EDİTÖRDEN
Anasayfa / 90 Derece / İz Bırakanlar / Sibel Sezal

İz Bırakanlar / Sibel Sezal

80’li yılların sonlarına doğru müzik yolculuğunuz Türkiye’nin usta iki sesi, müzisyeni Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil ile başlıyor ki Özkan Samioğlu, Erkan Oğur, Şenol Filiz ve daha birçok değerli müzisyen de bu albümde çok özel bir yerde. Nasıl kesişiyor yolunuz kendileri ile ve ilk albüm “Bu Kalp Seni Unutur mu” nasıl doğuyor?

Özkan Samioğlu eniştemdir. Dolayısıyla onu tanıdığımdan beri bestelerini seslendiriyorum. Bir gün Özkan, Bodrum’da o dönem sahne aldığı Mavi’de Fikret Kızılok ile karşılaşıyor. Sohbet esnasında konu bestelerine geliyor ve Fikret dinlemek istediğini söylüyor. Fenerbahçe’de yaşadığı çatı katına gidiyoruz beraber ve besteleri dinletiyoruz.

Şarkıların orijinal sözleri önemli şairlerin şiirlerinden oluşuyor. Örneğin; “Dostlar Seni Unutur mu?”, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Aşık Veysel’in şiiri olan “Dostlar Beni Hatırlasın”a karşılık yazdığı bir şiirdir. Fikret Kızılok bütün bestelere yeniden söz yazalım diyor ve o sözler yazılıyor ve “Bu Kalp Seni Unutur mu?” şimdi dinlediğiniz hale geliyor. Şiirlerin etkisi başkaydı,Fikret Kızılok sözleri bambaşka.

 

 

Gelelim müzisyenlere; Bülent Ortaçgil ve Erkan Oğur o dönem Fikret Kızılok ile beraber Çekirdek Sanatevi’nde müzik yapıyorlardı. Öyle şanslıyım ki, hepsi özel insanlar ve onlar bu albüme hayat verdi. Ve albüm, Fikret Kızılok‘un Fenerbahçe’deki ev stüdyosunda tamamlanarak piyasaya çıktı. Sene 1988.

 

 

Çok önemli şarkılarınız var ama “Bu Kalp Seni Unutur mu” ve “Gönül” çok başka sevildi, çok başka hissedildi? Kuşkusuz bu şarkı ile yolu kesişmeyen yoktur, hemen hemen herkesin ezberidir. Bu iki şarkının samimiyetini, hala bugün üzerimizdeki etkisini nasıl açıklıyorsunuz? Beklediğiniz bir şey miydi?

Bu iki şarkı başka hissedildi ancak o albümdeki bütün şarkıların ortak özelliği sadelik, anlamlı sözler, samimiyet. Herkes 7’den 70’e kendinden bir şeyler buldu. İşte bunların, şarkıların sevilmesine, paylaşılmasına ve neredeyse 30 senedir aynı keyifle dinlenmesine sebep olduğunu düşünüyorum. Elbette bunu beklemiyordum. Albüm piyasaya çıktığında henüz Avusturya Lisesi’nde öğrenciydim ve iş hayatında kariyer planlarım vardı. Benim için şarkı söylemek keyifti ancak star olmak gibi bir hedefim de yoktu. Bir de o dönemin tek kanallı ve denetimli TV , radyo yayınlarını düşünürsek , işimiz oldukça zordu. Ama ne mutlu ki bu albüm kulaktan kulağa , gönülden gönüle yayılarak dinlendi ve sevildi.

 

 

Dizeleri Aşık Veysel’e, müziği Özkan Samioğlu’na ait “Kardeşim” isimli şarkınızla 1990 yılında Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması’na katılıyorsunuz. Daha sonra bu şarkı ikinci albümünüzün de adı oluyor. O dönemin nasıl bir heyecanı var üzerinizde, hiçbir şey bugünkü gibi değil ve beklentileriniz neler oluyor?

Şarkı yarışmasına katılmak ayrı bir tecrübe oldu, çok heyecanlanmıştım. Akabinde de “Kardeşim” adlı albüm piyasada yerini aldı. Bu sefer bütün şarkılar orijinal sözleriyle, yani Aşık Veysel, Karacaoğlan, Yunus Emre gibi ustaların sözleriyle hayat buldu ve dinlendi.

“Kardeşim“, “Bu Kalp Seni Unutur mu“ albümünün devamı niteliğinde olacağı için hem büyük bir heyecan hem de büyük bir beklenti yarattı. Maalesef albümdeki düzenlemeler ilk albüm tadında olmadığı için hayal kırıklığı oldu. Dedim ya sadelik ve samimiyet önemli, o olmadı işte.

 

 

 

Derken o bildiğimiz 90’lar hareketliliği de boy göstermeye başlıyor ve “Gizli Bahçe” kapımızı çalıyor. Bahçenin içinde birbirinden güzel şarkılar var ama biraz daha pop, biraz daha farklı. Bir “Gece Ay Şahit” var mesela, çok az kişi bilir Yıldız Tilbe’nin sözleri? 90’ların tam ortası ve siz nasıl yakalıyorsunuz o yılları?

“Gizli Bahçe“, 1996 yılını gösteriyor. Yani, Türk Pop Müziği’nin hareketlendiği, yeni isimlerin teker teker müzik markete adım attığı bir dönem bu. Tempa Foneks ile yolumuz kesişiyor ve albüm hazırlığı başlıyor. Tarz konusunda oldukça tereddüt yaşadık, zamana ayak uydurmak mı, yoksa bildiğimizden şaşmamak mı? Sonunda, farklı farklı besteciler, söz yazarları, aranjörler ile tamamen akustik sound ve pop a yakın şarkıların ve düzenlemelerin olmasına karar verildi. İki şarkıya klip çekildi: “Gece Ay Şahit” ve “Yalan Değil”. O yılları bu şekilde yakalamaya çalıştık, ancak ne yalan söyleyeyim, hiçbir albümüm “Bu Kalp Seni Unutur mu?”yu yakalayamadı.

 

Ve sonrası adeta uzun bir sessizlik başlıyor. Ama bu sene sizinle 4 Vokal’in “Başka” isimli albümünde yer aldığınızı görüyoruz ve yeniden heyecanlanıyoruz. Bu kadar zaman neden yoktunuz, yeniden mikrofonla buluşmak nasıl bir duygu oldu sonrasında? Önümüzdeki günlerde başka sürprizler beklemeye hazır olalım mı peki?

Uzun bir sessizlik diye adlandırdığınız dönemde, üniversiteden mezun oldum, evlendim, kızım oldu. Evet, kızım benim dünyamı değiştirdi. Onu kendim büyütmeyi ve hayata hazırlamayı istedim ancak o dönemde solo olarak aktif olmasam da, birçok şarkıcıya hem albümlerinde hem de sahnede vokal yaparak müzikten, müzisyen dostlarımdan kopmadım.

4 Vokal ile tamamen tesadüf eseri bir araya geldim ve proje beni oldukça heyecanlandırdı. Kaliteli, aynı zamanda anlamlı bir albüm oldu, ayrıca beni tekrar dinleyiciyle buluşturduğu için ayrı bir yeri var. Sahneye adım attığım o anda anladım, beni ben yapan seyirciyle buluşmanın hazzı bambaşka ve eşi benzeri yok.

Bu dönemde gelen harika yorumlar, özlendiğimi gösteren geri bildirimler, beni inanılmaz mutlu etti. Bu motivasyonla, solo çalışmama hız verdim. Yine bir Özkan Samioğlu şarkısı ile dinleyiciyle buluşacağım, her şey hazır, yakında dinlemeye hazır olun.

 

 

 

90’larda önemli albümlerde vokal de yaptınız. Demet’in ilk albümü, Pınar Aylin, Bora Öztoprak, Erdal gibi isimler ilk aklıma gelen isimler. Siz doksanlarda neler dinlediniz, çalışmayı çok istediğiniz bir isim, söylemeyi çok istediğiniz bir şarkı oldu mu mesela?

90’larda önemli müzisyenlerle, aranjörlerle ve şarkıcılarla çalıştım, çok verimli ve keyifli bir dönemdi. Onno Tunç, Garo Mafyan, Melih Kibar, Atilla Özdemiroğlu, Ozan Çolakoğlu, Ozan Doğulu, Uzay Heparı … Zuhal Olcay, Ajda Pekkan, Zerrin Özer, Erol Evgin, Kenan Doğulu,, Burak Kut, Deniz Seki, Eda & Metin Özülkü, Emel Müftüoğlu, Gülben Ergen, Hakan Peker, Mustafa Sandal … Bu liste bitmez.

Ben her dönem her şeyi dinledim ancak 90’larda beni hem sesi hem şarkılarıyla etkileyen isimlerden biri Zuhal Olcay’dır ve ne mutlu ki sahnede ona vokal yapma imkanım da oldu. Bunun doksanlarla bir bağlantısı yok ama hep bir Bülent Ortaçgil şarkısı söylemek istemişimdir, kısmet olmadı, tabii bundan sonra da olmayacak diye bir şey yok. Şu anda bütün enerjimin müzik üzerinde olduğu bir dönemdeyim ve yeniden Sibel Sezal olarak güzel şarkılarla dinleyiciyle,sevenlerle beraber olmak için can atıyorum.

 

 

Ya bugünün müziği, o yıllara göre nerede ya da siz ne kadar takibindesiniz, kimleri dinliyorsunuz?

Özellikle takip ettiğim birileri yok. Yabancı veya Türkçe, kulağıma ruhuma iyi gelen her türlü müziği dinliyorum. Bugünün müziği teknik alt yapı olarak daha güçlü olabilir ama 90’ların dünyadaki soundu ve hissiyatı bugünle karşılaştırdığımda bana daha samimi ve yakın geliyor.

 

 

 

 

 

Aksi Dergi / Eylül 2017

 

80’li yılların sonlarına doğru müzik yolculuğunuz Türkiye’nin usta iki sesi, müzisyeni Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil ile başlıyor ki Özkan Samioğlu, Erkan Oğur, Şenol Filiz ve daha birçok değerli müzisyen de bu albümde çok özel bir yerde. Nasıl kesişiyor yolunuz kendileri ile ve ilk albüm “Bu Kalp Seni Unutur mu” nasıl doğuyor? Özkan Samioğlu eniştemdir. Dolayısıyla onu tanıdığımdan beri bestelerini seslendiriyorum. Bir gün Özkan, Bodrum’da o dönem sahne aldığı Mavi’de Fikret Kızılok ile karşılaşıyor. Sohbet esnasında konu bestelerine geliyor ve Fikret dinlemek istediğini söylüyor. Fenerbahçe’de yaşadığı çatı katına gidiyoruz beraber ve besteleri dinletiyoruz. Şarkıların orijinal sözleri önemli şairlerin şiirlerinden oluşuyor.…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: Siz ilk olun !

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*