EDİTÖRDEN
Anasayfa / NOTLAR / Son yıllarda müziğin rotası Türkiye’de İndie müziği üzerine

Son yıllarda müziğin rotası Türkiye’de İndie müziği üzerine

2014 yılı özellikle yeni çıkan albümler ve yerli-yabancı konser ve festivaller açısından çok verimli bir yıl olmayı sürdürüyor. Portishead, Massive Attack, Megadeth, Sezen Aksu-Kardeş Türküler ve Zeytinli Rock Fest gibi ilgi ve heyecan uyandıran konserlerin ve festivallerin yanı sıra Adile Yadırgı, Nadir Göktürk, İncesaz ve Koliva gibi isimlerin albümleri ve Metin Altıok Şiirlerinden Şarkılar, Bir Eksiğiz gibi projeler de dinleyicileri mutlu eden çalışmalar oldu. Her geçen gün kaliteli yeni işlerin üretildiği müzik piyasasında elbette farklı tarz ve yorumlar da mevcut. Ancak bu atmosferde dikkat edilmesi elzem bir husus daha var. O da son birkaç yıldan beri müzik sektörünün rol, figür ve yollarının değiştiği gerçeği. Bunu gözlemlemek çok zor değil.

Konuyu biraz detaylandırmak gerekirse Türkiye’deki müzik dünyasında bahsettiğimiz değişimin birçok sebebi varken, bunlardan en çok göze çarpanlarından birisi de şüphesiz ki indie akımının etkileri. Indie kelime kökeni itibariyle İngilizce “Independent”(özgürlük) sözcüğünden gelmekte. Indie tanımı bir müzik türü olmaktan ziyade yapılan tür için izlenen bir yol olarak yorumlanıyor. Indie-pop, indie-rock, indie-folk gibi versiyonlarını yakalamak mümkün. Bu yolu şöyle açıklayabiliriz: Indie, büyük prodüksiyonlardan kaçınarak, plak şirketlerinden bağımsız üretilen ve ticari kaygının pek de yaşanmadığı bir alt-piyasa unsuru. Öte yandan düşük bütçelerle, belli bir prodüksiyon kalıbından geçmeksizin yapılan şarkılar türünün has özelliği özgürlüğü de içerisinde taşıyor. Müziğin dili artık sokak, oturma odası ve mutfak köşesi.

Medyanın elektronik ortamlara geçişi her şeyi etkilediği gibi müziği de bir şekilde etkiledi. Bu indie türünün özgürlükçü ruhuna ise pozitif bir yansıma oldu. Artan sosyal-medya unsurları indie müzisyenleri sadece sokağa değil, internet yoluyla evlere kadar giriş yapabildi. Şarkılarını canlı bir şekilde kaydeden müzisyenler şarkılarını Youtube, Vimeo gibi sosyal ortamlarda bir proje olarak sundular. Tanıtımlarını ise Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda yaptılar. Şarkı sözleri gündelik hayattan sıradan bir şekilde bahsederken, isyanı müziğin ruhunda hissetmek mümkün. Özetle bu tür, bizlere şehirli sıradan insanların, bizlerin, hikayelerini sundu. Tüm bunlar ise popüler kültürün alternatifi olarak çıkan ve ciddi manada popülaritesini arttıran başka bir türü doğurdu: indie. Indie, rock, pop ve folk müziğin kendine has kalıplarından sıyırdı ve kendini piyasa müziğine muhalefette konumladı. Bu yeni kültür unsurlarını, kural bilmeyen ve belli bir kaba sığmayan, istediğini yapan, başına buyruk bir şekilde yorumlamak gerekir. Zira Gezi isyanında, öncesinde örgütsüz ve apolitik tutumları yönüyle eleştiren 90’lı jenerasyonun isyanını bile Indie’ye bağlamak mümkün. Şimdilerde kendinden çokça bahsettiren bu kültür önümüzdeki yıllarda anaakım müzik dünyasında daha çok söz sahibi olacak gibi.

