın bir arkadaşımın bana sonradan söylediği gibi, ben bıraksam da müziğin benim peşimi bırakmaması oldu. Ben de bunu kadersel bir işaret olarak algılayıp o akışa teslim oldum. Acısıyla tatlısıyla o kaderi seve seve yaşıyorum.

Kendimden asla beklemeyeceğim kadar ilerledim. Ben hep çocuk ruhumla, oyun oynar gibi keyifle, kendiliğinden müzik yapmaya devam edeceğim. Şu ana kadar planlamadan, hesaplamadan, güzel karşılaşmalarla ve onların vesile olduğu fırsatlarla buraya kadar geldim. Filmin 2. Yarısı da eminim en az bu kadar, belki daha da güzel olacaktır.

 

Bir de biliyorum sizi çok seven dinleyecileriniz var; onlarla nasıl bir dostluk  içindesiniz, buradan kendilerine neler söylemek istersiniz?

Varlar evet, var olsunlar! Çok kalabalık bir kitleden bahsetmiyoruz, o yüzden içtenlikle, nezaketle iletişim kuran her biri ile sosyal medya mecralarında elimden geldiğince iletişimde olmaya çalışıyorum. Müzik ile ilgili konuşuyoruz, tavsiye isteyenlere yardımcı olmaya çalışıyorum, sevgisini desteğini çok güzel gösteren kıymetli bir sürü insan var.
Bazen hayat hızlı aktığında yetişemiyorum lütfen alınmasınlar. Konserler ise bambaşka bir hikaye, pandemi öncesi konserden sonra kulisten çıkmamız saatler alıyordu, konser süresince göz göze hepbir ağızdan şarkılar söyleyip sonrasında yüzyüze tanışıp sohbet edip fotoğraf çektiriyorduk. İşte o anlar, tanışmalar, paylaşımlar çok özleniyor. Umarım kendi şarkılarımla ilerlediğim bundan sonraki süreçte de bu sevgi ve desteği deneyimleme ve yeni anılar yaratma şansımız olur. Paylaşacak daha çok şeyimiz olduğuna inanıyorum.

 

Söyleşimizin sonunda kısa kısa sorularım olacak ama siz uzun uzun cevaplar da  verebilirsiniz, bir de yeniden buluşmayı diliyoruz bir an önce :) Müzik  yolculuğunuzda size en büyük ilhamı kim verdi, hani “örnek aldığım” derler ya öyle bir isim oldu mu?

Beni iyi tanıyan herkes bilir, Fikret Kızılok benim idolüm olmuştur. Lisanın hakkını vererek, özen göstererek şarkı yazmayı ve söylemeyi, yoğun duygular yaratmak için illa ki bağırarak şarkı söylemeye ihtiyaç olmadığını, sözün ve ifadenin önemini, “şöhretin bir hastalık olduğunu”, ideallerinden ve prensiplerinden ödün vermeden de, tutarlı ve onurlu şekilde ilerlenebileceğini, doğru bildiğini sanatsal bir incelikle, başı dik şekilde ifade etmenin gerekliliğini hiç tanımamış olsam da, kendisinden öğrendim.

 

Hayatınızda şiirin de çok önemli bir yerde olduğunu biliyorum, peki şairleriniz kimler?

Turgut Uyar, Didem Madak, Edip Cansever, Ümit Yaşar Oğuzcan, Birhan Keskin,  Cemal Süreya, Gülten Akın, Ece Ayhan, Ahmed Arif, Ahmet Telli ve dahası… Ben şarkı sözü yazma pratiğimde şiirden çok besleniyorum. Kitap Kafelere gidip de rastgele şiir kitaplarını karıştırıp ilham dolarak söz defterlerimi taslaklarla doldurduğum çok olmuştur.

Ne bulursam okurum aslında, hangi imgenin, sözün, tasvirin bende tepkimeye yol açacağı belli olmaz :)

 

Ozbi ile birçok şarkı geçirdiniz hayata peki sizin için en özeli hangisi oldu?

“Olmazlara Yandım” en popüler olan ve kariyerlerimizin gidişatını en radikal biçimde değiştiren şarkı olmuştur. Söylemeyi en çok sevdiğim ise “Dünya Dönmediği Zaman Gel”.

