Yeni bir ayın ilk haftanın söyleşisinde sayfalarımızda ozan geleneğini modern dünyanın ritmiyle yeniden yorumlayan, kendi müziğini ve sesini bulma yolculuğunu dinleyicisiyle paylaşan kendi tabiri ile bir hikaye anlatıcısı müzisyeni, sevgili Alper Alp’i konuk ediyoruz.
Alp ile geçtiğimiz hafta bu söyleşiyi gerçekleştirmenin yanında konserine de konuk oluyorum ki söyleşi sürecinde de dinlediğim ve sizlerle bu sayfada paylaşacağım tüm şarkıları ile karşılıyorum hafta sonunu ve kendisine de iletiyorum bahara çok yakışıyor sesi, şarkıları ve biriktirdiği hüznü. Özetle çok sevdiğim mayısa başladığım ilk günün heyecanı bugün de sayfalarımda devam etsin istiyorum bir şahane müzisyenle.
Mühendislik geçmişinden gelen analitik bakış açısı bestelerindeki detayları zenginleştirirken, Türk halk müziğinin köklü mirasını indie-pop, rock ve modern folk dokularıyla harmanlayarak dinleyicisine hem tanıdık hem de yenilikçi bir dünya sunan Alp’in şarkıları ile buluşmam “İki Seferi” isimli çalışması ile olurken hemen devamında canlı kayıtlardan oluşan “Herkes Rüyada” isimli EP’si ile karşılıyor bizi ve bu sene adına da ilk buluşmamız “Sev Diyorsun” isimli yeni şarkısı ile devam ediyor. Öğreniyorum ki çok yakında çok sürpriz iki şarkıda sesini duyacağız ve siz detaylarını bu söyleşi içinde ilk kez bizden duyacaksınız.
Ötesinde aslında tüm bu yolculuğuna dair sorularımı özet yapmak istediğini söylemiş olsa da uzun uzun yanıtları ile ayrıca da çok mutlu olduğum keyifli de bir tanışıklık ile de konseri sürecinde buluştuğum değerli Alp ile. Eğer tanışmadıysanız birbirinize elinizi uzatabilirsiniz, eğer yolunuz kesiştiyse bile yeniden ve uzun uzun dinlemeye vaktiniz olabilir, sizler de eşlik edersiniz hatta notalarına. Çok teşekkür ediyorum kendisine ve yolculuğunda başarılar diliyorum. Karşınızda Alper Alp ve dünden bugüne hayata kattıkları, sakladıkları.
Kadri Karahan / Editörün Notu
Öncelikle hayatınızın iki önemli albümü olmuş ki küçük yaşlarda yaşadığınız bir kazada bile bir albümün peşinde kendinizi riske atmışsınız. Bu kısım beni çok etkiledi ki devamında da bir başka albüm sizi ilk kez gitara yönlendirmiş. O en başa dönecek olursak o çocuk yanınızı biraz anlatır mısınız; ilk notalarınızı, ilk heyecanlarınızı?
Babam direksiyonda, annemin kucağında kardeşim, elde harita, doğru yolu bulma çabası, denizi görme sevinci ve fonda Nilüfer. O kaset bize bütün yol eşlik etmişti, geride bırakmam mümkün değildi. Hâlâ bendedir ve sevgili Nino Varon’un imzası vardır üstünde, şimdi sıra Nilüfer’de. Günlerden bir gün Fikret Kızılok’un Yadigar albümü çıktı karşıma. O yaşlarda bu kadar anlamak ve bağlanmak hâlâ garip gelir. Onun gibi çalmak, onun gibi yazmak en büyük tutkumdu. Bugün bile her dinleyişimde yeni bir şey öğrendiğimi hissediyorum.
Sonrasında bambaşka bir eğitim süreci başlamış adınıza ki o süreçte söz yazarı Sibel Algan ile tanışmanız sizi İstanbul’a getirmiş ve burada başlayan süreç sizi o günden bugüne müzikten ayırmamış. Bu yolculukta peki hangi kapılar çalınıyor, hangi kapılar aralanıyor. Amatör ruhtan o profesyonel yolculuğa ilk adımlar nasıl atılıyor? Her şey istediğiniz gibi giderken aslında ne amaçlanıyor, ne hayal ediyor mesela?
Ailecek kaset alma alışkanlığımız vardı. Ben de o kartonetleri didik didik eder “kim yazmış, kim bestelemiş, aranjörü kim?” diye incelerdim. Bu merak zamanla öyle bir boyuta ulaştı ki şarkıları dinlemeden önce künyesine bakar oldum. Bir gün yine böyle bir araştırmanın içindeyken Sibel Algan şarkılarına yoğunlaştım. İnşaat mühendisliği okuduğum dönemde kendisiyle iletişime geçtim ve o nazik daveti hayatımda önemli bir kırılma yarattı. Önceki çalışmalarımı daha iyi anlamamda, şarkıların iskeletine çok daha analitik ve derinlemesine hakim olmamda onun mentörlüğü çok belirleyiciydi. Bu süreç, içimdeki o heyecanı amatör bir ilgiden çıkarıp, vizyonumu genişleterek beni çok daha bilinçli bir üretim yolculuğuna taşıdı.
2021 yılından itibaren şarkılarınız bir bir bizlerle tanışmaya başlıyor ve ilk olarak bağımsız adımlar atıyorsunuz ve “2014” ile karşılaşıyoruz diskografinizde bir iki single sonrası benim de sizinle tanışmama vesile “İki Seferi” yayınlanıyor ki rahmetle analım Tolga Akyıldız yapım yönetmeni, Cihan Mürtezaoğlu aranjör olarak sizinle birlikte. Bu noktadan sonra yeni bir sayfa aralanıyor ve nasıl karşılıyor sizi müzik dünyası, nelerle karşılaşılıyor beraberinde?
Müzik dünyasının kapısından adım attığınızda sizi her zaman dikensiz gül bahçeleri karşılamıyor. Zorlu yollardan geçtim. İdeallerimi ve eserlerimi her zaman en doğru, en şeffaf haliyle iletmek istedim. Bu arayışımda -ne büyük şans ki- Tolga Akyıldız’la yollarımız kesişti. “2014”ü bağımsız olarak yayımladıktan sonra, prodüksiyona apayrı bir ruh ve yepyeni bir boyut kazandıran Cihan Mürtezaoğlu ile çalıştık. “Sen Sen Sen” ve & “Doğru Mu”yu onun harika aranjesiyle dinleyiciyle buluşturduk. Sizinle tanışmamıza vesile olan “İki Seferi”yi ise Alper Anık ile yaptık. Anık, müziğe bakışı ve dokunuşu eşsiz bir müzisyen ve benim için çok kıymetli bir yol arkadaşı. Tolga ise ne yazık ki bu parçaların çıktığını göremedi. BBI Müzik’in dostane desteğiyle bu projeyi yürüttük ancak Tolga’dan sonra içimde çok fazla cevapsız soru kaldı, bir süre ara vermek zorunda hissettim. Birkaç yapımcıyla görüştük ama günün sonunda o saf ifadeyi koruyabilmek için bağımsız bir sanatçı olmalıyım hissi ağır bastı ve sektörün çarklarına girmektense bu zorlu süreci tek başıma göğüslemeye karar verdim.
Kendinizi kadim ‘Ozan’ geleneğini modern dünyanın ritmiyle yeniden yorumlayan, kendi müziğini ve sesini bulma yolculuğunu dinleyicisiyle paylaşan çağdaş bir hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyorsunuz ve burayı biraz açalım istiyorum. Müzisyenliğin sizde tanımı, açılımı tam olarak nedir, nasıl hassasiyet gerektirir, nelere sahip olunmalıdır? Ülkemizde müzisyenlik kavramı sizin algınızda nasıl bir dengededir, siz neresindesinizdir?
Aslında ‘Kent Ozanı’ kavramını keskin sınırlarla ayırmak yerine, onu kendi hikayemle yeniden boyutlandırdım. Özünde kendimi bir şarkıcı-söz yazarı olarak konumlandırıyorum. Benim müziğimle bağ kurmak, yüzeyde gezinmekten ziyade biraz derin sulara inmeyi talep ediyor. Hızla akıp giden bu tüketim çağına karşı her dinleyişte yeni bir sırrı, yeni bir katmanı keşfedilen kalıcı eserlerle sağlam bir perde çekmeye çalışıyorum elimden geldiğince. Bu yüzden ilk ve en büyük hassasiyetim her zaman söz üzerine. Neşet Ertaş, Aşık Mahzuni gibi büyük halk ozanlarının yazım stillerinden de feyz alarak; anlatımın duygusunu kuvvetlendirmek, ağırlığını hissettirmek ve tam zamanı geldiğinde o duyguyu ustaca hafifletmek benim en çok mesai harcadığım iş. Son nokta ise, o kelimelerin ruhuna tam anlamıyla hizmet edecek, üzerine kusursuzca oturacak besteyi inşa etmek.
