EDİTÖRDEN

Neshe

Neshe ve müziği ile tanışmam / tanışmamız geçtiğimiz yılın son günlerine denk geldi. Sony Müzik – Staf World ortaklığı ile yayınladığı “Hijo De La Noche” şarkısına Romanyalı başarılı müzisyen – DJ Jimmy Dub’da eşlik etti. Ve ne mutlu ki 7’ni yaş kutlamalarımızda kendisi de bizimle birlikte oldu.

İspanyolca ve İngilizce yorumlanan şarkısına da aşık olduğum şehirlerden Mardin’de İrem Haykır yönetmenliğinde muhteşem bir klip çekildi. Pandemi döneminde üstelik zor şartlarda olağanüstü çekilen bu klip için de emeği geçenleri ayrıca alkışlamak ve hikayesini de uzun uzun dinlemek gerek. 

Sadece bu şarkıyı ve daha fazlasını konuşmak için söyleşi yapmaya karar verdiğimde aslında o daha fazlanın daha daha fazlasının da olduğunu öğrendim. Çünkü Neshe’nin müzik yolculuğu sadece bir şarkı  ve durağı sadece ülkemiz değilmiş. İspanya, Barcelona ve Amerika’da da çalışmalarını sürdürmüş Neshe, şu an ara verse de yolu yine oralara gidecek ve belki de asıl süreç orada yeniden başlayacak.

Hani bizim starlarımızın hep yurt dışına açılma hevesi, heyecanı olur ya ve üstelik yaptıkları o kötü şarkılara rağmen birileri illa ki alır yere göğe koyamaz onları. Neshe, aldığı eğitim ve net tavrı, duruşu ile fazlasını yapmaya çok daha yakın. Eminim ki süreç geçince adını çok daha sık duyacaksınız ve o zaman belki de bu söyleşi vesilesi ile kendisini çok daha yakından tanımış olacaksınız. Çünkü ben öyle yaptım ve bunun haklı mutluluğunu yaşadım.

Özellikle bir çabamız olmasa da konuklarımızın bir yanda evrensel yolculukları beni mutlu ediyor. En önemlisi nerede olursak olalım ve hangi şartlarda yaşıyorsak yaşayalım bulup konuşma ve sizinle buluşturma şansını bulabiliyorum, bu yüzden çok mutluyum. Neshe’den çok ama çok büyük başarılar bekliyorum ve en yakın zamanda yeniden bizi bu ağır, kasvetli süreçten çıkartacak şarkıları ve başarıları ile buluşmayı diliyorum ve bu uzun söyleşi için vakit ayırdığı için çok ama çok teşekkür ediyorum.

 

 “Hijo De La Noche” yakın zamanda bizimle buluşturduğunuz şarkınızdı. Ama şarkınızı ve ve sonrasını konuşmadan önce en baştan yola çıkalım ve sizi daha yakından tanıyalım istiyorum.

Tabiki, ben Neshe 1990’da , İstanbul’da doğdum. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Modern Dans ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikal Tiyatro Bölümleri’nden mezun olduktan sonra Barselona’ya giderek hem eğitimime devam ettim, hem de sahne hayatıma başladım. Avrupa’da ve Amerika’da bir çok müzikalde oynadım. Viyana Konservatuvarı Pop Müzik Master programını kazandığım ve müzik hayatıma Universal Avusturya ile devam edeceğim bir dönemde Türkiye’ye dönüş yaptım. O günden beri de sahne hayatıma Şehir Tiyatroları ve daha sonra da Enbe Orkestrası’nı dahil ederek devam ettim. Şimdi ise hep hayalini kurduğum kendi ismim, müziğim ve sahne showlarımı seyirci ile buluşturmak için ilk adımı attım ve ilk single çalışmamı yayınladım.

Siz de sanata küçük yaşta ilgi duyanlardansınız ama her şey bir bale okuluna yazılmanızla başlıyor ve daha sonra bir anda ilginiz tiyatroya dönüyor. O yılları, bu eğitim sürecinizi konuşarak başlayalım mı?

Sahneye olan ilgim çok küçük yaşlarda annemin topuklu ayakkabılarıyla masa üzerine çıkarak yaptığım performanslarla başladı. Bunun üzerine 4 yaşımda ailemin yönlendirmesiyle baleye başladım. Alev Baymur’un okulunda yaklaşık 8 sene bale eğitimimi devam ettirdim. Sadece bale ile sınırlı kalmadı aynı süreçte Müjdat Gezen’de tiyatro eğitimi de alıyordum. Daha sonra yolum Devlet Opera Balesi Baş Koreografı Uğur Seyrek ile kesişti bana ‘Carla’ adını vermesiyle bale eğitimime onunla devam etmeye ve aynı dönem jazz dersleri almaya başlamıştım. Onun yönetiminde katıldığım Aspat Dans Platformu’nda modern dans ile tanıştım ve bu benim için yeni bir tutkuydu. Balenin kuralları aksine kendimi daha özgür ifade edebildiğim yeni bir kapı açılmıştı. Derken lise yılları geldi, eğitimime devam ederken ki okulda gayet başarılı bir öğrenciydim bir yandan akşamları bale, tiyatro, dans derslerimi ihmal etmiyordum. O dönem Kenterler’de tiyatro eğitimime, Uğur Hoca ile derslerime bir de Shaman Dans Tiyatrosu eklenmişti. Konservatuvara girmeden önce Salzburg’da bulunan dünyanın sayılı dans okullarından biri olan Sead’e seçmeye gittim. Son aşamaya kadar mücadele etsem de yaşım gereği mental olarak henüz hazır olmadığımdan bir sonraki seçmeye davet edildim. Döndükten sonra da konservatuvar sınavlarına hazırlanmaya devam ettim. Aslında benim için tiyatro, müzik, dans hepsi bir bütündü ve hepsini ayrı seviyordum.

 

Peki şarkı söylemek istediğinizi nasıl anladınız ve bu anlamda neler yaptınız daha sonra. Tam da o süreçte çünkü Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Modern Dans ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikal Tiyatro Bölümlerini seçtiğinizi öğreniyoruz. Bir yandan dans devam ediyor bir yandan da tiyatroyu elden bırakmıyorsunuz; nasıl yıllar ve adımlar atıyorsunuz daha sonra?

Çok küçük yaşlarda bale ile başlayan sanat yolculuğumda müzik, hayatımın hep bir parçasıydı. Klasik müzik, türkçe pop, yabancı pop çok dinlerdim ve hayranı olduğum şarkıcıları taklit ederdim. J.Lo’yu idol olarak görürdüm. Ancak asıl sesimi keşfetmem konservatuvara girmeden önce Kenter’de tiyatro eğitimi aldığım döneme denk gelir. Bir gün sahne çalışırken, repliklerimi vokal performansına dönüştürmüştüm ve herkesin ne kadar güzel bir sesin var demesi üzerine ve hocamın da kesinlikle müzikal yapmalısın demesi üzerine şan dersleri almaya başladım. O günden beri de şarkı söylemeyi bırakmadım.

Konservatuvar yıllarımda iki okulu eş zamanlı yürütüyordum. Son derece yorucu ve zordu. Birinci sınıftayken aynı zamanda Shaman Dans Tiyatro’suna devam ediyordum ve solist olarak sahneye çıkmaya hazırlanıyordum ki yoğun tempodan dolayı rahatsızlanmaya başlayınca profesyonel sahneyi bırakıp sadece eğitimime devam etmeye karar verdim. Ancak bir süre sonra sahne daha çekici gelmeye başladı ve auditionlara girerek her şeyi bir arada yapabilme alışkanlığı kazandım.

 

 

Sanırım yine aynı zamanlar bazı seçmelere katılıyorsunuz ve burada gösterdiğiniz başarı belki de sizin bugünkü yolculuğunuzun işaretlerini de veriyor. Sizden dinleyelim istiyorum o heyecanı ve daha sonrası çünkü iki tutkunuzu müzikle ve tiyatro ile buluşturan bir süreç o yıllar; neler yaşıyor, neler yaşanıyor o zamanda?

İlk audition deneyimim konservatuvarın birinci sınıfındayken İstanbul Konservatuvarı’na Amerika’dan gelen bir heyetin ‘Footloose’ müzikali için seçme yapacağını duyurmasıyla başladı. Gerçekten çok heyecanlıydı. İçten içe kazanabilmeyi çok istiyordum ama benden çok daha deneyimli kişiler vardı. Okuldan mezunların hatta hocaların bile katıldığı bir seçme düşünün. Günlerce hazırlanıp girdiğim bu seçmenin sonucu bize aylar sonra mail yolu ile duyruldu ve seçildiğimi öğrendiğim an gerçekten çok mutlu olmuştum.

“Amerika’ya gidip bir müzikalde oynamak, bir müzikal prodüksiyon nasıl yapılır, nasıl hazırlanılır”ı görebilmek birinci sınıftaki bir öğrenci için gerçekten eşsiz bir deneyimdi ve o günden sonra da kesinlikle müzik, dans ve tiyatroya ayrı ayrı emek vermem gerektiğini, çok çalışmam ve kesinlikle bu işi yapmam gerektiğini anladım.

 

Daha sonrası bu projeleriniz, çalışmalarınız anlaşılıyor ki adres olarak da sizi başka yerlere taşıyor ve yeni yolculuklara sürüklüyor. Adresler neresi oluyor ve gittiğinizde orada sizi neler bekliyor, nasıl karşılıyor sizi uzaklar, nasıl izler bırakıyor yaşadıklarınız anılarınızda?

Bu sorunun cevabını saatlerce anlatsam bile her şeyi anlatamam sanırım. Footloose maceramdan sonra Türkiye’ye dönüp eğitimime devam ederken bu sefer Mimar Sinan’da Almanya- Fransa- Türkiye ayağı olan bir fiziksel tiyatro projesi seçmesi yapılıyor. Türkiye’den 5 kişi seçiliyoruz ve Pina Bausch’un okulu Folkwang’in yolunu tutuyoruz. Uzun soluklu olan bu proje de apayrı bir deneyim oluyor. Proje bitince bana yetmiyor bu sefer çok önceden aklımda olan İspanya’daki Institut del Teatre’a nasıl giderimin cevabını ‘Erasmus’ ile buluyorum. Çok az olan ispanyolcamla yazışarak Mimar Sinan Üniversitesi ile anlaşma yapmalarını sağlıyorum, sınavı geçiyorum ve bölümümden erasmusla giden ilk öğrenci oluyorum. Barselona’dan da yine dünyanın çeşitli yerlerine kapılar açılıyor.

 

Adreslerden Barcelona bir şekilde hayatınıza yeni bir anlam kattı ki “orada geçirdiğim zaman beni daha olgun yaptı ve bana yeni bir bakış açısı kazandırdı” demişsiniz.

Barselona bana çok şey öğretti hayatla ilgili, sanat yaşamımla ilgili… Yeni bir ülkede, yalnız bir hayata başlamak eşsiz bir deneyim. Zorlukları elbette vardı. İlk defa oradayken kendimi, kökenimi, ülkemin gerçeklerini daha iyi tanımaya ve bazı şeyleri sorgulamaya başladım. Bu da şüphesiz sanat hayatıma da yeni bir bakış açısı kazandırdı.

 

Daha adımınızı atar atmaz orada bir ödülle taçlandırılmanızı hemen sonrası Notre Dame de Paris’te Esmeralda rolünü oynamanız izlemiş mesela. Hepsini merak ediyorum ve bir de eklemek istiyorum, hem dil hem de bu çalışmalar için yepyeni bir dil ve kültür ile karşı karşıya kalıyorsunuz, tüm bunlara alışmanız ciddi bir çalışmayı da gerektiriyor, nasıl başarıyorsunuz?

Elbetteki çok kolay olmadı Barselona’da sanatçı olarak varlık gösterebilmem. Okulda gerçekten çok çalışıyordum. Sadece Erasmus öğrencisi olarak kalmayıp okulun müzikal ve tiyatro bölümlerinde de varlık gösterebilmek için sınava girip, kabul edildim. Bir yandan dil kurslarına giderken, bir yandan part time işler de yapıyorum. Yani her şey dışarıdan göründüğü gibi olmuyor bazen. En iyi genç koreograf seçilmemi soruyorsanız, sebebi tamamen bu süreçteki zorluklar, ülkeme karşı daha hassas oluşum ve özlem… O dönem ülkemizdeki terör olayları çok artmıştı ve ne zaman ailemle konuşsam mutlaka yeni bir haber ile geliyorlardı. Ben de o dönem Forsythe’tan önemli bir koreografla çalışıyordum ve bir koreografi hazırlama aşamasındaydım. Derken bir gün yine böyle bir haber aldım ve kendimi stüdyoda buldum, Neshe olarak insanlığa nasıl bir faydam olabilirdi, Neshe’nin bu dünyaya geliş amacı neydi… derken ortaya ‘I Can’t Define’ çıktı ve tek başıma dans ettiğim sunumumda çeşitli milletlerden bulunan bir odada herkes ağladı. Forsythe’tan Thomas McManus elimi öptü ve bu nasıl bir varoluş, dedi. Benim için unutulmaz bir andır. Sonra da yarışmaya girdi parça ve ödüllendirildi.

‘Notre Dame’ hala benim için hayal gibidir. Okuldan bir arkadaşımın seçmeyi haber vermesiyle başladı her şey. Ensemble bile olsam çok prestijli bir prodüksiyondu ve sonuna kadar orda olmak istiyordum. Seçme günlerce sürdü derken kapıya liste asıldı ve adım listede yoktu, oysa ben çok iyi bir perfomans gösterdiğime emindim. Oradan ayrılmadan önce son bir kez görevliye sordum emin olmak için, sizin adınız diğer listede dediğinde yıkıldım. Diğer liste cast listesiydi ve yerli olmadığımı bilmediklerinden kesinlikle seçilmeyeceğime ve koroda olmak şansını da kaçırdığım için gerçekten çok üzüldüm. Son aşamaya da keyifsiz girdim o yüzden, jüri Türk olduğumu öğrenince şok oldu. Yönetmen ise aradığım tam olarak buydu, aksanı olan, ufak tefek, nereden geldiği belli olmayan bir Esmeralda… Konser formatlı bir müzikal olduğu için de yoğun replikler olmaması işimi kolaylaştırmıştı. Bu olay hayatta mucizeler olduğuna inanmamı sağlamıştır.

Doğru sıralama ile gidiyorsam bu çalışmalardan sonra adres yeniden ülkemiz oluyor ve bir süre Anadolu Ateşi projesi içinde sizinle karşılaşıyoruz, o zaman sizi tanımıyoruz belki ama tanımamız gerekiyor tam olarak da çünkü bu projenin hemen ardından hem İstanbul Devlet hem de İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kendinize yer bulmakta gecikmiyorsunuz.

Barselona’da güzel giden bir kariyerim olmasına rağmen bir şeyler eksikti. Ailemi özlüyordum ve pop müzikle ilgili de çalışmalarım olsun istiyordum. O yüzden sezon kapandığında, bir süreliğine İstanbul’a dönmeye karar verdim. Döner dönmez daha ilk hafta kendimi Anadolu Ateşi’nde buldum. Yoğun bir şekilde repertuar öğreniyordum ki çok kısa bir süre sonra bir baktım, Kuruçeşme’de havada sallanıyordum. Çalışmayı, dans etmeyi seviyordum ama Barselona’daki müzikallerden, cabaretlerden sonra yapmak istediğim tam olarak bu değildi. Derken İstanbul Devlet Tiyatrosu seçmesinden haberim oldu, bir ay sonra kendimi Elazığ’da turnede buldum. O sezonu Türkiye’de geçirmiştim. Ama içten içe farklı bir amaç için gelmiştim ve başka bir şey yapıyordum. Sezon biter bitmez Barselona’ya döndüm. O dönem yolum Avusturyalı bir menajer ile kesişmişti ve bana yapmak istediğim şeyleri sunuyordu. Bir yandan bir gün babam aradı ve Şehir Tiyatroları’ndan birinin aradığını söyledi. Yaptığımız telefon konuşmasında ‘Cabaret’ müzikalini duyunca bir hafta sonra İstanbul’a döndüm.

Yeniden ülkemizdeyiz ve hayatınızın o yıllarındayız, elbette ki dinlemek istiyorum uzun uzun çünkü yavaş yavaş şarkınıza doğru yol alıyoruz.

Cabaret için Türkiye’ye dönüşümle beraber Şehir Tiyatroları’nda çalışmaya başlamıştım. Aynı dönem bulduğum her fırsatta Barselona’ya ve Viyana’ya gidiyordum. Yazları Barselona’da sahne almaya devam ediyordum. Bir yandan Viyana diğer evim olmuştu.

Yakın bir zaman önce 2015 yılında yine yolunuz yurt dışına düşüyor ve bu kez nerelere gidiyorsunuz? Çünkü gittiğiniz yerleri de es geçelim istemiyorum ki yine oralarda da önemli başarılarınız var.

O dönem Avusturya’daki menajerimle uzun çalışmalar sonunda kendi şarkılarımdan oluşan bir demo hazırlıyoruz ve Universal Avusturya’nın ilgilenmesiyle beraber artık yeni adresim Viyana oluyor. Yeni hayatıma bir soluk gelmesi açısından da Viyana Konservatuvarı Pop Müzik master programını kazanarak bir yandan yeniden öğrenci olmayı planlamışken ve Universal ile yeni kariyer yolculuğuma hazırlanırken bazı sebeplerden ötürü bu planıma son vererek yeni bir yol seçmek durumunda kalıyorum. Yine o dönemlerde Makedonya’ya koreografi yarışması için gidiyorum ve üçüncülükle dönüyorum.

Ve hemen sonrası da Enbe Orkestası’nda solistlik yapıyorsunuz. Bu ne kadar soluklu oluyor ve sizi bu kez müziğe daha da bir yaklaştırıyor?

Enbe ile 2018 sezonunda yollarımız kesişiyor. Behzat Gerçeker ile tesadüfen tanışıp, ona Avusturya’da yaptığım çalışmaları gönderiyorum. Acaba beraber bir proje yapabilir miyiz derken neden Enbe’de söyleyip, kendi sahne showunu yapmıyorsun demesi üzerine yeni bir başlangıç oluyor. Yaz sezonunu birlikte geçiriyoruz ancak sezon başlayınca Şehir Tiyatroları’nda da devam ettiğimden ve aynı dönem Romanya’da şarkımın hazırlığını yaptığımdan uzun soluklu olamıyor.

 

Geçtiğimiz aylarda yayınladığınız “Hijo De La Noche’yi heyecanla dinliyorum ve klibini de soluksuz izliyorum ki yıllardır birçok kişi ülkemizi bu denli farklı bir dilde ve sunumda bu kadar güzel yansıtmamıştı ve herkes işin kolayına kaçmıştı, siz öyle yapmadınız.

Çok teşekkür ederim öncelikle. İlk çalışmamda global bir işle çıkmamı hemen herkes riskli görüyordu. Neden Türkçe değil diye soran çok kişi oldu, gerek önemli müzik adamları, gerek yapım şirketleri. Ama en başından beri ne yapmak istediğimden emin bir şekilde yürüdüm. Bu doğru mudur, yanlış mıdır tabi ki tartışılır ama keşke şarkıyı yaptığım vakit, yani iki sene önce müzik sektörü bana inanıp arkamda dursaydı diyorum çünkü tam o dönemin şarkısıydı. Bunu söyleyerek yaşadığım zorlukları anlatmama gerek yok sanırım. İki senelik bir mücadele sonucunda bu şarkıyı sizlerle buluşturabildim ama inandığım ve yapmak istediğim şeyden vazgeçmediğim için şuan gerçekten mutluyum.
13.Bu çıkışı yapmak için en başa dönmemiz gerekiyor yine, bu şarkı nasıl doğdu, nasıl hayata geçti öncelikle. Tüm bu sürecinizi bir şarkıda toplamayı, özetlemeyi çok güzel anlattı bu klip ve açıkçası ardında sizi tanımayı daha çok istememe sebep oldu ki eminim birçok dinleyici için de geçerli oldu bu.

“Emanuela Pertea” (Billionera ve birçok hit şarkının bestecisi) ile yollarımız kesişip, bu şarkı için çalışmaya başladığımız vakit, ona kendimi ve vizyonumu anlatmaya başladım ve o plansız olarak İspanyolca, İngilizce sözler yazmaya başladı, benim bu iki dile de hakimim oluşum ve ona katılmam ile de şarkı şu anki halini aldı. Şarkının yapım aşamasındaki Romanya yolculukları bu şarkının temelini oluşturdu ve aynı zamanda güzel bir dostluğu da beraberinde getirdi.

 

 

İspanyolca ve İngilizce bir şarkı ile aşık olduğum Mardin’de klibini çektiğiniz şarkınız için her şeyi düşünmüştünüz. Dünyaca tanınan müzisyen Jimmy Dub ile feat. olarak sunduğunuz şarkıda kostümler Shakira,Rosalia gibi starların tasarımcısı Gustavo Adolfo Tari tarafından hazırlandı, klibe Nicki Minaj, Jason Derulo, Bruno Mars gibi sanatçıların koreograflığını yapan Lorenzo Hannah danslarıyla eşlik etti.

Nisan ayında Marakeş’te klibi çekmeyi beklerken pandemi girdi hayatımıza ve tabiki bu planı gerçekleştirmek tamamen imkansız hale geldi. Bu sefer Türkiye’de, Marakeş’teki elementleri nerde yakalayabiliriz diye düşününce Mardin fikri oluştu. Pandemi nedeniyle sürekli karar değiştirmek zorunda kalsak da yönetmenim İrem Haykır’ın da projeme olan inancıyla risk alarak Mardin’e gitmeye karar verdik. Hazırlık süreci aylar sürdü. Hayalimizdeki sahneler için en doğru mekanlara karar verdik, bu mekanların fotoğrafları üstüne, Gustavo’nun kostüm çizimleri gelince bambaşka bir dünya oluştu. Her şeyin çok ahenkli ama aynı zamanda özel olmasına çok gayret ettik. Dans yaratımında da doğu- batı sentezini korumaya çalıştık. Tüm ekip son derece inançla, canla başla çalıştı, benim için ayrı ayrı çok özel ve değerliler.

 

Klibin üç günde tamamlandığını öğreniyorum ama bununla da kalmak istemiyorum ve kamera arkası sürecini, heyecanını elbette sizden dinlemek istiyorum. Bu arada yönetmeniniz İrem Haykır ki buradan onu da tebrik etmek istiyorum.

İrem Haykır, en başından beri bana ve projeye çok inandı ve bu klip için elinden gelenin fazlasını yaptı. O dönem Mardin’e gidemememiz için çok fazla olumsuz durumla karşı karşıyaydık ama el ele verip bir şekilde üstesinden geldik. O yüzden bende yeri çok ayrıdır.

Klip 3 günde çekildi, 20 kişilik bir ekiple. Ekibimdeki herkes son derece özveriyle çalıştı ancak zorluklarla karşılaştık tabiki. Şehir içi ulaşım güçtü. Ara sokaklara araç giremediğinden, kamera ve ışıkları katırlar taşıdı. Kostümüm yüzünden bir mekanda çekimi durdurmak istemeleri ve pandemi gerçeği gibi zorluklara rağmen Mardin halkının sıcaklığı, ekibimin inancı ve özverisi sayesinde elimizden geldiğince güzel bir iş çıkardık.

 

 

Şarkıya nasıl tepkiler geldi peki, dinleyicileriniz nasıl karşıladı; tüm bu güzel heyecandan sonra peki neler yapma fikri gelişti siz de, bir sonraki duraklarımız ne zaman olacak, elbette bir yandan da bu sene için de güzel hazırlıklar içinde olduğunuzu düşünüyorum. Yakın zamanda nerelerde sizinle karşılaşmaya hazır olalım.

Proje ile alakalı gerçekten çok güzel dönüşler oldu. Çok özel isimlerden, dünyaca ünlü yönetmenlerden, müzisyenlerden övgü dolu mesajlar aldık. Özellikle Balkanlar ve Latin Amerika’nın ilgisi oldukça yoğun. Kendi ana dilim olmayan bir dilde, dünyanın bir diğer ucundaki insanlara ulaşmak daha önemlisi beğenilerini kazanmak paha biçilemez.

Yeni projeler var, çok yakında sizlerle buluşturacağım. Büyük hedeflerle çıktım bu yola. Ülkemi de temsil edecek şekilde hep global işler yapmayı hayal ettim ve bunun için çalışıyorum. Müzikal anlamda pop, latin pop, etnik füzyonlar, ispanyolca, ingilizce, türkçe dil füzyonu olan şarkılar bekleyebilirsiniz.

 

Doğrusu bir şarkının ardında uzun bir yolculuğun olduğunu bu denli bilmiyordum ama mutluyum ki doğru zamanda karşılaştık sizinle ve bize vakit ayırdınız, Tam da bu zamanda ihtiyacımız olan müzik ve sizin gibi değerli isimlerle yolumuzun kesişmesi, bunun heyecanı.

 

 

Çok teşekkür ediyorum ama bitti sanmayın, söyleşimizin sonunda kısa kısa sorularımız oluyor ki şimdi onlar geliyor :)
Birçok isimle çalıştım ama yolum onunla da kesişsin dediğiniz bir isim, bir müzisyen var mı?

Yolum kesişsin dediğim dünyaca ünlü prodüktör Redone vardı. Şimdi müzik yolculuğumda destekçim. Doğru zaman gelip, şartlar oluştuğunda onunla bir şarkı yapabilmeyi istiyorum. Bir de Maluma ve Rosalia ile düet yapabilmek isterdim, Shakira ile de aynı sahneyi paylaşmak…

 

Müzik dünyasında o benim vazgeçilmezim dediğiniz isim ya da isimler kimler?

J.Lo çocukluğumdan beri idolüm, hiç değişmedi.

 

Özellikle bir gün okumayı çok istiyorum dediğiniz bir şarkı var mı ya da olacak olsa hangisi olurdu?

Ojos Asi , Shakira’yı tanıdığımız bu parça beni çocukken gerçekten çok etkilemişti. Sanırım bir şarkı seçecek olsam bu olurdu.

 

Tüm hayat yolculuğunuzda en büyük destekçiniz ya da destekçileriniz kim / kimler oldu peki?

Kesinlikle ailem. Annem, babam ve kardeşim. Küçük yaşlarda beni sanata yönlendiren ailemdi ve sonraki her adım ve zorlukta yanımda olan da ve halen… Çok destek olan arkadaşlarım da var tabiki.

 

Sanatın dışında nasıl heyecanlarınız var, nelere vakit ayırmayı seviyorsunuz, nasıl mutlusunuz?

Seyahat etmek en büyük tutkum. Yeni yerler görüp keşfetmek beni ben yapan ve mutlu eden bir eylem.

 

Günümüz müzik piyasasını takip etme şansınız oluyor mu, mesela kimleri keyifle takip ediyorsunuz?

En keyifle takip ettiğim isim şuan Rosalia.

 

Tek kelime ile kendinizi tanımlamış olsaydınız bu ne olurdu?

İdealist.

 

Birçok ülke gezdiniz ama en çok nereden etkilendiniz?

Ben tam bir Asya tutkunuyum. Asya’nın her köşesinden ayrı etkilendim ama Sri Lanka en unutamadığım, beni içsel bir yolculuğa da götüren özel bir yer oldu benim için.

Şu an İstanbul’dasınız ama süreç sonrası da sizi buralarda görebilecek miyiz, mesela sahnede dinleme şansını bulabilecek miyiz?

Şuan gerçekten nerede olacağımı bilemiyorum çünkü bu süreç hayatlarımızı ve bakış açımızı çok değiştirdi. Öncesinde çok farklı planlarımız vardı fakat şuan hayata geçiremiyoruz. O yüzden çok fazla plan yapmadan yaşamayı öğrenmeye başladım. Yine de süreç biterse Amerika’da bir süre geçireceğim gibi gözüküyor. Müziğim ve dansımı birleştirdiğim sahne showlarımın olduğu bir proje yapma fikri de var.

Ve son olarak konuklarımdan tam da şu andaki ruh hallerini bir şarkı ile anlatmalarını istiyorum ki bu şarkı kimin, hangi şarkısı olsun :)

Bu şarkı benim yakında çıkaracağım ismini şuan veremediğim şarkım olsun Umarım çok yakında duyacaksınız…

 

 

 

 

Neshe ve müziği ile tanışmam / tanışmamız geçtiğimiz yılın son günlerine denk geldi. Sony Müzik - Staf World ortaklığı ile yayınladığı “Hijo De La Noche” şarkısına Romanyalı başarılı müzisyen - DJ Jimmy Dub’da eşlik etti. Ve ne mutlu ki 7'ni yaş kutlamalarımızda kendisi de bizimle birlikte oldu. İspanyolca ve İngilizce yorumlanan şarkısına da aşık olduğum şehirlerden Mardin’de İrem Haykır yönetmenliğinde muhteşem bir klip çekildi. Pandemi döneminde üstelik zor şartlarda olağanüstü çekilen bu klip için de emeği geçenleri ayrıca alkışlamak ve hikayesini de uzun uzun dinlemek gerek.  Sadece bu şarkıyı ve daha fazlasını konuşmak için söyleşi yapmaya karar verdiğimde aslında o…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.87 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*