EDİTÖRDEN

Sırma

Tüm yaz söyleşilerime ara vermedim ama Ekim geldi bir aylık kendime bir izin verdim. Ama bu süreçte elbette ki Müzik Ekspres hız kesmedi ve yeni şarkılarla sizleri buluşturmaya devam etti. Evos Angels sayfalarında da  bildiğiniz üzere bir araya geldik. Sadece sizi değil bu platform yani bu konumum beni de her geçen gün yeni bir müzisyenle tanıştırıyor ve bu karşılaşmaları çok seviyorum.

Mailime düşen bültenlerden biri Sırma’nın yeni şarkısına aitti. Her ne kadar kaçurmamaya çalışsam da yayınlanan işleri bazen yetişemediğim de oluyormuş. Bu anlamda kendisi ile ile bu ilk buluşma bana öncelikle birçok şarkısını kazandırdı. Yani bir çırpıda neler atlamışım hemen arayı kapadığım bir hafta oldu.

Bu açığı kapatmak istercesine kendisi ile bağlantıya geçtim ki uzun uzun tanımak istedim. Ki hakikaten de uzun bir söyleşi oldu, buna asla itirazım yok çünkü benim de özetim hiçbir zaman yok :) Sırma’nın yeni albümü kasım ayında bizlerle birlikte olacak ama iki şarkısı yayında ki “Sen Çoktan Gittin Benden” yayınlanalı iki gün oldu. Yani yeni albümün ilk söyleşisini ben yaptım oluyorum sanırım, umarım da uğurlu geliriz.

Bu albümün de şöyle bir hikayesi var. Facebook Music Initiative ekibinden yayınlıyor albümünü ki Türk müzik piyasasında türünün ilk örneği bir işbirliğine böylece imza atmış oluyor. Anlaşma gereği, albümdeki şarkılar önce Instagram ve Facebook kullanıcılarının beğenisine sunuluyor. Yani bu söyleşi ile bir yeni oluşumu ve detaylarını da öğrenme fırsatı buluyoruz. Ötesinde Berklee Collage günlerini, ünlü DJ İllenium ile olan çalışmasını, Soundfly plafformunda yarattığı kurs programını ve dünden bugüne müzik adına tüm üretimlerini konuşuyoruz.

Kendisine çok teşekkür ediyorum sayfalarımıza değerli vaktini ayırdığı için ve nice söyleşi buluşmayı diliyorum.

Kadri Karahan

 

Müzik yolculuğunuz yeni değil ama önümüzdeki günlerde ilk albümünüzü yayınlamaya hazırlanıyorsunuz. Ama öncesi en başa dönelim istiyorum ki o da her şeyin nasıl başladığı ile ilgili, o ilk adımları nasıl attınız, müzik hayatınızda kendini ne zaman gösterdi, neler oldu o yıllarda?

Müziğe yatkınlık başından beri varmış. Kulağımın iyi olduğunun keşfedilme yılları ana okul çağına dayanıyor. Ama biraz da ilgi meselesi tabii. O zamanlar bir org almıştı annemle babam, nota falan okuyamadığım yaşlar tabii.

Tuşların üzerine yapıştırdığım renkli çıkartmalarla ayırt ederdim notaları, herhalde bir öğretmenim ilgimi fark edip bana yol göstermiş olmalı… Sonra ilkokul çağında piyano ve solfej dersleri, lise çağında vokal ve armoni dersleri derken bir bakmışım, müzisyenim.

 

Daha sonrası Robert Koleji’nden mezun oldunuz ve her şeyin başlangıcı olan Berklee College of Music’te burslu eğitim kazandınız. Bir anda her şeyin değişeceği bir yolculuğa çıkmaya ne kadar hazırdınız ve nasıl bir heyecanla araladınız o kapıyı. İçeri girince neler oldu, nasıl değişmeye başladı hayatınız?

