EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Erdal Akkaya

Erdal Akkaya

İspanyol müzisyen Jeronimo Maya ile birlikte hazırladığınız “Endülüs & Anadolu – Buluşmalar” isimli albümünüz henüz çok yeni yayınlandı. İki farklı kültürün bağlama ve flamenco gitarla bu buluşması fikri nerede başlayan bir tanışıklıkla ve ötesinde nasıl doğdu?

Halk Müziği dışında beni en derin etkileyen müzik nedir diye sorsalardı “Flamenko“ müziği derdim. Gerek Anadolu müziği gerek Flamenko müziği insanı çok derinden etkileyen müzikler. Her iki müzik de coşkuyu ve hüznü çok sarsıcı ve etkileyici anlatıyor.

1997 yılında Muharrem Ertaş’tan derlenen “Suda Balık Yan Gider” adlı eseri Flamenko bir düzenleme ile kaydetmiştik. 4 yıl önce eşim ve ben radikal bir karar alarak yurt dışına yerleştik. Her şeye yeniden başladık. İspanya’da bulunan bir arkadaşımıza flamenko ve Anadolu müziğini buluşturan bir çalışma fikrinden bahsettim. Bana bazı gitaristlerden söz etti. Jeronimo Maya’nın videolarını izledim, çok dinamik ve coşkulu çalıyordu. Öncesinde 2010 yılında Flamenko gitaristi Tomatito Köln’de konsere gelmişti. Menajerleri beni davet ettiler, gittik, tanıştık, projeleri konuştuk. “Düet için yaşlıyım çok enerjim yok” dedi ve bana Sextet gurubuyla ilk önce Almanya’nın Baden Baden şehrinde bir festivalde birlikte çıkmayı teklif etti. Ancak bu benim düşündüğüm müziği yapma olanağımı kısıtlıyordu. Ben düet bir çalışma istiyordum. Jeronimo Maya çok genç ve dinamik bir gitarist ve deneysel müziğe açık bir müzisyen. Ortak tanıdıklar sayesinde bir araya geldik, birbirimize karşılıklı eserler gönderdik, repertuar çalıştık ve ilk olarak 2011 yılında İstanbul ve Ankara’da konserler vererek başladık.

Erdal Akkaya
Ve dinleyicileriniz bir hayli benimsemiş olmalı bu konserleri / projeyi, beraberinde albüm fikrini hayata geçirdiniz, ortak ve kendi bestelerinizin yanında türkülerimizi de unutmadınız? Repertuar seçimi, stüdyo kayıtları ve bizlerle bu buluşması süreci nasıl işledi peki?

Konserlerden iyice birbirimize aşina olmuştuk. Konserlerdeki eserlerin tamamına yakınını repertuara aldık. Albümün kayıtlarını Nisan ve Eylül 2013 yılında Duisburg ve Madrid şehirlerinde gerçekleştirdik. Albümü canlı olarak, sahne performansı şeklinde kaydettik. Bestelerin yanı sıra geleneksel eserlere de yer verdik zaten bu izleri bestelerde de görmek mümkün.

Yine konserlerde olsun albüm sürecinde bağlamanın geleneksel yapısını bozmadınız, sadece akort sisteminde bir değişiklik yaptınız. Teknik anlamda biraz bizi bilgilendirmeniz mümkün mü acaba, bir uyumun sağlanmasında, yakalanmasında nelere dikkat edilmeli bu yan yana gelmelerde, nelere hassas yaklaşmalı?

Jeronimo bana çalacağımız eserleri gönderdiğinde bağlamanın geleneksel akort sistemini kullanarak bu eserleri icra etmeye çalıştım. Eserleri derinlemesine analiz ettikçe bağlamanın standart akordunun yeterli olmadığını gördüm. Bir yerde tıkanıyordum çünkü armoni ve melodi birlikte gidiyordu. Bağlamanın geleneksel tınısını çok değiştirmek istemiyordum. O nedenle tel ve perde sistemine hiç dokunmadan farklı akort sistemlerini referans alarak denemeye başladım. Yeni bir akort ve klavye çıktı karşıma ve altı ay boyunca bu eserleri yeni akort sisteminde çalıştım. Jeronimo da aynı şekilde geleneksel eserleri öğrendi, yeni melodiler ve yeni armoniler tatbik ettik.

Erdal Akkaya
Ve önümüzdeki günlerde konserler kaldığı yerden devam edecek, öncelikle nasıl bir akış ve hareketlilik olacak, albümde yer alan çalışmalar dışında başka sürprizler de bekleyecek mi dinleyicileri ve yine merak ettiğim bir şey daha bu albüm yurt dışında da ulaşacak mı müzik sevenlerle?

Konserlerde sabit bir repertuar icra etmiyoruz. Mutlaka yeni eserler ilave etmeye çalışıyoruz. Jeronimo ile ancak konser önceleri çalışabiliyoruz dolayısı ile sürekli prova imkanımız olmuyor. Bazen doğaçlama ve spontane gelişiyor eserler. Konserlerde zaman zaman geleneksel danslara da yer veriyoruz. Önümüzdeki konserlerde perküsyon ve dansı da koşullar doğrultusunda daha yoğun sahneye taşımak istiyoruz. Ve evet, albüm yakında yurt dışında da dinleyiciye ulaşacak.

Siz daha önce de Mikis Theodorakis, Zülfü Livaneli, Maria Farantouiri, Ara Dinkjian, İlhan Erşahin, Al Di Meola, Henning Schmiedt, Peter Dahm gibi çok değerli müzisyenlerle de sahne aldınız ve müziği paylaştınız. Bu vb. buluşmalar bir müzisyenin nasıl zenginliği, nasıl renkliliği, size neler hissettirdi? Bir gün özellikle çalışmayı istediğiniz, bir araya gelebilmeyi dilediğiniz başka müzisyenler var mı bu anlamda?

Müzisyenlerin sahneleri onların sofraları gibidir. O sofraya buyur edilmek o sofranın kokusundan, tadından almak ise her müzisyen için çok farklı bir duygu ve tecrübe. Zülfü abinin sahnesi de iste böyle bir sofraydı benim için. Onun konserleri sırasında birçok müzisyeni yakından tanıma olanağım oldu. Ara Dinkjian ile İstanbul’da bir konser verdik. Çok sakin ve müthiş duygulu bir insan Ara. Onunla birlikte çalmak insanın kendisini denizin dalgaları arasına bırakması gibi bir duygu.

Henning Schmiedt ve Peter Dahm’da öyle birlikte çok konser veriyoruz. 2009 yılında dönemin kültür bakanı Ertuğrul Günay, Ara Dinkjian ile verdiğimiz konsere gelmişti. Kültür Bakanlığı’na bağlı senfoni orkestrası konserleri fikri o yıllarda bir dilek olarak önümüzde duruyordu. Bugün aile ve sosyal politikalar bakanı olan, dönemin Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Doç. Dr Ayşenur İslam hanımefendi ile Ankara’da Bağlama ve Senfoni Orkestrası konser projesini görüştük. Bakanlık iç hukuku gereği yazışmaları devam ededursun biz 135 yıllık Duisburg Filarmoni Orkestrası ile Almanya’da ve Türkiye’de ve yine Berlin Oda Senfoni Orkestrası ile İstanbul’da konserler verdik. Önümüzdeki dönemler bu konserler Almanya ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde devam edecek. Umarım bir gün kendi ülkemin çok sesli orkestralarından biriyle kendi geleneksel enstrümanımız olan bağlamayı buluşturabiliriz.

Erdal Akkaya
Bugüne dek yine dört albüm yayınladınız. Geçmişten geleceğe uzanan müzik yolculuğunuzda gayenizin içeriği zengin yapıtlar ortaya koymak olduğunu dile getirmişsiniz. Müzisyen tanımızın az çok bu yorumunuzdan belli ama biraz açabilir miyiz, size göre müzisyen olmanın – olabilmenin kriterlerini öğrenebilir miyiz?

Sorunuzu benim müzisyenliği algılama bicimim olarak cevaplamaya çalışayım. Ben Anadolu müziğini referans almaya çalışıyorum. Çünkü ben Anadoluluyum. Çok farklı iklimler coğrafyalar görebilir müzisyen ancak heybesinde köklerinden tohumlar taşır. Elbette bu tohumları ektiğiniz toprağın verimi güneşe ve suya bağlıdır. Tohum her toprakta ayni meyveyi vermeyebilir. Müzisyen iyi bir bahçıvan, iyi bir çiftçi olmalıdır. Toprağı iyi süren ve tıpkı gönül bahçelerinde rengarenk çiçeklerle bezeyen bir bahçıvan gibi.

Aşık Ali Metin, Haydar Acar, Nesimi Çimen, Aşık Emrah, Zevraki, Mehmet Ali Karababa, Aşık Cemali, Yavuz Top, Muhlis Akarsu gibi değerli ozanların ve ustaların sizin yol almanızda çok etkisi olduğunu öğreniyoruz. Kuşkusuz siz gibi değerli isimler de bugün birçok gencin hayatında etkili olacak ve onları yarınlara taşıyacak. Bu yola baş koymanın çok istemek dışında başka dikkat edilmesi gereken hangi yanları var?

Geleneksel miras müzisyenler için çok önemli, köklerini referans gösterdikleri bir kimlik. Bizden önce bu yolda bedeller ödemiş ozanlarımızı, ustalarımızı iyi anlamamız gerekiyor. Onların duyduğu aşkın, bağlılığın ve samimiyetin kaynağı neydi acaba? Sanıyorum bu soruyu sormamız gerekiyor öncelikle.

Sanatın her dalında olduğu gibi müzikte de insan erdemine ve onuruna giden yolda yürüyenler niteliği kalıcı yapıtlar koyuyor. Günümüzde maalesef insan ilişkilerinde büyük bir zaaf var. Doğallık ve duruluğu yitiriyoruz. Her şeyin sıradanlaştığı bir algı zihinleri kemiriyor. Tüm benliğimizle hayata karışmalı ve tıpkı Anadolu’nun büyük ozanı Veysel’in gönül gözüyle hayata akması gibi bizler de bin bir kokulu hayat çiçeğini buram buram içimize doldurmalıyız

Erdal Akkaya
Ve son olarak hayatınızın diğer renklerini öğrenmek istiyorum ki tahmin ediyorum müzik kolay kolay yakanızı bırakmıyor ama ötesinde neler oluyor, dünyanızı başka neler güzelleştiriyor, neler sizi mutlu ediyor?

Ben müziği bir nevi ruhunun gölgesi olarak görüyorum. Nereye gitseniz size eşlik ediyor; hüznünüze, sevincinize, coşkunuza. Müziğin dışında bizim dünyamızı oğlumuz Aras güzelleştiriyor. Birlikte uzun yürüyüşlere çıkmak ve birlikte hayata karışarak doğada saatlerce vakit geçirmek essiz bir duygu.

Jeronimo Maya
Jeronimo Maya:

Flamenko geleneğinin yüzlerce yıldır sürdürüldüğü bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 1977 yılında Madrid’de dünyaya geldi. Profesyonel flamenko gitaristi olan babası Felipe Maya ve büyük amcası Ricardo Losada el Yunque onun ilk hocaları oldu. 4 yaşında gitarla tanıştı, 6 yaşında Madrid’de ilk konserini verdi. Madrid Konservatuarından mezun oldu. Çocuk yaşlarda Sevilla ve Madrid Flamenko Bianellerinde sahne aldı. 1989 yılında dünyaca ünlü flamenko gitaristi Paco de Lucía ve Enrique Morente ile birlikte New York’a davet edildi. Olite Festivali’nde ünlü flamenko gitaristi Manolo Sanlucar ve ünlü flamenko solisti Cameronla aynı sahneyi paylaştı. Japonya, Kanada, İtalya, Hollanda, Fransa ve Ürdün’de konserler verdi. 2001 yılında Jose Menese, Ginesa Ortega, Enrique de Melchor ve Joan Albert Amargos ile birlikte İspanya kraliyet tiyatrosunda, Teatro Real’de bir konser verdi. 2003 yılında Londra’da Kraliçe Elizabeth Hall‘de ve Amsterdam’daki ünlü konser salonu Concertgebouw’da resitaller gerçekleştirdi. Bu konserleri Singapur’da Plenary Hall’deki konseri izledi. 2004 yılında ilk solo albümü yayınlandı. Jeronimo Maya Tamara Motos Garcia evli ve iki çocuk babası.

 

 

Erdal Akkaya

Erdal Akkaya & Jeronimo Maya / Endülüs & Anadolu “Buluşmalar”
Ahenk Müzik

 

 

 

İspanyol müzisyen Jeronimo Maya ile birlikte hazırladığınız “Endülüs & Anadolu – Buluşmalar” isimli albümünüz henüz çok yeni yayınlandı. İki farklı kültürün bağlama ve flamenco gitarla bu buluşması fikri nerede başlayan bir tanışıklıkla ve ötesinde nasıl doğdu? Halk Müziği dışında beni en derin etkileyen müzik nedir diye sorsalardı “Flamenko“ müziği derdim. Gerek Anadolu müziği gerek Flamenko müziği insanı çok derinden etkileyen müzikler. Her iki müzik de coşkuyu ve hüznü çok sarsıcı ve etkileyici anlatıyor. 1997 yılında Muharrem Ertaş'tan derlenen “Suda Balık Yan Gider” adlı eseri Flamenko bir düzenleme ile kaydetmiştik. 4 yıl önce eşim ve ben radikal bir karar alarak yurt…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 5 ( 5 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*