 

Bir gün beraber çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı peki, hadi hep beraber yolunuzun kesişmesini dileyelim?

Vardır tabii ki :)  Ama daha önce de belirttiğim gibi ben akışa çok güveniyorum. Kiminle beraber üretmem en hayırlı olacaksa, er ya da geç karşıma çıkıveriyor. Müziğin kolektif yapısı beni en çok heyecanlandıran kısımlarından biri. Dinleyici tek bir ismi ansa da, her üretimde pek çok kişinin emeği, ilhamı, katkısı var.

Bir süredir Uğurcan Öztekin’le çok verimli ve geleceğe dair de çok umut veren bir sanatsal ortaklık içindeyiz. Ben de bundan sonra da hep en güzel nasıl olacaksa o işbirliğini yapacağım insanların karşıma çıkmasını diliyorum. Bugün belki ismini bilmediğim/bilmediğiniz birileri yarın en güzel şarkılarımı birlikte üreteceğimiz, icra edeceğimiz birileri olabilir.

 

Günümüz müzik dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz; yetişebiliyor musunuz akışa?

Ben karışık kaset doldurulan, CD nin memlekete ilk geldiği dönemi hatırlayan bir  çocukluk-gençlikten geliyorum. Pek yetişemiyorum, hızdan, hareketten başım dönüyor bazen. Mümkün olduğunca teknolojinin nimetlerinden yararlanıp dinleyebildiğim kadar müzik dinlemeye, takip etmeye çalışıyorum. Mesleğin gidişatından ve sektörün
şartlarından haberdar olmak için çaba gösteriyorum.

 

Plaklar, kaserler, CD’ler ve dijital müzik. Hangisi ile daha mutlu oldunuz / mutlusunuz ya da?

Hepsinin yeri, aurası, yarattığı bağlam ve duygu bambaşka. Plak; ses kalitesi, dinleme ritüeli, tasarımı, gerektirdiği çaba ve adanmışlık açısından hep özel ve önde benim için.

 

Birçok konser verdiniz ama hangisi en özel oldu sizin için?

Çok garip bir şekilde benim aklıma hep absürt olaylar yaşadığımız konserler geliyor, birden sorulunca. İnsanın aklında daha çok kalıyor sanki. Tarif etmesi çok zor olan olumlu hisleri hatırlıyorum ama, hangi konser olduğunu net hatırlamasam da. İşte hep o mutluluğu, heyecanı ve tatmini yeniden yaşayabilme çabası sanırım, biz müzisyenleri
bu zorlu yolda ilerlemeye teşvik eden…

 

Müziğin dışında hayatınızın vazgeçilmezi, olmazsa olmazları nelerdir?

Huzurlu ve sakin bir ev hayatı, köpeğim Ciklet (ya da diğer çocuklarım artık hangisi hayatımdaysa), yaz ya da kış farketmez suyla temas etmek (deniz, havuz, hamam hiç farketmez, suda huzur buluyorum), beni en çok rahatlatan el işi üretimler (şimdiki zanaatim takı tasarım ve uygulaması), iyiyi de kötüyü de paylaşabileceğim güzel
dostlarım, sevgi, aşk……

 

Ve son olarak bizim için tam da şu andaki ruh halinizin şarkısını seçin ve onunla final yapalım istiyorum sohberimize.

 

Yaz akıp gidiyor ve Temmuz ayının da sonlarına geliyoruz. Bu yazın bana en güzel avantajlarından ve keyiflerinden biri de kendi söyleşilerim oluyor. Yayınlanan yeni şarkılar / albümler vesilesi ile yeni tanışıklıklar ve beraberinde ilk söyleşiler doğuyor, ben de daha bir heyecanlanıyorum bu durumlar karşısında, daha bir iple çekiyorum bir sonraki konuğumla buluşmayı. Gülce Duru ismine ve müziğine elbette ki aşinayım ve sessiz sedasız uzun zamandır takibindeyim. Henüz canlı bir performansını izleme şansım olmasa da yayınladığı birçok performansından da başarılı bir müzisyen olduğunu biliyorum ve kendisi ile de ilk tanışıklığımız sosyal medya üzerinde başlıyor ama sanırım hem sorularımla hem de yanıtları…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.95 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*