EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Ahmet Baran

Ahmet Baran

Müziğe çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu ile başladığınızı daha sonrası da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yaptığınızı öğreniyoruz. Çocuk yaşınızın müzikle buluşması ve sonra yakanızı bir daha hiç bırakmaması bugün tarafınızdan nasıl anımsanıyor?

Müzik kimisi için kaçış, kimisi için eğlence, kimisi için hayatın ta kendisi. Benim ise kurtarıcım. Her tökezlediğimde devam etmemi  sağlayan yaşam koçum. Ruhu bedenden ayirmanin, bedenden ayrilan ruhu ilahi bir dinginliğe götürmenin, aynı ruhu coşkun bir çağlayana dönüştürmenin tek yolu. Umarım cennet de ya da cehennemde de vardır dedirten tek şey. Çocuk yaşta hayatımın merkezine yerleştiği için çok şanslıyım.

18 yaşında ise Senfoni Orkestraları ile çalışmaya başlıyorsunuz ve “Senfoni Orkestralarının En Genç Solist Kanunisi” oluyorsunuz. Bu kazandığınız başarı sizi nasıl tetikliyor ki sonrasında sınırları aşıyorsunuz ve ardı ardına başarılar kazanmaya devam ediyorsunuz, nasıl bir heyecan, nasıl bir koşu?

Bir konserin son provasında kanuninin kaçmasıyla şans eseri tanıdığım senfoni orkestraları müzikal gelişimimde çok önemli bir rol oynadı. Çocuk yaşta çok sesli yapıyı tanımak, enstrumanımın ifade gücünü bu yönde geliştirmem adına önemli bir dönüm noktası oldu benim için. Erdener ailesi başta olmak üzere bir çok değerli müzisyen tanıma ve ortak projeler geliştirme şansı yakalamış oldum. Alaturkacı müzisyen algısı birçok alanda işimi zorlaştırsa da zaman içerisinde bakış açım, iç disiplinim ve çalışkanlığım ile iki ayrı dünya olarak kabul edilen Klasik Batı Müziği ve Türk Sanat Müziği arasındaki önyargıları biraz olsun ortadan kaldırdığımı düşünüyorum. Şahsıma ithaf edilen iki ayrı Kanun Konçertosu bunun ispatı olsa gerek.

 

 

Altı kıtada bini aşkın konser… Bu süreç içinde birçok devlet adamının huzurunda dinletiler sunuyorsunuz, birçok birincilik derecesi kazanıyorsunuz yarışmalarda, yine birçok önemli müzisyenle çalışma şansını buluyorsunuz. Genç yaşta yaşadığınız bu eğitim bugün birçok kişinin de hayali olsa gerek. Kimler vardı bu süreçte yanınızda, nasıldı çıktığınız yolculuklar ve dönüşleri, böyle bir akış beklediğiniz bir şey miydi?

Tatil ya da sezon benim için geçerli bir kavram değil. Yılda yüzü aşkın konser veriyorum. Bunların bir çoğu farklı ülkelerde gerçekleşiyor. Seyahat ve prova sürelerini de hesapladığınızda yılın neredeyse tamamını kucağımda kanunla geçiriyorum. Tabiki zorlukları var, özlemlerin boynunuzu büktüğü çok oluyor ama biraz farklı bakıyorum olaylara…

Bu zamana kadar elliyi aşkın Cumhurbaşkanı’na konser verdim, üst düzey bir diplomattan daha çok devlet adamı gördüm diyebilirim.  Parayla ya da şöhretle bulunamayacağınız ortamlarda bulundum. Devlet nişanları ile onurlandırılıp, bir çok üst düzey ödüle layık görüldüm. Ve bunların hepsini aşık olduğum enstrumanım sayesinde elde ettim. Şikayetçi olmaktansa sevdiğim işle hayatımı kazanma lüksüne sahip olduğum için şükretmeyi seçiyorum.  Çok çalışıyorum diye sızlanmak yerine her anı kaliteli kılmayı tercih etmeli insan.

Kanun icrasına Türk Müziği Tarihinde kendi adınızla anılacak yeni bir teknik kazandırdınız. Bize biraz bu teknikten bahsedebilir misiniz? Yine kanun yapım ustaları tarafından sizin imzanızı taşıyan özel enstrüman serileri üretildi ve dünya geneline yayıldı; bu da çok özel bir mutluluk olmalı öyle değil mi?

Buna çok katmanlı müziklere duyduğum ilginin ışığında, özünde Türk Sanat Müziği enstrümanı olan Kanun’un ulaştığı sınırları  genişleterek yeniden çizme gayreti diyebiliriz. Mızrabın suni tonundan uzakta, samimi dokunuşlarla sadece sesi değil hissi de yükseltmeyi amaçlıyor. Beynin iki lobunu da kullanma yetisini Kanunilere, birden çok enstrümanın ses zenginliğini de Kanun’a kazandırıyor.  Böylece Metalica’dan Chopin’e, Love Story’den Forrest Gump’ın film müziğine şarkı olmaktan öteye geçerek yaşamlarımızın ayrılmaz birer parçası olan unutulmaz eserleri müzikaliteden ödün vermeden daha önce tadılmamış yeni bir lezzete dönüştürebiliyorum.

Adıma tasarlanan enstrüman serileri sağladığı tuşe rahatlığı, geniş ses sahası ve farklı mandal düzeneği ile işimi kolaylaştırıyor. Hem icra tarzının hem de enstrümanların özellikle genç nesil tarafından bir çok ülkede ilgi görmesi benim adıma gurur verici.

 

“Kanun Namına” isimli albümünüz geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Chopin’den Metallica’ya, Göksel Baktagir’den Haydar Tatlıyay’a bir seçki ile karşı karşıyayız. Sizin gibi bu denli uzun bir süreç içinde bir albüm repertuarı hazırlamak bir o kadar kolay olduğu gibi zor da olmalı. Neler yaşadınız bu süreçte ?

Çalışmalara 2013 yılında başlamıştım ama albümü içe sindirme çabası süreyi biraz uzattı. Çünkü sesleri kaydedip sabitlediğinizde, artık onlar boynunuzun borcu oluyor. Bu titizliğe müzik sektörünün içinde bulunduğu kaos ortamı da eklenince dinleyicilerimizi biraz beklettik.

Bu albümün en önemli katkısı kendi üzerimde prodüktörlüğü öğrenmem oldu. Türkiye’deki müzik yapımcılarına kendimi anlatmakta zorluklar çekince Amerika’da şirket kurup yayınlama fikri doğdu. Sağ olsun dostlarımız çok umudumuzu kıran konuşmalar yaptı ama yine de cesaret her zaman olduğu gibi beynimi ele geçirmeyi başardı. Çok artistsin bu albüm satmaz, seni mazlum yapalım diyenlerin aksine ciddi bütçeli pop starların prodüksiyonlarıyla çok satan listelerinde yarıştı. Umarım bu ilgi büyüyerek devam eder. Bizlere ezberletilmeye çalışılan yollar dışında alternatiflerin üretilebileceği fikri müzisyenlere hakim olmaya başlar ve yeni arayışlara yönelen cesur yüreklerin sayısı artar…

Albüm müzik eleştirmenlerinden, medyadan ve dinleyicilerden tam not aldı ve kuşkusuz önümüzdeki günlerde ses bulmaya devam edecek. Böylesi bir ilgi bekliyor muydunuz? Bu ilgiye tarafınızdan nasıl bir dönüş gelecek, mesela “Sızı” ve “Nocturne C Sharp Minor” kliplendi, diğer şarkılarla klipler devam edecek mi, konserler, gerçekleşecek mi?

Az önce yıl içerisinde yaptığım konser sayısına değindim. Bana göre konserlerin en keyifli yanı kalp biriktirmek. Bu zamana kadar farklı coğrafyalarda müziğin birleştirici etkisini iliklerime kadar hissettim. Albüme olan bu ilgiyi biriktirdiğim kalplerin olumlu bir reaksiyonu olarak değerlendiriyorum.

Enstrümantal müzik sözlerin duyguları anlatmak için o kadar da gerekli olmadığını bilen müzikseverlerin tercih ettiği bir yapı ve sözün egemen olduğu ülkemiz piyasasında şansı çok değil. Ben ısrarla zaman içerisinde hak ettiği yeri bulacağına inanan ve bunun için her yolu deneyen müzisyenlerdenim. Klipler de bunun bir göstergesi. İlk defa bir enstrümancının klibi ülkemizdeki ciddi müzik portallarında yayınlandı. Yapılan yorumları okumak  son zamanlardaki en büyük eğlencem. Şarkıyı beklerken müzik bitti diye yorum yazan çok kardeşimiz var :)) Bir o kadar da enstrümanıyla neler yapabileceğini keşfeden konservatuvar öğrencisi gençlerimiz de var. Onları çok önemsiyorum ve bana yazan hepsiyle iletişim halindeyim.

Yeni klipler yolda diye onlara da müjde verebiliriz hatta ;) Konserlere gelecek olursak. Kanun Namına Project adı altında çok renkli bir orkestra  kurduk ilk konserimizi benim için çok özel bir yere sahip olan Zuhal Olcay ile birlikte vereceğiz. Tarihler ve detaylı bilgi için www.ahmetbaran.com tıklamanızı bekliyor…

 

Albüm kartonetinde (ki albüm adı da ayrıca çok iyi bir seçim) ve görsellerinde oldukça iddialı fotoğraflarınız ile de karşı karşıyayız. Sporcu kimliğinizi de yansıtan ve bir o kadar da genç ruhla yaklaşılmış kareler. Öncelikle “Kanun Namına” ile bazı klasik kalıpların da dışına çıkılıyor sanki ve bunu da adıma çok doğru bir sunum diye düşünüyorum. Fotoğraflar nasıl hayata geçti?

Yaptığım işlerde yaşanılan zamanın heyecanı ve yeniliklerini göz ardı etmeden teknolojinin sunduğu tüm imkanları kullanarak sazımla, sözümle, tarzımla günceli yakalama gayretindeyim. Bunun için profesyonel bir ekiple çalışıyorum ve tüm hünerlerini sergilemeleri adına yaratıcılıklarını sürekli zorluyorum. Türkiye şartlarında lafından nefret ediyorum. Dünya piyasasında hatta Mars’ta nasıl işler çıkıyorsa takip etmeye çalışıyorum. Çünkü hazine değerindeki müziğimizin yok olmaması gençlerimizin elinde. Onları hiçe saymak yerine beğenileri ve eğilimleri doğrultusunda hareket ediyorum. Albümün kapağı, fotografları, içeriği, web sitesi ve tüm dinamik yapı bu doğrultuda hazırlandı.

Kanun ülkemizde bir hayli ilgi gören bir enstrüman ki peki dünyada nasıl bir ilgi var? Kanun’a neden başlamalı bir enstrüman ile tanışmak isteyen biri, nasıl arkadaş olmalı, kendisini nasıl geliştirmeli?

Kanun, Tanrının bana verdigi bir çift kanat… İçinde yer almak istediğim… İçimde yer alan… İçinde yer alamazsam içimde kalacak olan… Beni kabul etmese de kızamayacağım… Hayat boyu kabulum… “Ben yanındayım mızrapları takıp bana içini dökebilirsin” diyen yoldaşım… Kalbimin haykırışının yankılandığı sihirli bir müzik kutusu…

Bana göre icracının dikkat etmesi gereken en önemli husus enstrumanının dinamiklerinin farkında olmak ve onunla diyaloğu iyi kurmaktır. Lisanların birbirini tutması için sazendenin, sazını sevgi ile kucaklaması, aşk ile ona dokunması gerekir. İşte böyle bir gönül bağı kurulduğu anda saz , sazendeye kendisini teslim eder. O, arada hırs olmayan, katıksız bir ruh, samimi bir diyalog ister.

Mesela benim için kanun, giydiğim elbise gibidir. Onu üzerimde iyi taşımam gerekir. Her ortamda o elbiseyi giymemek gerektiğini düşünüyorum. Onu temiz tutmak ve yıpratmamak için yoğun ve titiz bir çaba gösteriyorum.

 

Bugüne kadar birçok müzisyenle çalıştınız belki ama henüz buluşmadığınız, birlikte çalışmak istediğiniz bir isim var mı?

Çok şanslıyım ki Türkiye’de hayal ettiğim tüm müzisyenlerle çalıştım ve çalışıyorum diyebilirim. Albümde yorumladığım “Nothing Else Matters” parçasının telif hakları ile ilgili görüşürken Metalica ile bir yakınlaşmamız oldu. Kanun sazını çok ilgi çekici buldular umarım günün birinde aynı sahnede yer almak hayal olmaktan öteye geçer. Aynı durum Michel Camilo için de söz konusu. Chick Korea, Sting, Madonna ve Adele aşığıyım. Kısmet diyorum. Bir de diğer tarafta müziğe izin veriliyorsa Paco de Lucia ve Neşet Ertaş’a komşu olmak isterim 

Ve son olarak hayatınızın diğer renklerini öğrenmek istiyorum. Dünyanızı başka neler tamamlıyor, sizi başka neler tanımlıyor?

Sazımdan sound olarak nasıl sıcak ve zengin bir geri dönüş almak istiyorsam insan ilişkilerimi de aynı sıcaklıkta tutmak için özen gösteriyorum. Müzik benim için çok önemli ama hayatımda müzikten daha önemli olan değerler de var. Dürüst olmak, ahlaklı olmak, paylaşımcı olmak, tabiatı korumak ve sevmek gibi…

Çok okuyorum, çok dinliyorum, çılgın gibi spor yapıyorum, minik bebeğim, eşim ve ailemden ilham alıyorum.

 

Ahmet Baran / Kanun Namına
Ahenk Müzik

 

 

Müziğe çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu Çocuk Korosu ile başladığınızı daha sonrası da Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yaptığınızı öğreniyoruz. Çocuk yaşınızın müzikle buluşması ve sonra yakanızı bir daha hiç bırakmaması bugün tarafınızdan nasıl anımsanıyor? Müzik kimisi için kaçış, kimisi için eğlence, kimisi için hayatın ta kendisi. Benim ise kurtarıcım. Her tökezlediğimde devam etmemi  sağlayan yaşam koçum. Ruhu bedenden ayirmanin, bedenden ayrilan ruhu ilahi bir dinginliğe götürmenin, aynı ruhu coşkun bir çağlayana dönüştürmenin tek yolu. Umarım cennet de ya da cehennemde de vardır dedirten tek şey. Çocuk yaşta hayatımın merkezine yerleştiği için çok şanslıyım. 18 yaşında ise Senfoni Orkestraları ile…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.92 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*