EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Tunç Öndemir

Tunç Öndemir

Mayıs ayının ikinci haftasındayız ve çok sevdiğim değerli bir müzisyeni sayfalarımızda ağırlamanın mutluluğundayım. Bu haftaki söyleşi konuğumuz sevgili Tunç Öndemir.

Bir dönem katıldığı bir müzik yarışmasında (ki o sürecin başarılı yapımlarındandı) ilk kez kendisi ile karşılaştığımı biliyorum. Devamında müzik dünyasına güzel işler kattı ve bir şekilde bugünlerde de çalışmalarına devam ediyor. Bizim kaldığımız yerden görüşmelerimiz Birsen Tezer ile olan yol arkadaşlığında devam etti. Ekip ile olan çalışma sürecimde birçok kere sohbet etme, müziği paylaşma şansını bulduk. Ve her seferinde kendisine bir single, bir albüm yapması isteğimi dile getiriyordum ve ondan da bunun sözünü alıyordum.

Birlikte geçirdikleri bu yolculukta üç albüm ve yüzlerce konser birlikteler, sahnede genellikle Tezer ile olan düetlerini de dinliyoruz ki gitardaki başarısını vokalinde de duyuyoruz. Ve o beklenen gün geçtiğimiz günlerde geliyor, ilk single çalışması “İyi misin?”, Ada Müzik etiketi ile yayınlanırken aslında bir albümün de habercisi olduğunu öğreniyoruz, öyle ki bu söyleşiyi gerçekleştirdiğimiz vakitlerde kendisi ikinci çalışması için stüdyo sürecinde de yer alıyor ve yakın zamanda yeniden bizlerle buluşmaya hazırlanıyor.

2009 yılında sevgili F.Gül Yanık yine sitemiz için konuk etmişti kendisini, bugün de ben misafir ediyorum ve ne mutlu ki daha da karşılaşacağımızı biliyorum.  Müzikte “Tunç Devri başlığı ile o zaman yayına açmıştık ki okumak isteyenler için hala yayındadır (http://www.kadrikarahan.net/tuncondemir.htm). O zaman kaldığı yerden belki de asıl şimdi başladın o devir. Çok teşekkür ediyorum kendisine bu keyifli söyleşi için ve Ada Müzik ailesine, başta Birsen Tezer olmak üzere tüm ekip arkadaşlarına bir kere daha sevgilerimi yolluyorum, en yakın zamanda görüşmek üzere.

Kadri Karahan

 

 

 

İnstagram

Youtube

Twitter

 

Yeni şarkını ve sürecini konuşmaya başlamadan önce dünden bugüne yol almayı diliyorum ki uzun uzun tanışıklığımıza da selam olsun biraz da. Öncelikle çok küçük yaşlarda müzikle tanışıyorsun ve M.Ü. Müzik Öğretmenliği Ses Eğitimi bölümünden mezun oluyorsun. Müzik o yaşlarda seni nasıl yakalıyor ve ilk yaşlarını, eğitim sürecinin o yıllarını bugün baktığında nasıl anımsıyorsun?

Evet Kadri, uzun yıllardır emek verdiğin bu yolda zaman zaman sanat vasıtası ile denk gelmek çok güzel, emeklerine teşekkür ederim kendi adıma.

Çok küçükken radyonun, TV’nin başından ayrılmadan sürekli müzik dinlediğimi hatırlıyorum. Hoşlandığım ezgileri unutmamak için, o sıralar nota da bilmediğimden boş kağıtlara bir nevi merdiven sistemi ile sesleri çizer, şekilli notlar alırdım. Daha sonrasında melodileri bu şekilde hatırlamaya çalışır ve mırıldanırdım. Babam gençken keman çalmaya çalışmış ama bir kulağındaki arıza yüzünden ilerletemeyip bırakmış. Hem onun hem de annemin müzikal işitme düzeyleri epey iyidir. Sesleri de öyle. Sanırım bu yetileriyle çabamı görmüş olacaklar ki beni mandolin kursuna yazdırdılar. Hem solfej hem çalgı eğitimi derken duyduğum melodileri artık yavaş yavaş çalar hale geldim.

Küçükken mandolini iple boynuna asıp, deodorant şişesiyle ayna karşısında çalıp söyleyen çocuklardanım. Kendimi Dünya’ya bu işi yapmak için gelmiş gibi hissediyordum.

Fakat küçükken beni kökten etkileyen birkaç olay oldu. Mesela bunlardan biri, bir eğlence salonunda ilkokul mezuniyet partimizi yapacakken ve parti henüz başlamamışken, sahnede gördüğüm davulu merak edip bagetle birkaç vuruş yapmaya yeltendiğimde beni var gücüyle tokatlayan şahısla ilgili. Bu işi yapmak istemekteki ilk zaman hırslarımın müsebbibi ve bugünkü müzikal kariyerimin baş mimarlarındandır.

Bir diğeri küçükken annemlerle gittiğim bir sinema salonunda izlediğim Barış Manço konseri. Hayatımda ilk kez canlı konser izliyordum ve gördüğüm sahnelerden, yüksek sesten, ışıklardan, alkışlardan, çalgılardan, saçtan baştan o kadar etkilenmiştim ki adeta far tutulmuş tavşan gibi kalakalıp sesli fısıldıyarak “ben bu işi yaparım arkadaş” gibisinden kendi kendime fısıldadığımı net olarak hatırlıyorum.

Sonrasında Hava Harp Okulu’nda okumayı da düşünmüştüm. Jet pilotu olmak gibi bir hayalim de vardı. Ama sınavlarda başarı gösteremedim. Lise yıllarında müzik okumaya karar verdim.

 

 

Aslında bu mezuniyetin devamı da birincilikle girdiğin İ.Ü. Devlet Konservatuarı Koro Şarkıcılığı bölümü var ki ama o süreci tamamlamak yerine gitarın üzerine gidiyorsun ve yarıda bırakıyorsun. Rene Macaroğlu, Ricardo Moyano, Erkan Oğur, Neşet Ruacan gibi önemli müzisyenlerde ders alıyorsun ki çok önemli bir şans olmalı, senin için nasıl bir deneyimdi bu ustalarla yolun başında karşılaşmak, nasıl bir heyecandı elbette?

Konservatuvara deneme amaçlı girmiştim. Bunun doğru bir karar olmadığını düşünüyorum. Çünkü oraya girmek için ayıracağım çalışmayı o sene yeni açılacak olan Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü için yapabilirdim. Çünkü Birsen Tezer’le Bodrum’da beni dinleyen Neşet Ruacan bu yeni açılacak bölümle ilgili bilgiler verip okula almak için o akşam bir ikna konuşması yapmıştı. Bense nedense konservatuvara hazırlandığımı söyleyip teşekkür etmiştim. Bunun sebebini klasik müzik eğitiminden gelmiş olmama bağlıyorum. O akşama dönüp bu teklifi değerlendirmeyi çok isterdim. Nitekim umduğumu bulamayarak yarım bıraktım. Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği mezunu olarak öğretmenlik yapma kararı aldım.

İlk dersimi Cesur Köprülü isimli bir amatör müzisyenden almıştım. Yıllar sonra şans eseri oğlu benim öğrencim oldu. Daha sonra birkaç amatör müzisyenden daha ders aldım. Üniversite yıllarında ise Rene Macaroğlu ve Ricardo Moyano ile ders yapma fırsatım oldu. Erkan Oğur ve Neşet Ruacan’dan ise Ada Müzik Akademisi’nde ders alma fırsatı buldum.

 

 

Devamında sahnelerde karşılaşmaya başladık seninle mesela Taxi Band ekibinle de dinleme şansını bulmuştum seni. Ama kuşkusuz ki uzun yıllardır sahnelerde ortak dostumuz da olan Birsen Tezer ile çalıştın ve devam ediyorsun ve her şeyi konuştuk belki ama sahiden nasıl bir araya geldiniz nasıl bir arkadaş, nasıl bir çalışma arkadaşı oldunuz; bu işin yıllara uzayan dostluğunun formülü nedir?

Taxi Band benim içimdeki küçük çaplı rocker için o aralar elzem bir fikirdi. Yaptık, yıllarca çaldık, hevesimi aldım. Fakat bundan çok çok daha önceleri yani Türk müzik piyasasındaki ünlü sanatçılara eşlik müzisyenliği yaptığım, boş akşamlarda da barlarda gitar çalıp söylediğim sıralarda Birsen Tezer’le çalışan gitaristin ayrılması sonucu ekibe dahil oldum. Bas gitarist İbrahim Gökalp ağabeyim o sıralarda Birsen’le çalışıyordu. Aynı zamanda Kadıköy Moda’da kendine ait bir müzik mağazası vardı. Hem kendisi ile müzikal muhabbetler etmek hem de arkadaşı olan ve ara sıra uğrayan Erkan Oğur’u görebilmek amacıyla müzik mağazasına gidip geldiğim günlerden birinde İbrahim Ağabey Birsen’e benden bahsettiğini söyledi. Provalar sonucu programlara başladık.

Uzun yıllar çalışmanın formülünü aslen kendisinden duymak gerekebilir diye düşünüyorum. Ama burada müzikal sadakat, sabır ve karşılıklı anlayışın başı çektiğini de düşündüm şimdi.

 

 

Sahnelerin dışında da Birsen’in albümlerinde kendisine eşlik ettin, düzenlemelerde katkıda bulundun. Sahnede düetleriniz de büyük ilgi görüyor yine. Peki bu yeni şarkında olsun ya da devamında karşılaşacağımız çalışmalarında birlikte yaptığınız işin etkisi nasıl yine ekipten de müzisyen arkadaşların da enstrümanları ile yanında. Emre, Derin, Adem, Kağan… Buradan tüm bu yol arkadaşlarına ve bugüne kadar geçen dostluğunuza neler söylemek istersin?

Birsen Tezer kayıtlarında çıkardığımız ortak enerji, müzikal fikir çeşitliliği ve birliğinin benim şarkılarımda da ortak payda olacağını düşündüm. Diğer şarkılarda da aynı şekilde devam edeceğini düşünüyor ve umuyorum. Uzun yıllardır aynı sahnede olmanın getirdiği; zaman zaman farklı, zaman zaman ortak müzikal fikirler, cümleler, alışkanlıklar ve birbirini çok iyi tanımak müziğe hizmet açısından oldukça kıymetli ve etkisini de göstermekte. Bu açıdan çok memnunum.

İlk şarkıda kontrbas olduğu için Kağan Yıldız çaldı. Bundan sonra elektrik basla devam edeceğiz. İkinci şarkının bas gitar partilerini Orhan Deniz çaldı. Grup arkadaşlarıma beni ve müziğimi anladıkları, parçalarıma müzik adına kattıkları için teşekkür ediyorum.

 

 

Ve “İyi misin?”e gelelim. Öncelikle senden her zaman bir şarkı, albüm bekledim biliyorsun ama sizin ekip bana da “doğru zaman” diye bir şeyi öğretti. Dolayısı ile neden demek istemiyorum ama merak da ediyorum sanki. Belki de olaya şu şekilde yaklaşabiliriz. Yıllar sonra solo bir projenin olması nasıl bir his, henüz çok yeni ama tepkiler nasıl, şu sürecin heyecanını nasıl yaşıyorsun?

Ben şarkılarımı daha önce çıkarmış olsaydım veya daha önceden yaptığım şarkılarla o zamanlar kayıtlar paylaşmış olsaydım, müzikal bilgi birikimimin şimdiye kıyasla daha az yetkin olacağını ve müzikal bir tatmin yaşamayacağımı, yaşatmayacağımı düşünüyorum. Doğru zamanı sabırla beklediğimi düşünmekteyim. Projeyi tabiri caizse bir nevi müzikal olgunluk dönemi olarak yorumlayabiliriz.

Solo proje her zaman içimde yatan, ara sıra vazgeçtiğim, zaman zaman tekrar karar verdiğim bir girişimdi. Bu konuda yıllar yılı kararsız kaldım. Kendimi bildim bileli şarkı yazıyorum. Elle tutulur olanlar en az bir 30-40 tane vardır. Ama hiçbir zaman yayınlayacak aşamaya kadar gelmedim. Hatta benden başka şarkılarımı bilen sayısı bir elin parmaklarını geçmez denebilir. Nacizane, sanatçının arkasında eser bıraktığında ölümsüz olduğunu düşünenlerdenim. Sadece bu bağlamda ölümsüz olmayı tercih ettim en sonunda diyelim. Birsen Tezer konserlerinde yaptığımız düetler veya söylediğim solo şarkılar dinleyiciyi tetikledi ve çokça solo albüm isteği oldu. Düşünüp taşınıp yayınlama kararı aldım. Şarkılarım doğru zamanda doğru kişilere gerektiği oranda ulaşacaktır.

