Sanatçı bir ailenin kızısınız. Ünlü besteci Muammer Sun’un torunusunuz ve anneniz bir balerin, babanız tonmaister; bu durumda küçük bir çocukken bile müzik hayatınızda. 9 yaşında başladığınızı öğreniyoruz keman eğitimine, peki kemanla bu buluşma nasıl gerçekleşiyor, küçük bir çocuk kemanla nasıl arkadaş oluyor?
“Arkadaş olmak” benzetmeniz o kadar güzel ki… O yaşta bir çocuk elbette meslek edinmek kaygısıyla değil, öğrenme ve oyun oynama isteği ile dolu oluyor. Ben genel olarak içe kapanık, çekingen ve sessiz bir çocuktum, insanlardan çok hayvanlarla oynamayı severdim. Kemanla olan ilişkimiz de hayvanlarla olan gibi yalındı, kemana da ne verirsen onu alıyorsun, sanırım bu sayede kolay arkadaş oldum kemanla. Yaşıtlarım sokakta oyun oynarken ben günde 4 saat keman çalışırdım.
Daha sonra o küçük yaşta başladığınız okulun (Hacettepe Üniversitesi Konservatuarı) mezunu oluyorsunuz ve masterınızı da yaptıktan sonra bir süre akademisyen olarak devam ediyorsunuz. Tüm bu eğitim süreci neler katıyor size, profesyonel olarak ilk kez nerede karşılaşıyoruz sizinle?
Konservatuvarda öğrenci olduğum dönemde yüzlerce defa resitaller, trio ve quartet konserleri ve okulun orkestrasıyla sahneye çıktım tabii ama profesyonel olarak sahneye ilk çıkışım, yani mesleki anlamda bu işi yapmaya başlamam lisedeyken takviye sanatçı olarak çeşitli devlet senfoni orkestralarına gitmemle başladı.
Klasik müzik kariyerinize Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası , Bilkent Senfoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası gibi birçok orkestra ile çalıştınız ve birçok konserler verdiniz. Bir orkestra ile çalmanın, çalışmanın en keyifli yanları neler oldu sizin için? Tüm bu konserler nasıl bir tecrübe oldu adınıza?
Orkestrada çalmak muazzam bir his. Ortalama 80-90 insanın aynı anda, aynı müziğe ve duyguya kanalize olması muhteşem bir sinerji yaratıyor. Bireysellikten ve benliğinizden uzaklaşarak tek bir beden ve ruh olmak, bu bütünlüğün bir parçası olmak çok ulvi bir his.
Dünyaca ünlü Vanessa Mae, Brazzaville, Mario Frangoulis yine ülkemiz starları Sertab Erener, Teoman ve birçok önemli DJ çalıştığınız isimler içinde yer aldı. Özellikle Vanessa Mae ile olan konseri merak ediyorum, Çeçenistan’da bir stadyum konseriydi ve nasıl bir atmosfer oldu orada?
Dünyayı elektro kemanla tanıştıran insanla aynı sahnede olmak benim çok anlamlı bir anı ve kariyerimde çok önemli bir nokta oldu. Aynı gecede Seal bizden sonra sahne aldı. Hillary Swank ve Jean-Claude Van Damme da sunucu olarak aynı gece sahnedeydi. Benim için heyecan verici, çok güzel bir deneyimdi.
Peki özellikle çalışmayı istediğiniz bir isim var mı günün birinde?
Eskiden olsa bu sorunun tek bir cevabı vardı, o da “Jamiroquai”!. Fakat son İstanbul performanslarında canlı izleme fırsatım oldu ve o kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadım ki bu dileğimden vazgeçtim. Şimdi herhalde Beyonce diyebilirim; müzik ve dans yeteneğine, enerjisine, çalışkanlığına, kalitesine, sıcaklığına, kısacası bu güçlü ve üretken kadına hayranım! Onunla aynı sahneyi ve enerjiyi paylaşmak harika olurdu.
Elektrik keman denince aklımıza gelen isimlerdensiniz ve yıllardır sahnelerde özel kıyafetlerle, dansçılar ve özel koreografiler ile şovlar hazırlıyorsunuz. Yine EVA isimli bir de grubunuz ve sürekli yenilediğiniz bir programınız var. Nasıl bir ilgi var sahnenize, nasıl bir atmosfer bekliyor dinleyicileri, repertuvarınızı nasıl belirliyorsunuz?
Sahnede solo performans yapsam da, kızlardan oluşan elektro keman grubum EVA veya dansçılarımla sahne alsam da, atmosfer ile ilgili cevabım aynı olacak; enerjik, eğlenceli, hareketli, en önemlisi de kaliteli müzik, dans, kostüm ve koreografilerle hem kulağa hem de göze hitap eden etkileyici bir show.
Sahneye çıktığım andan indiğim ana kadar ilgi her zaman çok yoğun oluyor. Ben de bu ilgiden çok mutlu oluyorum tabii çünkü sahnede insanlarla sadece müziği ve dansı değil, aynı zamanda ruhumu ve enerjimi de paylaşıyorum. Sahnede bu kadar hareketli bir koreografiyle, virtüözite gerektiren zor eserleri seslendirmek, yani dans etmek ve gerçekten iyi keman çalmak, kısacası işinize ve sahneye hakim olmak çok zor bir iş. Dolayısıyla sahnede geçirdiğim 15 dakika bile aslında 30 dakikalık bir müzik veya dans performansı kadar yorucu oluyor. Böyle zor bir sahne performansı yapıyor olmama rağmen, bazen sahneden indiğimde daha da enerjik oluyorum. Kesinlikle izleyici ile aramızda bir bağ kuruluyor, enerji alışverişi yapıyoruz ve karşılıklı yükseliyoruz, bunun olumlu yanını her zaman performans sonrası bedenimde ve ruhumda hissediyorum.
“Comeback”, “Canon in Snow”, “Pavane” gibi şarkılara klipler çektiniz ve sosyal paylaşım platformlarında çok fazla dinleyiciye ulaştı. Ama bir albüm yapmadınız, özel bir sebebi var mı ya da önümüzdeki günlerde bizi bekliyor olacak mı?
Aslında sahnede canlı olarak birçok farklı parça seslendiriyorum ve kendime ait çok sayıda parçam var fakat vakit bulup bunlara kayıt yapmak ve klip çekmek çok zaman istiyor. Benim ise maalesef hiç zamanım yok. Konserlerimin ve performanslarımın yoğunluğu nedeniyle yetişemediğim için Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasını bile bırakmak zorunda kaldım. Albüm yapmak istiyorum, hatta istememin de ötesinde aslında yapmak zorundayım çünkü izleyicilerim ve takipçilerim uzun zamandır bekliyor ve soruyorlar ve benim için onların istekleri yapmam gerekenler listemde ilk sırada. Yakın zamanda Amerika’da bir şirket ile görüşmeye başladık, sanırım ilk albümümü Amerika’da yapacağız.
Yine, ABD, Almanya, İtalya, Fransa, Yunanistan başta olmak üzere birçok ülkede konser verdiniz, yurt dışında nasıl bir dinleyici kitleniz var, nasıl karşılıyorlar sahnenizi?
Şanslıyım çünkü kemanın evrensel bir dili olduğu için ve şarkılarımda söz olmadığı için her ülkede anlaşılıyorum ve gittiğim her yerde aynı derece ilgi görüyorum. Keman sesi bütün dünya ülkelerinde seviliyor, enerjik sahne performansım ve klasik eserlere getirdiğim modern yorumlarım ise herkes tarafından büyük ilgi görüyor. Dolayısıyla performans yaptığım ülke neresi olursa olsun izleyici etkileniyor.
Biraz keman ile ilgili konuşalım istiyorum. Herkesin enstrümanlar içinde kemana özel bir ilgisi, sevgisi vardır diye düşünüyorum. Kemanı nasıl tanımalı, nasıl yakalamalı ezgisini, öğrenmek isteyenler nasıl yaklaşmalı, nasıl bir süreç onları beklemeli?
Kemanın güzelliği; tekniğinde çok fazla detay içerdiği için ruhsal ve bedensel olarak her türlü duyguyu birebir enstrümana aktarabiliyorsunuz. Keman bence herkesin içindeki duyguyu çıkartan bir enstrüman. Kimi daha acıklı çalar kimi daha agresif, kimi korkak çalar kimi duygulu, kimi tutkulu çalar kimi neşeli… İnsanın içindeki ruh hali neyse bu kemanın sesine yansır, tabii kişi kemana hakim ise…
Keman kadar başarılı olduğunuz bir alan daha var ki: Fotoğraf. Fotoğraf sanatı da hayatınızın önemli bir yerinde ve bu anlamda da önemli çalışmalarda bulundunuz? Müziğin fotoğrafı yine fotoğrafın da müziği beslediği bir gerçek ki siz nasıl tamamlıyorsunuz dengeyi, nasıl tanımlıyorsunuz fotoğrafın içindeki sizi?
Kendimi anlatmanın başka bir yolu olarak başladığım fotoğraf hayatım son 7-8 yıldır profesyonel bir mesleğe dönüştü. Sayısız albüm, dergi, kitap kapağı, billboard, katalog ve özel portre çalışmalarım oldu. Fotoğraf sanat hayatımda beni motive eden, zevk duyduğum ve medite olduğum farklı bir dal oldu. Fakat az önce söylediğim gibi bu sezon konser programlarım o kadar yoğun ki, fotoğraf çekimlerime de bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım, ancak özel projeler olduğu zaman vakit ayırabiliyorum.
Yine fotoğraf çalışmaları ile tanıdığımız ve beraberinde oyunculuk da yapan Gökhan Mumcu ile evlisiniz. Özetle sanat hayatınızın her dalında ve her anında; hani hayatın başka nedir sizi mutlu eden yanları diye sormak istiyorum ama sanırım zaman o kadar hareketli ki; var mı bilmediğimiz başka heyecanlarınız, uğraşılarınız, vakit ayırdıklarınız?
Özel hayatımı çok fazla paylaşmadığım için beni ancak sahnede veya medyada gördükleri kadar tanıyordur insanlar. Mesleğim gereği günümün çoğu üretmekle; müzik, performans detayları, yazışmalar, projeler, çekimler, toplantılar, provalar, yolculuk ve konserler gibi koşturmacalarla geçiyor tabii ama her şeyden öncelikli olarak mutlaka aile hayatıma zaman ayırıyorum. Aile birliğine çok önem veriyorum; her an birbirimizin yanında olduğumuz bir kocam ve annem var. Bunun verdiği güç ve huzur ile her gün yeni bir enerjiyle başlayabiliyorum. Dolayısıyla işim dışında öncelikli olarak zaman ayırdığım şey ailem. Sabah 7’de uçağım olsa bile Gökhan’la birlikte kalkar, kahvaltı yapar, birbirimizle vakit geçirmek için fırsat yaratırız. Karşılıklı özveri, iyi olan her ilişkinin sırrı bence. Arkadaşlıklarda da bu böyle. Emek verilen ilişkiler, dostluklar; gerçek ve sağlam olanlardır. Bu yüzden ailem kadar yakın arkadaşlarıma da zaman ayırırım. Bütün bu özel hayatım dışında en sevdiğim ve gerçekten yaşadığımı hissettiğim yer doğa. Doğa ve hayvanlarla ile iç içe olmak beni dinlendiriyor, yenilenmiş hissediyorum. Tekneyle denize açılmayı da çok seviyorum. Bunlar da beni şehrin betonundan, kalabalığından uzaklaştırıyor. Bu sıralar bir de restorasyonla ilgileniyoruz; tarihi bir binayı ev olarak yeniliyoruz, zor bir iş ama dönüşüme tanık olmak çok zevkli. Son 4 aydır iş ve özel hayatımız dışında, Gökhan’la birlikte en çok vakit ayırdığımız şey bu.
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası





