EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / İdil Çağatay

İdil Çağatay

“Issız” … Hani hepimiz biraz kendi içinde ıssız zamanlardayken kapımızı çalan şarkınız ama öncesi sizin uzun bir müzik yolculuğunuz var ki ben en başından alalım ve öyle varalım istiyorum şarkınıza. Piyano dersleri alarak başladığınız eğitiminiz daha sonrasında sizi konservatuar sürecine kadar götürüyor ve o yılları dinleyelim istiyorum.
Müzik hayatınıza nasıl dahil oldu, konservatuarda opera ile birlikte arp eğitimi de almışsınız, birbirini nasıl dengeledi. O yıllardaki heyecanınız nasıldı özetle?

Müzik hayatıma çok küçük yaşlarımda dahil oldu diyebilirim. Kendimin bilincine varmamla müzik isteği hep paraleldi. Çocuk yaşlarımdan beri çok baskın olan bu istek hayatımı da şekillendirdi. Hep şarkı söylemek ya da bir enstrüman çalmak fikri vardı aklımda. İlkokulda babamı ikna edip aldırdığım küçük bir org süreci geri dönülemez bir şekilde başlattı. Ortaokul ve lise hayatım boyunca müzik öğretmenlerimin üstüme eğilmesi beni daha da cesaretlendirdi sanırım ve konservatuvara girme kararı aldım. Babam çok hoşlanmasa da annem bu tutkumu fark edip destekledi ve ne mutlu bana ki istediğim bölüme girmeye hak kazandım ve opera maceram resmi olarak başlamış oldu.

Operayı hep sevdim uzun yıllar da içinde bulunup icra ettim. Okula girdiğimin ikinci yılında çılgınca bir isteğe kapıldım. O sene arp ile tanıştım ve ilk görüşte aşık oldum. Çok küçük yaşta başlanılan bir enstrüman olmasına rağmen bu enstrümanı çalma isteğim normalde olanaksız olan bir şeyi başarmama sebep oldu. Arp bölüm başkanı isteğimi görüp bir deneyelim demesiyle birlikte ben o yaz kendimi okuldaki arp bölümüne kapatıp ciddi bir seviye atlayarak bölüme girmeye hak kazandım. Bu konservatuvarda bayağı ses getirdi. Çok çalışmaya ve zorluklara rağmen harika yıllardı benim için… Yine olsa her şeyi baştan yine yapardım …

 

Daha sonra Cemal Reşit Rey Operası günleri başlıyor ve korist, oyuncu ve daha birçok görevde birçok eserde yer alıyorsunuz. 2000’lerin başına denk gelen bu süreç daha sonra bambaşka bir yere doğru rota çiziyor ve bir grup kuruyorsunuz: Kırmızı.

Evet.İki bölümü yürütürken Cemal Reşit Rey operasına alındım. Dolayısıyla müzikle yatıp müzikle kalkmaya başladım. Hala özlem ve mutlulukla andığım yıllardır. Bir on sene filan orada hizmet verdikten sonra gerek ülke şartları gerekse içimde yanan ateş beni kendi sesimi yaratacağım bir platforma doğru itti. Hiç bir zaman tek yönlü olmadım. Farklı türler farklı sesler beni her zaman heyecanlandırır. Kırmızı’da benim için büyük bir heyecandı.

 

Kırmızı bir süre sahnelerde dinleyicisi ile buluşurken daha sonraki yıllarda yine siz imzalı bir single ile fiziki olarak da kayıtlara geçti. Peki nasıl gelişti bir grup kurma fikri ve tarzı nasıl şekillendi grubun ve yayınlandığı zaman üzerinizde nasıl izler bıraktı?

2005 yılında Aslı ile tanışmamız Kırmızı’nın temellerini attı. Ortak bir isteğimiz, hedefimiz vardı ve bu sayede Kırmızı doğdu. Kadınlardan oluşan bir rock grubu kurmak o zaman gerçekten çok zordu. Çünkü rock müzik son derece eril ve bu müziği icra edecek enstrümanist bulmak şu andaki kadar kolay değildi maalesef. Belki bu zorluk cazip geldi ve kadın olarak biz de sesimizi duyurmak istedik. Uzun yıllar sahne aldık, çok çalıştık, yolda çok değişimler yaşadık. 2010 yılında ilk single yayınlandığında Türkiye’nin en iyi ve neredeyse tek heavy metal klübü Dorock’ta sahne alıyorduk. Maskülenliğin doruğu olan bir mekanda uzun saatler program yapan tek kadın grubuyduk. Bu camiada zaten son derece ilgi çeken bir durumdu. Üzerine bandrollü ürünü de raflara koyunca gerçekten çok ses getirdi. Kısmen başarmıştık.

 

Kırmızı dinleyicileri üzerinde de önemli bir yerde oldu ki gerek yurt içinde gerek yurt dışında önemli konserlerde ve festivallerde sahne aldı; sizden dinleyelim istiyorum o hareketliliği? Yine daha sonrası yayınlanan “İsyan” isimli albümünüz de yine yurt dışında birçok radyoda övgüler getirdi size. Beklediğiniz bir akış mıydı bu peki, neler biriktirdi?

Asıl bizi şaha kaldıran olay Ozzy Osbourne’nin ön grubu olmamız oldu. 2010 yılında Ozzy Osbourne İstanbul’a konser için geliyor. Bu arada myspace diye bir sayfa vardı belki hatırlarsınız. Orada bir yarışma açılmış ön grup için. Bizim haberimiz bile yok o zaman menajerliğimizi yapan arkadaşımız bizim için de başvuru yapmış. Biz ise başka dertlerle uğraşıyoruz. Grup dağılıyor filan. Bir gün bir telefon geldi. Ön grup seçildiniz diye. Ozzy Osbourne’nin kendi seçimiyle bizim sahne almamıza karar verilmiş. O günün yeri ve hikayesi ayrıdır ben de. Onu da başka bir zaman anlatırım. İnanılmaz bir deneyimdi,sadece onu söyleyebilirim.

Daha sonra yine büyük gruplarla sahne alma şansımız oldu. Her biri çok büyük tecrübelerdi. “İsyan” albümüne gelirsek; gerçekten isyan duyguları içinde yazdığım bir albüm oldu. Babamın kaybı, grup içi sıkıntılar, içinde bulunduğumuz politik ve psikolojik durum tamamıyla albüme yansıdı. Çok sert soundlu bir albümdü ve yayınlayabilmek ve taviz vermemek için plak şirketi kurmak zorunda kaldım. O sertliğe rağmen beklediğimizden daha çok ses getirdi. Yurt dışında özellikle çok ilgi gördü. Albüm Türkçe olmasına rağmen yabancı radyolarda çalındı. Bizimle ilgili haberler yapıldı. Orta doğulu olarak gördükleri müslüman bir ülkeden çıkan böyle bir grup gerçekten çok ilgi çekici olmuştu.

 

2015 yılına geldiğimizde sizi artık daha çok tanıyorduk ki ilk solo yolculuk “Çocuk” kapımızı çaldı önce. Bir şekilde Kırmızı defteri kapanmış mı oluyordu bu diye kendi kendimize sorarken devamında “Cinnet” ve ilk albüm “Ateşler İçinde” geliyordu ki yanıtını sanırım almış oluyorduk.
“Ateşler İçinde “ yani albüme adını veren şarkı farklı iki tarzın temsilcisi olan sizi ve Ayben’i yan yana getirmiş olması açısından albümün en büyük kozuydu kuşkusuz. Ama albümün geneline baktığımızda diğer şarkıları ile de ayrı bir yüzleşme hali ve fazlası ile de bir içsellik diyebilir miyiz? Hayatınızda nasıl bir yerde oldu o çalışma?

Evet, 2015 yılında yayınlanan “Çocuk” ile birlikte farklı bir defter açılmış oldu hayatımda. Artık yola tek başıma devam etmeye karar verdim. Sonrasında yayınladığım şarkıların haricinde 2018 yılında içsel bir yolculuğa çıktım bu albümle. Gerçekten kendimi anlatmaya başladığım bir albümdür o. Duygusal açıdan daha çıplak daha sıcak bir anlatımı var bana göre.Hayatım boyunca kaç albüm yayınlarsam yayınlayayım sanırım hep başka bir yerde olacak benim için.

 

Henüz çok yeni yayınlanan şarkınız “Issız”dayız şimdi. Sözü, müziği, düzenlemesi size ait ve beş yıl sonra sizinle yeniden karşılaşmamız. Şarkı kadar da klip de çok etkileyici ve beklediğimize değdi diyebiliyoruz. Ama siz bu geçen sürede neler yaptınız ve beraberinde bu şarkı nasıl doğdu?