Beklediğimin tersine tepkiler oldukça iyi. Epey beğenildiği, bazen gözleri doldurduğu, bazen kişilerin kendini bulduğu, bu tür müziğe hasret kalınmış olduğu ve hatta Tanju Okan tınıları alındığı paylaşılıyor. Bunlar elbette bir besteyi yaparken planlamadığınız, düşünmediğiniz gelişmeler. Gerçi ben melankolik ve retro tarzda, o özlenen tarzda müzik yapıyorum ve bunu bilinçli yapıyorum. Çünkü hep dediğim gibi onlarla büyüdüm. Ayrıca insanlar da yeni nesil müziğe bir yere kadar katlanabiliyor, gençler bile eski şarkılara dönüyor yüzünü. Ben aynı zamanda müzik öğretmeniyim, gençlerle içiçeyim. Bunu görebiliyorum. Velhasıl yine de bu güzel tepkilerle karşılaşmak şaşırtıyor, keyiflendiriyor. Birsen Tezer sayesinde yıllardır çok beğeni ve yorum aldım, çok tatmin oldum, doğrudur. Fakat bu bambaşkaymış, hiçbir şeye benzemiyormuş meğer. Bu anlamda hayatımın en keyifli dönemlerinden birini yaşıyorum diyebilirim. Bu süreçte zamanla inişler çıkışlar da olacaktır, bunun da farkındayım. Bu, işin doğal dengesi malum. Tüm bu inişli çıkışlı süreç kabulümdür.

 

 

Şarkıya, beklediğimiz müzisyen kadrosunun yanına bir de yaylılar eklenmiş mesela ve “İyi misin?” senfoni tadında bir lezzet de bırakmış kulaklarımızda. Yine aynı şekilde klip de çekilmiş ve iyi bir prodüksüyon olarak karşımızda. Şarkının şiirsel ve iç burkan sözlerine sesinin naifliği ve bu ekip dahil olunca etkisinden kurtulmak zaman alıyor. Peki nasıl kaleme alındı, nasıl hayata geçti, bir ilk şarkı olarak nasıl bir stüdyo süreci yaşattı sana?

Şarkılarıma yaylı yazmak her zaman aklımda olan müzikal bir tercihti benim için.

Temel yaylı tasarımını, ağırlıkta diğer aranjör ve piyanist arkadaşım Korhan Nart’la olmak üzere yaptıktan sonra yine arkadaşım olan İstanbul Devlet Opera ve Balesi müzisyenlerinden kemancı ve şef Ulaş Kurugüllü ile iletişime geçtim. Ulaş kendi düzenlemesiyle zenginleştirip çok sesliliğe uyarladıktan sonra üstünde biraz daha kafa yorup stüdyo kaydına geçtik. Kayıtta yine Ulaş Kurugüllü şefliğinde İDOB müzisyenlerinden Ayşen Tözeniş, Bora Gökay, Gözde Öcal ve Hakan Polat yer aldı. Uğur Kaplan yönetiminde de performans konulu kliplendirdik. Şarkının yaylı eklenmeden önceki hücum kaydını ise ekip arkadaşlarımla birlikte Hayyam Stüdyoları’nda gerçekleştirmiştik

Başlarda söylediğim gibi, sevdiğim ve sıfırdan aklıma gelen melodileri not alma huyum var. İyi misin?’in melodisi de dinleyici ile tanıştıracağım birçok müstakbel şarkım gibi bir süre önce rüyamda gördüğüm bir melodi idi. Onu da uyanır uyanmaz sesli olarak not almıştım. Her ne kadar album şarkılarımı bütün bir hikayenin episode’ları halinde yayınlayacak olsam da bu son bölüme denk gelen hikayenin sözleri babamın epey rahatsız olduğu ve son günlerini yaşadığını anladığımız bir dönemde döküldü. Daha doğrusu bu olay bu sözlerin gelmesini tetikledi diyelim. Bu da Haziran 2022 sonuna denk gelir.

 

 

Yeniden kayıtlarda olduğunu da öğreniyorum ve albümün diğer şarkılarında da bir hikâyeyi tamamlayacağını öğreniyorum aslında, bir albümün özeti bir yolculuğunun da izleri olacak sanki, devamında bizi neler bekleyecek, şarkılarla nasıl bir süreç bekleyecek dinleyicini, sürprizler olacak mı? Mesela solo konserlerle de dinleyicinin karşısına yeniden çıkmayı diliyor musun?

 

Bu albüme özgü olmak üzere aslen kişisi-kişileri önemsiz olarak, bütün bir konunun üzerine yazılmış 8 şarkıyı yayınlamayı planlıyorum senin de dediğin gibi. Sonrası nasip olursa yeni-eski şarkılarımdan oluşan farklı şarkılar, albümler ve belki coverlar da dinleyiciyle buluşabilir. Önceliğim bu ilk albümü tamamlamak. Bir sürpriz ise evet, olabilir :)

Solo konser anlamında program yapmak için çalışmaları, birkaç şarkı daha yayınladıktan sonra; repertuvara, söylemeyi sevdiğim müzisyenlerden de eserler katarak başlatmayı düşünüyoruz.

 

 

Aynı zamanda İstanbul’un yabancı dille eğitim yapan özel okullarından birinde müzik eğitimi ve orkestra öğretmeni olarak görev yapıyorsun; çok sevgili öğrencilerinle gerçekleştirdiğin güzel etkinlikleri zaman zaman senden görebiliyoruz. Eğitmen Tunç nasıl, bir öğretmen olmak nasıl bir disiplinde, hassasiyette, öğrencileri ile nasıl bir dost, arkadaş, öğrenci-öğretmen ilişkisinde?

Uzun zamandır eğitim dünyasının içindeyim. Üniversitede okurken de gitar kurslarında, Halk Eğitim Merkezi’nde gitar dersleri verirdim. Özel derslerim de olurdu. Yeldeğirmeni Sokak Çocukları Derneği’nde madde bağımlısı çocuklarla, gençlerle müzikle rehabilitasyon çalışmaları yaptım, onlarla konserler verdim. Geçtiğimiz birkaç sene içinde Down Café etkinlikleri kapsamında down sendromlu gençlerimizle müzikle rehabilitasyon çalışmalarına destek vermeye çalıştım. Onlarla da konserler gerçekleştirdik. Üniversiteden sonra aralıksız olarak öğretmenlik yapmaya devam ettim. Son okulumda da mesleğimi severek icra ediyorum.

Müzik başlı başına bir disiplin işi olduğu gibi müzik eğitimi işi de disiplin sürecinde işler. Önemli günlerde ve yıl sonu etkinliklerinde ortalama 70 öğrenci ile bazen orkestra ve koro şeklinde bazen solo, duo, trio, quartet şeklinde konserler dinletiler yapmaktayız. Normal müzik eğitimi derslerimin dışında bu kulüp dersleri beni epey mutlu ediyor. Öğrencilerin sahne heyecanlarını anlamak, onları motive etmek, sahnede izlemek bu işe gönül vermis biri olarak emeğinin karşılığını görmek benim için çok büyük bir tatmin duygusu anlamına geliyor açıkçası. Öğrencilerimle her zaman abi-kardeş, arkadaş ilişkisi içinde olmaya gayret ediyor, onların sevdiklerini anlamaya çalışıyor, jargonlarını kapmaya ve onların dilinden konuşmaya gayret ediyorum. Bu işi yapmak istediklerinde veya sahne alma zamanı geldiğinde motive olmalarını sağlamak amacıyla arkalarında bir dağ olduğunu bilmeleri gerektiğini her zaman hatırlatırım. Bunun işe yaradığını görmekten ise oldukça besleniyorum.

 

 

 

Kimleri dinleyerek yolculuğa başladın, ders aldığın birçok isimle çalışmandan bahsetmiştik ama çok değerli isimlere de eşlik ettin sürecinde; bu senin için nasıl bir şanstı? Kimler mesela seni heyecanlandırdı? Yurt içinde ya da yurt dışında çok önemli sahnelerde yer aldın ve dinleyiciler ile hep güzel bir dostluk kurdun. Sahnelerde olmak, önemli müzisyenlerle, güzel seyircilerle senin için nasıl bir tattı; mesela unutamadığın sahne anıların da vardır ya da yeniden yaşamayı çalmayı, çalışmayı dilediğin bir yer ya da bir müzisyen de, özetle bir soruda yine birçok yanıt arıyorum sanki, anladın sen beni :)

Yukarıda da bahsettiğim gibi küçükken sürekli radyo ve tv dinlediğimden birçok müzik türüne aşina büyüdüm. Özel bir müzik türü tercih etmedim. Bu şimdilerde bile böyle olabilir. Fakat yine de ana tarzımın veya dinlemekten en çok hoşlandığım tarzın klasik müzik olduğunu belirteyim. Klasik müziğe olan düşkünlüğüm; kompozisyonu ve çalgıları özel olarak dinleme, bestecinin düşüncelerini anlama ve çözümleme isteğimden kaynaklanmakta muhtemelen. Gençlik yıllarımda ise ağırlıkta rock müzik dinledim.

Toto, Pink Floyd gibi grupları hala dinlerim. Popun iyi olanını, aranjeleri yüksek müzisyenlikle yapılan sanatçıları yerli/yabancı tercih etmeden dinledim. Müzisyen albümleri dinledim. Sözsüz müzisyen albümleri epey ilgimi çekiyordu ve yerli-yabancı ciddi bir koleksiyonum oluştu. Daha sonra Türkçe ve sözlü müzikten bahsedersek Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, Zuhal Olcay, Doğan Canku gibi sanatçıların şarkılarına denk gelmeye başladım. Bu tarzın hoşuma gittiğini fark ettim. Canlı müzik yaparken çalıp söylediğim repertuvarıma bu sanatçıların şarkılarını ekledim. Fikret Kızılok’un Bu kalp seni unutur mu?’sunu bir arkadaşımın evinde ilk kez duyduğumda gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum. Zamanla Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibi ekiplerle de tanıştım. Onların müziğini de repertuvarıma ekledim. Fakat para kazanmak için hiç istemediğim şarkıları, şarkıcıları da uzun süre çaldığımı, söylediğimi paylaşayım. Bizim zamanımızda şimdiki gibi müzikal çeşitlilik yoktu. Bugünlerden bahsetsek yazdıklarıma ek çokça şey sıralayabilirim.

Türk müzik piyasasına eşlik gitarcısı olarak ilk girdiğim yıllarda ise Gökhan Kırdar, Bora Öztoprak, Hazal gibi şarkıcılara gitar ve vokalde eşlik ettim. Bazılarının stüdyo kaydında çaldım. O zamanki popüler gece kulüplerinin hemen hepsinde ve sabahları tv kuşağı programlarında, radyolarda üniversite harçlığımı çıkarmak için ünlü-ünsüz birçok şarkıcıyla çalıştım ki sayılarını ve hatta isimlerini dahi hatırlamıyorum.

Hayattaki en büyük müzikal şansım ve beni en çok heyecanlandıran sanatçı ise Birsen Tezer’dir. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz 3 albüm kaydı ve yüzlerce konserde her biri çok çok yetenekli müzisyen arkadaşlarımla, ağabeylerimle binlerce insana ulaştık, çokça dostluğum oldu. Bir zamanlar albümlerini dinlediğim ve ekibimiz dışı müzisyenler olarak örnekleyebileceğim Bülent Ortaçgil, Hüsnü Arkan, Erkan Oğur, Akın Eldes gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşma, çalma fırsatı buldum.

Bir diğer heyecanlandıran proje de tiyatro sanatçısı Yiğit Sertdemir ve ekip arkadaşlarımız ile Kumbaracı 50’de ve başka birkaç mekanda daha gerçekleştirdiğimiz ‘Bu Kalp Seni Unutur Mu?/Fikret Kızılok Şarkıları’ projesiydi.

Son soruna gelirsek, o güzel seyirciler hayatıma çok şey kattı.Şarkılar yapmama da, yayınlamama da vesile oldular. Özellikle son 10 yıldır seyircilerle ilgili olarak çok mutlu olduğum anlar oldu. Övgüler, paylaşımlar, fotolar, hediyeler, davetler. Eksikliklerini görmeyelim. Buradan herbirine selam olsun.

Sahne anısı olarak da o kadar çok şey var ki, hangi birini anlatayım. Bir gün yaşlanınca kitap olarak yazmak isterdim hepsini.

 

 

Ve söyleşimizin sonunda ilk aklına gelen yanıtı merak ettiğim birkaç kısa sorum olacak.
Biraz zor olacak ama hem dinlemeyi hem çalmayı en çok sevdiğin Birsen Tezer şarkısı hangisi?

Delikanlı

 

Kasetler, plaklar, CD’ler ve şimdi dijital müzik, en çok hangisinde mutluydun ya da mutlusun?

Dijital ile ulaşım çok kolay olduğundan tercihimdir. Bizler sevdiği şarkılardan kaset doldurtan kuşağız. Şimdiki müzikseverler o kaseti 1 hafta beklemenin ne demek olduğunu hiçbir zaman bilemeyecek. Özlemiyor değilim ama teknolojik olarak daha mutluyum. Plak konusu ise bambaşka. En iyi sesi bulabileceğimiz kaynak her zaman plak olmuştur. CD’yi ise özlemiyorum.

İlk aldığın albümü hatırlıyor musun mesela?

Hatırlayamadım. Şu anda da onlarca kasetim var, atmadım ama ilkini cidden hatırlayamıyorum. Sürekli olarak kaset doldurtuyordum. Harçlığımı buna yatırıyordum. Buradan Moda’daki Minimo Plak ve TopPop Plak’a selam olsun. Ben henüz küçük bir çocukken çok kahrımı çektiler. Radyodan kayıt yaptığım da oluyordu.

Ya ilk gittiğin konseri, en son kimin konserine gittin mesela kendi çalışmalarından bağımsız?

İlk olarak yukarda belirttiğim gibi Barış Manço konserine gittim. Son olarak da Telvin’e gittim.

Hayatının müzik dışında diğer renkleri nelerdir, neler vazgeçilmezindir?

Sosyal medya ile epey haşır neşirim. Arkadaş sohbetleri ve aile ise vazgeçilmezimdir.

Eğitim ve konserler epey vaktimi alıyor. 3 ayda bir yinelediğim fitnesss dışında kendime özel konsantre bir vakit ayıramıyorum diyebilirim.

Bir gün birlikte çalışmayı dilediğin bir müzisyen var mı ya da olsaydı kimi isterdin?

Yani şarkılarıma dokunması anlamında soruyorsan bulunduğum pozisyonda müzik yapan çok kıymetli müzisyenler var, onların benimle müziğini paylaşmasını isterdim. Erkan Oğur gibi mesela. Onun dışında kendisi dahil çok kıymetli müzisyenlerle aynı sahnede çalışma fırsatım oldu çok şükür ki.

Günümüz müzisyenleri ile aran nasıl, kimleri başarılı buluyorsun, keyifle dinliyorsun?

Ben hemen hemen her tarzı araştırıyorum, karşıma çıkanlar dahil dinlenmeye çalışıyorum. İyi olanları ayırıp yaptıkları müziği anlamaya çalışıyorum. Populer müzikle pek alakam olmadığı için daha çok müzisyen işlerini ve iyi çalınmış akustik işleri takip ediyorum diyelim.

 

Ve son olarak bizim için tam da şu anının ruh hali bir şarkı seçmeni diliyorum ki vedamızı onunla yapalım, hayatının şarkısı olabilir, aklına ilk gelen ya da bu ara en çok dinlediğin

Bu ara Mehmet Güreli’den “Uçurtma'”yı seviyor ve dinliyorum, kendime yakın buluyorum. Onu seçelim.

 

 

 

Mayıs ayının ikinci haftasındayız ve çok sevdiğim değerli bir müzisyeni sayfalarımızda ağırlamanın mutluluğundayım. Bu haftaki söyleşi konuğumuz sevgili Tunç Öndemir. Bir dönem katıldığı bir müzik yarışmasında (ki o sürecin başarılı yapımlarındandı) ilk kez kendisi ile karşılaştığımı biliyorum. Devamında müzik dünyasına güzel işler kattı ve bir şekilde bugünlerde de çalışmalarına devam ediyor. Bizim kaldığımız yerden görüşmelerimiz Birsen Tezer ile olan yol arkadaşlığında devam etti. Ekip ile olan çalışma sürecimde birçok kere sohbet etme, müziği paylaşma şansını bulduk. Ve her seferinde kendisine bir single, bir albüm yapması isteğimi dile getiriyordum ve ondan da bunun sözünü alıyordum. Birlikte geçirdikleri bu yolculukta üç albüm…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.8 ( 3 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*