EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Umut Kaya

Umut Kaya

Rotamızı bu hafta İzmir’e çeviriyoruz. Uzun zamandır bir söyleşi için yan yana gelmeyi dilediğim müzisyenlerden biri olan Umut Kaya ile buluşmamızı nihayet gerçekleştiriyoruz. Kendisi ile ilk kez 2008 yılında, kendi adını taşıyan albümüyle karşılaşıyoruz. Albümün çıkış şarkısı “Mevsimler Geçerken”, bugün bile keyifle dinlediğim parçalar arasında yer alıyor. Hemen ardından gelen “Mor Yazma” ise zamanla çok daha geniş bir kitleye ulaşıp bugün hâlâ etkisini koruyan önemli bir hit hâline geliyor. Bu ilk albüm, Umut Kaya’yı bir anda beklemediği bir tanınırlığın içine çekiyor. Konserler başlıyor; dizilerde, müzik projelerinde aranan seslerden biri hâline geliyor.

Biraz daha geriye dönecek olursak; eğitim hayatı sürecinden bu yana kendisini hep müziğin içinde olduğunu görüyoruz. İlk grubu Detone ile 12. Roxy Müzik Günleri’nde özel ödüle layık görülüyorlar. Jack Daniels Rock Müzik Yarışması’nda ise finale kadar yükselmelerine rağmen teknik nedenlerden dolayı yarışmadan çekilmek zorunda kalıyorlar. Hatta ilk albüm de o ekip ruhuyla birlikte kaydediliyor. Bugün yolları farklı olsa da hâlâ görüştüklerini öğreniyorum ve buradan grubun tüm üyelerine de selam göndermiyorum elbette.

Kaya, müzik yolculuğuna ikinci albümü “Gün Olur Devran Döner” ile devam ettikten sonra klasik bildiğiniz dijital müzik süreci başlıyor ve o da albüm yerine single yolculuğunu seçerek o günden bugüne üretimlerine devam ediyor. En son Geçtiğimiz yıl “Bu Gece” ve bir Gülay yorumu olan “Cesaretin Var mı Aşka?” ile yeniden karşılaştıktan sonra bu sene bizlere  “İçimin Yıldızı” isimli şahane de bir şarkı ile sesleniyor. Ve biriken tüm bu albümler, şarkılar bizi bir yıllar sonra bir araya getiriyor ve eksiksiz tüm süreci dinleyelim istiyorum.

Bu haftayı duruşundan, tavrından ödün vermeden, inandığı müzikle çizgisinde her zaman güzel grafikler çizen bir müzisyenle buluşturmanın mutluluğu ile karşılıyorum istiyorum ve kendisine bize vakit ayırdığı için çok teşekkür ediyorum. Yine devam sürecinde yeniden şarkıları ile buluşmayı diliyoruz.

Kadri Karahan / Editörün Notu

 

 

İnstagram

Youtube

 

Takvimler 2008 yılını gösterdiğinde ilk albümünüz ile karşılaşıyoruz. O ilk albümü elbette konuşmak ve yeniden anmak istiyorum ama öncesi öğreniyorum ki müziğe başlamanız hiç hesapta yokken bir grubun içinde kendinizi bulmanızla başlamış ve bu da sizi bu işin eğitimini almaya odaklamış. Bu süreçte “Müzikoloji” bölümünü kazanmışsınız. Peki nasıl bir heyecandı o ilk adımlar, ilk sahneler; eğitim bu deneyiminize neler kattı, sizi daha sonraki kariyerinize nasıl hazırladı.

Liseden sonra bir cafe’de gördüğüm ilan vasıtasıyla o zamanki grubum “Detone” ile bir araya geldik ve benim müzik maceram da başlamış oldu. Aslında daha erken zamanlarda babam ve abim sayesinde müzikle içli dışlıydım. Ama o zamanlar bir müzik kariyeri planım yoktu. Biraz gitar çalabiliyordum, bir de lisede okul grubunda davul çalma maceram olmuştu. Detone ile çalışmaya başlayınca dedim ki madem yolumu belirledim, bari müzik ile ilgili bir bölüme gireyim. Sonrasında Dokuz Eylül Üniversitesi Müzikoloji bölümüne girdim. Gerçi öğrenciliğim pek parlak geçmedi. Haftanın 3-4 gecesi barlarda sahne alıyordum ve hem çaldığım mekanlar hem evim hem de okul şehrin farklı yerlerindeydi. O yüzden okul maceramı çok sürdüremedim ve 3. yılımda bıraktım.

 

 

Detone olarak kısa zamanda hem cover parçalarla, hem de kendi parçalarınızla sahne almaların yanında Emre Aydın ile bir dönem sahneler gerçekleştirdiniz. 12. Roxy Müzik Günleri’nde bir özel ödül alırken Jack Daniels Rock Müzik Yarışması’nda finale kadar yükseldiniz. “Yaban Gülü dizisinin 13. bölümünde canlı performans sergilemişsiniz hatta. Özetle tüm bu birlikteliği de dinlemeden geçelim istemiyorum, nasıl mutluydunuz birlikte? Yine ilk albümün süreci de peki bu ekiple mi mi başladı; bugün neredeler ve iletişimiz devam ediyor mu mesela?

Biz Detone ile albüm öncesi 7-8 sene beraber sahne aldık. İlk albüm sürecinde de beraberdik. Kaydı da beraber aldık. Albüm çıktıktan sonra hatta bir süre de konserlere beraber çıktık. Sonrasında herkes kendine farklı rotalar çizdi. Ama dostluğumuz baki tabi, hala görüşüyoruz, sürekli iletişim halindeyiz. Onlar benim için çok değerli, üzerimde çok emekleri var. Müziği anlamamda, kendi müziğimi doğru ifade etmemde, vokalimde, gitar çalışımda hala Detone’nin izleri vardır. Hala yeni şarkı yaptığımda hemen onlara da atarım, beraber bir değerlendiririz.

 

 

Bir şekilde tüm sözler ve besteler sizindi ve ilk albüme geldiniz. Sesinizi bir anda İzmir’den ötelere Tüm Türkiye’ye taşıdı bu çalışma. “Mevsimler Geçerken”in hala büyük hayranı olurken “Mor Yazma”nın da büyük başarısının tanığıyım bu albümde. Neden çok sevildi bu şarkılar; beklediğiniz bir şey miydi hem o dönemdeki yankısı hem de yıllar sonra bile hala söyleniyor olması. Bu ilk albüm size neler kattı o süreçte, neler değişti adınıza?

Ben bu şarkıları yaparken hikayenin buralara kadar geleceğini hiç düşünmemiştim. Ben lokal bir müzisyendim, özellikle İzmir Bornovada bir fan kitlemiz vardı. Hatta o zamanlardan çalmaya başlamıştık çoğu bestemi. “Mor yazma”yı mesela bütün İzmir biliyordu. Sonrasında İstanbul macerası ve albüm süreci başladığında tek beklentim şarkılarımın bir şekilde radyolarda ve televizyonlarda çalmasıydı. Bir iz bırakmak istiyordum, şu fani dünyada kalıcı bir şey bırakmak. Nihayetinde çok daha ötesi oldu. Şu an “Mor Yazma” ve “Mevsimler Geçerken” hala dinleniyor ve birer klasik haline geldiler. Sanırım çok samimi geldi insanlara bu şarkılar, duygularımı doğru ifade etmişim demek ki. Albüm çıktıktan sonra aslında hayatımda bir değişiklik hissedemedim. Zaten yıllardır sürekli çalıyordum, çalmaya devam ettim. Çok sosyal, çok hayata karışan biri de değilimdir, pek değişiklik yaşamadım hayatımda.

 

ve bu süreç hem albümün popülerliği hem de onun getirdiği sahnelerin başarısı size ikinci bir albümün de kapısını araladı. Siz doğma büyüme İzmirlisiniz ve sanırım hala da orada yaşıyorsunuz. İzmir’in sizde artıları varsa eksileri neler oldu. Ve yeni çalışma “Gün Olur Devran Döner” ile gün oldu ve devran döndü ve o albüm nasıl karşılandı dinleyiciniz üzerinde.

Hala İzmir’de yaşıyorum. Şimdi şöyle, şehrin genel bir değerlendirmesini yapmak istemem, kimi sever kimi sevmez. Ama ben burada doğdum, burada büyüdüm, hala da buradayım. Şehrin belki bütün sokaklarında ayak izlerim var. Ne kadar eskise de, dökülse de, nüfus alsa başını gitse de İzmir benim bir parçam. Tutkulu bir ilişkimiz var onunla. Bazen aşk bazen nefret…Bizim meslekte her zaman İstanbul’da olmak maça 2-0 önde başlamaktır, o açıdan İzmir’de bir sanatçı olarak var olmaya çalışmak zor, o kısım eksi yazar İzmir’e, ama olsun, ben burada bir şekilde mutluyum, burası benim kalem!

İkinci albüme gelirsek; aslında müzikal olarak ilk albümden farklı bir şeyler yapmak istemiştim. Çok da severek güvenerek kaydettim. Ama ilk zamanlar pek beklediğim ilgiyi görmedi. Yıllar sonra değerlenmeye başladı şarkılar. Bir de o albüm çıktığında yıllardır non-stop çalıyordum, artık mental olarak çok yorgun hissediyordum kendimi. Biraz geri çektim sanırım kendimi. O dönem evlendim ve kendimi tamamen Aileme adadım. O yüzden kariyerimin o noktasında bir duraklama dönemi oldu. Sonrasında çok daha güçlü dönmek için buna ihtiyacım vardı.

 

 

İki albümde de hiç cover şarkı yorumlamadınız ama devamında bir cover projeniz oldu ama görebildiğim kadarı ile ve sadece YouTube kanalınızda yer aldı o şarkılar değil mi? Bu arada “Peri Masalı” filminde “Gül Güzeli”ne yorum getirirken geçtiğimiz sene içinde de “Cesaretin Var mı?” ile sizi dinledik. Bir şekilde cover yorumlamak gerek sahnede gerek yayınlarda sizde neler uyandırdı; bu şarkılara ne kadar inandınız; yeniden yorumlarken nasıl bir hassasiyet içinde oldunuz?

Ben Detone ile mekanlarda çalarken başladı bu orjinal cover olayı. Başkalarının şarkılarını kendi üslubumla çalmayı o zamanlardan beri çok severim. Birebir olduğu gibi değil de “Umut” gibi çalmak…bu hem benim soundumun, üslubumun köşelerini net bir şekilde çizer hem de insanlara farklı bir şeyler sunar diye düşündüm hep. Yayınladığım coverların hepsi bu dönemden kalmadır. Bir de şöyle bir şey var, ben bu şarkıları çok seviyorum, söylemekten de büyük keyif alıyorum. Başka sanatçıların eserleri de bana vizyon katıyor.

2020’lere geldiğimizde bir şeyler değişti. Plaklar, kasetler, CD’ler derken dijital müzikle tanıştık ve bir devir kapandı. Siz de bu yolculuğa single şarkılar ile devam ettiniz ki biz dinleyici ve arşivci olarak mesela bu duruma başta üzüldük. Bir müzisyen olarak sizin için nasıl bir geçişti. O günden bugüne tek şarkı yolculuğunuz devam etti ama arada maalesef benim de yakalayamadıklarım oldu. Sistemin bize dayattığı bu durum müzisyen için peki nasıl karşılandı, bu sürece bir dinleyici olarak da yine aynı şekilde nasıl dahil oldunuz?

Dijital dönüşümden sonra sistem tamamen değişti. Ben sonuçta eski sistemde başladım kariyerime ve müzikle ilgili kafamda kurduğum bütün stratejiler de o döneme aitti. Geçiş esnasında geç kaldım ve bu yeni düzene adapte olmam beni çok zorladı. Hala da zorluyor. Şarkı çıkarttıktan sonra nasıl bir tanıtım çalışması yapmam gerektiğini hala pek çözemiyorum. Eskiden TV’lerde ve radyolarda şarkı dönüyorsa “tamam” diyorduk. Bu bizim ölçütümüzdü. Ama şimdi algoritmalar, trendler, dinlenme sayıları, takipçiler, etkileşimler, algı süreleri… o kadar karıştı ki ortalık! Neyi nerden ölçeriz bilemiyorum. Eski sistem kesinlikle daha iyiydi.

 

 

Son sorudan ilhamla ve hazır dinleyici yanınıza gelmişken yine dünden bugüne kimler size ilham verdi, ilk zamanlar kimler büyük hayranlığınızdı, bugün kimleri aynı aşkla dinliyorsunuz? Rock müzik yanında son dönemlerde kimleri başarılı buluyorsunuz mesela; bu yeni nesil değişik simli gruplarla olsun yeni kuşak rapçi isimlerle aranız nasıl? Bir gün birlikte çalışmak istediğiniz bir isim ya da başka bir hayaliniz var mı müzikte?

Benim küçğklüğümden beri 3 tane büyük idolüm oldu. İlki ilkokul yıllarımda hayranı olduğum “Freddie Mercury”. Queen şarkıları benim için ders niteliğindedir hala. Sonra ergenlik dönemimin en büyük kahramanı “James Hetfield” ile tanıştım. En büyük idolümdür hala. Çok büyük hayranlık duyuyorum ona. Bence gelmiş geçmiş en büyük frontman! İlerleyen yıllarda da “Matt Bellamy” beni çok derinden etkiledi. Müthiş bir sanatçı!

Yakın dönemden Can Ozan ve Sena Şener’i söyleyebilirim. Tabi bir önceki dönemden Mor ve Ötesi, Athena, Replikas, Hayko Cepkin var, bir de Duman var ki zaten Kaan Tangöze abimiz pirimizdir.

 

 

ve yeni şarkınız “İçimin Yıldızı” ile yeniden sizinle birlikteyiz. Şarkı için ilhamı hayatın içinden, gerçek bir duygunun izinden almışsınız. Oradan başlayarak kayıt sürecine yeniden bir anımsama yapabilir miyiz? Yine iç dünyanızdan kopup yine güzel notalarla buluştunuz bizimle. Nasıl bir heyecandır yeni şarkı, nasıl dönüşler aldınız? Devamında bu sene bizi neler bekleyecek adınıza? Konserleriniz de devam ediyor bu arada değil mi?

—-bu şarkıyı yazalı aslında yıllar oldu. Ama bir türlü kafamdaki soundu yaratamamıştım. Duygusal açıdan benim için önemli bir şarkı, o yüzden biraz pişmesini bekledim. Geri dönüşleri gayet iyi, hatta ilk albümün sounduna benzetenler oldu, bu da beni çok mutlu etti. Şimdi sırada muhtemelen bir iki akustik denemem olucak. Yıllardır kafamda bir “one man” performansı hayali var. Tek başıma bir live session yapmayı düşünüyorum. Yine cover çalışmalarım olucak, tabiki kendi soundumda da yardırmaya devam!

 

 

Son olarak hayatınızın diğer renklerine de dokunalım. Günlerinizin diğer anlamları, heyecanları nelerdir; başka nerelerde ve nasıl mutlusunuzdur. Müzisyen kimliğinizin dışında başka neler öğrenebiliriz sizin hakkınızda? Elbette dinleyicilerinize de bir mesaj alabiliriz sizden, önümüz güzel bahar mesela, neler beklesin hayat adına sizi, bizleri, onları?

Ben çok evcimen bir adamım. Dışarı çok çıkmam, bütün zamanımı Kızımla ve Eşimle geçiriyorum. Çok basit bir hayatım var ve bu bana çok iyi geliyor. Arada arkadaşlarım gelir gider, iki sohbet edip kafa dağıtırız. Geri kalan zamanlarda da ya gitar çalıyorumdur ya da podcast dinliyorumdur. Meraklı olduğum konular var, sinema, tarih, siyaset, futbol gibi…Onlara zaman ayırmaya çalışırım. Kahvaltı yapmam, gün boyu kahve…Her akşam bir demlik çay içer bir kase tuzlu fıstık yerim, yoksa uyuyamam :)

Dinleyicilerime de çok sevgilerimi yolluyorum. Hayat zor biliyorum ama her şey olacağına varıyor emin olun. Hayatımızı anlamlı kılan bir dün yok, yarın da yok, sadece şimdi var. Herkesin kendinin ve birbirinin kıymetini bilmesi dileğiyle masmavi bir bahar diliyorum.

 

 

 

 

 

Rotamızı bu hafta İzmir’e çeviriyoruz. Uzun zamandır bir söyleşi için yan yana gelmeyi dilediğim müzisyenlerden biri olan Umut Kaya ile buluşmamızı nihayet gerçekleştiriyoruz. Kendisi ile ilk kez 2008 yılında, kendi adını taşıyan albümüyle karşılaşıyoruz. Albümün çıkış şarkısı “Mevsimler Geçerken”, bugün bile keyifle dinlediğim parçalar arasında yer alıyor. Hemen ardından gelen “Mor Yazma” ise zamanla çok daha geniş bir kitleye ulaşıp bugün hâlâ etkisini koruyan önemli bir hit hâline geliyor. Bu ilk albüm, Umut Kaya’yı bir anda beklemediği bir tanınırlığın içine çekiyor. Konserler başlıyor; dizilerde, müzik projelerinde aranan seslerden biri hâline geliyor. Biraz daha geriye dönecek olursak; eğitim hayatı sürecinden bu yana…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.68 ( 2 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*