2014 Eurovision Şarkı Yarışması bu yıl 59. kere düzenlendi. 06 ve 08 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen yarı finali 10 Mayıs tarihinde final izledi ve bu yıl Danimarka’da gerçekleşen yarışmanın birinciliğini “Rise Like a Phoenix” isimli şarkısı ile Avusturya adına yarışan Conchita Wurst 290 puan alarak kazandı ve tek kelime ile geceye damgasını vurdu.
06 Mayıs gecesi yani ilk final günü 16 şarkı yarıştı. Genel olarak daha hafif ritmde şarkılar, önceki yıllara göre çok iddialı olmayan şovlar hakimdi. Güçlü adaylardan biri olarak gösterilen Ermenistan’ın şarkısı ile başlayan yarışmada geçer gözü ile baktığım on ülkeden sekizi finale çıkmaya başardı. Şahsen Estonya’nın ve Belçika’nın da geçmesine birçok Eurovision fanı gibi ben de sıcak bakmıştım. Tutmayan bu iki tahminim yerine San Marino (San Marino son üç yarışmadır aynı solistle katılıyor) ve İzlanda ipi göğüsledi. Bu iki ülkenin yanında Ermenistan, Rusya, İsveç, Azerbeycan, Ukrayna, Hollanda, Karadağ ve Macaristan diğer finale kalan ülkelerdi. Ermenistan’ı temsil eden Aram dışında diğer tüm katılımcılar en az iki kişi olmak üzere sahnedelerdi ve şarkılar içinde neredeyse birkaç tanesi dışında hepsinin temposu düşüktü, enerjisi eksikti. Doğrusu bu grup içinde İsveç’i ve Hollanda’yı ayrı tutmam gerekirse çok içime sinen bir performans görmedim. İlk geceden keyifle ayrıldığım diğer detaylara gelince bir kere şarkılar için hazırlanan postcardlarına bayıldım. Katılan müzisyenlerin rol aldığı kısa tanıtım filmlerinde her isim, ülkesinin bayrağını çeşitli sunumlarla resmetti ve ortaya güzel, kısa filmler tadında işler çıktı. Ayrıca yarışma aralarında çeşitli sürprizlerde vardı. Yarışma tarihindeki çeşitli detaylar “Eurovision Rekorları” olarak ekrana yansıdı.
08 Mayıs yani ikinci final gecesinin yarışması ülke sayısı ise 15’ti. Malta, Norveç, Polonya, Avusturya, Finlandiya, Beyaz Rusya, İsviçre, Yunanistan, Slovenya ve Romanya finale kalan ülkeler arasındaydı ki ben Malta ve Slovenya haricinde yine sekiz tahminle tamamladım yarışmayı. Benim şans verdiğim diğer iki ülke Gürcistan ve İrlanda’ydı ki; ikisi de adıma zorlama seçimlerdi ve bu yüzden elenmelerine üzülmedim. İsrail’in şarkısı da fena değildi ama ülkenin oy alamaması kaderi bu senede değişmeyecekti ve ben de bu yüzden listeme dahil etmedim. Avusturya adına yarışan Conchita Wurst’un isminin oylama sırasında son ülke olarak anons edilmesi sürprizi dışında ilk on ülkenin gayet heyecansız, klasik bir sunumla açıklandığını da eklemek gerekir. Wurst adına yarışma öncesi haber olan bir durum vardı ki Rusya, Beyaz Rusya ve Ermenistan temsilcileri kendisinin yarıştan çekilmesini talep etmiş; özellikle Rusya katıldığı temsilcilerini unutup neden böyle bir ihtiyaç içine girmiş ayrı merak konusu. İkinci finalin en keyifli anlarından biri ise finaldeki dans şovuydu, çocuğundan gencine, yaşlısına çeşitli ülkelerden katılımcılarla gerçekleşen şov klasik olmasına rağmen çok eğlenceliydi. Bu arada yarışma rekorları seçkisinde MFÖ ve Şebnem Paker gibi (Final gecesi de Seyyal Taner) temsilcilerimizi bir iki saniye de olsa görmemiz de adımıza ayrı bir lezzetti.
10 Mayıs gecesi seçilen 20 ülkenin yanına kurucu ülkeler Almanya, Birleşik Krallık, Danimarka (geçen yılın birincisi olması sebebi ile direk finalde), Fransa (ki yarışmayı sonuncu ülke olarak tamamladı), İspanya, İtalya eklendi ve böylece 26 şarkı dinledik / izledik. Direk finalden başlamamız gerekirse öncelikle gecede sade şovlar, sakin şarkılar önceliği aldı diyebiliriz, öyle ki derece sıralamasında ilk on şarkı içinde sadece üç şarkı hareketliydi, tempo olarak yüksekti. Oylama sürecinde Rusya’nın adının geçtiği her yerde sahneden yuhalama seslerinin yükselmesi ülkeye anlamlı ve yerinde bir tepki olarak yansırken yine oylama esnasında Wurst’un sakalına yapılan göndermeler de gecenin renkleri arasındaydı. Yine geceye eklenen şovlar, hazırlanan skeçler (özellikle Eurovision Müzesi’ne çok güldüm) çok başarılıydı.
Bu geceyi barış ve özgürlüğün hakim olduğu bir geleceğe inanan insanlara adıyorum. Siz kim olduğunuzu biliyorsunuz. Biz biriz ve durdurulmamalıyız…
Yarışmanın birincisi Wurst’un sürekli gözlerinde yaşlar ile tamamladığı oylama sonrası ödülünü alırken sözleri bu oldu. Sahnede istediği gibi olan, bundan hiç rahatsız olmadan şarkısını / şarkılarını özgürce ve özgürlüğe adayan bir portre vardı. Kuşkusuz ki daha önce bu yarışmanın tarihinde ama söylemleri, ama şarkıları, ama dansları ile farklı duruşlar sergileyen birçok yarışmacı oldu. Belki sadece onlardan biriydi Wurst ama diğerlerinden hiç de uzak değildi, oraya diğerleri gibi bir amaç / görev için gelmişti ve bunu da başarı ile tamamlamıştı. Benim yarışmadaki favorim kazandı ama ikinci olan Hollanda’yı da çok ama çok sevmiştim. Yine üçüncü İsveç adına da sempatim fazlaydı ama ilk on içinde Yunanistan ve Azerbaycan’ı (ki özellikle bu sene bir eksik vardı şarkıda ve sahnede ama o neydi çözmüş değilim) göremediğim için de üzgündüm.
Eurovision hakkında uzun uzun konuşmaktan hiç bıkmıyorum ve çeşitli platformlarda, bir şekilde fırsat bulduğumuz sürece herkesle de yapabilmeyi istiyorum ki zaten bu anlamda bu paylaşımı dünden bugüne çok sıkı bir şekilde gerçekleştirdiğim dostlarım var. Evet popüler bir yarışma, her ne bahane gösterilirse gösterilsin iki yıldır katılmıyor olmamızı anlayamadığım ama ona rağmen sevgimi eksiltmediğim bir yarışma, alternatifi olmayan ya da olanlarının yeterli olmadığı bir çalışma, dünya ülkeleri içinde yeni müzisyenlerle tanışma fırsatı bulduğum bir yarışma vs. vs. vs. ve bu sene de böyle geldi geçti işte, bir dahaki Mayıs’a kadar birçok kişinin aklına bile gelmeyecek olsa da heyecanımız olsun istiyorum adına, evet bir anka kuşu ile seneye Avusturya’da (Eurovision tarihinde ikinci birincilikleri) görüşmek üzere.
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası


