Hep şarkı yazıyordunuz ama söylemek ya da paylaşmak için cesaretim yoktu diyorsunuz. O ilk şarkı söylemeye / yazmaya doğru şöyle bir yol aldığımızda mutlaka sizi tetikleyen, size içine çeken bir şeyler olmalıydı müzikte. O neydi, nasıl bir histi, nasıl bir zamandı?
Müziğin ve kelimelerin hayatımda olmadığı bir zaman hatırlamıyorum aslında, haliyle o ilk an nasıldı bilmiyorum. Küçük yaşta bile kendi kendime şarkılar uydurup söylerdim. Sözler saçmaydı, müzikler muhtemelen duyduğum şeylerin kötü birer tekrarıydı, ama yapıyordum işte. Bir de bu hem bir çeşit kaçış, hem de bir kendini ifade etme şekli. Haliyle içimde biriken bir ağırlığı kendinden farklı bir şeye dönüştürüp ondan kaçma içgüdüsü.
Bu arada Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık okudunuz ve üzerine Hollanda’da Gelişim Psikolojisi bölümünde de yüksek lisansı yaptınız. Tüm bu akış içerisinde müzik nasıl ağır bastı, eğitimizle müzik arasında nasıl bir dostluk oluşturdunuz; her şey nasıl bir psikoloji içinde gerçekleşti?
Eğer ikisini aynı anda yapmasaydım mutlu olabilir miydim bilmiyorum; ikisinin de varlığı dolaylı olarak birbirini besledi. Bahsettiğim gibi, müziğe kaçma hali hep var olmuş bir içgüdüydü, bir yolunu bulup müzik yapmam gerekiyordu. Psikolojik Danışmanlık bölümü farklı açılardan zor, ama insana zaman sağlayabilen bir bölüm, bu da farklı gruplarda yer almama, farklı türler içinde farklı rolleri denememe izin verdi. Bir yandan, psikoloji eğitimi sayesinde olaylara, duygulara eskiden bakmadığım gibi bakmaya başladım. Tabii ki eğitimim ve müzik arasındaki gidiş geliş bana suçluluk duygusu ve zaman zaman yorgunluk olarak geri döndü, çünkü ikisine de istediğim kadar zaman ayıramadığım zamanlar oldu. Şu an her şey daha kafamda oturmuş durumda, o yüzden biraz daha rahatım.
Müzisyen dostlarınız sizdeki bu yeteneğe inandı ve sahnelere ilk tanışmanız onlarla gerçekleşti. Vokal yaptınız ki o dönem bir yerde size cesaret verdi öyle değil mi, bir tür ısınma oldu adınıza ve artık daha hazırdınız. Kimlerle, nasıldı o ilk sizinle karşılaştığımız anlar, adınıza nasıl bir deneyimdi?
Aslında müzik adına yaptığım görünen çoğu oluşumun arkasında bir şekilde BUMK Rock Korosu’nda ve kulüpte tanıştığım insanlar rol oynuyor. Üniversiteye girdiğim ilk sene, koro şefimizin önerisiyle 7 Pink Floydlar’a girdim, yapamam dedikçe bastırıp sonunda bana Great Gig in the Sky söylettiler, yapabildiğimi görmek açısından büyük bir adımdı benim için. Sonrasında kısa süre de olsa içinde yer aldığım Popcore, geri vokal yaptığım Emir Yargın, Mabel Matiz gibi isimler sayesinde sahnede zıplayabildiğimi fark ettim:) Ama kendi şarkılarımı söyleme konusunda ilk büyük destek Emir Aksoy’dan geldi, birlikte çok uzun süre çalıp söyledik ve her zaman bir adım daha ilerlemem için cesaret verdi. Sahnede Emir ile söylediğim bana ait ilk şarkı “Bilmem”di, ve tabii ki heyecanlıydım, zira insanın kendi hayatından, kendi duygularından bir bölümünü sahneye koyması farklı bir güven gerektiriyor.
Ve daha sonra şarkılar ilk olarak sosyal medyada, sayfalarınızda çıktı karşımıza. Bu denli yoğun bir akışın olduğu bu platformlarda kısa sürede bir ilgi yakaladınız. Elbette çizginiz, tavrınız, artık kendinize olan inancınız tamdı ve tüm bu akış bir tesadüf değildi. Nasıl gelişti, nasıl yol aldı, nasıl bir heyecan bıraktı sizde?
Ah, kendime olan inancım hiçbir zaman tam değil, sanırım olamaz da. Varlığımdaki boşlukları görebilmem lazım ki ilerlemek için bir çaba sarf edebileyim. Eğer bir çizgim ya da tavrım varsa gerçekten, bu tam olamamak ve tam olmak istememekten geliyor aslında. Ama bunlar bir yana, her şeyi sırayla yaptık, önce müziği içimize sinecek şekilde yapmak için uğraştık, sonra albümün içimize sinecek şekilde çıkması için çalıştık, her detayla tek tek ilgilendik. Böyle olunca yarattığı heyecan da çok daha büyük oluyor. Sanırım tüm gidişatta çok şanslıydım bir de, bunu da unutmamam, bu şansın farkında olmam lazım.
Sonra zaten birçok sahnede, festivalde yer almaya başladınız ve bu da sizin için bir artı oldu. Burada elbette bir de ekip faktörü var. Yolculukta en başından bugüne yanınızda yer alan ve size inanan müzisyen arkadaşlarınızla nasıl bir araya gelindi, bu konserlerden nasıl duygularla ayrıldınız?
İlk olarak -yine- BUMK Rock Korosu’ndan tanıdığım, ama korodan çıktıktan sonra daha da iyi arkadaşım olan Ozan Tekin ile şarkılar üzerinde çalışmaya başladık. Bir süre ikili olarak sahneye çıktık, şarkıları akustik seslendirdik. Sonra İzmir’den tanıdığım, hem arkadaşlığını hem müzisyenliğini çok sevdiğim Can Aydınoğlu katıldı, üçlü çalışmaya başladık. Bir festival bahanesiyle grup toplamaya karar verdik, aklımıza gelen ilk isimler yine BUMK’ten tanıdığımız Tufan Büyükgüngör ve Ozan’ın daha önce birlikte çalmış olduğu Çağlar Aytan oldu. Albümdeki şarkıların düzenlemesinde hep birlikte çalıştık, dolu geçsin, boş geçsin, her konser sonrasında sevgiyle dolduk. Albümün kayıtlarından sonra yoğunluğu sebebiyle Çağlar Aytan aramızdan ayrıldı, yerine Berkay Küçükbaşlar katıldı, kayıtta bize yardımcı olan Baran Göksu ve Umut Çetin konserlerde de bizimle çalışmaya başladı. Bir yandan da menejerimiz Asena Bulduk var tabii. Böyle böyle, konserlere çıktıkça, festivallere gittikçe, yeni şarkılar üzerine çalıştıkça iyice aile gibi olduk.
Ve elbette artık bu şarkılara bir CD üzerinde de dokunma vakti geldi. Geçtiğimiz günlerde ilk adım atıldı ve yine internet üzerinden, digital platformlardan haberini aldık. “Sabah” ilk albümünüz olarak bizimle buluşacak, sizin için nasıl bir yerde duracak; nasıl bir süreçte bu şarkılar yan yana geldi, kaydedildi de buluştu bizlerle?
Bu albümün en güzel yanı bize istediğimiz müziği istediğimiz şekilde yapabileceğimizi göstermesi oldu, yeni üretimler için bir kök oluşturdu. Bu şarkılar aslında beş yıllık bir sürecin farklı anlarında yazıldı, düzenlemeleri ise tam kadro çalıştığımız ve konsere çıktığımız dönemlerde oturdu. Aslında aynı dönemde yazılan başka şarkılar da vardı, ama çeşitli sebeplerle sonraki kayıtlara kaldı. 2015 başında Studio Bee’de kayda girdik, şarkıları kaydettik. Sonrası macera :)
Gerek bazı müzik yazarları ve gerek dinleyiciniz ve elbette bizler heyecanla karşıladı bu albümü. Sizin için yazılan, söylenen şeylerin başında hep samimiyet havası, hep bir içimizden biri ya da hep bir sanki eski arkadaşımız havası da var. Siz müziğinizi yapıp alıp başını gidecek gibi durmuyorsunuz, bizle de sizi bırakmak istemeyeceğiz kuşkusuz, bu tanışıklığın böylesi bir dost havada esmesi çok güzel değil mi?
Tabii ki. Bir de bu söylenenler beni çok mutlu ediyor, çünkü gerçekten şarkılara kendimi döküyorum ve bu biraz riskli bir durum. Eğer dertlere bir dost olarak ortak olabiliyorsam ne mutlu.
Bir de sanırım müzikte biraz dengeler değişti, eskisi gibi süslü albümler, süslü şarkıcılar görmek yerinde biz daha alternatif, bağımsız, içten albümlerde mutlu olmaya başladık. Sizi dünden bugüne kimler etkiledi, siz kimleri yakaladınız böyle? Birçok sahnede birçok müzisyenle, grupla sahne aldınız, kimlerle yol almak sizin için özel oldu?
Sadece birlikte yol aldığım değil, izlediğim, dinlediğim birçok isim benim için çok özel oldu. Jeff Buckley, Jim Morrison, Moloko, Replikas, Björk beni çok etkileyen isimler. Derdimi şarkı olarak anlatmamda Şebnem Ferah’ın, Özlem Tekin’in etkisini görmezden gelemem kesinlikle. Bir de yerel sahneden Can Güngör, Selim Saraçoğlu, Ceylan Ertem ve Adamlar, hayranı olduğum müzisyenler. Bir araya gelebilmek ve müzik üzerine konuşabilmenin büyük şans olduğunu düşünüyorum.
Albümle birlikte konserler de kaldığı yerden devam edecek öyle değil mi? Önümüzdeki günlerde nerelerde karşılaşacağız sizinle, daha önümüzdeki günlerde nerelerde kendinizi bulmayı diliyorsunuz, hayalleriniz olabilir mi, mesela çalışmak istediğiniz bir müzisyen, gerçekleştirmeyi dilediğiniz bir proje?
Tabii ki. Bu haftasonu Yok Öyle Kararlı Şeyler ile birlikte Ankara’da ve Eskişehir’de, sonraki haftasonu ise akustik olarak Kanyon’dayız. 4 Aralık’ta da Deniz Tekin ile birlikte Bronx Pi’de olacağız. Hayal demeyelim, ama planlarım içinde güzel bir remix albümü, yeni şarkılar, ve yukarıda saydığım isimlerden 3 – 4 şarkıyı yorumlayacağımız bir video var. Bir de başka başka projeler var tabii ki kafamda, ama ne kadarı gerçekleşir bilmiyorum.
Ve bir de yetenek müzikle sınırlı değil sadece; yazan ve çizen de bir portre var karşımızda. O da sizin için bir yerde vazgeçilmez, bir yerde hayatınızın olmazsa olmazı değil mi? Bu yanınızda nasıl bir portre var karşınızda, bu paylaşımlarınız nasıl bir yerde, önümüzdeki günlerde daha fazla karşılaşabileceğiz bu yanınızla gibi de bir his var içimde?
Şu anda çizime eğilmek için gereken zamanım olamıyor ne yazık ki, ancak kendi sosyal medya görsellerimizi yapmaya fırsat bulabiliyorum. Ama bu bile beni mutlu etmeye yetiyor şimdilik. Uzun vadede daha çok çizim yapmak, başka gruplara da görseller çizmek ve biraz da kaligrafiye eğilmek istiyorum aslında. Eskiden çizim de kendimi ifade etmek için bir yoldu, ama şimdi daha soğukkanlı bakabiliyorum.
Son olarak sanatın içinizde barındırdığı tüm bu renkleri bir yana bırakırsak hayata açılan kapınızda başka hangi renkler var, nasıl bir dünyanız var ona da dokunalım istiyorum. Sonrası şarkılarınızla devam etsin gün ve nice sabaha güzel yol almayı ve daha nice söyleşide buluşabilmeyi diliyorum.
Bu zor bir soru, insan kendinde her zaman farklı renkler görmeyebiliyor. Kendimden çok dışarıya bakmaya çalışıyorum bu yüzden. Evde, yalnız vakit geçirmeyi çok seviyorum, okumayı, bir yerlere ufak tefek bir şeyler not almayı çok seviyorum. Analog kompakt fotoğraf makinesi koleksiyonum var, eskiden makineleri kullanacak vaktim de oluyordu, artık pek olmuyor. Bilimsel makale okurken saçma sapan heyecanlanıyorum, çarpıntım tutuyor falan. Oradan buradan aldığım çaylarla dolu bir dolabım var. Turşu bağımlısı sayılabilirim. Böyle :)
iTunesNil İpek
Videolar:
Fotoğraflar için Burak Bayrak’a teşekkür ederiz …
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası






