Müzik Ekspres rotasını bu hafta İzmir’e çeviriyor ve İrem Deniz’i sayfalarımızda ilk kez ağırlamaya hazırlanıyor. İlk şarkısı “Unutmamaya” henüz iki gün önce yayınlandı ve ilk söyleşisini sizler için gerçekleştirdik. İrem’in bu heyecanına ortak olmaktan dolayı çok mutluyuz.
Birkaç ay önce kendisi ve şarkısı hakkında ilk kez fikir sahibi oldum. Sevgili arkadaşım Arzu bahsetti projeden ve hatta klip çekimine davet edildim ama zaman denk düşmeyince buluşmayı önümüzdeki günler için diledim. Sözleri ve besteleri ile yakından takip ettiğim ülkemizin önde gelen söz yazarı ve bestecilerinden Zeki Güner imzalı şarkılarla bu yolculuğa merhaba diyecekti kendisi lakin sahnelerden uzak değildi ve dinleyicisi onu orada hiç yalnız bırakmıyordu.
Cenk Kandıralı düzenlemesi ile dinlediğimiz şarkının klip çekimine dahil olamasam da Arzu beni yönetmeni Yekta İsmail Gök ile de yan yana getirdi ve tamamlanması, devamında kapak sürecinde ve hayata bağımsız olarak geçmesinde de orada oldum. Bu sürecinde Müzik Ekspres olarak yanında olmanın bir de elbette konuk olarak sizlerle tanıştırma yanı da vardı ki orada da arayı açmak istemedim. Cuma şarkı ve klip yayında yerini alırken pazar günü de lansmanı İzmir’de gerçekleşti şarkının. Bu hafta içinde biz kendisi ile de yan yana geleceğiz ve sohbetimize devam edeceğiz. Ama şimdilik buradayız ve özet geçmemiz gerekirse…
Güçlü bir ses var karşımızda, sahnelerde ya da son dönemlerde yayınladığı akustik coverlarda da görüyorsunuz ki hepimize de iyi gelecek bir enerjisi, bir samimiyeti , güzel bir sesi ve beraberinde de kariyeri var; aynı zamanda da bir eğitimci İrem, bir de anne. Öyle ki Deniz oğlunun ismi ve kendisine de soyadı olmuş; devamında ben de sizler gibi tanımak istedim ve ilk söyleşimiz için arayı çok açmadım. Yeni şarkıları ile de yakın zamanda buluşacağımız gibi diliyorum ilerleyen günlerde sesini çok daha fazla duyacağız, inancım tam. Yolun açık olsun sevgili İrem ve bir de teşekkürlerim sevgili Arzu (Altınçiçek) için ki yıllar sonra yeniden ortak bir heyecandayız ne güzel. Keyifli okumalar ve güzel yan yana gelmeler herkese.
Kadri Karahan / Editörün Notu
Sevgili İrem artık sesini daha fazla duyacağız ki uzun süredir bu anı beklediğini biliyorum. Şarkını okurlarımızla buluşturmanın bu heyecanı ile seni biraz daha yakından tanımak istiyorum. İzmir doğumlusun, orada yaşıyorsun ve ilk mikrofon deneyimin de orada katıldığın bir ses yarışmasında oluyor. Müzik nasıl hayatına dahil oluyor ve o ilk heyecanını, adımlarını öncesinde dinleyelim istiyorum senden?
Aslında ilk sahne deneyimim bir ses yarışmasıyla oldu ama müziğin benim hayatıma girişi çok daha eskilere dayanıyor. Şarkıların, türkülerin eksik olmadığı bir evin içine doğdum. Annem evde neredeyse her zaman radyoyu açık tutardı; ben de farkında olmadan müzikle büyüdüm.
Lisede ise bir öğretmenimin, açıkçası beni biraz da zorlamasıyla bir ses yarışmasına katıldım. O yarışma benim için bir dönüm noktası oldu. Önce ilçe birincisi, ardından il birincisi oldum. İlk kez sahnede mikrofonla buluştuğum o an hem çok heyecanlı hem de yolumu netleştiren bir deneyimdi.
O günden sonra müzik, hayatımın merkezine yerleşti. Kendimi en iyi ifade edebildiğim alanın müzik olduğunu fark ettim. Bugün hâlâ şarkı söylerken o ilk sahne heyecanını ve tutkusunu içimde taşıyorum.

Devamında Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı’nın ses eğitimi bölümünü kazanıyorsun ve müziğin artık tamamen hayatının bir parçası olacağı anlamına geliyor biraz da bu. Türk Halk Müziği çıkışlı olsa da bu sürecin devamında yelpazeni genişletiyorsun. Bu eğitim sürecini konuşalım mı biraz da burada. Ne kadar mutlusun, neler kazanıyor, neler biriktiriyorsun o yıllarda?
Konservatuvar yıllarımda aslında müzikal olarak oldukça net bir yerdeydim; neredeyse sadece Türk Halk Müziği dinliyordum ve başka türlere kendimi pek açık hissetmiyordum. Halk müziği benim için hem köklerimle bağ kurduğum hem de büyük bir keyifle icra ettiğim çok özel bir alandı.
Zamanla farklı orkestralarla çalışmaya başladım. Bana repertuvarlar verildiğinde, alışık olmadığım türlerle karşılaştım. Bu süreçte özellikle 80’ler ve 90’lar pop müziğinin beni düşündüğümden çok daha fazla etkilediğini fark ettim. O şarkıların melodik yapısı, duygusu ve hikâyesi bana çok iyi geldi.
Böylece müzikal yolum yavaş yavaş bu tarafa doğru evrildi. Ama Türk Halk Müziği benim için her zaman ayrı bir yerde duruyor; ne söylersem söyleyeyim, dönüp beslendiğim, beni ben yapan en önemli kaynaklardan biri olmaya devam ediyor.

O sürecin yine İzmir ayağı çeşitli orkestralarla sahnelerin devam ederken müzik öğretmeni olarak Mardin Nusaybin’e atanıyorsun ve dört yıl orada görev yapıyorsun. Batıdan doğuya bu geçiş, bu süreç bugün nasıl bir yerde anılarında? Eğitmen İrem’i orada neler bekledi ve devamında geri dönüldü neler oldu sonra, yeniden eski düzene nasıl başlandı?
O süreç benim için gerçekten dönüştürücüydü. İzmir’de sahnelerdeyken müzik öğretmeni olarak Mardin Nusaybin’e atanmak, batıdan doğuya sadece bir yer değişikliği değil, güçlü bir hayat deneyimi oldu.
Nusaybin’de geçirdiğim dört yıl boyunca hem eğitmenlik tarafım çok gelişti hem de müziğin insan hayatındaki yerini daha derinden gördüm. Orada zamanımın daha sakin akması sayesinde yakından ilgilenme fırsatı bulduğum, yetiştirdiğim çok yetenekli iki öğrencim oldu. Bugün ikisinin de konservatuvarı kazanmış ve müzik öğretmeni olarak hayatlarına devam ediyor olmaları benim için ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı.
İzmir’e döndüğümde ise artık aynı kişi değildim. O yıllar bana sabrı, paylaşmayı ve müziğe daha geniş bir yerden bakmayı öğretti. Bugün yaptığım her işte Nusaybin’de biriktirdiklerimin izini hâlâ taşıyorum.

Öğretmenliği kutsal bir sorumluluk olarak gördüğünü söylemiş olsan da kendini en özgür hissettiği yerin her zaman sahneler olduğunu ifade etmişsin. Bir şekilde bu dengeyi nasıl sağlıyorsun? Bir de bir çocuk annesisin ki ismi Deniz; ismini soyadına ekledin. Biraz da anne İrem’i dinleyelim, Deniz’i dinleyelim, hem öğretmen hem müzisyen bir anne ile nasıl bir bağ var aranızda. Mesela yeni şarkılarını ona dinlettiğinde neler yaşandı orada?
Öğretmenlik benim için gerçekten çok kutsal bir sorumluluk ama sahne her zaman kendimi en özgür hissettiğim yer oldu. Bu dengeyi kurmamda en büyük paylardan biri Deniz. Anne olduktan sonra hayatımda her şey onunla birlikte yeniden şekillendi.
Deniz’in ismini soyadıma eklemek benim için sadece sembolik bir karar değil; hayata, üretime ve müziğe bakışımın nasıl dönüştüğünün de bir ifadesiydi. Anne İrem ile sahnedeki İrem artık ayrı iki kimlik değil. Deniz sayesinde daha sabırlı, daha yumuşak ve daha gerçek bir yerde duruyorum.
Deniz’le aramızdaki bağ çok güçlü. Müziğin içinde büyüyor; benim çalıştığım, ürettiğim, şarkı söylediğim anların hepsi onun hayatının doğal bir parçası. Yeni şarkılarımı ilk ona dinletmek benim için çok özel. Verdiği tepkiler çok saf ve filtresiz oluyor; bazen tek bir bakışı ya da söylediği küçücük bir cümle, benim için en doğru ve en dürüst geri bildirim hâline geliyor. Deniz, hem hayatımın hem de müziğimin en güçlü ilham kaynağı.
Ve “Unutmamaya” ile günümüze gelelim. Öncelikle bir Zeki Güner şarkısı seslendiriyorsun ki Cenk Kandıralı düzenlemesi ile karşımızda. Bu İki değerli isimle yolun nasıl kesişiyor, şarkıyı hem ilk kez dinlediğinde hem de düzenlemesi ile karşına çıktığında neler hissediyorsun? Nasıl bir süreç yaşanıyor kayıtlarda ve bittiğinde mutluğunun tarifini nasıl yapıyorsun ve artık şarkı yayında da duygularının kelime karşılığı nedir?
Zeki Güner’le karşılaşmamız gerçekten çok kadersel bir olayla oldu. Hayatımda bu kadar duygulu, yetenekli ve samimi birinin yer alması beni çok mutlu ediyor. Kısa sürede hem iyi bir arkadaş olduk hem de enerjilerimizin bu kadar uyumlu olması yolumu daha da anlamlı hale getirdi.
Her şey bir yönetmenin beni sahnede dinleyip sonrasında benimle iletişime geçip bana sponsor olmak ve klibimi çekmek istemesiyle başladı. “Bir şarkı bulalım, güçlü bir söz-beste yazarı olsun” dediğinde aklıma gelen ilk ve tek isim Zeki Güner’di. İletişime geçtik, fakat sponsorla bazı sebeplerden yollarımız ayrıldı. Buna rağmen Zeki’yle aramızda oluşan bağ zaten çok güçlüydü. Bana gönderdiği ilk şarkı “Unutmamaya”ydı ve ilk dinlediğim anda “Bu şarkı benim” dedim. O andan itibaren “Unutmamaya”, sadece Zeki’nin değil, birlikte sahiplendiğimiz bir şarkıya dönüştü.
Cenk Kandıralı’yla tanışmam da yine Zeki sayesinde oldu. “Bu şarkının düzenlemesini Cenk yapmalı” dediğinde hiç tereddüt etmedim. Stüdyoda geçirdiğimiz süreç çok özel ve üretken geçti; bazen sadece melodiyi dinledik, bazen şarkının duygusu üzerine konuştuk. Cenk’in dokunuşlarıyla şarkı daha da derinleşti ve anlatmak istediklerimi tam anlamıyla yansıtan bir hale geldi.
Kayıtlar tamamlandığında şarkıyı son haliyle dinlediğimde büyük bir tatmin ve huzur hissettim. Şimdi şarkı yayındayken gelen mesajlar, paylaşımlar ve insanların kendi hikâyeleriyle şarkıyı sahiplenmesi benim için çok kıymetli. Anlıyorum ki şarkı benden çıktı ama artık hepimizin şarkısı olmuş ve herkesin duygusuna dokunan bir yerde duruyor. Bugünkü kelime karşılığıysa: huzur ve minnet.

O süreçte yolun sevgili Arzu ile kesişiyor ki benim de çok değerli dostum ve şarkının klip sürecine yol alınıyor burada. Burada da yine çok sevgili Yekta ile tamamlanıyor klip. Biraz da o güne dönelim mi; adım adım bir şarkının finaline yol almak nasıl bir duygu. Yeni bir yıla merhaba dediğimiz bu ilk günlerde yeni bir sayfa aralamak adına nasıl bir başlangıç?
Bu süreçte yolumun Arzu’yla kesişmesi de şarkının en kıymetli adımlarından biri oldu. Ona Arzu abla demek istiyorum; çünkü artık gerçekten hayatımda o noktada. Bu süreçte sadece iş anlamında değil, duygusal olarak da bana yol gösteren, beni sakinleştiren, baştan sona her detayla ilgilenen kişi oldu. Sevgili Cenk sayesinde tanıştık ama bugün tüm süreci birlikte yürüttüğüm, her an yanımda hissettiğim bir abla gibi.
Yekta’yla tanışmam da yine Arzu abla sayesinde oldu. Aslında bu yolculukta her şey zincirleme gelişti ama her halkada çok doğru, çok kıymetli isimlerle karşılaşmak benim için büyük bir şanstı. Herkesin işe aynı özeni ve duyguyu koyması, şarkının ruhunu klipte de doğru şekilde anlatabilmemizi sağladı.
O güne dönüp baktığımda, bir şarkının ilk notasından son haline ulaşmasına adım adım tanıklık etmek tarif etmesi zor ama çok özel bir duygu. Bazen heyecanlı, bazen yorucu ama her anı öğretici bir süreçti. Yeni bir yıla girerken böyle bir çalışmayla yeni bir sayfa açmak, benim için hem cesaret verici hem de umut dolu bir başlangıç oldu. Sanki sadece bir şarkıyı değil, kendimle ilgili yeni bir dönemi de başlatmış gibiyim.

Klibi beklerken bazı akustik kayıtlarına denk geldim ve keyifle dinledim. Gerek bu performanslarda gerek sahnede şarkı seçimine nasıl karar veriyorsun. Bir şarkıyı yorumlama isteğinin kriterleri nedir, sana neler hissettirmesidir? Gerek kendinde gerek izlediğin – dinlediğin diğer şarkılarda burada nasıl bir yol alınmalı – alıyorsun? Bir şarkı ya da performans seyirciyi nasıl yakalamalı?
Bir şarkıyı seçerken ya da yorumlarken benim için en belirleyici şey, onun bana gerçekten bir şey hissettirmesi. Şarkıyı söylerken kendimden bir parça koyamıyorsam, sahnede ya da bir performansta o bağın seyirciye geçmesi de zor oluyor. Bu yüzden ister akustik bir kayıt olsun ister sahne performansı, önce şarkıyla aramda samimi bir ilişki kurulması gerekiyor.
Akustik performanslarda da sahnede de şarkı seçerken bu hissi merkeze alıyorum. Şarkının temposu, tarzı elbette önemli ama asıl mesele duygusunun bana dokunması. Dinleyiciyle bağ kurmanın yolu da buradan geçiyor. Seyirci, şarkıyı sadece duymak değil, hissetmek istiyor.
Bu arada iki şarkının daha hazır olduğunu biliyorum ki bunlar da devamında sırasını bekliyor. O iki şarkıda peki neler olacak biraz ipucu verelim okurlarımıza? Peki ya devamında neler seni beklesin, buradan da evrene mesaj yollayalım mesela? Başka hayallerin var mı, birileri ile sahne almak, düet yapmak ya da başka başka. Sana devamında neler sunsun hayat?
Yaklaşan projelerimde de bu çeşitliliği özellikle önemsiyorum. “Unutmamaya”dan sonra gelecek ikinci ve üçüncü şarkımın da söz ve bestesi yine Zeki Güner’e ait ikinci şarkının çok daha hareketli ve bambaşka bir ruhu var. Üçüncü şarkıysa yine enerjik ama benim için çok özel bir anlam taşıyor. Hayatımda çok önemli birinin bana hediye ettiği, uğruna çok inandığım bir şarkı ve bu yüzden yeri ayrı. Bu üç şarkı birbirinden oldukça farklı ama hepsi beni farklı yönlerimle anlatıyor.
Bence bir şarkı ya da performans seyirciyi ancak samimiyetle yakalayabilir. Ne kadar doğru söylenirse söylensin, eğer içten değilse karşı tarafa geçmiyor. Ben de hem kendimde hem dinlediğim sanatçılarda bunu arıyorum; teknik elbette önemli ama kalıcı olan şey, sahnede ya da kayıtta hissin gerçek olması. Dinleyici bunu mutlaka fark ediyor.
Devamında hayatın bana biraz daha cesaret, bolca üretim ve güzel karşılaşmalar getirmesini istiyorum. Evrene gönderdiğim mesaj aslında çok net; acele etmeden ama içimden geleni yapabileceğim alanlar açılsın. Müziğin beni beslediği, benim de müzikle başkalarına iyi gelebildiğim bir yol olsun.
Elbette hayallerim var. Sahneyi paylaşmak, birlikte üretmek istediğim isimler var ve bunlardan biriyle ilgili küçük bir adım da attım. Henüz netleşmediği için şimdilik sürpriz kalsın istiyorum ama kalbimden geçen bir düetin doğru zamanda, doğru şekilde gerçekleşeceğine inanıyorum.
Onun dışında hayatın bana daha çok sahne, daha çok dinleyiciyle gerçek temas ve anlatacak yeni hikâyeler sunmasını diliyorum. Samimi kaldığım, kendim olabildiğim ve yaptığım işten keyif aldığım bir yolculuk devam etsin istiyorum. Gerisi zaten zamanı gelince oluyor.
Ve belki de en başta sormam gereken sorulardan biri ile yavaş yavaş finale gelelim. Müzik yolculuğunda sana en büyük ilhamı kim verdi, dünden bugüne en çok kimi dinledin, kimlerle besledin ruhunu. Günümüz müzik dünyasına geldiğimizde peki kimleri dinliyorsun, nasıl bir müzik tarzın-ruhun var. İyi müzik – kötü müzik kriterlerin nelerdir?
Eskiden bu soru sorulsaydı, cevabım hiç düşünmeden Neşet Ertaş olurdu. Onun sözleri, sesi ve anlatma biçimiyle kurduğu o derin bağ benim için hâlâ çok kıymetli. Bugün de müziğimin temelinde o samimiyetin ve hakikatin izleri var.
Şu an ise Sezen Aksu diyebilirim. Hem söz yazarlığıyla hem de duyguyu aktarış biçimiyle beni çok besleyen, ilham veren bir isim. Onun şarkılarında hayatın tüm halleri var ve bu gerçeklik bana çok yakın geliyor. Aslında baktığımda, Neşet Ertaş’tan Sezen Aksu’ya uzanan bu yol, benim müzikle kurduğum ilişkinin de özeti gibi; içten, hikâyesi olan ve kalpten gelen müzik.
İyi müzik–kötü müzik ayrımına gelince; ben bunu daha çok his üzerinden tanımlıyorum. Benim için iyi müzik, samimi olan, bir duygusu ve anlatmak istediği bir hikâyesi olan müzik. Teknik olarak kusursuz olabilir ama eğer içime dokunmuyorsa orada kalıyor. Kötü müzikten ziyade, bana dokunmayan müzik diyebilirim. Çünkü kalpten çıkan bir şeyin mutlaka bir karşılığı oluyor; dinleyici de bunu hissediyor.

Son olarak şarkı henüz çok yeni ve doğal olarak nasıl tepkiler geldi kestirmek için erken. Ama “Unutmamaya”yı en çok kim dinlesin, kim beğensin? Hislerin nasıl bu yönde ve yeni yıl, yeni şarkı sana neler getirsin. Bu yıl nerelerde karşılaşacağız seninle?
“Unutmamaya” henüz çok yeni ama şimdiden gelen tepkiler beni gerçekten mutlu ediyor. Bu şarkıyı en çok, hayatında bir şeyleri geride bırakmaya çalışan, hatırlamakla unutmak arasında kalan insanların dinlemesini isterim. Bir kişiye bile dokunabiliyorsa, birinin duygusuna eşlik edebiliyorsa benim için yeterince anlamlı.
Yeni yıl ve yeni şarkıyla ilgili hislerim daha çok umut ve heyecan üzerine kurulu. Kendimi anlatabildiğim, samimi kaldığım şarkılarla yoluma devam etmek istiyorum. Acele etmeden ama üretmekten de vazgeçmeden, adım adım ilerlemek niyetindeyim.
Bu yıl sahnede daha sık karşılaşacağız gibi görünüyor. Canlı performanslar, akustik buluşmalar ve yeni şarkılarla dinleyiciyle temasımı artırmak istiyorum. Kısacası bu yıl, müzikle daha çok bir arada olacağımız, paylaşımı bol bir yıl olsun istiyorum.
Ve son olarak müziği bir yana bırakalım ve seni müzisyen kimliğinin dışında biraz tanıyalım. Nasıl bir yapın var, gündelik hayattaki İrem ile ne kadar barışıksın? Hayatının diğer renkleri, düzeni, dengeleri nelerdir? Neler vazgeçilmezindir, neler klasiğindir hayatta, olmazsa olmazındır?
Müziği bir kenara bırakırsak, gündelik hayatta tam anlamıyla bir İkizler kadınıyım. Biraz kararsız, biraz değişken ama aynı zamanda bulunduğu ortamı kolayca renklendirebilen bir yapım var. Arkadaş ortamlarında eğlenmeyi, gülmeyi, gezmeyi çok severim; hayatı çok ciddiye almadan ama bağ kurarak yaşamaya çalışırım.
Gündelik hayattaki İrem’le genel olarak barışığım. Düzen konusunda çok katı değilim; değişikliklere kolay adapte olabilen biriyim. Hayatımda dengeleri zaman zaman yeniden kurmam gerekse de, akışta kalmayı seviyorum. Bu da beni hem rahatlatıyor hem de besliyor.
Vazgeçilmezim diyebileceğim tek şey oğlum Deniz. Onun dışında hayatta pek çok şeyden vazgeçebilirim; çünkü değişimle aram iyidir. Klasiklerim konusunda çok net değilim ama sanırım özgürlük hissi ve sevdiklerimle paylaştığım anlar benim olmazsa olmazlarım. Gerisi ise zamanla, yaşadıkça şekilleniyor.

Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