Aslında bu zaman zarfında üretmeye ve çalışmaya devam ettim. Albümü yayınladıktan sonra üç klip çekip yayınladım geçen yıl. Konserlere başladım yeniden. Yeni projeler üretmeye devam ediyorum. Ama tabi fikirleri gerçek hayata geçirmek düşünce hızında olmuyor.Sırada bekleyen bir sürü şarkı var mesela.”Issız”a gelirsek bir gecede doğdu şarkı. İçinde bulunduğum o anki ruh halimi yansıtıyor aslında. Ama her an başka bir modda çıkabilirim karşınıza

 

“Issız” peki diğer şarkıların ya da bir albümün habercisi mi peki? Önümüzdeki günlerde neler olacak adınıza, sizinle yeniden sahnelerde buluşmaya devam edecek miyiz mesela?

Aslında albümün yayınladıktan sonra konserler yapmak suretiyle sahnelerde buluşmaya başladık. Mesela 01 Nisan’da olacaktı son konser ama malum şartlar hayatı durdurdu. Yayınlamak istediğim yeni şarkılar var. Hatta yeni albüm üzerinde çalışmaya başladım. Tabi bunlar planladıklarım. Hayat kendi planını sunuyor nihayetinde. Bu zor günleri atlatınca daha fazla beraber olacağız. Ben tabii ki durmuyorum. Mesela bu röportajdan sonra oturup yeni şarkının düzenlemesi üzerinde çalışacağım.

 

Aynı zamanda klasik müzik yolculuğunuzun ve beraberinde birçok öğrenci yetiştirmeye de devam ettiğinizi öğreniyorum bu şarkı ve sizinle karşılaşma vesilesi. Peki bugünün gençleri nasıl bir öğretmene sahip, ya bugünün gençleri, yarına nasıl hazırlanıyor ki gelinen günümüz şartlarında buradan kendilerine ya da müzikle yol almak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz eğitmen olarak?

Bugünün gençleri bizim sahip olduğumuzdan çok daha fazla imkana sahip aslında. Bilgiye çok rahat ulaşabiliyorlar. Bu çok büyük bir avantaj. Diğer taraftan yanlış bilgiler de ortada dolaştığı için dezavantaj da olabiliyor bazen tabi. İyi olan şu ki kendilerini eğitecek kişiyi seçme şanslarına sahipler. Bakıyorlar, araştırıyorlar, buluyorlar en önemlisi soruyorlar. Soruları ve sorma cesaretleri var. Bu harika bir şey. Kendi alanımla ilgili şunu diyebilirim. Eskiden allah vergisi ses diye bir kavram varken şimdi sesin bir enstrüman olduğu ve eğitilmesi gerektiği hususunda yükselen bir farkındalık var. İnternetin hayatımıza girişi bir anlamda daha demokratik bir ortam sağladı. Daha fazla insan sesini duyurabiliyor artık, tekel kırılmaya başladı. Bu onların şansı. Yalnız doğru yönlendirilmeleri çok önemli bu durumda. Reyting kaygısı güden, konuda uzman olmaya kişilerin ahkam kestiği umut taciri programlara kapılmasınlar. Doğru kişileri rehber edinsinler kendilerine. Gerçek icracıları takip etsinler. Daha fazla araştırsınlar.Ve müziğin gerçek anlamda disiplin isteyen ,uzun saatlerini çalışmaya harcayacağı ve profesyonel anlamda icra ettikleri sürece kaç yaşına gelirse gelsin, seviyesi ne olursa olsun sürekli çalışacakları bir meslek olduğunu unutmasınlar. Ve sonuca değil yola odaklansınlar. Yolu sevince insan ömrü boyunca mutlu olur. Naçizane tavsiyelerim bunlar.

 

Yine söyleşimizle beraber yeniden anımsayalım istediğim üç kayıt var ki birinci Hayko Cepkin ile olan buluşma “Çekilin Başımdan”, diğeri bir kutlama şarkısı “Cumhuriyet 90 Yaşında* ve üçüncüsü de Asena ile birlikte Led Zeppelin şarkısı “Kashmir”e getirdiğiniz performans.
Kısa da olsa bu çalışmalarınıza biraz değinelim mi? Birbirinden bağımsız ama her biri kendi içinde çok sesli öyle değil mi?

Evet aslında bakıldığında farklı soundlar farklı ifadeler. Albümün çıkış parçası olan “Çekilin Başımdan” da düet fikri biraz kendi kendine gelişti. Hayko ile bir muhabbet esnasında doğan bir fikir oldu. Finalde brutal bir düet barındıran çığlık, kıyamet çok eğlendiğimiz bir çalışma. Tam olarak o zamanki duygularımı anlatan bir iş oldu.

“Cumhuriyet 90 Yaşında” ise çok içimden gelerek yazdığım bir marştı.Gerçek anlamda Kurtuluş Savaşı ruhu ile can buldu.Bütçemiz yoktu ve kayıt, mix, mastering aşamasında bizi destekleyen ve sonrasında bizimle yürüyen çalışma arkadaşlarımız oldu.

“Kashmir” e gelirsek. O da bir röportajda Asena ile tanışmamız ve bize bu teklifi sunmasıyla hayat geçti. “Kashmir” zaten çok sevdiğim bir şarkı tabii ki hemen kabul ettik. Ne de olasa Led Zeppelin.. İlginç bir iş ortaya çıktı bence.

 

Söyleşimizin sonunda kısa kısa yanıtlar isteyeceğimiz kısa sorularımız olacak ama öncesi size çok teşekkür ederiz, değerli vaktinizi ayırdınız ve konuğumuz oldunuz. Yeniden görüşmeyi diliyorum.

 

Hayatınızdaki en önemli albüm hangisi ve elbette sebebi?

Müzikal olarak benim için önemli çok fazla albüm var ama hayatımdaki önemli anlara bakarak söylemem gerekirse Sezen Aksu’nun “Gülümse” albümü. Ben de hatırası var ama bana kalsın.

 

Bir gün çalışmayı dilediğiniz özel bir müzisyen var mı?

Nina Hagen le birlikte bir düet yapma hayalim var.

 

Peki diğer müzik tarzları ile aranız nasıl?

Çok çok iyi, Özellikle bilmediğim farklı türlerde keşif yapmak beni her zaman heyecanlandırır.

 

Mesela bir türkü coverı yapmış olsaydınız hangisi olurdu?

“Bostorgay” isimli bir Kırım türküsünü coverlamak isterdim. Serçe demek. Çocukluğumda annem, anneeannem söylerdi.

 

Müzik dünyamızda iyi ki var dediğiniz kadın şarkıcıları merak ediyorum?

İlk aklıma gelen Selda Bağcan, efsane bir ses.

 

Günümüz müzisyenlerinden en başarılı bulduklarınız kim peki?

Bir çok başarılı müzisyenimiz var.Tek tek isim vermeye kalksam buraya sığmaz.

 

Normalde müziğin dışında hayatınızın diğer renkleri nedir demek isterdim ama madem karantina sürecindeyiz, karantina renkleriniz nelerdir?

Bir müzisyen olarak yine evdeyim ve yine çalışıyorum yani bizim hayatımız bir nevi karantina gibi. Hayat aslında dört duvar arasında değil kafamızın içinde ve istediğimiz kadar renklendirebiliriz. Müziğin yanında kitaplar, filmler ve belgesellerle hayatıma renk katıyorum. O yüzden ben gökkuşağının tüm renkleri diyorum.

 

Plaklardan kasetlere, cd’lerden dijitale, siz hangi sürecin dinleyici olmayı sevdiniz en çok?

Cd dönemi ilk gençlik yıllarıma denk geldiği için yeri ayrı bende.

 

Hiç dizi ya da film müziklerine konuk oldunuz mu? Bir filmin müziklerini yapmak isteseydiniz hangisi olurdu?

Henüz konuk olmadım. Açıkçası hiç düşünmemiştim bunu. Sanırım psikolojik gerilim türünde bir filmin müziklerini yapmak beni heyecanlandır. Böylece bolca dissonans aralık kullanabilirim :)

 

Ve son olarak bizim için bir şarkı seçmenizi diliyorum ve sizden tüm dinleyicilerinize gelsin; kendinizden bir şarkı da olabilir, tam da şu ara içinizden geçen bir şarkı da…

Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum. Skunk Anasie’den “What You Do for Love” tüm dinleyenler için gelsin.
Sağlıklı,keyifli ve müzikli günler diliyorum. Sevgilerimle

 

 

 

 

 

 

“Issız” … Hani hepimiz biraz kendi içinde ıssız zamanlardayken kapımızı çalan şarkınız ama öncesi sizin uzun bir müzik yolculuğunuz var ki ben en başından alalım ve öyle varalım istiyorum şarkınıza. Piyano dersleri alarak başladığınız eğitiminiz daha sonrasında sizi konservatuar sürecine kadar götürüyor ve o yılları dinleyelim istiyorum. Müzik hayatınıza nasıl dahil oldu, konservatuarda opera ile birlikte arp eğitimi de almışsınız, birbirini nasıl dengeledi. O yıllardaki heyecanınız nasıldı özetle? Müzik hayatıma çok küçük yaşlarımda dahil oldu diyebilirim. Kendimin bilincine varmamla müzik isteği hep paraleldi. Çocuk yaşlarımdan beri çok baskın olan bu istek hayatımı da şekillendirdi. Hep şarkı söylemek ya da bir…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.8 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*