Türk halk müziğinin köklü mirasını indie-pop, rock ve modern folk dokularıyla harmanlayarak sunmanın yanında bunu yeni şarkılarla devam ettiriyorsunuz. Geçtiğimiz sene yayınladığınız EP’de tamamen canlı kayıtlar yayınladınız ki sanırım devamı da gelecek önce geçen yıla gidelim ve “Herkes Rüyada”yı dinleyelim yeniden. Sahne samimiyetini ve şarkıların organik gücünü göstermek istemişsiniz bu albümde; peki bu yolculuk nasıl hayata geçti, kariyerinizde ne kadar diğerlerinden ayrı bu şarkılar ya da ne kadar bizzat tam da orta yerinde?
Müziğimi iletirken geleneksel köklerimizle günümüz elementlerini aynı kefeye sığdırmak benim için hiç bitmeyecek bir uğraş. “Herkes Rüyada” ile amacım; sahnedeki organik hissiyatı, şarkının gücü ve sinematik bir görsellikle birleştirip filtresizce aktarmaktı. Onca detaya rağmen adeta kendiliğinden akan, çabasız bir girişimdi. Büyük ekibim; Derya Eroskay, Fuat Sezer, Mustafa Özgül, Berkay Ben, Canan Atay ve görsel süreci tek başına sırtlayan Ali Kıran’ın inancı olmasa bu proje vücut bulamazdı.
Biz o kayıtları, sanki ekran başındaki seyirciyi tek tek kendi çemberimize dahil ediyormuşuz gibi çaldık. İşte tam da bu yüzden bu şarkılar kariyerimin kıyısında değil bizzat kalbinde, tam orta yerinde duruyor. “Herkes Rüyada”, prodüksiyon oyunlarından uzak, müziğimin en maskesiz hali. İkinci bölümde bu dolaysız bağı çok daha derin bir noktaya taşıyacağımızı göreceksiniz.
Yeni şarkınız “Sev Diyorsun” melankoliyi yüksek enerjili elektro gitarlarla buluşturan duyguyu süslemek yerine olduğu gibi bırakmayı seçen bir şarkı ve geri dönmek isteyen bir kalbin değil; artık geri dönmeyen birinin sesini taşıyor. Biraz da yazan, üreten yanınızı konuşalım bu vesile. Size neler ilham olur, bizzat yaşananlar mı, bu dizeler nasıl hayata geçer, son nokta nasıl konur? Tüm şarkılarınızdan da yol alabiliriz ya da özet yapalım derseniz sadece bu şarkı üzerinden de yanıtlar alabiliriz?
Ben bizzat yaşadığım olayları ve gerçeği hep kendimce yorumlarım. Söz yazarı arkadaşım Aras Altan” gerçekle savaşma”; der ama bir olayın içindeki farklı senaryolar ve yeni oluşumlar bende hep merak uyandırır. Aynı olay üzerine onlarca şarkı yazılabilir ve dinlediğinizde apayrı bir duyguya, maceraya kapılırsınız. İlham dediğimiz şey, aslında çalışmanın bekçisidir. Bir anda gelip yazdığın parça da, üç senedir uğraştığın parça da ciddi bir birikimle oluşuyor. Kendi öykümden süzülenleri önce düz yazı olarak kağıda döker, sonra melodiye uygun bir tartımla şarkı sözü formatına geçiririm.
Sizin bahsettiğiniz o melankoli ve yüksek enerji tezatını barındıran”Sev Diyorsun” da tam olarak bu şekilde, biten bir ilişkiden geriye kalan kırıntılardan oluştu. Sarf edilen ayrılık sözleri, benim ilişkiyi kafada bir türlü bitiremeyişim, sonrasında çekilen o acı yanlar, kabullenme ve hâlâ inanamama hali… Besteyi bu duygularla bitirdikten sonra ise bir söz yazarının en sevemediği şeylerden biri yaşandı. Aranjeyi yapan arkadaşım Onurcan Ünal, parçaya yepyeni bir trafikle ek bir kısım oluşturmamızı istedi. Zaten kafada bitmeyen bir ilişkinin üstüne bir de bu yeni trafik gelince iş tam bir delilik haline dönüştü. Ama Onurcan’ın o akılcı yaklaşımı sayesinde “Sev Diyorsun” tam da o bahsettiğiniz forma gerçek değerine ulaştı.
Yine bu şarkınız Nino Varon gibi bir ustadan da övgüler alırken siz de aynı zamanda adınıza yeni bir dönem başladığını da eklemişsiniz. Görebildiğim kadarı ile yeniden bağımsız bir yolculuğa dönülürken daha da güçlü, daha da kendinden emin adımlar atılmış. Bu şarkı ile de ilgili bir kısa yorum alalım sizden ve hemen devamında nelerle karşılaşacağımıza dokunalım istiyorum. Mesela yaz aylarında dinleyiciyi ters köşe yapmaya hazırlayacak bir cover bilgisi alıyorum; ne dersiniz biraz ipucu alabilir miyiz yoksa?
Nino Abi acayip bir müzik adamı. Dört dakikalık şarkıyı usta bir heykeltıraş gibi masaya yatırıp, yontarak çok daha güçlü bir yapıya dönüştürüyor. Yol haritamı çıkarmamda fikirleri çok etkili oldu. Müzik sektörü ise maalesef her zaman düşündüğüm gibi işlemiyor. Bu yüzden dinleyicilerimi kendi sistemime adapte etmek, parçalarımı dışarıdan müdahale edilmeden, tam içime sindiği gibi özgünce ortaya koymak istiyorum. Şimdi yoğun bir dönemdeyiz. Yeni tekliler, “Herkes Rüyada Bölüm II ” EP’si ve albüm çalışmalarımız sürüyor. Bu teklilerin arasında benim için de bir ilk olan cover parçalar var. Biri 70’lerden kimsenin yorumlamadığı bir eser. Diğeri ise Sezen Aksu’dan dinlediğimiz ama benden duyduğunuzda oldukça beklenmedik gelecek bir şarkı olacak. Yazı beklediğinize gerçekten değecek diyebilirim.
ve siz sahnede olmayı da çok seviyorsunuz görebildiğim kadarı ile ve 01 Mayıs tarihinde özel bir konsere de imza atmayı planlıyorsunuz. Size altı kişilik bir müzisyen grubu eşlik edecek ve perdesiz gitarların, zengin armonilerin ve sürükleyici ritimlerin iç içe geçtiği yüksek enerjili bir deneyim izleyecek diyorsunuz orada olacaklar. Hadi biraz da o konserin hazırlıklarını öğrenelim; heyecanınız nasıl, kimler size eşlik edecek, tamamı kendi şarkılarınızdan mı oluşacak repertuar…?
Bu konsept aslında iki amaca hizmet ediyor: Hem kendi şarkıcı-söz yazarı geleneğimi tam anlamıyla sahneye yansıtmak hem de bizi biz yapan ustalara bir nevi saygı duruşunda bulunmak. Konsere artık sayılı gün kaldı, heyecanımız gerçekten çok büyük. Repertuvarımız; Fikret Kızılok’tan Bülent Ortaçgil’e, Tayfun Karatekin’den Doğan Canku’ya uzanan seçkin bir listeye sahip. Hatta o gece davetlilerimizden biri de kıymetli Doğan Canku hocamız. Ayrıca sevgili Sibel Algan’ın da bir parçası listemizde yer alıyor. Kendi şarkılarımı seslendirirken bir yandan da “Sev Diyorsun”u ilk kez canlı çalacağız. Burada ekibimden de övgüyle bahsetmek isterim. Piyanoda, aynı zamanda bu ekibi birleştiren yakın arkadaşım Derya Eroskay var. Kontrbasta İrem Köse, klasik gitarda Mustafa Özgül olacak. Vokallerde ise muhteşem sesiyle Canan Atay ve Baran Kaya bana eşlik edecek.
Müziğin bunca zamandır içinden biri olarak sektörü de biraz konuşalım sizinle. Geldiğimiz dijital süreç sizi mutlu ediyor mu mesela bir kasetin peşinden koşan çocuk o yılları özlüyor mu ve bugüne nasıl adapte oluyor. Artık yapay zeka ile şarkılar yapılıyor ve bunlar her geçen gün çoğalıyor; agresif ve mutsuz şarkılar ile bir çürümenin de içine çekiliyor mesela dinleyici günden güne. O parlak zamanlardan bugünün çok da aydınlık olmayan bu dönemde siz ne kadar mutlusunuz, müziğiniz ne kadar mutlu?
Sektör… Hep aynı çilehane. Yapay zekayla yapılmış on şarkıyı art arda dinleyen bir müzisyenin midesinin bulanması çok olası. O insan eli değmişlik hissinin kaybolması kulağı çok rahatsız ediyor. Evet, yapay zeka birçok aranje fikri verebilir ama getirdiği o aşırı hız; emeği ve işin mutfağındaki o değerli yolculuğu biraz değersizleştiriyor. Yine de hemen kötü demek peşin hükümlüce olur. Bence yapay zekanın artılarını eksilerini konuşmaktansa sektörün yeni keşiflere kapalı yüzünü, nitelikli festivallerin azlığını ve yer bulmaya çalışanların karşısına çıkan o kapılmış köşeleri konuşmak çok daha önemli. Ben, tüm bu gürültünün içinde kendi doğrumu söylemekten ve müziğimdeki o organik insan dokunuşunu korumaktan yanayım.
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası

