İlk albümünüz “Su” ve henüz çok yeni buluştuk, uzun bir soluk keyifle dinleyeceğiz. “Su”ya gelene kadar akan suları konuşalım ki çok önemli yerlerde buluşacağız sizinle orada. Mesela ilk konservatuara katılma süreciniz, küçük yaşlarda ve ailenizin desteği ile müzikle buluşmanızın sonucu nasıl bir heyecan yaşatıyor içinizde?
Tabii büyük bir heyecan yaşattı, çok istiyordum Hacettepe Konservatuvarına girmeyi. O dönem girmek gerçekten zordu, üç elemeden geçiyordunuz. Hatta sınav sırasında çok değerli besteci, eğitimci ve müzik adamı İlhan Baran ‘’bebeğim şimdi bize birazda kendinden bahset’’ dediğinde çok heyecanlandığımı hatırlıyorum.
Enstrümanınız trombon oluyor ve o günden bugüne kopmuyorsunuz da. Trombon ile o ilk buluşmanız ve birlikte yola çıkmanız nasıl bir dostlukla gelişti ki çok kısa süre içinde yol aldınız, önemli mekanlarda sahneler gerçekleştirdiniz. Mezuniyete kadar geçen süre sizin için nasıldı, sonrası için neler planlanıyordu?
Trombon’la ilk buluşmam okulun ilk günü Rahmetli Metin Yalçın’ın elime trombonu tutuşturduğu ilk gündür. Hiç unutmam nasıl sevindiğimi. İlk dokunuşta ısınmıştım trombona 12 – 13 yaşlarındaydım tabii farklı gelmişti, çok çekici bir enstrümandı, bence brass ailesi içindeki en çekici enstrümandır trombon. Enstrümanı sevmeyi biraz da bulunduğunuz yer ve insanlar sağlar. Benim Ankara’da şansım Bedii Durham gibi iyi bir hocanın olması ve trombon bölümünün o zamanki büyük abileridir.
Dokuz sene süren Ankara’da ki öğrencilik dönemim çoğunlukla mutlu geçmiştir. Konserler, çalışmalar yurt hayatı çok keyifli bir dokuz sene diyebiliriz. Yavaş yavaş klasik müzik dışındaki müziklere de ısınma turları attığım zamanlar. Planlarımda aslında İstanbul’a taşınmak vardı ve ani bir kararla Lisans 4’üncü sınıfa yatay geçiş yaparak İstanbul’ a yerleştim.
Ayhan Sicimoğlu Latin All Star, El Pluma Band, Soul Stuff, Athena, Aylin Aslım sahnede birlikte çalışma şansını bulduğunuz müzisyenler olmuş bu süreçte. Bu arada bazı müzik yarışmalarında da yer almışsınız ve güzel sonuçlarla ayrılmışsınız. Tüm bunlar o güne kadar gelinen süreçte size neler kattı, kazandırdı, bir sonraki adımlara hazırladı?
Çalınan her nota, üflenen her ses bence müzisyene bir şeyler katıyor. Her değişik orkestra kişide farklı tecrübeler bırakıyor. Kendinizi keşfetmeye çalışmaya teşvik de ediyor. Bir de galiba çok merak etmesi lazım insanın. Ben hep sorular sorarım kendime, etrafıma, müzisyenlere. Bildiklerimi değil de bilmediklerimi geliştirmeye karşı bir tutku var içimde, hep hata arayıp çoğu zaman memnun olmam. Bu sebeple yurtdışına eğitim almaya gitmek istedim.
Önce İsviçre’ye ve oradan Amerika’ya uzanan bir yolculuğunuz var ki Avrupa’dan o yıl katılan tek tromboncu siz oldunuz Berklee’de. Berklee her genç müzisyenin hayali, isteği ki orada olmak herkesin başarabileceği bir şey değil. Nasıl bir çalışma süreci yaşattı öncesi ve sonrası size?
O dönem Trombon hocam Aycan Teztel ile iyi bir uyum yakaladığım ve çok şey öğrendiğim bir dönemdi. Müzikte usta çırak ilişkisini çok önemli buluyorum bu açıdan Aycan Teztel İstanbul’daki tromboncular için bir şanstır bence. Fransız tromboncu, solist aynı zamanda eğitimci Jacque Mauger İstanbul’a bir master class için geldiğinde ona çalmıştım, onun daveti üzerine İsviçre’de master sınıfına kabul edildim, aynı zamanda da seçmeli caz dersleri alacaktım fakat vize problemi yaşadım. Bunun üzerine neden Amerika’yı denemiyorum deyip Berklee sınavlarına hazırlandım ve Paris’te yapılan sınavlardan sonra Berklee’ye kabul edildim.
Yurtdışında öğrenci olmak zaten zor bir süreç. Maddi zorluklar, ülkeye uyum vs. gibi zorlukların dışında bursunuzu yüksek tutmak için hep çalışıp okulda aktif olmak zorundasınız. Bu sizi hem geliştiren hem de aslında yıpratan bir süreç ve kararlı olmadan sonunu getirmenin zor olduğunu düşünüyorum hala.
Dünden o güne birçok müzisyenin dinleyicisiydiniz ama Amerika sürecinde birçoğu ile tanışma ve çalışma şansı da buldunuz. 2008 yılında Kanada’daki Montreal Caz Festivali’nde çaldınız ki bunu müthiş bir deneyim olarak tanımlıyorsunuz. Biraz o isimleri ve o sahnenizi dinleyebilir miyiz sizden?
Berklee’ye girdiğim günden bittiği zamana kadar hemen hemen bütün bigband’lerinde lead tromboncu olarak yer aldım. Kanada’ya giden orkestra ‘’Berklee Concert Jazz’’ orkestrasıydı ve Montreal Jazz festivalinin kapanış konserinde çaldık. McCoy Tyner gibi bir efsaneye eşlik ettik büyük bir gurur ve heyecandı benim için.
Daha sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda devam ettiniz ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde trombon performans dersleri vermeyi sürdürürken kayıtları başladı albümünüzün. “Hepsi kendi dallarında Türkiye’nin en iyileri arasında, işlerini müthiş iyi yapan, herkesin takdir ettiği ve benim hayatımda çok önemli yerdeler” dediğiniz isimlerle geldi “Su”. Kimler size eşlik etti bu albümde ve nasıl bir kayıt süreci yaşadınız?
Evet döndukten sonra İstanbul Üniversitesinde master eğitimime devam ettim, bu dönem o bitiyor. Bunun yanında Hacette Üniversitesi Caz bölümünde yaklaşık iki yıl öğretmenlik yaptım. Şu an hala Bahçeşehir Üniversitesi’nde caz trombon performans dersleri vermeye devam ediyorum. Bu arada da albümü kaydettik. Can Çankaya, Ozan Musluoğlu ve Ferit Odman albümün ana ekibi, Şenova Ülker, Önder Focan ve Engin Recepoğulları da ikişer parçada albümde yer aldılar. Hepsi hem çok sevip hayranlık duyduğum, bunun yanında da iyi arkadaşlıklar kurduğum müzisyenler. Bu albümde çok emekleri var.
Kayıtlar iki gün sürdü, Can Karadoğan kayıtlarda bizimle beraberdi bu süreçte. Miam stüdyolarında yaptık kayıtları, mix ve mastering İspanya’da Jordi Vidal tarafından yapıldı. Çok güzel ve güzel olduğu kadar da stresli ve eğitici bir süreçti benim açımdan. Trombon kayıdıyla ilgili çok şey öğrendim ve ikinci albümüm için müthiş yeni fikirler açtı bende bu albüm.
Albüm özellikle ilk albüm bir müzisyenin hayatında nasıl bir yerdedir, siz bu ilk albümü hazırlarken nasıl bir titizlik içindeydiniz, bir sonraki albümlerinizde neler bekleyecek bizleri; son yıllarda özellikle caz müzisyenleri konsept / karma ya da proje albümler ile karşımıza çıkıyor, sizin olacak mı böyle düşünceleriniz?
Tabii albüm bir müzisyen için mutlaka çok önemli bir yerdedir, güzel bir duygu yaptığınız parçaların kaydedilmesi ve insanlarla paylaşılması. Ben her yaptığımın hep daha iyi olması gerektiğini düşündüğüm için hiçbir zaman tatmin olmuyorum ve hemen bir sonrakini düşünmeye başlıyorum. Kafamda birçok yeni fikir var ama bunları bir albümde değil de birkaç farklı proje gibi yapmak istiyorum. Bundan sonraki işlerim sırayla konsept albümler olacak sanırım.
Caz ya da enstrümantal albümler son yıllarda ülkemizde daha bir öne çıkmaya başladı ki bu biz bu tarz müziği sevenler olarak bu durumdan çok memnunuz. Siz baktığınızda müzik piyasasına gerek albümler gerek konserler bazında nasıl bir rota, çizgi görüyorsunuz, neler gözlemliyorsunuz bu iyi, daha iyi müzikle, müzisyenlerle buluşmamıza?
Evet bu tabii iyi bir şey, birçok müzisyen arkadaşım üretkenler, sadece albüm değil, değişik projelerle, farklı konseptlerin içinde yer alıyorlar. Bu benimde tercih ettiğim bir durum, tabii çağı takip etmek gerekiyor. Artık internetle beraber her şeye çok hızlı ulaşıyoruz ve takip edebiliyoruz. Fakat yerli gruplara festivaller ve konser imkanlarının daha çok tanınması gerektiğini söylemeden de geçmeyeyim. Yok demiyorum var, ama daha da çoğalması gerekiyor.
Ve konserler başladı ya da başlayacak, adınıza önümüzdeki günlerde nerelerde karşılaşacağız sizinle; bu arada sosyal medya üzerinde de dinleyicilerinizle buluşuyorsunuz; gerek albüme gerek konserlerinize nasıl bir ilgi var kendilerinden, nasıl bir dostluk içindesiniz kendileri ile?
Konserler gayet güzel geçiyor, bizim canlı performanslarımız çok önemli ve gerçekten albümü canlı çalmanın yerini hiçbir şey tutmuyor. Nardis Caz’da hemen hemen her ay albümü çalıyoruz ve ilgiden çok memnunum. Elbette bir müzisyen yaptığı projeyi çok çalmak ister umarım daha çok çalma imkanımız olur albümü.
Sosyal medyayı herkes gibi kullanıyorum konserleri, çalacağımız tarihleri oradan paylaşıyorum. Bu arada bulutgulen.com çok yakında açılıyor bunu da söylemeden geçmeyeyim. Bazen hiç tanışmadığım insanlardan mesaj geliyor albümle ilgili beğenilerini sunan, bu çok mutlu ediyor beni. Ayrıca canlı konserlerin kayıtlarını mutlaka youtube’a yüklüyorum herkesin dinlemesi için. Spotify ve iTunes’dan da albümü edinilebilir A.K müzik etiketiyle bu mecralarda satışta.
Dünden bugüne kim müziği ile hayatınızda vazgeçilmez oldu, kimler ruhunuza dokundu şarkıları, albümleri, enstrümanları ile ve bir gün için özellikle çalışmayı istediğiniz bir müzisyen var mı?
Gerçekten bu sorulara spesifik bir isim vermem çok çok zor çünkü o kadar çok farklı tür müzik ve müzisyen arasından sadece bir isim söylemem zor. Elbette Amerikan caz tarihinden pek çok isim var bunları saymaya kalksam sayfalar tutar fakat Berklee’den hocalarım Phil Wilson, Hal Crook, Jeff Galindo, bigband hocam Greg Hopkins, bunların dışında yeni dönem genç bir çok isim var Avrupadan, Kuzey Avrupa’dan özellikle çok üretken ve farklı müzisyenler çıkıyor. Bigband’de lead trombon çalan bir tromboncu aynı zamanda Norveç halk şarkılarını caz coverlıyor, 5 trombon klasik quintet besteleri yapıyor ve çok yönlü olmaları benimde ilgi alanıma giriyor.
YouTube üzerinde rastladığım bir video var ki şahane bir kayıt / performans olmasının ötesinde sizin için de anlamlı bir yerde. Sezen Aksu sahnede ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği genç yetenekler projesindeyiz orada, siz de orada ve o sahnedesiniz, o geceye götürebilir bizi ve duygularınızı paylaşabilir misiniz?
Evet Çağdaş Eğitim vakfının düzenlediği genç yetenekler projesiydi. Bizde 4 kişi Berklee’den projenin içinde olduk. Senfonik aranjmanlar besteler yaptık. Gecenin geliri burs ihtiyacı olan öğrencilere bu imkanı sağlamaktı. Emir Cerman, Burak Beşir ve Ekin Cengizkan’la beraber Sevgili Berrin Yoleri’nin destekleriyle giriştiğimiz bir proje oldu. Güzel bir geceydi, ilk defa yazdığım eserler bir senfoni orkestrası eşliğinde çalındı. Pop müziğinde çok önemli bir duayen Sezen Aksu yazdığımız eserleri söyledi.
Sizinle ve müziğinizle buluşmak ve bundan sonrasında da buluşacak olmak, bu kimliğinizle tanışmak güzel ama biraz da diğer dünyanıza dokunsak ve müziğin sesini biraz kıssak, sizi tanısak, orada nasıl bir portre var karşımızda, hani kısaca söyleşimizin sonunda sizi bir de öyle tanısak.
Diğer dünyamın içinde de müzik var çoğu zaman. Pratikte olmasa da düşüncede bu böyle. Onun dışında da deniz ve kediler benim başlıca tutkularım. İkisi vazgeçilmezler herhalde benim için. Zaten kim sevmez ki bu ikisini de değilmi? :)
Videolar:
Bulut Gülen
Su / A.K Müzik
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası





