EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / İrem Derlen

İrem Derlen

“Gidelim Haydi” üç şarkının yer aldığı bir maxi single ve henüz çok yeni yayında. Ama siz uzun zamandır müziğin içindesiniz. Sosyoloji mezunu olduktan sonra konservatuar eğitimi almaya karar verdiniz. Daha sonra bu iki eğitimi birleştirdiniz ve neler oldu oralarda?

Evet Mimar Sinan Üniversitesi “Sosyoloji” bölümü ardından İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan/Opera bölümünde eğitim aldım. Konservatuar öğrenciliğim sırasında üç yıl süresince Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ve Opera Korosu’nda sözleşmeli “Koro Elemanı” (Soprano) olarak görev yaptım. Mezun olduğum sene “Opera Sanat Dalı” yüksek lisans bölümüne birincilikle girmiş olmama rağmen, mezun olduğum her iki bölümü de ortak bir paydada buluşturabileceğim düşüncesiyle tercihimi Yıldız Teknik Üniversitesi “Sanat ve Tasarım” yüksek lisans bölümünden yana kullandım. Bu bölümden de “1990 sonrası Türkiye Müzik Endüstrisi’nde Müziğin Üretim, Dağıtım ve Tüketim Odakları” konulu master tezimle mezun oldum. Sonrası da hep müzikle iç içe…

Edindiğiniz klasik müzik eğitimini batı müziği ile birleştirdiniz ve özel şan dersleri vermenin yanı sıra çeşitli pop ve rock gruplarının solistlerine vokal koçluğu yaptınız. Bu durumun özeti nedir, nasıl bir süreç gerektirir, gerekli alt yapılar nelerdir, ne kadar bir süreye dayanır her şey? Kısacası biraz vokal koçluğunu/zu konuşalım istiyorum burada.

Konservatuar şan bölümü mezunu olmak gerekli tüm bu saydıkların için. Bu da uzun süreli ve oldukça kapsamlı bir eğitim almayı gerektiriyor. Ses eğitimi ve vokal teknikleri konusunda uzmanlaşmış olması gerek ders veren kişinin. On beş yıldır şan eğitmenliği ve vokal koçluğu yapıyorum. Sesin doğru ve çok yönlü kullanımı üzerine performans çalışmaları yanında kurumsal odaklı yani şirket çalışanlarına yönelik koro ve şarkı söyleme atölyeleri düzenliyorum.

Şan Eğitmenleri/Vokal Koçları, vokal tekniklerini sadece şan dersinde yaptırdıkları egzersizler sırasında değil, doğru bir şarkı söyleyiş tekniğinin oturması için repertuar çalışması içinde de uygulatan kişilerdir.

Bu soruyu iyi ki sordun aslında, lütfen kendi iyiliğiniz için eğitim fakültesi (kendini dışarıdan iyi şan eğitmenleri ile desteklemiş ve iyi bir teknik oturtmuş insanları dışarıda tutarak) ya da müzik kurslarından mezun olup kendisine şan hocası, şan eğitmeni diyen insanlardan uzak durun diyorum. Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu henüz kendi seslerindeki teknik problemleri halledemeden öğrencileri konservatuvarlara hazırlamak, onlara repertuvar çalıştırmak gibi onların hayatlarını doğrudan etkileyecek işlere kalkışmaktalar. Bu kişiler yüzünden mağdur olan insanlarla çok karşılaştım.

Şan hayli soyut ve azim gerektiren bir iş. Dolayısıyla eğitiminin verilebilmesi için uzun seneler profesyonel eğitim almak, iyi bir anatomi bilgisi, vücudu iyi tanımak ve kusursuz bir kulak gerekir.

 

Sahnede 12 farklı dilde ve birbirinden farklı tarzlarda, renklerde şarkı söylediğinizi biliyoruz. Kurucusu da olduğunuz Grup Tria ile bir süredir sahne alıyorsunuz.  Biraz Tria’dan başlayalım. Ne zamandır devam ediyor bu birliktelik, nasıl buluşmalar bekliyor dinleyici sahnede?

On yılı aşkın süredir sahnede müzik yaptığım, hem kurucusu hem de ana solistlerinden biri olduğum ekip Grup Tria. Opera aryaları, napolitenler, jazz, latin, chansonlar, Greek, Türkçe ve Yabancı Pop, 70’ler – 80’ler – 90’lar, disco, funk … ağırlıklı programlar yapıyoruz.

Uzun yıllardır hem özel hem de kurumsal gecelerde sahne alıyoruz. Bu bir ekstra grubu, dolayısıyla buradaki asıl amaç her beğeniye hitap edip, davetlilerimize hoşça vakit geçirebilecekleri, ‘Müzik de ne kadar güzeldi’ diyebilecekleri, mutlu ve unutulmaz birkaç saat yaşatmak.

Sahne dışında da çeşitli albümlerde karşımıza çıktınız, nerelerde karşılaştık sesinizle?

Sesimle çok uzun zamandır bir çok reklam jingle’ı ve jenerik müzikleriyle buralardaydım aslında. Aralık 2010’da “Harikalar Diyarı” grubu ile Garo Mafyan prodüktörlüğünde, JKS & EMI Müzik Türkiye etiketiyle piyasaya çıkan Jazz & Pop / Lounge tarzındaki “Bak Kalbine” adlı albümü kaydetmiştik. Klip şarkımızı da ‘Eski Oyuncak’tı. İçinde çok güzel şarkıların yer aldığı, çok güzel tepkiler aldığım bir projeydi benim için.  Ama aklımda hep kendi solo projemi hayata geçirmek de vardı. O da bugüne kısmetmiş.

 

Maxi single, Kınay Production etiketi ile bu haftadan itibaren tüm digital platformlarda yerini aldı. Öncelikle heyecan nasıl? Hatta öncesine gidelim, bu şarkıların doğuşuna, yayınlanma fikrinin hayata geçtiği o ilk günlere. Nasıl yola çıkıldı, kimler en başından beri projenin içindeydi?

Heyecanım daim, sakince akışı gözlemliyorum ve doğru tepkiler alıyorum. Bu proje iki sene önce; ben de dâhil olmak üzere Burçak Bahar ve Emrah Sarıtunalılar’dan oluşan üç kişilik bir çekirdek kadroyla Kadıköy’deki evimizde başladı. Uzun sohbetler, fikir alış verişleri, masa başı sabahlamaları ile çalıp, söyleyip, kayıt yaptığımız günler sonrasında birçok şarkıyı içine alan büyük bir havuz oluştu.

Ardından sahnede müzik yaptığım tüm orkestra arkadaşlarım da projeye dâhil oldu. Biz de bu sırada aralarından üçünü seçip kayıtlara başlamıştık bile.

Buradan tüm şarkılarımın aranjelerini büyük bir titizlik ve incelikle kotaran, bas gitar ve elektrik gitar çalımlarıyla da şarkılarımızı renklendiren Emrah Sarıtunalılar’a,

Kimsede bulunmayacak kadar ince ve özel bir ruha sahip; dostluğuyla, varlığıyla, yaratıcılığıyla hayatıma anlam katan Burçak Bahar’ıma,

Şarkı sözleri konusunda bizden desteğini esirgemeyen güzel dostum Bahadır Gökçen’e

“Yoksa”nın bestecisi, gitar çalımlarıyla ve back vokalleriyle şarkımıza renk katan, uzun yıllardır aynı sahneyi paylaştığım Görkem Baharoglu’na,

“Yoksa”ya sözleriyle hayat veren Kristal Sila Özhendekci ‘ye,

“İçindedir’in yaratıcısı sevgili kuzenim Mehmet Hakan Özhendekci’ye,

10 yılı aşkın süredir aynı sahneyi paylaştığım dostlarım, kardeşlerim, müzik yoldaşlarım Ayhan Mutlu (Tuşlu Çalgılar), Aysun Sökmen (Flüt) ve Gökhan Akhan’a (Klarnet)

“İçindedir” ve “Yoksa” daki bas gitar çalımları için sevgili Burak Yılmaz’a,

“İçindedir”deki perdesiz ve akustik gitar çalımları ile şarkının tadına tat katan sevgili Cihan Mürtezaoğlu’na, davul ve perküsyon çalımları ve güzel önerileri için Can Can’ıma, (Can Güngör)

Kayıt ve Mix’leri ve tüm prodüksiyon sürecindeki katkıları için  Emre Malikler’e,

Mastering için Modern Mastering Studio’dan Everett Young’a,

Tüm vokal ve enstrüman kayıtları için Jingle Factory’nin kapılarını bize açan, hiç bir konuda desteğini esirgemeyen Emre Sarıtunalılar ve Eray Uygur’a çok teşekkür ediyorum bir kez daha.

Çalışmaya adını veren şarkı aynı zamanda da ilk klibi çekilen şarkı: Gidelim Haydi. Siz İstanbul’da doğdunuz ve büyüdünüz ve bir gün geldi buralardan gittiniz. Bu şarkı bir yerde Datça yolculuğunuzun bir özeti, bir çok insanın aslında o çok istediği şey mi?

Çıkış şarkım “Gidelim Haydi” içimdeki büyük şehirden başını alıp gitme isteğiyle başa çıkmaya çalışırken ortaya çıkan bir kaçış şarkısı … Belki Kavafis’in şiirinde anımsadığım gibi “… Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın. Bu kent peşini bırakmayacak…” Ama umut dolu, neşeli, yeniden nefes alabildiğimi hissettiğim, sakinlediğim, kendi iç dengemi yakalamaya çalışırken beni bulan cennet gibi bir yerin, huzurun şarkısı benim için. Ve isterim ki siz onu dinlerken gülümsetsin sizi…

Etrafımdaki birçok arkadaşımın dilinde de hep gitmek var. Bu bende de uzun zamandır vardı ve benim için yeni bir duygu değildi. Hayat gerçekten çok kısa ve birçoğumuz kendimizi çok da iyi hissetmediğimiz, müthiş gergin bir dönemden geçiyoruz. Üzerimizde taşıyamayacağımız kadar fazla yük var. Bu saatten sonra bize ne iyi hissettiriyorsa, bizi ne iyileştiriyorsa onu yaşamalıyız diye düşünüyorum. Datça bana çok iyi geldi, bir kere hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok daha güçlü ve sağlıklı hissediyorum kendimi. Sakinliği, doğası, deniziyle ve güzel insanlarıyla bir cennet.

Geçtiğimiz Aralık ayı başından beri Datça’dayım. Ama konserler ve vokal atölyeleri dolayısıyla bir ayağım hep İstanbul’da ve tabi diğer şehirlerde. Biraz orada biraz burada, mobil bir yaşam diyebiliriz benimki için.

Şehirden gidemiyorsa da sık sık yolculuk etmeli bence herkes. Bunun için büyük paralar harcamak da gerekmiyor. İyi bir planlama ile her şey mümkün. Çünkü insan yolda kendini bulur, yeni hayatlarla tanışır, sağlam yüzleşmeler yaşar. Özetle yolda olmak iyi gelir.

 

 

Ve klibe gelelim. Alper Kaya ve Kaan Dereli imzası ile ve Datça’nın şahane renklerinde şarkınız karşımıza çıkıyor. Klip süreci nasıl gelişti?

“Tanrı sevdiği kullarını uzun ömürlü olması için Datça Yarımadası’na gönderir.” demiş Strabon. Ne de güzel ifade etmiş. Bu şarkının hayatımdaki yeri ve hikayesi için Datça’dan daha iyi bir yer zaten düşünemezdim. Her şey çok gönlüme göre oldu bu açıdan.

Benimle bolca gülüp, çok eğlendiğimiz üç gün boyunca Datça’da dağ bayır gezip, doğal hallerimi yansıtan tatlı bir klip ortaya çıkardıkları için Çekirge Yapım (Alper Kaya & Kaan Dereli)’a ne desem az.

Amacımız tatlı, albenili, samimi, doğal hallerimi, yaşamımdan kesitleri yansıtan bir şerit ortaya çıkarmaktı. Ve Datça’nın doğal güzellikleri de bu iş için üzerine düşeni hakkıyla yaptı.

Muğla Valiliği ve Datça Belediyesi de her konuda inanılmaz yardımcı oldu bana ve yapım ekibine. Datça’nın güzel insanlarına da çok çok teşekkür ediyorum buradan bir kez daha.

 

 

Diğer iki şarkıya gelelim. O şarkıların iç yolculuğu nedir, onlara da klip çekme fikri var mı önümüzdeki günlerde. Ve elbette sahne … Önümüzdeki günlerde neler bekliyor sizi?

Maxi single’da “Gidelim Haydi” haricinde  “Yoksa” ve “İçindedir” adlı iki şarkım daha var. Üçü de dinleyeni kendi içinde serüvenli bir yolculuğa çıkarsın temennim… Belki ilk aşklarını, doğup büyüdükleri şehri, çocukluk anılarını, dostlarını, son yıllarda içimize işleyen büyük şehirlerden alıp başını gitme isteğini, hiçbir yere – hiçbir şeye ait olamama, olmak istememe duygusunu, göçebe bir yaşam arzusunu … hayallerinde ne varsa onu yaşatsın dinleyiciye. Ben ne yolculuklar yaptığımı anlatsam bu röportaj çok çok uzar J

İkinci klibi ‘İçindedir’e çektik bile .. Onu da ilerleyen günlerde yayınlıyor olacağız. Albüm süreci ile birlikte yine kendi ekibimle Eylül-Ekim itibariyle büyük şehirlerden biraz kaçarak çevreyi dolaşmak, daha farklı mecralarda konserler vermek ve şarkılarımı herkesle buluşturmak arzusundayım. Çünkü İstanbul, Ankara, İzmir vb. gibi büyük şehirlerde zaten sürekli konserler ve etkinlikler düzenleniyor. Yani demek istediğim; ihtiyaca cevap verebilecek birçok farklı alternatif var. Ama farklı şehirlerde yaşayan insanların sanatsal aktivitelere ve özellikle müzikle buluşmaya bence daha fazla ihtiyacı var. Eminim ki bu buluşmalar beni fazlasıyla mutlu edecek.

Görüyoruz ama ne kadar yetişebiliyoruz bilmiyorum. Müzik piyasası bir süredir yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen hızlı bir akış içinde. Siz nasıl takip ediyorsunuz, neler gözlemliyorsunuz, nereye gidiyoruz?

Ana akıma selam çakmayan alternatif solistleri ve grupları büyük bir heyecanla takipteyim. Olması gereken neyse o oluyor aslına bakarsan. Yani su akıyor ve kendi yolunu buluyor tam anlamıyla. “Siz bize alan açmıyorsanız biz de kendi alanımızı açarız” diyorlar.

İşin dinleyici tarafına baktığımızda ise ses getiren ve asıl merak uyandıran şey şarkıcı ve grupların üretimlerindeki bu samimiyet ve sahici duyguların dışa vurumu aslında. Ayrıca artık başlangıçtaki gibi sadece genç bir kitle değil, daha ileri yaştaki müziksever de takip ediyor onları.

Türkiye alternatif sesler ve müzikler konusunda bir cennet bence. Ben de alternatif müzik yapan birçok arkadaşıma vokal koçu ve şan eğitmeni olarak destek veriyorum dönem dönem. İşin mutfağında olmaktan da büyük keyif alıyorum.

Müziğin birçok renginde olduğunuzu biliyorum ki doğal olarak da birçok tarzda birçok dinlediğiniz, benim müzisyenim bu dediğiniz isimler vardır eminim. En çok hangi soundlara ait hissetiniz kendinizi, kimleri dinlediniz dünden bugüne, özellikle çalışmayı çok istediğiniz bir müzisyen oldu mu?

Çok farklı tarzlarda müzik dinleyen bir ailenin içinde büyüdüm. Ailemdeki herkesin müzik kulağı çok iyidir. Ama özellikle annemin çok iyi bir sesi vardır. Türk Sanat Müziği korolarında söylerdi ben küçükken. Ben de evde onun çalıştığı şarkılara eşlik ederdim. İlk okulum annemdir müzik konusunda. Evde babamın bozarız diye el sürdürmediği pikapta kardeşimle, ondan gizli çeşitli klasik müzik ve caz plaklarını dinlerdik. Abimin de müzik zevkimin gelişmesinde önemli yeri vardır. 80’ler pop, rock grup ve solistlerinin hepsini sayesinde tanıdım desem yeridir. Bir yandan halk türkülerimizi de onun sayesinde sevdim.

Sanırım o çeşitlilik beni çok küçük yaşlarda etkisi altına almış. World music kategorisinde değerlendirilen müzikleri araştırıp bulma peşindeyim uzun süredir. Bu şarkıcılığımı da farklı vokal teknikleri deneyimleyebilmem açısından çok geliştiren bir şey. Farklı türlerin birbiriyle kaynaştığı her türlü müziğe heyecanla yaklaşıyorum. Fadolar, Endülüs, Balkan, Hint müzikleri, Küba şarkılarından oluşan oldukça geniş bir dinleme listem var ve içerisine her gün yeni şarkılar ekleniyor.  Dolayısıyla tek tek isim vermem çok zor.

Ve müzisyen kimliğinizi tanıdık ki önümüzdeki günlerde yeniden de buluşacağımıza eminim, şarkılarınızın yolu tekrar tekrar açık olsun. Ama son soruda geleneğimizi bozmayalım ve sizi biraz da bu kimliğin dışında tanıyalım. Hayatınızın diğer renkleri ile, heyecanları ile, paylaşımları ile, orada nasıl bir portre bekliyor bizi?

Ben de çok teşekkür ediyorum güzel yaklaşımın ve değerli desteğin için öncelikle. Küçük şeylerle mutlu olmayı bilen biriyim. Akşam yastığa başımı koyduğumda huzurla uyuyup, sabah huzur ve sağlıkla kalkabiliyorsam şükrediyorum. Ailem ve dostlarımla kaliteli zaman geçirmek en büyük lüksüm diyebilirim. Son dönemlerde işlerden ve konserlerden vakit buldukça döndüğüm Datça’da bahçemle ilgilenmek ve sevdiğim kitapları okumak beni en çok rahatlatan şeylerden biri.

Uluslararası sertifikalı bir ‘Nefes Koçu’yum. Aynı zamanda ‘Uluslararası Sesle Terapi Birliği’ üyesiyim.Yeni müzikler keşfetmek, farklı vokal tarzlarını denemek, sesin oluşumu ve şan ile ilgili dünya literatürünü taramak, insan sesinin iyileştirici gücü ile ilgili araştırmalar yapmak, halen bu konulara dair uluslararası – online seminerler de dahil olmak üzere – eğitimlere katılıyor olmak; edindiğim her yeni bilgiyi kendi seminer ve derslerimde öğrencilerimle paylaşmak çok heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor beni.

 

İrem Derlen – Gidelim Haydi
Kınay Production
"Gidelim Haydi” üç şarkının yer aldığı bir maxi single ve henüz çok yeni yayında. Ama siz uzun zamandır müziğin içindesiniz. Sosyoloji mezunu olduktan sonra konservatuar eğitimi almaya karar verdiniz. Daha sonra bu iki eğitimi birleştirdiniz ve neler oldu oralarda? Evet Mimar Sinan Üniversitesi “Sosyoloji” bölümü ardından İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan/Opera bölümünde eğitim aldım. Konservatuar öğrenciliğim sırasında üç yıl süresince Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ve Opera Korosu’nda sözleşmeli “Koro Elemanı” (Soprano) olarak görev yaptım. Mezun olduğum sene “Opera Sanat Dalı” yüksek lisans bölümüne birincilikle girmiş olmama rağmen, mezun olduğum her iki bölümü de ortak bir paydada buluşturabileceğim düşüncesiyle tercihimi…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.53 ( 7 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Threesome