Uzun zaman sonra özlediğimiz albüm sunumları bu hafta çok fazla karşımıza çıktı. Tanıdığımız seslerin yanında bir de ilk albüm haberi geldi ki “Türkiye’nin bağımsız müzik bataklığının derinliklerinden güçlü bir ses” gibi de iddialı bir sunumla karşılaştığımda ses vermekten geri durmadım. Bu arada bir dipnot; bir ilk albüm ama 2019 yılından beri single yolculuğu devam ediyormuş, ama bir de af ki ben ilk kez karşılaşıyorum.
Seda Erciyes, “Bataklığımda” adını verdiği bu ilk albüm çalışmasında ait olduğu coğrafyanın karanlık sularında çamura bulanmış toplumsal cinsiyet normlarını dans ederek silkelerken, dezavantajlarla harmanlanmış bir mücadeleyi masalsı bir tavırla ezgilemiş. Albüm; introsundan sizi içine çekmeyi başarıyor ve devamında hızını kesmiyor hatta arttırıyor.
Caz, R&B ve elektronik etkilerle beslenmiş bir alternatif pop albümü karşımızda. Özenle hazırlanmış bir sunum ile bize şarkı ulaşıyor ki eski özlediğimiz lezzette ve belli ki işe gayet emek verilmiş ve sadece paylaşmak için değil adeta anlatmak istediği çok şey şeklinde bir titizlikle yaklaşılmış olaya, buradan bir kere benden tam puan almayı başardı çalışma.
Erciyes; kendi kurallarıyla üreten bir kadın sanatçı olarak bu ülkede nasıl “aykırı”, “asi”, “yabani” ya da “istenmeyen” hissettirildiğine dair duygularını şarkılaşmış ki bu onların bülteninden bülteninden bir not, adeta dinleyicinin kafasında hissettiği ama dile getirmekte bu şekilde başarılı olamayacağı bir tanımlama özeti gibi.
Müzisyen kadrosuna gelince kendi söz ve bestelerinin yanına Arsan Salafyar imzası görüyoruz şarkılarda. Salafyar’ın yanında enstrümanlarda Yüce Akın, Ozan Kınasakal, Dilan Balkay, Ozan Öztürk, Ozan Emre Keser isimlerini görüyoruz.
Her ne kadar “bu albümün tek iddiası benim kim olduğumu size dürüst şekilde anlatmak” dese de bence bir parantez açmalı ve çok daha fazla kişinin de ulaşması ve dinlemesi dilenmeli. Verilmiş bu emeğin yaşanan bu hızlı akışta sessiz sedasız arada kaynamamasını dilerim, bizden söylemesi. Bir de sosyal medya sayfasından öğrendiğim kadarı ile 16 Aralık tarihinde Salon İKSV’de lansman konseri olacak. Belki o tarihe kadar iyice özümsemeli ve orada kendisine bağıra çağıra eşlik etmeli.
Kadri Karahan / Editörün Notu
Türkiye’nin bağımsız müzik bataklığının derinliklerinden güçlü bir ses yükseliyor. Seda Erciyes, “Bataklığımda” adını verdiği ve bağımsız olarak yayımladığı ilk albümünde, ait olduğu coğrafyanın karanlık sularında çamura bulanmış toplumsal cinsiyet normlarını dans ederek silkelerken, dezavantajlarla harmanlanmış bir mücadeleyi masalsı bir tavırla ezgiliyor.
Caz, R&B ve elektronik etkilerle beslenmiş bir alternatif pop albümü “Bataklığımda”. Türkçe müzikte özgünlüğüyle bir iz bırakması arzusuyla hayat verdiği koleksiyon; müzisyenin kendi kurallarıyla üreten bir kadın sanatçı olarak bu ülkede nasıl “aykırı”, “asi”, “yabani” ya da “istenmeyen” hissetirildiğine dair duygularını şarkılaştırıyor.
Arsan imzasını taşıyan “Intro”yla birlikte nefesini tutup dalışa geçen Seda’ya kulak kabartıyoruz: “Herkesin ilk bakışta tercih edeceği gül ya da papatya gibi olmam gerekmiyor; bir kez fark edildiğinde çekiciliği anlaşılan yabani otlardan biriyim” diyor ve inadına yeşeren bütün otları, tutunan kökleri ve hayatın inatçı filizlerini temsil ediyor. Albüme devam ettikçe bataklığın ne kadar kısıtlayıcı ve zorlayıcı olsa da direnç ve yaratıcılık da sunan alternatif yüzünü görüyoruz.
“Bataklığımda” kadın kimliğine dair kırılganlıklar, beden aşağılama, arzulanma, kaygılı bağlanma ve depresyon gibi çatışması bol kavramları kendine özgü bir dürüstlükle ele alıyor. “YABANİ” ve “Çamur” gibi parçalarla Seda Erciyes’in iç dünyasına doğru derin kulaçlar atarken, doğallığıyla dikkat çeken bir prova kaydıyla karşılaşıyoruz. Dilan Balkay’ın trompetiyle eşlik ettiği “Çamur Interlude”, yalın ve işlenmemiş bir estetikle bize duyusal bir durak yaratırken, trompetin yabani canlılara benzer yakarışları ile adeta bizim bu bataklığın en dibine inip buradaki karanlıkla yüzleşmemizi istiyor.
Her parça, içsel çatışmaları ve güçlü duyguları yüzeye çıkaran cesur ifadelerle dolu. Jülide’nin vokalleriyle başlayan “Isırgan”, ikilinin ses uyumuyla içten bir diyaloğa dönüşüyor. Takip eden “Gölge” bastırılan korku ve arzuların altını çizerken, “Bundan Sonra Aşk Yok” içsel bir hesaplaşmanın diş gıcırdatan düşüşünü anımsatıyor. Gecenin uzun, bitmek bilmez bir macera gibi aktığı “Sürme”, savunmasız kalma riskini göze almanın Seda’casını tembihlerken; albümün kapanış parçası “PAS (Outro)”, doğrudan Türkiye’ye yakılmış bir ağıt gibi; “bir yanım sakin, bilirim geçer” diyor. Tekrar yüzeye çıkarken alınan o nefes, bize döngüsel bir anlatıda olduğumuzu işaret ediyor. Sanki her dinleyişte daha tanıdık gelen bu duygusal bataklıkta yeniden keşfedilecek şeyler olduğuna dair bir davet bu.
Kendi bataklığının, karanlığının nasıl hissettirdiğini aktarma yolu olarak tasarladığı ilk albümünde Seda Erciyes’in kırılganlık, yetersizlik, değersizlik gibi bastırılmış hisleriyle kucaklaşma sürecini adım adım takip ediyoruz. Baştan sona döngüsel bir yapısı hakkında da şunları söylüyor Erciyes:
“Albümde son şarkı, ilk şarkıya bağlanıyor çünkü bu bir döngü; sürekli insan karanlığına dönüyor. Önemli olan, o noktaya tekrar düştüğünde ona alışmak ve onu tanımak. Tıpkı bu albümü yeniden dinlediğimizde, başta mesafeli hissettiğimiz her bir şarkıya daha tanıdık bir yerden yaklaşacak olmamız gibi.”
Albümün prodüktör koltuğunda Seda Erciyes’in uzun süredir birlikte çalıştığı yeni dönemin en güçlü isimlerinden Arsan Salaryfar ve “Gölge” parçasında ise konuk prodüktör Mehmet Mutlu bulunuyor. Mix & mastering ise ağırlıklı olarak Adham Farid yer alırken, Arsan Salaryfar’ın yaratıcı yönlendirmeleri de bazı parçalarda ön plana çıkıyor.
Albümün kapağı ise özellikle hikayenin tamamlayacısı olarak tasarlandı. Görsel sanatlara ve modaya çok önem veren sanatçı, albüm dünyasını bu alanın öncülerinden Mert Yemenicioğlu ile inşaa ediyor. İkili, yaklaşık bir buçuk yıldır ‘Bataklığımda’ albümünün performans sanatı kısmını konserlerde ve sahnelerde sergilemeye başlamıştı. Kapakta, sanatçıyı albüm temasına özel tasarlanmış bir kostümle görüyoruz. Cover art çekimleri ise başarılı fotoğraf sanatçısı Mustafa Nurdoğdu’nun imzasını taşıyor.
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

