EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Banu Kanıbelli

Banu Kanıbelli

Mandolin, piyano ve gitar. Çocuk yüreğiniz bu enstrümanları çok sevmiş olmalı öyle değil mi? Yoksa bugün sizi tanıyamazdık, dinleyemezdik… Nasıl bir heyecandı o ilk yıllarda müzikle buluşmalar?

8 yaşında tüm 8 yaşındaki çocukların yaptığı bir şeydi mandolin çalmak bilirsiniz. Oyunu  bırakıp da yapmak zorunda olduğumuz şeylerden biriydi aslında. Ama isteksiz gittiğimi hiç hatırlamıyorum. Derslerden  sonra eve gelinip de sizi dinleyen birini bulduğunuzda, mandolini kavrayıp sağ bileğinizin kıvraklığıyla tellerden çıkarabildiğim sesler, melodiler çok güzel gelirdi bana.

Bu yakınlık biraz da müziğin ev yaşantımızın çok doğal bir parçası olmasından kaynaklanıyordu. Belki bu nedenle enstrümanlarla tanışmanın çekinilecek bir yönü yoktu. Böylece müzikle ilk oyunlarımı oynadığım mandolin, üzerinde ilk ezgilerimi yaptığım piyano, arkadaşlıklarımın ve kişilik gelişimimin baş kahramanı olan gitarım sırasıyla hayatıma girmiş oldu.

Banu Kanıbelli
Yıllar geçti ve 1998 yılında “Kara” ve 2006 yılında “Başka Dünya Yok” isimli iki albüm yayınladınız. Biz büyükler o dönem sizi çok yakından tanıyamadık belki ama çocuklar şarkılarınızı dinledi, sevdi. Bülent Ortaçgil ve Gürol Ağırbaş gibi çok önemli iki müzisyen vardı üstelik sizi desteklemek adına. Öncelikle neden çocuk şarkıları aldı önceliği ve nasıl tepkiler aldı o küçük dinleyicilerden?

Hayatımda hep müzik oldu. Ancak eğitimim ve profesyonel uğraş alanım psikoloji ve eğitimdi. Bu, anne olmakla da bütünleşince, çocuklar yaşamımda uzun bir süre öncelik oldu. Çocukların öncelik olması, hayatımdan müziğin çıkması demek değildi tabii. Çocuklar için müzik yaparak bu iki ayrı dünyayı bir araya getirebilirdim. Böyle de oldu. Beni motive eden bir başka şeyin de 90’ların sonunda, çocuğum için alacak bir müzik CD’si bulamamak olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Yani bunun çocuklar için bir ihtiyaç olduğunu düşünmüş ve inanmıştım. Bülent Ortaçgil ve Gürol Ağırbaş’ın da bana inanarak, her iki albümde de projenin içinde olması ise bu şarkıların ve benim en büyük ayrıcalığımızdır. Çocuk şarkıları hala kendi küçük dinleyicilerini bulmaya devam ediyorlar. Şarkıları seviyorlar, onlarla büyüyorlar.

Banu Kanıbelli
“Büyümek de başımıza gelebiliyor” dediniz ve sıranın bizlere geldiğinin altını çizdiniz. Geçtiğimiz günlerde ADA Müzik etiketi ile “Bu Rüzgar” isimli bir albüm yayınladınız. Yaşamı paylaştığınız herkese bir hediyeniz olduğunu söylemişsiniz bu albümü, bu şarkıların hikayesi peki nerede, ne zaman başladı?

Çocukların öncelik olması ve çocuk şarkılarına yoğunlaşmış olmak, bir yetişkin olmak gerçeğini değiştirmedi elbette. Şarkılar, sessiz sedasız biriktiler kendi köşelerinde.
Bir yetişkinin “büyümesi” ise biraz da farkındalık ile eş anlamı tabii. Yaşamdaki en değerli deneyimimiz o değil mi? Bazen küçük bazen büyük sıçramalarla yaşadığımız farkındalığımız. Ve artık çocukları -yüzlercesinibüyüttüğüm ve öncelikleri gözden geçirmenin zamanının geldiği bir yaştaydım.

Hiç bitmeyen “büyümelere” şarkılarla karşılık verdiğimi söyleyebilirim sanırım. Benim ona karşılığım hediyeden çok, içten gelen bir teşekkür. Yaşamın kendisine ve bunu mümkün kılan herkese. Şarkılar paylaşılabilir olduğu için de bir anlamda karşılık beklemeden verilmiş bir hediye…

Banu Kanıbelli
Albümde çok özel bir ekip var. Baki Duyarlar düzenlemeleri, enstrümanlarda başta Bülent Ortaçgil olmak üzere çok değerli müzisyenler, k.İskender ve Yalvaç Ural sözleri ve bütününde tüm şarkılarda sizin imzanız. Hani daha isimlerle karşılaştığımızda geliyor rüzgarın tınısı içeriye. Nasıl bir birliktelikti, nasıl bir aşkla kaydettiniz bu şarkıları?

En büyük mutluluğum bu ekiple olan buluşmam. Kendini anlatmaya çalışmadan anlaşılmak, anlamak, ortaya çıkan bir şarkıya birlikte biçim vermek ne büyük bir mutluluk, bir keyif. Baki Duyarlar ile böyle çalıştık. Ve tüm müzisyenlerle benzer bir ortaklık yakaladık. Albüme katkısı olan şairlerin hepsinin yeri benim için özeldir. Tüm hazırlık süreci, hiç aksaklık olmadan seyretti. Tüm kayıtlarda stüdyoda olup, kayıt anına tanık olmaya çalıştım. Tahmin ettiğiniz gibi her seferinde büyük bir heyecanla buldum kendimi Ada Stüdyosu’nda…

Banu Kanıbelli
Son derece şiir sözleriniz, yorucu olmayan müziğiniz, naif sesiniz, tüm bunları tamamlayan ve harika karelerden oluşan albüm kartonetiniz, anısına ithaf ettiğiniz bir şarkı ile Hrant Dink’e selam göndermeniz … Bir albümü sevmek için çok neden var doğrusu; siz peki nasıl tepkiler aldınız dinleyicinizden, nasıl karşılandı kendilerinde?

Henüz albüm çok yeni. Sadece bir ay, 2013’ün son ve en yorgun ayı, Aralık’ı geride bıraktık. Çok güzel bir lansman konseri gerçekleştirdik. Şarkılarla tanışanlar seviyorlar. Hatta Aralık ayında, İtunes Dünya Müzik 200 Popüler Albüm listesinde 53. Sırada olduğunu görünce gözlerime inanamadım. Daha gerçekçi tepkileri anlayabilmek için biraz daha zamana ihtiyacım var sanırım…

Banu Kanıbelli
Ve albüm artık bizlerle, daha çok sizinle karşılaşmak adına peki bundan sonra neler olacak. Örneğin bu şarkıları canlı canlı dinleme şansını bulacak mıyız, sahnelerle yeniden buluşmayı ve bizleri sizinle buluşturmayı istiyor musunuz?

Tabii, bunu hepimiz istiyoruz. Şubat ayından başlayarak belli aralıklarla konserler vermeyi hedefliyoruz. Bunu Facebook sayfasından duyuracağım. İlgilenenler oradan takip edebilirler.

Dünden bugüne müzik yolculuğunuzda size kimler eşlik etti. Hani dinlemekten en vazgeçemediğiniz isimleri öğrenmek istiyorum sizden. Son yıllarda özellikle kazandığınız isimleri de merak ediyorum. Bugünün müzik dünyasında kimleri başarılı buluyorsunuz?