Aslında Robert Kolej’i kazanana kadar aklım fikrim konservatuar okumaktaydı. Ama Robert gibi bir okulu kazanmışken o fırsatı tepmek saçmalık olurdu. İyi ki de tepmemişim. Robert’teki müzik ailesi, öğretmenlerinden tutun müziğe gönül vermiş öğrencilerine kadar çok sıcak ve sağlam bir aileydi. Teneffüslerde bile müzik  departmanına gider, sohbet ederdik. O zamanlarda Berklee’den haberdar olmam da bu sayede oldu. Berklee’nin yaz programı için düzenlediği Arif Mardin bursu, benim lise çağıma denk geldi. Bu burs, tek bir genç Türk müzisyene verilmek üzere, Arif Mardin anısına düzenlenmiş bir fondu. İlk kazananı ben oldum ve böylece 17 yaşımdayken Berklee’de 5 hafta eğitim almak üzere yola çıktım.

O zamanlar odaklandığım alan caz vokal idi. Oradayken hem Berklee’ye aşık oldum, hem de müzik prodüksiyonuna ufaktan merak sarmaya başladığım için orada öğrenebileceklerimin, yapabileceklerimin farkına vardım. Böylece
üniversite eğitimi için Berklee’ye başvurmaya karar verdim. O başvurunun ardından, üniversite eğitimim için ayrıca bir bursa daha layık görüldüm ve böylece ABD yolculuğu benim için başlamış oldu.

Hem Robert Kolej, hem de Berklee College of Music benim için iki ayrı dönüm noktası. Robert’te bireyselci bir tutum hakimdi, bu da karakter gelişimime, kendi yolumu çizme konusunda kararlı olmama yardımcı oldu. Berklee ise dünya üzerinde müzik sektöründeki her meslek alanında eğitim alabileceğiniz tek kapsamlı okul. Bugün kendi müziğimi besteliyor, düzenliyor, kaydediyor, miksliyor ve kendi stüdyomdan başkasının eli değmeden dinleyicilerle buluşturabiliyorsam, bunu Berklee’de attığım temele borçluyum. Orada edindiğim çevrenin bana açtığı kapılar için de ayrıca minnettarım.

 

Derken kariyerinizin ilk adımları da kendini gösterdi ve Illenium ve Said the Sky ile birlikte yayınladığınız iki part şarkı dikkatleri de sizin üzerinize çekmeyi başardı. Bu çalışmalar daha sonra sizi solo şarkılarınızı yayınlamaya da sürükledi. Amaçlanan tam da bu muydu yoksa tamamen her şey kendi kendine mi gelişti? Nasıl izlenimler, tepkiler aldınız o dönem içerisinde?

Ben o projeler öncesinde de ufaktan başlamıştım kendi şarkılarımı yazmaya… Ama daha toyum o zamanlar tabii; bir yandan Berklee’deki eğitimim devam ediyor, diğer yandan ABD’de öğrenci olduğum için, vizemin şartları gereği müziğimi yayınlayıp para kazanmam zaten yasak… O dönemlerde SoundCloud’a bazı demolar yüklemeye başlamıştım. Illenium o sırada yeni çıkmış  yola, daha 1-2 şarkısı ya var ya yok piyasada… Beni SoundCloud’da keşfetmiş. “Bir şarkı var, senin sesinin çok yakışacağını düşünüyorum, söylemek ister misin?” diye sordu, ben de kabul ettim. O zamanlar Illenium Dubstep tarzından ilerliyordu, “Drop Our Hearts” da benim bu alanda ilk  çalışmam oldu. O şarkı birden çok başarılı olunca, Illenium arkadaşı Said The Sky ile beraber ikinci bir versiyonunu yapmak istedi şarkının. O versiyonu da yayınladık, o daha da başarılı oldu. Şimdi Illenium bir dünya yıldızı, kariyeri çok hızlı tırmanan bir DJ olarak biliniyor…

Benim yolum her zaman farklıydı ama. Yani o dönem ve sonrasında EDM tarzında çalışmaları seslendirmek için çok teklif aldım. Bu tür çalışmalara evet dediğim de oldu, ama asıl kendi müziğimi yapmaktan, belli bir tarza kendimi şartlandırmamaktan daha çok keyif alıyorum. EDM projelerine kapım kapalı değil, ama sınırlarının çok keskin olması açısından sürekli içinde olmayı tercih ettiğim bir dünya olmadı hiç bir zaman.

 

Bu uluslararası yolculuk içinde 2018 yılında Türk dinleyicilerinizi de unutmadınız ve ilk Türkçe şarkınız “Belki Bir Gün” geldi devamında. Listelerdeki yükseliş Spotify ya da Apple Music gibi önemli mecraların da gözünden kaçmadı ve bu başarı daha sonraki şarkıların da zeminini hazırladı.
O şarkılar arasında da güzel geçişler görüyorum. İngilizce şarkılarla daha çok dinleyici yakalıyorsunuz belki ama Türkçe şarkılara da kapıları kapamıyorsunuz. Nasıl bir dengede bu şarkılar, bu geçişler?

“Belki Bir Gün” benim ilk Türkçe şarkım. Yani sadece yayınlanan anlamında söylemiyorum  bunu; aynı zamanda kaleme aldığım ve seslendirdiğim ilk Türkçe sözlü parçam. O şarkıyı yaratana kadar bende bir güvensizlik vardı Türkçe şarkılar üretme konusunda, çünkü şarkı yazmaya asıl Berklee’deyken başladım. Oradayken aldığım eğitimle paralel olarak ürettiğim için, hep İngilizce odaklı çalışıyordum. Günlük hayatımda da İngilizce konuştuğum için, biraz Türkçe’ye yeniden adapte olmak gözümde büyümüştü. Ama o şarkı bir kırılma noktası oldu benim için çok sevilince. O dönemde müzik kariyerimi hem Türkçe, hem de İngilizce şarkılarla pekiştirmeye karar verdim. Zaten benim için doğal olan da bu şu an. Hayatımın ilk 19 yılı Türkiye’de geçti. Sonraki 10 yılı ABD’de geçti. Pandemi dönemini Türkiye’de geçirdim, önümüzdeki ay sonunda yine ABD’ye yerleşiyorum. İki ülke arasında devam eden paralel bir hayatım var, dolayısıyla müziğimin de bunu yansıtması çok doğal geliyor bana.

 

Bu hareketlilik içinde bir de teklif alıyorsunuz ki vokal prodüksiyon teknikleri anlatacağınız bir kurs yaratıyorsunuz ve bu da bir hayli ilgi görüyor. Ben detaylarını web sayfanızdan öğreniyorum ama kariyerinizin bu önemli adımını da sizden dinleyelim istiyorum özetle?

2018’de sanatçı kimliğimle başarılı çıkışlar yaparken, bir yandan da müzikten geçimimi sağlamak için dört koldan iş arıyordum. Merkezi New York’ta olan online müzik okulu Soundfly ile o dönemde tanıştım. Önce ekiplerine mentor olarak katıldım. Düzenli olarak yazılı ve video konferans üzerinden şarkı yazımı, aranjörlük, müzik prodüksiyon teknikleri ve armoni üzerine eğitim veriyordum. Sonra Soundfly’ın blogunda yine aynı alanlarda eğitici makaleler yazmak için teklif aldım. O makaleler ilgi görünce, kendi dersimi yaratmamı istediler benden. Biraz tesadüf oldu; onların vokal prodüksiyonu alanında ders açığı vardı, benim de uzmanlık alanım vokal prodüksiyonu idi. 2019’da üzerinde çalıştık bu dersin. Video anlatımlı çekimlerini New York’ta, o zamanki ev stüdyomda yaptık; çünkü kursun amacı, vokalistlere kendi ev ortamlarında vokallerini nasıl kaydedebileceklerini ve miksleyebileceklerini göstermekti. Kursun yazılı içeriğini de ben hazırladım; içindeki sesli örnekler de hep benim şarkılarımdan alıntılarla dolu… O açıdan solo projemin enteresan bir uzantısı gibi oldu işin sonunda. Benim Modern Pop Vocal Production dersimden sonra, Soundfly daha yüksek hedefleri de tutturmayı başardı. En son Kimbra ve RJD2 ile de dersler yarattılar. Bu tür isimlerin de kadroya katılması, benim dersimin gördüğü ilginin artmasına da yardımcı oldu.

 

Bu yılın içinde de single, EP çalışmalarınız karşımıza çıkıyor ki ama asıl Kasım ayında yayınlayacağınız albüme  sanırım odaklıyorsunuz enerjinizi. Çünkü burada Türkiye’de bir  ilk hareketin de öncüsü oluyorsunuz aslında.
Facebook Music Initiative maalesef benim de bildiğim bir platform değil, peki nasıl bir platform ki size ulaşıyorlar ve ilk albümünüzü oradan kendileri üzerinden yayınlamaya karar veriyorsunuz?

Facebook Music Initiative, aslında Facebook’un müzik programı olarak özetlenebilir. İçerik üreticilerinin dijital platformlardan para kazandığı şu günlerde sosyal medyada yapılan müzik paylaşımlarında, ticari hesapların karşısında hep bir telif engeli olduğu için, Facebook ve Instagram kullanıcılarını düşünerek geliştirilmiş bir program. Yani örneğin siz bir restoran sahibisiniz; Instagram hesabınız da şirket hesabınız… Orada belki reklam alıyorsunuz ve reel’ınızda müzik kullanmak istiyorsunuz. Sizin karşınıza çıkan müzik seçenekleri, sizin dijital gelirlerinize engel olmamak adına, Facebook’un müzik programındaki sanatçıların eserlerinden seçkiler oluyor. Günümüzde artık TikTok, YouTube ve Twitch de bu yola girdi, ama her sosyal medya şirketinin bu konudaki tutumu farklı. Bazıları ismini kullanmak istemeyen, kimliğini gizlemeyi tercih eden müzisyenlerle çalışıyorlar. Facebook ise aksine, bana “Biz, SIRMA olarak yaptığın müzikleri biraz da bizim için yapmanı istiyoruz.” teklifiyle geldi. Böylece Facebook
Music Initiative ekibiyle işbirliğim, solo projemin bir uzantısı olarak hayata geçti. Bu program için ürettiğim şarkılar, özellikle bir kaçı, Instagram’da öne çıkarıldı. Yani farklı bir promosyon katkısı da oldu bu anlaşmanın kariyerime, finansal getirisinin dışında. Bana ulaşmalarının sebebi de, daha önce o ekiple çalışan, Berklee’den tanıdığım bir
arkadaşımın, ekibe tavsiye ettiği müzisyenler arasında benim de yer almam.

Bana söylendiği kadarıyla, bu teklif bana gelene kadar sadece tek bir Türk müzisyenle çalışmışlar, o da türkü tarzında bir şarkıdan ibaret. Hem Türkçeye, hem İngilizceye hakim olan, hem de kendi şarkılarını miks ve mastering işlemlerine kadar tek başına yapabilen, modern bir Türk vokalist arayışındalarmış zaten. Çünkü onlar için her dilde, her tarzda müzikler sunabilmek elzem. Benim şarkılarımı dinleyince çok etkilenmişler, bir de “How Could We Ever Know” adlı parçamı nasıl yaptığımı anlattığım videoyu izleyince iyice ikna olmuşlar.

Kısacası ilk albümüm, 2021’in ilk yarısında Facebook ve Instagram için özel olarak yarattığım şarkılardan oluşuyor. Şu anda bu ekiple çalışmalarımı sürdürüyorum, ama bir yandan başka sanatçılarla ve plak şirketleriyle de çalışmaya devam edeceğim elbette.

 

Bu ortaklığın ilk meyvesi “Üzülürsün Sonra” ilk önce Facebook ve İnstagram üzerinden geçtiğimiz günlerde yayınlanıyor. Sonrası diğer platformlarda yer alacak mı ve dinleyici nasıl ulaşacak albüme, şarkılara? Burada sistem neyi amaçlıyor ve nasıl bir politika izliyor aslında ve müzisyene, bizlere tam olarak neler sunmayı planlıyor?

Bu sorunun cevabını yukarıda vermiş oldum ama biraz daha konuyu açmış olayım bu vesileyle… “Üzülürsün Sonra”, şu anda tüm büyük dijital müzik platformlarında yayında. Mesela Spotify, YouTube kanalımda da var.

Bu sistemde şöyle bir ayrıntı var: Facebook Music Initiative için yarattığım şarkılar, öncelikli olarak Instagram ve Facebook’ta yayına giriyor. Müzik servisi olarak düşünemeyiz elbette Facebook ya da Instagramı, ama mesela hikaye ya da reel için müzik araması yaparken adımı yazdığınız zaman, karşınıza henüz başka yerlerde dinleyemediğiniz yeni şarkılarımdan kesitler çıkabilir önümüzdeki günlerde.

Şarkılar Facebook ve Instagram’da yayına girdikten sonra Facebook bana şarkıları diğer platformlarda da yayınlamam için lisans veriyor. Sonra o platformlar için çıkış tarihlerini ben belirliyorum. Bu müzikler şimdilik daha çok Instagram’da kullanılsa da, Facebook bünyesinde yer alan her üründe de öncelikli olarak sunulacağını varsayabiliriz. Örneğin Facebook bugünlerde VR teknolojisiyle ilgili ürünler geliştirmenin üzerine gidiyor, bu da bir süredir konuşulan bir konu zaten… Bu tür ürünlerin müzik ihtiyacını da Facebook bizzat karşılama kapasitesine sahip olmuş oluyor böylelikle. Bu da Facebook Music Initiative programına dahil olan müzisyenler için yeni bir keşfedilme yöntemi demek aslında.

Ama tabii ki her anlaşmanın avantajları ve dezavantajları var. Facebook ve Instagram diğer bütün dijital platformlarla rakip olduğu için, sadece FMI ile çalışmak, dinleyici kitlesini sürekli genişletmek isteyen sanatçılar için kısıtlayıcı bir yöntem. Dolayısıyla bir yandan bu projeye katkılarımı sürdürürken, diğer yandan da bu
programdan bağımsız müzikler yaratmak ve yayınlamak hedefim.

 

Söyleşimizle paralel bu tarihte ikinci şarkınız “Sen Çoktan Gittin Benden”i de dinliyoruz. Hemen ardından da albüm gelecek. Albümde Türkçe şarkılar ağırlıklı olacak ki tüm sözler, müzikler, düzenlemeler, mix ve mastering size ait. Biraz da bu şarkıları, albümü konuşalım.
Ne zamandır üstünde çalışıyorsunuz ki arada sanırım pandemi de gördü bu süreç; o ruh hali neler ekledi üzerinize, neler bekleyecek bizi tamamında?

Facebook benimle 2020’nin Aralık ayında iletişime geçti. Onlar iletişime geçtiği dönemde ben Bodrum’a yerleşmiştim bir süreliğine… Hedefim biraz kafa dinleyip yeni şarkılar yazmak, belki  bir albüm yapmaktı. Tam o dönemde Facebook bunu yapmam için reddedemeyeceğim bir bütçeyle gelince, ben de yaptığım diğer işleri yavaş yavaş toparlayıp, albüme odaklanmaya fırsat buldum.

Çalışmalara resmi olarak Şubat ayında başladım, Haziran sonunda da tamamladım. 8 şarkılık bir albüm. Yarı Türkçe, yarı İngilizce olan 3 şarkı var, diğerleri tamamen Türkçe. Sanırım 3 şarkının demolarına Şubat öncesinde başlamıştım, ama diğerleri bu süreç içerisinde sıfırdan ürettiğim şarkılar.

Ruh hali ise tam bir inziva, içsel bir yüzleşme… Benim her zaman hayalimdi tek başıma albüm yapabilecek seviyeye gelebilmek bir müzisyen ve ses mühendisi olarak. Berklee’de aranje ve prodüksiyon üzerine eğitim almıştım, fakat tek başına o temel eğitimi almak yeterli olmuyor. Pişmek gerekiyor. İşte piştiğimi hissedince, Facebook’tan aldığım teklifin verdiği motivasyonla hızla yarattım o 8 şarkıyı. Annem ve babamın yazlığındaki bir odayı şu hale getirdim:

Bütün albüm o odadan çıktı. Adını “Gökten” koymaya karar verdim, çünkü o yaratım sürecinin içinde bazen durup bana bu fikirlerin ve notaların nereden geldiğini sorguladığım oluyordu. Zaman hızla geçince bir anda öyle bir ruh haliyle karşılaşıyor insan. “5 ay önce bu albüm yoktu, şimdi var. Bu nasıl iş?!” demeden edemedim çalışmalarını tamamlayınca. Albüm deneysel bir alternatif pop projesi. Her şarkı benim evladım gibi.

 

Hayatınızın büyük kısmı Amerika’da geçti ki hala orada mısınız bilemiyorum. Bu süreç içerisinde bir müzisyen olarak dünya müziğine nasıl baktınız, ülkemiz müziğini ne kadar takip edebildiniz? Size göre müzik sektöründe özellikle dijital geçişle ilgili neredennereye gelindi, bundan sonrasında neler bekleyebilir bizi?

Yukarıda kısmi bir cevap var bununla ilgili. Henüz bahsetmediklerimle ilgili şunu söyleyebilirim. Ben ABD’de iki şehirde yaşama fırsatı buldum: Boston ve New York. Boston tam bir öğrenci şehri. New York ise müzik dinleyicilerinden daha fazla sayıda müzisyenin yaşadığı belki de tek şehir. Kıyasıya bir yarış, içinde yaşam savaşı verirken müzikten kopmak zorunda kalan cevherlerle dolu bir sektör… Bu süreç içerisinde benim de kendimi sorguladığım, arkadaşlarımın hayal kırıklıklarına tanık olduğum çok oldu. Ama bir yandan da müzik sektörünün ve teknolojisinin gelişimini izlerken her daim heyecanlanan bir tarafım var. Bu gelişmeleri yakından takip edebilmemi, biraz da ABD’de yaşamama borçluyum.

Bu gelişmelerle ilgili düşüncelerimi benim kalemimden öğrenmek isteyen mecralarda yazılar yazmam biraz da bu yüzden… Önce Soundfly’da müzikle ilgili yazılar yazmaya başladım, sonra TuneCore, LANDR gibi platformlardan, Roland ve Output gibi önemli müzik teknoloji firmalarının bloglarına terfi ettim. Bir süre İngilizce yazılar yazdıktan sonra, Türkiye’de Dünya Gazetesi’nin haftalık dergisi, Hafta Dergisi’nde bir köşe yazmaya başladım: adı Müziğin İçinden. Son 1.5 yıldır her hafta batı müzik sektöründen havadisler veren, zaman zaman batı müzik sektörüyle Türk müzik sektörünü bir müzisyenin gözünden analiz eden bir köşe bu.

Şu anda bir kırılma noktasına tanıklık ediyoruz. Farklı kültürlerin yükseldiği bir dönemdeyiz. Batıdaki dinleyiciler, farklı dillere, farklı ülkelerden müziklere her zamankinden de çok ilgi duyuyorlar. Bu, Türk müzisyenler için çok mühim bir ayrıntı. Zaten pandemi döneminde özellikle  Türk alternatif müzik dünyasında bir üretim patlaması oldu. Bence dünya sahnesinde daha fazla Türk sanatçılar göreceğiz ve batıdaki örnekleri taklit etmektense kendi kimliğini ön planda tutan kazanacak.

Bence dijital müzik platformları için de, sosyal medya platformları için de kriz kapıda. İçerik üreticilerinin zirveyi gördüğü bir dönemdeyiz. Müzikteki trendleri büyük ölçüde onlar belirliyor, ama bir yandan da tam olarak kuralları belirlenmiş değil dijital dünyanın… Her müzik eserine biçilen değer her platformun nezdinde farklı. Bana kalırsa öncelikli olarak bu alanda bazı düzenlemeler ve yaptırımlar uygulanacak. Dijital platformlarla müzisyenler arasındaki kriz de patlama noktasına gelecek ve eninde sonunda bir uzlaşma sağlanacak, çünkü başka çare yok. VR ve AI teknolojilerinin gelişmesiyle bütün hayatımız dijital ortama adapte olmaya hızla devam edecek. Müzik de bunun bir parçası olacak şüphesiz. Üretim hızı zaten korkunç bir hızda artıyor, buna bağlı olarak çok fazla çalıntı şarkı ya da alt yapı paylaşma sıkıntıları da artıyor aslında, ki bu da müzisyenler için bir dezavantaj. Ama öte yandan metadata da giderek gelişen bir alan. Dolayısıyla bu tür illegal paylaşımların tespiti de kolaylaştıkça, müzisyenler için bazı taşlar yerine oturacak. Şu an büyük bir kaos var. Biraz sabretmek gerekecek.

 

Ne kadar özetledim bilemiyorum çünkü hem sizi yeni tanıma şansı buldum hem de bu kadar hareketli bir yolculuğun içinde olduğunuzu gördüm, atladığım bir şey var mı peki bu sürecin içerisinde eklemek istediğiniz ki bundan sonra çok daha sık karşılaşacağımıza ve yine güzel söyleşiler yapacağımıza eminim :)

Bence çok konuştum, bu kadar yeter :) Buraya kadar okuduysanız sağ olun valla.

Söyleşimizin sonunda kısa sorularım olacak, yanıtlar konusunda serbestsiniz :)
Birçok yeteneğiniz var ama en sevdiğiniz hangisi içinde, tek birini ayırmak durumunda
kalsanız hangisi olurdu?

Müzik prodüktörlüğü. Şarkı yazma konusunda daha hızlıyım, biraz daha tecrübeliyim. Müzik prodüksiyonunda ise aydınlanma yaşadığım bir dönemin içerisindeyim. Bazen oturup saatlerce bilgisayar başından kalkmadığım oluyor. Demek ki en çok işin o kısmı keyif veriyor şu an.

 

Müzik yolculuğunuzda size ilham veren, her daim yeri ayrı olan isimler ya da gruplar kimler?

Björk, Imogen Heap, Grimes, Radiohead, Portishead, Camille, Feist, Sigur Ros, Ólafur Arnalds
bu liste uzar gider…

Peki bu süreç içerisinde tanıştığınız sizin için en özel olan isim kimdi? Bir gün birlikte çalışmayı, bir proje içinde olmayı dilediğiniz biri var mı?

Off bu çok zor bir soru… New York’a ilk taşındığım yıl Sia’nın menajeriyle tanışmıştım, çılgın bir tesadüf tabii… Bana demişti ki; “Sia her gün şarkı yazıyor… En sevdiği şey yatağında pijamalarıyla oturup, yeni şarkılar üretmek. Her gün bize yeni bir şarkı ile geliyor. Çoğu vasat, hatta bazıları düpedüz kötü! Ama aralarında çıkan hitler öylesine muhteşem ki…”

O bu lafı edene kadar ben çok mükemmeliyetçi yaklaşıyordum yaratım sürecime. Bazen yine bir yere takılıp kaldığımda bu lafı hatırlatıyorum kendime.

Bir gün Björk ile çalışmayı dilerdim eskiden, ama kafamda öylesine farklı ve özel bir yere koydum ki onu, şimdi öyle bir fırsat çıksa yine üzerine atlardım ama biraz da strese girebilirdim açıkçası… Sanırım en uyumlu proje Imogen Heap ile ortaya çıkardı. Enerjimi bu hayale kanalize ediyorum o yüzden. :)

 

Türkiye’den kimleri dinliyorsunuz, başarılı buluyorsunuz, Bir cover olayı yapmanız istense hangi şarkı olurdu bu, hiç böyle bir şey düşündünüz mü?

Türkiye’de dinleyerek büyüdüğüm tek grup Mor ve Ötesi’ydi. Şebnem Ferah ve Sertab Erener’i de çok örnek aldım. Yeni nesilden teknolojiye ilgi duyan kadın müzisyenler özellikle ilgimi çekiyor. Ekin Beril, Ah! Kosmos ve Glasxs mesela.

Bir cover olayı olsa, Mavi Sakal’dan “İki Yol”u denemek isterdim. Bir ara bunun için harekete geçmeyi de düşündüm aslında; çünkü izinlerini falan önceden almak gerekiyor Türkiye’de, malum… Cover illa ki olacak bir gün. Sadece kendi şarkılarımı yapmaktan daha çok keyif aldığım için sıra gelmedi, o kadar. Cover yapmak, başkasının üzerine dikilmiş kıyafeti giymek gibi benim gözümde…

 

Ben sanki cevabı biliyorum ama her konuğuma soruyorum, size de soracağım hayatınıza hangisi daha çok eşlik etti; hangisinin yeri daha ayrı? Plaklar mı, kasetler mi, CD’ler mi, dijital müzik mi?

Baya geniş bir CD koleksiyonum vardı lisedeyken, hâlâ da duruyor. Ama şimdi dijitalciyim. Ben kitap ve dergi konusunda da böyleyim. Her ne kadar fiziksel bir koleksiyonu gözümün önünde görmek hoş olsa da, bu tür keyif kaynaklarının gittiğim her yerde benimle olması daha çok hoşuma gidiyor.

 

Müziğin dışında hayatınız nasıl, neler olmazsa olmazınız, vazgeçilmeziniz, nelerle mutlusunuz?

Yemek yaparak rahatlıyorum. Yalnızlık olmazsa olmazım. İlla ki yalnız kalmak istediğim, kafa dinlerken üretkenliğimin arttığı dönemler oluyor. Bazen günlerce evden çıkmayabilirim ve bu bana iyi gelebilir. Ama bir yandan da tek bir şehre hapsolma düşüncesi beni deli eder. Yani hem özgür hissetmem, hem de istediğim an inzivaya çekilebilmem lazım. Böyle bir garip insanım işte.

 

Son olarak bizim için tam da şu andaki ruh halinizi anlatan bir şarkı seçmenizi isteyelim ki onunla veda edelim size, teşekkürlerimle ve sevgilerimle.

Sigur Ros’tan gelsin o zaman.

 

 

Sırma Sosyal Medya
İnstagram Twitter Facebook
Tüm yaz söyleşilerime ara vermedim ama Ekim geldi bir aylık kendime bir izin verdim. Ama bu süreçte elbette ki Müzik Ekspres hız kesmedi ve yeni şarkılarla sizleri buluşturmaya devam etti. Evos Angels sayfalarında da  bildiğiniz üzere bir araya geldik. Sadece sizi değil bu platform yani bu konumum beni de her geçen gün yeni bir müzisyenle tanıştırıyor ve bu karşılaşmaları çok seviyorum. Mailime düşen bültenlerden biri Sırma'nın yeni şarkısına aitti. Her ne kadar kaçurmamaya çalışsam da yayınlanan işleri bazen yetişemediğim de oluyormuş. Bu anlamda kendisi ile ile bu ilk buluşma bana öncelikle birçok şarkısını kazandırdı. Yani bir çırpıda neler atlamışım hemen…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.83 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*