Bu bahsini ettiğimiz müzikten söz ederken Kaç Canım Kalmış, Yolda, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Son Feci Bisiklet, Büyük Ev Ablukada, Seni Görmem İmkansız, Rehber, Peyk, Sekerse Tehlike gibi isimlerden bahsediyorum. Listeyi uzatmak elbette ki mümkün. Bu isimlerin hemen hemen hepsinin bir internet ve kitlesi kar topu misali büyümüş canlı performans geçmişi var ki bu onları piyasada kalıcı kılan en büyük etmen. Artık birçoğunun bandrollü albümleri de varken, birçok festivale de konuk olmaya başladılar. O konserlerde de Youtube’a yükledikleri videolardaki gibi evlerinde, hemen kombinin önünde terlikleriyle çalıyor gibi çalmaları, dinleyicinin kendisine duyduğu samimiyeti fazlasıyla arttırıyor. Şarkı sözlerindeki alışılmışın dışında yapı, serzeniş, dinleyiciyi şarkılarda özne haline getirebiliyor.

Yukarıda adı geçen oluşumlardan Son Feci Bisiklet grubu Kübra’nın Müzik Kutusu’na verdikleri röportajda isimleriyle alakalı soruya şu cevabı veriyor: “İsmin pek bir manası yok. Grupların müziklerinden çok kendi isimlerine, imajlarına yoğunlaşmalarına biraz tepkiliyiz sadece.Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan Kaan Boşnak, hücümkayıt’a verdikleri röportajda ise hikayelerini şöyle özetliyor: “Şarkılarımızı dağıtabilmek için illa süslenmiş bir projeye, gruba gerek yok, istersem kendim de paylaşırım

Sevinç Eratalay

1980 sonrası özgün-protest müziğin başarılı isimlerinden Sevinç Eratalay’a bu tür hakkında ne düşündüğünü sorduğumda ise, “68 müziğinin hem ruh hem de melodik dizilişinin, 2000’li yıllarda vücut bulmaya çalışma hali. Sosyolojik olarak müziğin aslı olan isyan, hayatı değiştirmek ve eleştirmek üzerine kurgulu sözlerle gayet başarılı işler yapıyorlar. Asıl soru ise şu: Müzik yaparken ünlü mü olmak istersiniz; yoksa müziğinizi yapıp yaşama mı bırakırsınız?” şeklinde bir cevap aldım. Sorusunun cevabı elbette ki abartıdan arınmış, sıradan ve bağımsız tavırla elbette ki grupların kendi özgünlüklerinde gizli.

Sekerse Tehlike grubu kendi manifestolarında “Neden Sekerse Tehlike?” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Çünkü dayatılan ve diretilen; tüketim endeksli, apolitize , çevre düşmanı, şiddet fetişisti postmodern yaşama karşı duyulan iç bulantısını gidermek için, derdini anlatmak ve bu anlatının karşılığını bulmak bir olasılıktır. Sekecek , sekmeli, sekene kadar, seke seke!

Rehber

Son yıllarda dikkatleri en çok üzerlerine toplayan gruplardan biri ise şüphesiz ki Rehber. Türkçe Sözlü Güzel Müzik ismini verdikleri ve internetten ücretsiz paylaştıkları albüm ile yolunda usul usul ama başarılı bir şekilde devam etmekteler. Verdikleri bir röportajda şu ifadelerle Türkiye’de müziğin dümeninin nasıl onlara doğru döneceğinin ifadeleri var: “Sanayi müziğinin bu denli tüketilmesine şaşırmıyor, ama karşı fikir üretiyoruz. rehbertuar.com’dan yayınladığımız albümümüz, pop ya da alternative rock yapıp iyi bir pazarlama yöntemi ile büyük kitlelere ulaşan müzisyenlerin yanlışlıklarını ihbar niteliği taşımaktadır. Bu bir hamle; sonraki adımları birlikte göreceğiz

Rehber’in bahsini ettiği bu hamlesi müzisyen ve prodüktör Efe Demiryoğuran tarafından da şöyle yorumlanıyor: “Popüler medyanın ve ”müzik sektörü”müzün ısrarla görmezden geldiği bu müzisyen ve gruplar aslında evrensel bir noktadan dünyadaki çağdaşlarına göz kırpıyor ve geleceğin popüler müziğinin önsözünü hazırlıyorlar. Kendi müziğini besteleyip kendi prodüksiyonlarını hazırlayan bu yaratıcı kentli çocuklar artık daha ciddi dinleyici kitlelerine ulaşıp desteklenmeyi fazlasıyla hak ediyorlar. Her dönemde olduğu gibi moda olanın ‘değerli’ olduğu günümüzde de onlar bize her şeyin bir alternatifinin olduğunu ispatlıyorlar. Müziğe inanan herkez tüm gücüyle destek olmalı.

Piyasada sesini duyurmayı başarmış bir başka grup olan Kaç Canım Kalmış’ı ve bu türün felsefesi hakkında fikir sahibi olmak için İmdat Polis şarkısına kulak vermek kısa ve keyifli bir yol: “böyle böyle bardak taştı/ kafa bu da attı şalterim/ evde yüzde ellin halksa/ bu sokaktakiler kim?

Bu akımın işi yolunda giden gruplarından bir tanesi de Eski Bando. Vokali Eda Baba’nın kendine has yorumu, grubun felsefesi “yeni bir retro sound ironisi” ile birleşince mükemmel işler de peşi sıra geliyor. İlk albümleri Renkli Şeyler’le kendi tarzlarını her performanslarında ilmek ilmek işliyorlar. Grubun Cumartesi Anneleri’ne adadıkları şarkı olup biteni es geçmediklerini gösteriyor.

Müzik eleştirmeni ve yazar Kadri Karahan’ın indie ruhuna yönelik yorumuna kulak vermek gerekir: “2000’li yıllardan sonra popüler / ticari işlerin ülkemizde kendini tekrar etmeye başlaması ile bağımsız müziğin önünün açıldığı bir gerçek ve bundan kimse rahatsız değil. Artık çok daha rahat sahne alabilen, beraberinde albüm yapabilme şansını bulabilen (bulamasalar da bunu sorun etmeme halleri takdire şayan) müzisyenlerimiz ne kadar güzel ki seslerini sosyal medyada, bağımsız radyo ve TV kanallarında, düzenlenen partilerde ve festivallerde özgürce duyurabiliyor. Pop ya da rock olsun İndie ruhu, özellikle genç nefeslerle buluşunca samimi bir o kadar da güçlü yükseliyor günden güne ve her birini ayrı alkışlamak gerekiyor.

Tüm ismini saydığım bu gruplar ve beraberinde bu türü icra eden tüm isimler emin adımlarla muhalif bir şekilde piyasaya meydan okuyorlar. Muhalefetleri tuttukları futbol takımlarından, müzik endüstrisine, sevgilerine, düzenden, ekonomik sisteme kadar uzanan bir yelpaze içerisinde. Yaşları ve bununla beraber önlerinde müzik yapacakları zamanları ele alırsak Türkiye müziğinin gideceği yol mutlaka ve mutlaka onlardan geçecek. Onları takip etmekte ve de seslerine kulak vermekte fayda var.

2014 yılı özellikle yeni çıkan albümler ve yerli-yabancı konser ve festivaller açısından çok verimli bir yıl olmayı sürdürüyor. Portishead, Massive Attack, Megadeth, Sezen Aksu-Kardeş Türküler ve Zeytinli Rock Fest gibi ilgi ve heyecan uyandıran konserlerin ve festivallerin yanı sıra Adile Yadırgı, Nadir Göktürk, İncesaz ve Koliva gibi isimlerin albümleri ve Metin Altıok Şiirlerinden Şarkılar, Bir Eksiğiz gibi projeler de dinleyicileri mutlu eden çalışmalar oldu. Her geçen gün kaliteli yeni işlerin üretildiği müzik piyasasında elbette farklı tarz ve yorumlar da mevcut. Ancak bu atmosferde dikkat edilmesi elzem bir husus daha var. O da son birkaç yıldan beri müzik sektörünün rol, figür…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.96 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*