EDİTÖRDEN

Seyran

Seyran ya da tam adı ve soyadı ile Seyran İsmayilkhanov ile tanışıklığımız kendisinin Türkiye’de yaşadığı sürece denk geliyor. Öncesinde çok güzel işler yaptığını biliyorum ama karşıma da o kadar içten ve sımsıcak bir kalple çıkıyor ki bir ara kendisi ile ortak olarak da işler yapmak, çalışmak fikri bile doğuyor aramızda ama sonra bir anda sessiz sedasız Almanya’ya dönüyor ki biz de açıkçası bir küslük, kırgınlık olmasa da zamanın bizi uzaklaştırdığı ama kalben ayırmadığı insanlar oluyoruz.

Geçtiğimiz günlerde yeni şarkısı ile yeniden karşılaşıyorum ki sanki daha dün konuşmuş gibi, hiç kopmamış gibi sesini duymak istiyorum, şarkılarındaki gibi o kadar güzel ve sımsıcak bir sesi var ki kendisinin ama o süre içinde neler yaptı, ben neden o yaptıklarını göremedim vb. sorularla kendimi baş başa bırakıyorum. Sonra o zaman bile konuşmadığımız başka soruların da cevabını bulmak istiyorum. Diyorum ki Seyran, gel Ekspres’in bu haftaki durağı sen ol, şarkı bahanemiz olsun, her şeyi konuşalım.

Klip çekimleri için çok uzaklarda olduğunu öğreniyorum ki nerede olduğunu hemen söyleyeyim Maldivler’de, diyorum ki seni rahat bırakayım dönünce yapalım bu söyleşiyi, olur mu ben her yere yetişirim diyor. Ben de klasik uzun uzun okuyacağınız sorularımı kendisine yolluyorum bir çırpıda. Hayır, oturur yazarım dese de bir talihsizlik telefonunu kırıyor ve yazmasının zor olacağını ancak sesli mesajlarla bana yanıt verebileceğini söylüyor. Tamam diyorum ve özetle o yanıtlıyor ben yazıyor ve sizle paylaşıyorum. Bu da her ikimiz için de ayrı bir deneyime ve şartlar ne olursa olsun hiçbir şeyden kendimizi alıkoyamayacağımıza işaret. Helal bize :)

Konuklarıma söyleşilerimde böyle şeyler yazmam, ayrı söylerim ama buradan yazmak istiyorum. Hayat bizi bir kere yan yana getirdi. Seni çok özledim dostum. Söyleşimizi yazarken sanki karşımda oturuyordun, beraber içtik kahvemizi ve de bana çok iyi geldi, öyle hissettim. Seni hem yeniden tanıdım, hem de sana, hayat enerjine yeniden hayran kaldım. Şunu anladım, istedim mi her şey oluyor, her şeyi yapabiliyor insan. İstediği kadar dil öğrenebiliyor, gittiği her yerde bir iz bırakabiliyor ve kalplere ilaç olabiliyor. Bu söyleşiyi okurken lütfen ilham da alın, her şeye inanın. Sen sihirli bir adamsın, lütfen öyle kal ve hep şaşırt bizi ya da şaşırtma “Seyran bu çok normal” diyelim :)

 

Yeni şarkın “Yar Yar” henüz çok yeni yayınlandı ve keyifle dinledik. Uzun zamandır tanışıyoruz ama ilk söyleşimiz. O yüzden dolu dolu konuşalım ve tanıyalım istiyorum seni.
En başa dönersek Azerbaycan’da doğdun ve büyüdün ve ilk müzik eğitimini orada aldın. O yıllar senin için nasıl bir heyecandı. Sanırım ilk enstrümanın piyano ve kemandı, ya sonrası, nasıl bir eğitim süreci yaşadın?

Öncelikle sana teşekkür ederek başlamak istiyorum bu güzel soruların için. Her zaman benim yanımda yer aldın, çok iyi bir dostsun. Evet, Azerbaycan’da doğdum, büyüdüm. Evimiz hep müzik ile doluydu. Annem piyano hocası ve öğretmeniydi. Beni de zaman zaman çalıştığı okula götürürdü. Ben de orada bir yanda resimler çizerken bir yandan da kulağım hep onu dinlerdi. Kendisini dinleye dinleye, izleye izleye öğrendim diyebilirim.

Daha sonra annem gördü ki burada bir yeteneğim var ve beni keman derslerine verdi. Yani bir yanda piyano çalarken artık keman çalmayı da küçük yaşlarda böylece öğrenmiş oldum.

Keman ile okul konserlerinde çalmaya başlamıştım artık. Sürekli başka şarkıcılar dinliyordum ama sesime güvenmiyordum ama bir yanda da şarkılar da yazmaya başlamıştım. Daha sonra konservatuara gittim ve orada hocam olan Sevda hanıma bu durumdan bahsettim. Artık sadece şarkı yazmak değil söylemek de istiyordum. Bana sesimin ve kulağımın çok güzel olduğunu ama çalışmam gerektiğini söyledi, böyle böyle çalışmaya başladım.

 

Profesyonel olarak seni dinleyici ilk kez ne zaman dinledi, ilk adımların o ilk heyecanın nasıldı? Ve sanırım daha sonra bir anda yolun Almanya’ya uzandı ve çalışmalarına orada devam etmek istedin. Bu kararı nasıl aldın ve doğru zaman mıydı, doğru yer miydi senin için?

O dönem Azerbaycan’da müzik yarışmaları da vardı ve ilk şarkımla Bakü’de bir yarışmada yerimi almam uzun sürmedi. Ama yarışmadan bir olumlu sonuçla ayrılmayacağımın farkındaydım çünkü henüz yeterli bir donanıma sahip değildim. Ardından Moskova’ya taşınma kararı aldım.

Moskova’da yine bir müzik okulunda eğitime başladım aynı zamanda geceleri de kendime süpermarket’te bir iş buldum. Başlarda zordu ama bir sene sonra baktım ki oranın önemli sanatçıları ile aynı sahnedeydim. Türkçesi “Ben Uçuyorum” isimli şarkımı seslendirdim ve güzel tepkiler aldım. Daha sonra birçok TV kanalına davet edildim ve artık görünmeye de başlamıştım ki güzel zamanlar yaşıyordum. Sonra Moskova’nın en büyük casinosunda sahne aldım. Dansçılarım vardı ve çok ayrı hazırlanmamı gerektiriyordu. Kendi şarkılarımı söylüyordum ve bir süre hayatımı böyle devam ettirdim. 

Bu süre içinde ailem de Almanya’ya taşınmıştı ve ben de onları çok özlemiştim. Bir sene sonra yanların dönmeye karar verdim. Bunun zor olacağını biliyordum. Oradaki tüm başarıyı bir yana bırakıp dilini hiç bilmediğim bir yere, başka bir ülkeye gidecektim ve yeniden sıfırdan başlayacaktım. 

 

Köln’de piyanist Norman Erik Kunz ile birlikte etno-caz-pop grubu Different Joy’u kurduğunu öğreniyoruz 2010 yılında Almanya’da üretilen ilk single’ı yayınlıyorsun ve bu kez İngilizce bir şarkı olan “Waiting For Your Call” ile ve şarkın 14 farklı versiyonda çıkıyor. Bir yerde uluslararası bir yolculuğa ilk adımları atıyorsun peki şarkı nasıl ilgi görüyor ki hemen ardından yeni bir şarkı ile yola devam ediyorsun. O da “Wild Kisses” ve yine İngilizce.

Almanya’ya geldiğimde birkaç müzisyenle tanışmaya başladım. Orada da daha sonra bu grubu kurdum ve dediğin gibi daha çok etno- caz müziği yapıyorduk onlarla. Güzel zamanlardı, keyifliydim, çeşitli festivallerde çalıyorduk. Daha sonra bir prodüktörle tanıştım ve “Waiting For Your Call” bu süreçte doğdu. Versiyonları ile birlikte birçok radyoda çalmaya başladı, çeşitli listelerde yerini aldı. Benim için bir ilk tecrübeydi. Bir yandan da Rusya’yı da tamamen kafamdan çıkartmadım, oraya da gidip gelmeye devam ettim. 

 

Farklı dillerde müzik yolculuğun 2015 yılında 14 pop şarkısıyla devam ediyor ve bu kez de yaşadığın ülkenin dilinde, Almanca albümün “Nur die Liebe Counts’u çıkıyor.
Benim de seni tanıdığım albümüne “Kanatsız Melekler”e gelecek olursak seni sadece ben değil bu kez tüm Türk dinleyicileri de tanıyor çünkü bu kez albümün Türkçe. Bu diller arası geçişler sesini, müziğini daha çok insana ulaştırmak için mi?
Mesela İngilizce ya da Almanca seni tanıyan insanlar bu albümüne de aynı ilgiyi gösteriyor mu? Özetle Seyran, Türkçe albümü ile neler kazanıyor; buradaki insanlardan nasıl tepkiler alıyor albüm? 

Gidip gelmelerim hiç bitmiyordu. Seninle de tanıştığımız süreçte bir dönem İstanbul’a taşındım ve üç sene orada yaşadım, oraya alışmaya çalıştım. Derken annemin rahatsızlığı gündeme geldi ve yeniden Almanya’ya döndüm. O süreçte biraz da müzik piyasasına küsmüştüm diyebilirim. Çünkü bir şeyler yapıyorduk ama değeri tam olarak bilinmiyordu.  

Dediğin gibi “Kanatsız Melekler” çıkmıştı ama maalesef yeterince tanıtım şansı bulamamıştık. Aynı zamanda Azerbaycan adına Eurovision seçmelerine de katılma kararı almıştım ama çok yorulduğumu hissediyordum. Sürekli sözler veriliyordu, tutulmuyordu, bu uzaklaşma sebebi beni bambaşka bir kendimle tanıştırdı. Bir süre spor hocalığı yaptım mesela, daha sonra Alman vatandaşlığı da aldım. Artık tamamen burada yaşayacak gibi duruyordum ve bundan sonra da belki bu dilde şarkılar yapmaya, kendimi tamamen burada göstermeye karar verdim. Kendi şarkılarımı oturdum bu dile çevirdim, yeni eserler ürettim. O dönem burada benim yaptığım müziğe benzer işler yapan müzisyenler yoktu. Ben batı sentezine oryantal motiflerle karşılarına çıkmıştım. Bu durum da onları şaşırtmıştı, ilgilenmelerini sağlamıştı. Birçok konser verdim, radyo ve Tv şovlarında yerimi aldım. 

Benim dinleyicilerim beni daha çok Türkçe şarkılarla sevdi bunu sık sık duyuyordum. Birçok konserimde bu yüzden bu dilde şarkı söylemeyi çok ayrı tuttum.

Üç yıl sonra da başka bir coğrafyanın şarkıları bekliyor bizi ve “Spirit of Caucasus” albümün ile köklerine kendi öz dünyana yeniden bir yolculuğa çıkıyorsun. O çok bildiğimiz Sarı Gelin, Ayrılık, Alagöz, Gel Ey Seher, Aman Avcı gibi şarkılarla buluşuyoruz. Bu albüm sanırım bir konser fikri ile başlıyor ve hayata geçmesi öyle oluyor değil mi?

“Spirit of Caucasus” yani “Kafkasın Ruhu” tamamen hayata geçirmek istediğim bir projeydi. Dediğin gibi benim köklerime bir yolculuktu ve güzel bir ilgi gördü proje. Sahnede dinleyenler hemen sonrası albümü de alarak evlerine dönüyordu. Bu şarkılar çocukluk şarkılarımdı, gurur duyarak sakladığım bir çalışmaydı. Sahnede okurken ayrıca şarkıların arasında her birinin hikayesini Almanca da anlatıyorduk, bu da kendilerine daha çok geçmesini sağlıyordu. Sesler, enstrümanlar, görsel sunumlarla tamamlanan önemli bir projeydi. 