Yani zamana müzikli yolculuk yapalım :) Çok sıkmadan bir iki isim vereyim: Önce Joan Baez, John Denver, George Winston çıkagelir. Yanında Rachmaninoff. 20’li yaşlar Bach, Keith Jarrett, Leonard Cohen öne geçer. Bülent Ortaçgil hep fondadır. Sonra uzun bir çocuk şarkıları dönemi… Son dönemlerde Melody Gardot, Stacey Kent, Caecilie Norby başta olmak üzere ağırlıklı kadın besteci / şarkıcılar. Tür karışık: caz, klasik, etnik. Bugünün müzik dünyasında müziği ve sözüyle yeni bir yer açan, kolaylıkla kategorize edemeyeceğiniz sanatçıları başarılı buluyorum. Ne mutlu ki müzik dünyası bu açıdan oldukça hareketli. İsimler yazıp kimseyi dışlamamak için sadece bir tanesinin ismini verebilir miyim: O da çok severek dinlediğim Birsen Tezer olsun.

Yıllar geçmeye devam edecek, peki bundan sonraki süreç adına nerelere gidilecek? Bir rotanız var mı ya da başka hayalleriniz, başka hayata geçirmek istedikleriniz?

Müzikten vazgeçmeyeceğimi çok iyi biliyorum. Müzikle yaşama karşılık vermekten de… Ürettiğim müziğin içinde bulunduğumuz zamanda bir ses olmaya, ihtiyacımız olan her ne ise olumlu bir katkısı olmasını önemsiyorum. Rotam bu. Gemi hangi limanlara uğrayacak, onu suyun akışına bırakıyorum. Bir single çalışmamız var çok yakında çıkacak olan. Onun için ayrı bir heyecan duyuyorum.

Banu Kanıbelli
Müziği bir yana bırakacak olursak hayatınızın diğer renkleri nelerdir? Neler sizin için olmazsa olmazdır, vazgeçilmezdir?

Şu anda (Bilgi Üniversitesi’nde) ‘Felsefe ve Toplumsal Düşünce’ yüksek lisans öğrencisiyim ve bu senenin en güzel renginin bu olduğunu söyleyebilirim.

Vazgeçilmezlerim insanın sıcaklığı, dünyanın sevgisi, yaşamın sevinci olsun. Ve bu vazgeçilmezlerin de olmazsa olmazı sorumluluk, özgürlük, adalet, aşk  olsun.

Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim :)
Hiç bitmeyen “büyümelere” şarkılarla karşılık verdiğimi söyleyebilirim sanırım. Benim ona karşılığım hediyeden çok, içten gelen bir teşekkür. Yaşamın kendisine ve bunu mümkün kılan herkese. Şarkılar paylaşılabilir olduğu için de bir anlamda karşılık beklemeden verilmiş bir hediye…

Banu Kanıbelli Web Sitesi

Söyleşi ve Fotoğraflar: Kadri Karahan
Banu Kanıbelli & Kadri Karahan fotoğrafı: Derviş Zaim (Teşekkürlerimizle)

Mandolin, piyano ve gitar. Çocuk yüreğiniz bu enstrümanları çok sevmiş olmalı öyle değil mi? Yoksa bugün sizi tanıyamazdık, dinleyemezdik… Nasıl bir heyecandı o ilk yıllarda müzikle buluşmalar? 8 yaşında tüm 8 yaşındaki çocukların yaptığı bir şeydi mandolin çalmak bilirsiniz. Oyunu  bırakıp da yapmak zorunda olduğumuz şeylerden biriydi aslında. Ama isteksiz gittiğimi hiç hatırlamıyorum. Derslerden  sonra eve gelinip de sizi dinleyen birini bulduğunuzda, mandolini kavrayıp sağ bileğinizin kıvraklığıyla tellerden çıkarabildiğim sesler, melodiler çok güzel gelirdi bana. Bu yakınlık biraz da müziğin ev yaşantımızın çok doğal bir parçası olmasından kaynaklanıyordu. Belki bu nedenle enstrümanlarla tanışmanın çekinilecek bir yönü yoktu. Böylece müzikle ilk…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.4 ( 35 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*