Bendeki Birsen…
Onu uzun uzadıya anlatmayacağım…
Zaten tek tık ile internet üzerinden biyografisine, diskografisine, şarkılarına ulaşabilirsiniz. Ben kısa ve öz olarak “Bendeki Birsen”den bahsedeceğim.
Çünkü söyleşi yaptığım müzisyeni yaklaşık 7 senedir tanıyorum. Dolayısı ile de onu size bir arkadaşının gözü ile anlatacağım…
Birsen’le tanışıklığım 2008’e, yani ilk albümü Cihan’dan da öncesine uzanıyor. Onu tanıdığımda henüz kendi şarkılarını söylemeyen bir müzisyendi. Sonra kendi şarkılarını da seslendirmeye başladı. Bir albüm geldi 2009’da. Ve 4 sene sonra ikincisi… “İkinci Cihan” albümü geçen sene tam da bugün doğmuştu. Yıllar geçti, dünya değişti, kafalar değişti, insanlar hep değişti. Ama Birsen aynı kaldı.
İnsanların bırakın albümleri olmasını, tek bir şarkıya imza attılar diye selam veriş şekilleri bile değişirken, şana şöhrete bu kadar kapılmayan, ilk albümü çıkmadan önceki kişiliği ne ise, son albümü çıktıktan sonra da aynı kalan Birsen’i görünce, bir söze olan inancım yerle yeksan oldu. O söz şuydu: “Değişmeyen tek şey değişimdir.” Yok… Yalan…
Bendeki Birsen;
İçtendir. İnsanlarla gülümseyerek konuşur, yüzünden tebessümünü hiç eksik etmez. Ayrıca çok güzel kahkaha atar. Onunla iki çift laf eden “Ne tatlı kadın” der.
Özgündür. Kalbinden taviz vermeyen bir duruşu vardır. Ben ona “Ne olursa olsun umurumda değil” duruşu diyorum. Bu duruşuyla ilham vericidir.
Sahicidir. Müzisyenliği bir ayrıcalık olarak değil, doğal bir varoluş biçimi olarak yaşar. Hani “O bakkaldır, şu taksicidir, bu avukattır, sen öğretmensin, ben müzisyenim” gibi bir duruştur bu… Bu yüzden sokakta yürürken herkes kadar ilgi görmek ister. Ya da atıyorum yürürken imza ya da fotoğraf için onu durduran kimse olmazsa üzülmez, aksine kendini toplumun herhangi bir parçası olarak hissedince mutlu olur.
Işığın ve anlamın peşindedir. Sahneye bi çıkar, sahnenin ışığı değişir. Spotlar yerli yerinde durmalarına rağmen Birsen’i gördükleri zaman sese, söze, ruha büründükleri için bir başka yansıyorlar diye düşünürdüm. Meğer maharet spotlarda değilmiş; Birsen’in ışığıymış spotları gölgede bırakan.
“İçinden gelmek” çok önemlidir Birsen için. Üretirken sadece içinden gelene kulak verir. Bu yüzden de ticarî bakış açısı sıfırdır. İyi ki de öyledir. Çünkü müzisyen ne kaybederse, kendi müziğini üretemediği için kaybeder bence. Bir müzisyenin aynı zamanda iyi bir tüccar olması sayesinde kazandığı hiçbir şey müziğinden daha değerli değildir, olamaz da… İnsanın kalbinden daha değerli neyi vardır ki koruması gereken?
Sevgili Birsen; öncelikle Müzik Ekspres’e hoş geldin. İkinci Cihan albümünün sene-i devriyesindeyiz malum… Bu geçen bir yıllık süreçte hayatında neler biriktirdin, neler değiştirdin, neler hissettin diye başlamak istiyorum söyleşiye…
Biriktirmek sanırım belli bir yaşa kadar yaşanan bir süreç. Dost, düşman, dert, sevinç kitap, müzik derken bir bakıyorsun gelmişsin kırklı yaşlara. Bundan sonrası ise eksilme zamanı, biriktirmeye yorgunluk… Eksilenlere yazdıklarınla çoğaltmaya çalışıyorsun kendini, ayakta kalmanın yollarını buluyorsun bir şekilde. Bu yüzden insanın neyi biriktireceğine dikkat etmesi lazım… Gerisi yalan dünya.
İkinci Cihan’ın Türk Müzik Tarihi içerisindeki dönüm noktalarından biri olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, çok satanların her zaman pop müzik olduğu bir ülkede sen gayet alternatif bir albümle, en çok dinlenen pop müzik albümlerinden bile daha fazla sattın. Bunu neye bağlıyorsun? Türkiye’de insanların müzik dinleme alışkanlıklarında bir değişim-dönüşüm oluştuğunu düşünüyor musun?
Evet, bazen küçük mucizeler de gerçekleşmiyor değil. Ama şunu gördüm ki bir devir ve devran durumu var. Bunu da insanın en eleştirdiğimiz yapısı tüketme güdüsünden kaynaklanması ne ironi. Bu tüketicilik iyi şeylere de sebep olabiliyormuş diyorum bazen kendime. Anladığım kadarıyla ihtiyaçlar değişti ve böyle bir talep oluşmaya başladı ve bizler de tam o sırada karşılamış olduk bu ihtiyacı..
Peki, yine bu soru ile alakalı olarak, bir müzisyen için çok satanlarda bir numaraya yükselmek nasıl bir his?
E güzel bir his tabi, ama bununla yatıp kalkmıyorum. Yeni projeler kurcalıyor kafamı, devam etmek lazım, oyalanmak lazım bir şekilde.
Popüler müzikten uzak duruyor musun? Ne ifade ediyor senin için pop müzik dünyası, o piyasayı nasıl değerlendiriyorsun?
Popüler müziğin anlamı bugünlerde değiştiği için artık farklı konuşabilirim. Senin de dediğin gibi bizim gibi müzisyenlerin yaptığı müzik için popülerlik fazla uzak bir kavram olarak durmuyor artık. O eski popülerlik anlayışındaki müzikleri elbette dinlemiyor ve dolayısıyla değerlendirmiyorum ama belli bir popülasyona kendi isteği dışında ulaşmış alternatif müziklerin çok sıkı bir takipçisi olduğumu söyleyebilirim. Dediğim gibi her şeyde olduğu gibi müziğin de bir ”modası” var ve gördüğüm kadarıyla şimdi azınlıklara hitap eden müzikler ”moda.” Bu da çok mutlu ediyor tabi beni.
30 yıldır profesyonel müzisyensin ama müzik hayatının 23 yılı albümsüz geçti. Albümsüz Birsen nasıl biriydi, albümlü Birsen nasıl biri: Ürettikçe neler değişti?
Yaşantı anlamında bir şey değişmedi, hâlâ neyse o. Sadece dinleyicilerimiz çoğaldı, konserler fazlalaştı ki bu ruhen fazlasıyla tatminkar bir durum.
Üretmeye geç başladığını söylüyorsun. Üretebiliyor olmak nasıl bir his? Üretkenliğini arttıran belli modlar, anlar var mı? İlham perilerini anlat bize. :) Ne zaman, ne şekilde gelip buluyorlar seni?
Genellikle bir konuya takıntı babında yaklaştığımda geliyor gelenler! İşte o an bunu kusmam, içimden çıkarmam lazım. İçinde mutlaka hüzün, kızgınlık, hayal kırıklığı barındırıyor. Sanırım benim hayatla kavga ediş, başa çıkış şeklim böyle. Mutluyken yazamıyorum mesela çünkü o an onu aklım bir karış havada yaşamam lazım.
Üçüncü Cihan’la ilgili bir ipucu veriyor mu periler? :) Hazırlık yapıyorlar mı, yolculuk nereye bu kez?
Olmaz mı? hiç durmuyorum ki yerimde, tırım tırım şarkı düşünüyorum, duymaya çalışıyorum onları palazlanmış haliyle… Kafa sürekli meşgul yani.
İ.T.Ü Türk Müziği Devlet Konservatuarı mezunusun. Cihan albümünde Aşk Bu Değil yorumunu dinlediğim andan beri, Birsen neden Türk Musikisi eserlerinden oluşan bir proje yapmıyor diye içimden geçiriyorum. Her karşılaştığımızda dile getirmeyi de unutuyorum, bu söyleşi vesilesi ile nihayet yerini bulsun artık bu soru. :)
Kalp kalbe karşıymış Fati. :) Az önceki sorunda bundan da bahsedecektim. Henüz çok belirgin olmasa da bir Türk müziği albümü var düşlerimde evet. Üçüncü albüm Türk müziği albümü olsun istiyorum. Umarım kafamdakileri gerçekleştirme fırsatı buluruz.
Seni geçenlerde biriyle görmüşler. Aranızda ciddi aşk söylentileri var. Ben ilk kez Müzik Ekspres okurlarına açıkla isterim bunu. Adı Şiir’miş bu gizli sevgilinin. :) Ona olan tutkunu, çok iyi bir şiir okuru olduğunu ve son yıllarda şiir de yazdığını biliyorum. Böyle giderse siz evleneceksiniz. Belki bebeğiniz de olur ne dersin? Yani bir şiir kitabı? :)
Şairlere haksızlık olmayacağını bilsem evet, bunun için inandırılmam lazım kendim tarafımdan, yoksa neden olmasın.
Yazdığın şiirlerden birine Müzik Ekspres sayfalarında yer verelim istiyorum. Bizimle bir şiirini paylaşır mısın?
üç sigara bıraktım sabaha
bulutlara bakayım diye..
ince geliş gidişlerle de ciğerimi,
bir bardak çay bir nefes dumana.
yokluk bir yudum tokluk derken
fren sesleriyle bir ben,
bir de sessiz sardunyalar balkonda.
halüsinasyonlu, öksürüklü, dumanlı
su verdim ya dün gece, kırmızılar
yola inen biri bağırıyor
”inadına yaşamak..” yüzü bulutlu
fren sesi arkasında
sigaralarımdan birini atıyorum
bir de sardunya..
kalabilsin diye bahara
Mesleği müzik olan insanların karşılaştıkları zorluklardan biri de istediği müziği her zaman yapamıyor olmak sanırım. Çünkü yapacağı şey ticari değilse, bu aynı zamanda geçim sıkıntısı anlamına geleceği için yer yer müzisyenlerin istemeyerek tarzlarını, duruşlarını değiştirdiklerine şahit oluyorum. Fakat bir müzisyenin müziğinden bu şekilde taviz vermesi bence çok kötü ve talihsiz bir olaydır. Sana baktığım zaman, şartlar ne olursa olsun, sadece kendi şarkılarını söylemek isteyen, kaygıları elinin tersiyle bir kenara itebilecek kadar cesur ve risk almaktan çekinmeyen bir müzisyen görüyorum… Dolayısıyla bu soruyu soracağım en doğru kişi sensin: Müziğinden taviz verme riskiyle baş başa kalmış bir müzisyene nasıl bir yol tavsiye edersin?
Korkmayın acıtmıyor!
Benim gibi duran, benim onlar gibi durduğum daha nice müzisyen var, gayet güzel de hayatlarını idame ettiriyorlar.
Dediğim gibi hayattan ne beklediğini iyi seçmek lazım. Para, pul, şöhretse geçmiş olsun. Karnın bir şekilde doyuyor ama ya ruhun?
Son bir şey daha; kazıntı hiç geçmeyecek, bari duruşunla gönüllerden adın geçsin derim, dedim. :)
Peki, alternatif bir senaryo kuralım. Diyelim ki mesleğinden maddi bir gelir elde edemeyen bir müzisyensin ve kendi istediğin şarkıları söyleyerek de bu mümkün görünmüyor. Para kazanmak için ne yapardın?
Garsonluk, şoförlük, bohçacılık, temizlikçilik, bahçıvanlık, sekreterlik,… :) Para kazanmanın bin bir türlü şekli var… Ama yine de müziğimi yapardım, yaptım da!
Müzik dışındaki Birsen’i konuşacak olursak, aşkı nasıl yaşar Birsen? Aşık olduğunda ne yapar?
Aşkı hastalıklı yaşarım, zaten öyle bir durum değil midir aşk? Açken ben ben değilim yani. :) Bu yüzden Eros’a, ”Aman abicim mümkün olduğunca beni görmezden gel” diyorum.. Hiç cici bir durum değil anlayacağın.
Öfke peki? Öfkeden deliye dönen Birsen’e öfkesi en kötü ne yaptırabilir?
Hiç tavsiye etmiyorum… O anda karşımda durmaması gerekiyor insanların. Çok zor öfkelenirim fakat işte yumuşak atın çiftesi sert olur sözü benim için söylenmiş sanki. İyi olan tarafı, çok kısa sürer… Sonra da gönlünü alırım karşımdakinin. Çünkü değer verdiklerime öfkelenebilirim ancak..
Biraz da şarkıların hikâyelerinden konuşalım istiyorum. Bazı şarkıların çok çarpıcı, ilham verici hikâyeleri oluyor cidden. Yazan öyle bir şey üzerine yazıyor ki mesela o şarkıyı, dinleyici şarkının hikayesini öğrendiğinde şarkının anlamı ve insanın üzerinde bıraktığı etki de büyüyor. Yazdığın bir şarkının hikayesini paylaşmanı istesem?
Şarkıların hikâyelerinden çok dinleyenin, şarkının onun üzerinde yarattığı ruh çözülümlerinin, kendini koyduğu ve bulduğu yerin önemi var bana göre. Bence anlatmamak lazım, hikâyesinden daha önemli olan kendi yaşadıklarını dillendirebilmesi, yerine geçebilmesi, eşlik ederken, o dinleyenin kendi hikâyesiyle yeniden ruh bulması daha güzel.
İki albümü yan yana koyalım ve senden, albümlere sesini, ruhunu akıtan kişiden bir değerlendirme alalım desem, Cihan ile İkinci Cihan arasında nasıl bir bağ var? İlkinin anlattığı hikâye, ikincide nereye gidiyor? Birbirlerine bağlılar mı?
Bağlı olmaz olur mu? Bir insanın yolculuğu var orda, çok özel deneyimlerini bir dostla paylaşması, iç dökmesi durumu var. Orta yaşlı bir kadın olsa da hala bilmediği, keşfetmediği duyguların deneyimleri, umutları, umutsuzlukları, hayalleri, hayal kırıklıkları var… Bir büyüme hikâyesi var orda ve daha bitmedi!
Bitmesin de hiç… İkinci Cihan’ın albüm kartonetindeki fotoğraflara da değinmeden geçemeyeceğim yalnız. Bu fotoğrafları çeken Kadri Karahan’ı çekiştirelim mi biraz? :)
Kadri Karahan çok değerli bir şair, tecrübeli bir müzik eleştirmeni ve nadir görüsüyle ilerde fotoğraflarıyla da çok konuşulacak bir sanatçıdan öte can diyebileceğim dostum, yol arkadaşım benim. Yanında kendimden uzaklaşmadığım, gözüm kapalı sırlarımı, ruhumu paylaşabileceğim bir insan. Üçüncü kitabını ve fotoğraf sergisini heyecanla beklediğim…Hadi Kadriiii! :)
Müzikle ilgili henüz gerçekleşmemiş bir hayalin var mı?
Bazen bu kadarı yeter, artık ölsem de gam yemem diyorum… Ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum? :)
Çok net. :) Pek çok albümde konuk sanatçı olarak da yer aldın. Yakın gelecekte herhangi bir albümde bir şarkınla ya da düetinle yer alacak mısın?
Bir ara fazlasıyla düetlerle ortalıkta olduğumu düşünüyordum ve bunun üzerine bayağı oturup düşündüm ve bir doğruya vardım kendimce. Belki de misyonum bu benim dedim, sevdiğim müzisyenlere yarenlik etmek, yeni adım atanlara el vermek, kimine nefes olmak. Bu yüzden rahat bıraktım içimi… Birkaç projeye evet dedim. Çok önceden kararlaştırılmış, yıllardır özlemle beklediğim Gürol Ağırbaş albümünde mutlaka olacağım mesela. Zafer’le (Cımbıl) bir buçuk sene önce kaydedilmiş bir düet sırasını bekliyor ve birkaç proje daha var kesinleşmesi beklenen.
Son olarak söyleşilerimin klasik sorusu ile kapanışı yapıyorum: Biri seninle söyleşi yaptığında “Ah keşke şu soruyu sorsa” dediğin ve bir türlü duyamadığın bir soru var mı? Eğer varsa, o soruyu sordurmanın ve cevaplamanın işte tam sırası. :)
Yok! :) Sevgili Fati ve MüzikEkspres bu güzel söyleşi için teşekkür ederim… Hararetle takipçiniz olduğumu da bilmenizi isterim, yolculuğunuzda hep el ele yürümek dileğimle, bol şanslar.
Birsen Tezer
İkinci Cihan / ADA Müzik
Söyleşi: F.Gül Yanık
Fotoğraflar: Kadri Karahan
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası







çok harika bir ses ve yorum seni,kadriyi ve zekiyi tanımak..iyiki tanışmışız…