 

Seni tanıdığım için söylüyorum Seyran aslında farklı yolculuklara çıkmayı, dinleyiciyi şaşırtmayı seviyor sanırım ve bu renkli yanın da kafamızı karıştırmıyor aksine bize farklı bir ziyafet yaşatıyor.
Bir de tüm bu albüm serüvenleri sürecinde değişik heyecanların içine de giriyorsun. Kıbrıs’ta gerçekleşen Altın Melodi Şarkı Yarışması’na katılıyorsun ve birincilik, Alman Pop ve Rock ödüllerinde ikincilik alıyorsun. Sonra The Voice, Eurovision, Türkvizyon yarışmalarında da karşımıza çıkıyorsun. 
Biraz da buralardaki heyecanını ve detaylarını dinleyelim istiyorum. Sana kattıklarını, yaşadığın yolculuğun bıraktığı anılarını?

Evet sadece albüm yapmak değildi derdim, derdim müziğimin daha çok insanlara da ulaşmasını sağlamaktı. Sadece bu saydıklarınla kalmadım, ülkelerin yarışmalarını takip ettim, sesimin, müziğimin daha çok kitlelerce duyuması adına birçok ziyaretlerim, bunlardan bazılarından derece ile ayrılmalarım oldu.

Dünyaya müzik üretmek için geldim, müzik bir enerjidir, elde edemezsin, tutamazsın, sadece kalbini açarsın hissedersin. Bu yüzden söylediğim dillere takılmadım, sadece o an içimden geçeni söylemek istedim ve sanırım başardım da.

 

Bu uzun girişten sonra yeni şarkına ancak gelebiliyorum, bir daha bu kadar arayı açmayalım :) “Yar Yar” ve bize yeniden Türkçe seslendin. Arada elbette başka single şarkıların da oldu ama bu şarkı nasıl gelişti. Sanırım remiks versiyonları ve önümüzdeki günlerde klibi de bizlerle olacak. Pandemi dönemin nasıl geçti, bu şarkı bu sürecin mi bize bir dönüşü?

Evet benim yeni çocuğum “Yar Yar”. Sevdiğimiz insanlara hep sahip çıkmalıyız, çok sevmeliyiz ve bunu söylemeliyiz diye düşündüm ve içinde birçok enstrümana birçok sounda yer verdim. İnsanların birbirine açık olması benim için çok önemli, bazı ilişkiler var birbirini yıpratıyor, oysa ki açık olsak çok kere kazanacağız ama bu olmuyor maalesef. Bu şarkıda biraz onun mesajı var, dürüst olmamız gerektiği.

 

Seyran final soruları öncesi şunu net yanıtlamanı istiyorum. Çok içten, samimi bir müzisyensin biliyorum. Sesin çok güzel ve yaratıcısın, üretensin ve her yere yetişensin. Tüm hayallerin gerçek oldu diyebilir misin; daha yapmak istediklerin var da yolun başında mısın? Kendini bir müzisyen olarak nasıl tanımlardın dışarıdan bakacak olsan.

Kendimce bu süre içinde çok değiştim, arındım, vejeteryan oldum ve meditasyonlara başladım, dünyayı gezdim ve hala tüm bunlara sadığım. Sesim için çok çalıştım ve hala çok çalışıyorum, üretmeye devam ediyorum, belki bir sonraki süreçte bir EP ile dinleyicimin karşısına çıkacağım. Maddi içinde yeri geldiğinde zorluk çeksem de bu benim yolum, bu dünyaya müzik yapmaya geldim ve savaşını vermek zorundayım tüm olumsuzlukların.

Hayata su gibi bakıyorum, su gibi akmamız gerekiyor, hep devamı olacak. Bir gün umarım hepimiz okyanus olacağız. Hayattan elbette istediğim şeyler var, çalışmayı dilediğim çok müzisyen, konser vermek istediğim çok yer. Geride güzel bir isim bırakmak istiyorum. Lütfen siz de öyle yapın, hep hayal edin, dileyin, inanın. Ben hep bunları müzikle anlatmaya devam ediyorum, ettiğimi düşünüyorum. Biz müzik yapmakla kalmıyoruz aynı zamanda kalbimizi de açıyoruz dinleyiciye.  

 

Bu yoğun tempo içinde bana vakit ayırdın çok teşekkür ederim ama bitti demiyorum, finalde bir de kısa sorular kısa yanıtlar köşem var.
Hayatının en önemli albümü hangisidir?

Her şarkımın, albümün bir enerjisi var. Bazılarında belki yanlış insanlarla çalışmış olabilirim, çocuklarıma iyi bakmamışlar diyebilirim onlar için. Ama yine de onlar benim şarkım. “Kanatsız Melekler”  bir adım önde bir şarkım olabilir içlerinde ama yine de ilerleyen zaman içinde onu yeniden, yeni bir ruhla yayınlamayı düşünebilirim. 

 

Bu yolda en büyük destekçin kim peki?

Evrene, Allah’a inanıyorum en başta. Annem, yakın dostlarım ne mutlu ki bana hep yanımdaydılar onları diyebilirim ve buradan hayatımda dokunan herkese teşekkür edebilirim. 

 

Türkiye’deki dinleyicilerine neler söylemek istersin?

Ben hepsini çok seviyorum, üç sene kendileri ile yaşadım. Kalplerini, samimiyetlerini çok seviyorum. Dünya değişiyor ama biz değişmeyelim diliyorum, çünkü çok güzel insanlarız. 

 

Bir gün çalışmayı çok istediğin bir müzisyen var mı?

Lara Fabian’ı çok seviyorum, bir gün onunla aynı sahnede şarkı söylemek çok isterim mesela. Türkiye’den Nilüfer’in büyük hayranıyım. Onu da dahil etmek isterim bu dileğe. 

 

Son günlerde kimleri ya da hangi müzikleri dinliyorsun?

Daha çok meditasyon müzikleri dinliyorum, enstrümantal şarkılar, albümler beni çok daha fazla mutlu ediyor. 

 

Eurovision ortak noktamız, hayatınının Eurovision şarkısını da merak ettim. En favori Eurovision şarkın hangisidir?

Son dönemler çok fazla takip edemiyorum. Ama Türkiye ve Azerbaycan şarkıları hep favorim olmuştur.

Müziğin dışında hayatının renkleri neler, nelere vakit ayırmayı seviyorsun?

Kendimi, hayatın anlamını hala aramaya devam ediyorum. Doğayı çok severim, bazen böyle ormanlara ya da deniz kenarlara bırakıyorum kendimi

 

Ve son olarak bize tam da şu andaki ruh halini bir başka sanatçının birşarkı ile özetle. De ki şu an tam da bu şarkının ruh halindeyim.

Kendi şarkımı seçeyim o zaman. “Kanatsız Melekler” olsun. Çünkü çok bir şey değişmedi. Ve hala hayatın anlamını aramaya devam ediyorum. Bu şarkım da öyle bir anımda çıkmıştı ve hala bende güncelliğini koruyor. Kanatsız melekler hep uçuyor. 

 

 

Seyran ya da tam adı ve soyadı ile Seyran İsmayilkhanov ile tanışıklığımız kendisinin Türkiye'de yaşadığı sürece denk geliyor. Öncesinde çok güzel işler yaptığını biliyorum ama karşıma da o kadar içten ve sımsıcak bir kalple çıkıyor ki bir ara kendisi ile ortak olarak da işler yapmak, çalışmak fikri bile doğuyor aramızda ama sonra bir anda sessiz sedasız Almanya'ya dönüyor ki biz de açıkçası bir küslük, kırgınlık olmasa da zamanın bizi uzaklaştırdığı ama kalben ayırmadığı insanlar oluyoruz. Geçtiğimiz günlerde yeni şarkısı ile yeniden karşılaşıyorum ki sanki daha dün konuşmuş gibi, hiç kopmamış gibi sesini duymak istiyorum, şarkılarındaki gibi o kadar güzel ve…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: Siz ilk olun !

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*