EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Bora Ayanoğlu

Bora Ayanoğlu

Sanatçı bir ailenin çocuğu olarak doğmak ve beraberinde aldığınız eğitimi profesyonel olarak dünden bugüne nice başarılı çalışma ile taşımak… O yolculuğun en başına dönelim istersek ve öncelikle sanat hayatınıza başladığınız oyuncu yanınızı, sizin o ilk heyecanlarınızı dinlesek; yeniden yaşasanız ve bizimle paylaşsanız kısaca?

Biz ilk önce, aile geleneği olarak babam Sami Ayanoğlu’nun çektiği sinema filmlerinde, ailecek çoluk, çocuk iki dakika da olsa hatıra olarak oynardık ki o bölümlerin film şutlarını Sami Şekeroğlu’na ileriki yıllarda vermiştim. Tabii bütün ailemiz, anneannem, dedem, annem, babam da sanatçı olunca, onların sanatçı dostları sayesinde evimiz zaten konservatuara dönmüştü. Bir evde sanattan, film projelerinden, tiyatrodan başka yaşam şekli olmayınca, tabii olarak çocuklarında yaşam biçimi oluyor. Keyifli ve eğlenceli bir çalışma hayatı vardı bizim evde. Gecenin kaçı olursa olsun, gelenimiz gidenimiz bol olur, hem yemek yenir, senaryolar yazılır veya oyun provaları yapılırdı.

Hani her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler ya, o da benim annem Şayeste hanımdı. Annem Türkiye’de ilk kadın tiyatro sahibi olarak tarihe de geçmiştir. Babamla Şehir Tiyatroları’nda oyuncuyken tanışıp evlenmişlerdi. Annem, babamdan kıdemli bir sanatçıydı. Daha sonra annem ilk çocuğundan sonra ikinciye de hamile kalınca, tiyatroyu fiilen bırakmış ve babamın proje danışmanı olmuştu artık. Biz Boğadır, Solma ve Bora üç kardeştik. İlk çocuk olan ağabeyimizi 29 yaşında kaybettik.

Ben sahneye ilk defa yatılı olarak Galatasaray Lisesi ilkokulunda birinci sınıfta “Mavi Gözlük” adlı bir piyeste, okulun müsameresinde çıktım. Tabii çok heyecanlandığımı da hatırlıyorum. Sahneye ayağımı ilk basışım işte böyle olmuştur. Ama aynı zamanda müziğinde çekici gücü beni içine çekmeye başlamıştı. Daha o yaşlarda çocuklar teneffüslerde basket, voleybol oynarken Ben müzik odasında, piyanonun başından ayrılmazdım.

Bora Ayanoğlu
Oyunculuk ile birlikte hayatınızda başka sayfalar da açıldı ki oyun müzikleri yazarken beste de yapmaya başladınız ve derken yorumcu kimliğiniz de eklendi. İlk 45’liğiniz 1970 yılında yayınlandı ve bu sene 40’ncı yaşında bir ‘’Kuklalar’’ bir ‘’Elveda’’. Bu çalışmanız o yıllarda nasıl karşılandı, nasıl bir iz bıraktı dinleyicide ve bir ilk olması adına sizde de elbette?

Babamın şöhretli saygın bir oyuncu ve yönetmen olmasının da etkisiyle (tabii ki biraz da yakışıklı olmamın da etkisi var :)) sinemada oyunculuk teklifleri gelmeye başladı. Zaten o sıralarda yani 18 yaşımda Şehir Tiyatroları’na babamdan habersiz kapağı atmış ama kendisine yakalanmıştım. Aslında ben şarkıcı değil, besteci olmak istiyordum ve böylece profesyonel olarak isteğim dışında da olsa, besteci, söz yazarı, şarkıcı, film oyuncusu ve tiyatro oyuncusu olarak aynı anda sanat hayatıma başlamış oldum.

“Kuklalar” şarkısını 70li yıllarda Hava kuvvetleri konserinde söylediğimde, komutan hayatın bir felsefesini yaptığımı anlamayıp bu şarkıda, konseri dinleyen askerlere yazdığım bir şarkı varsayımından yola çıkarak beni fırçalamıştı. Benim yazdığım şarkılar farklıydı. Kimsenin yazmayı düşünmediği şarkılardı.

“Fabrika Kızı”, “Adım Kadın”, “Kara Mehmet”, “Recep” gibi.. Bu yüzden de ilgi çekmişti. Pop müzikte ilk büyük orkestrasyonlu batı sazlarına bağlama sazını ilk koyan benim. “Kara Mehmet”, “Yunus” şarkılarımda olduğu gibi. Tepkisi ise, insanca ve güzel bulunup kabul edildi.

Naim Dilmener ‘’Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’’ isimli kitabında Alpay’ın yorumladığı ‘’Fabrika Kızı’’ isimli çalışmanız için şöyle bir yorumda bulunuyor. ‘’’’Kadın, emek ve sömürü’’ üzerine o güne kadar yazılmış en güzel şarkı’’. Zira yakın tarihli bir diğer çalışma olan Hümeyra yorumlu ‘’Adım Kadın’’ için de benzeri bir durum var. O yıllar ve toplumsal yaşanan durumlar şarkılarınıza bu denli işlerken o günden bugüne de anlamını hâlâ koruyorlar. Söz yazarı ve besteci olmak bir anlamda da yarınları da görebilmek, hissedebilmek midir? Bugün bile o heyecanı neden duyabiliyoruz bu şarkılarda; size göre bunun sebebi nedir en başta?

Ben kadına karşı şiddeti, o dönemde protesto etmeye karar vererek, halkın dikkatini çekecek, kadınları aydınlatıcı, motive edici şarkılar yazdım. Bunu kimse yapmamıştı o zaman.

“Fabrika Kızı” ise, kadın, emek, sömürü üzerine ilk yazdığım şarkıdır ve yazılan da ilk şarkıdır. Bu şarkının olduğu gibi, birkaç şarkı hariç yazdığım bütün şarkıların sözleri de bana aittir. “Fabrika Kızı” adlı şarkım o günden bugüne hala popüler olarak yaşamını sürdürmekte ve aynı zamanda gitara ilk başlayanlarında hala ilk tıngırdattığı şarkıdır.

Ülke de kadına şiddet sonlanmadığı, giderek de arttığı için ne yazık ki daha çok yeni aydınlatmalara ihtiyaç vardır. Ben en çok beste üreten ve bunu da hayata geçiren plak yapan bestecilerden biriyim. Kendim için değil başka yorumcular için de yazdığım şarkılar vardı tabii olarak. Ben bütün sanatçılarla çok severek çalıştım. Hepsiyle güzel çalışma anılarım var. Ama rahmetli Esin Engin 22 yıl birlikte çalıştığım özel bir dostum, kardeşimdi. Onunla da çok güzel bir çalışma hayatımız oldu. Nur içinde yatsın.

Bora Ayanoğlu
Ve “Yunus”tan “Kırık Aynalar”a, “Güller ve Dudaklardan” “O Yaz”a sözü ve müziği size ait olan nice harika şarkıya yepyeni bir yorum getirdiniz ve “Söz – Müzik” isimli yeni çalışmanız çok yeni yayınlandı. Bu proje nasıl şekillendi, o kadar çok güzel şarkı var ki sizden nasıl bir seçki içine girildi, nasıl bir stüdyo süreci yaşadınız?

Ben gençler tarafından tanınan bir sanatçı değilim. Bu albümü yapmamın birinci sebebi bu. İkinci sebebi ise “bu şarkının bestesi size mi aitti, bilmiyorduk” demelerinden sıkıldığım için. Üçüncüsü de, torunlarım Arya ve Bora ‘ya bir anı bırakmaktı. Kapakta da yazdım. Bu albümü de onlara armağan ettim.

Bu albümün hikayesi 5 yıl öncesinden başladı. Şehir Tiyatroları’ndan emekli olmadan önce kendi evimdeki home stüdyomda, asli işimden vakit buldukça çalışmaya başladım. Önce bir repertuar yaptık oğlum Bolkan’la ve epey kafa patlattık. Daha sonra yavaş yavaş hayata geçirmeye başladım. Belki de bu kadar sıcak ve dinleyenleri yakalamasının sebebi bu uzun ve ince sezgiyle çalışmamdır. Tabii ki sosyal medya takipçilerimin de bu projeye destek vermeleri beni yüreklendirdi. Onlar da sabırla takip edip, beklediler.

Albüm teklifi 18 yaşından beri tanıdığım, daha sonra Odeon yapım projelerinin başına geçen, Odeon kapandıktan sonra da “İşimiz Müzik“ adlı prodüksiyon ve etkinliklerini hayata geçiren ve benim de menajerim olan sevgili Zeynep Göktürk’ten geldi. We PLAY yapım şirketi ortakları Haluk Polat ve Barış Bahçeci ile birlikte paçaları sıvayıp, bu albümü hayata geçirdik. Tabii Haluk Polat ve Barış Bahçeci’nin müzisyen olması ve fiilen bu çalışmalarda bulunmaları da İşi daha anlaşılır bir hale getirdi. Orkestra elemanları ve geri vokal grubu çok severek katkıda bulundular. Çok zevkli ve sıcak bir çalışma oldu.

Sevgili Emrah Akar kayıtları, Ceren Çakar ve Suha Duran Mix ve masteringleri titizlikle yaptılar. We PLAY’in sekreteri Setenay dahil olmak üzere, prodüksiyon desteği için Yasemin Arslan’a, kapak fotoğraflarını çeken sanatçı Erkan Tabakoğlu’na, stil danışmanı Sevda Sarı’ya, grafik tasarım Özlem semiz’e, oğlum Bolkan Ayanoğlu’na, tüm destek ve sabrı için menajerim Zeynep Göktürk’e ve sosyal medya takipçim ve dostlarıma çok teşekkür ediyorum. “Söz – Müzik Bora Ayanoğlu” albümü şarkılarımı benimle yaşayan ve yaşayan olacaklara armağanım olsun.

Bora Ayanoğlu
Bu albümle birlikte adınıza önümüzdeki günlerde neler bekleyecek bizi? Biz bu şarkıları sahnede de dinlemek istiyoruz sizden, konserler ya da klipler olacak mı peki?

Konser teklifleri gelirse elbette bir orkestra kurup konser vermeyi isterim. Ben de merak ediyorum neler olacağını.

90’lı yıllarda bambaşka bir yolda devam eden çizgi 2000’li yıllarda bambaşka bir şekle girdi. Yepyeni tarzların da öne çıkması bir yana nostalji şarkılar yıllar sonra yeniden popüler oldu ve hayatımızdaki yeri bir kere daha fark edildi. Size göre o yıllardan neden kopamıyoruz, neden çok özel saklıyoruz? Ve yine size göre bugünün müziği düne göre nerede; siz ne kadar takip edebiliyorsunuz?

Nostaljik müzik kavramını beğenmiyorum. Dinlenmeyen ve keşfedilmemiş müzik her kuşak için yenidir. Keşfedilip, dinlenince değerini buluyor. Tabii, bizim dönemin şarkılarının özelliği sevgiyle yazılmış ve bu sayede kalıcı olmasıdır. Belki de artık unutulmaya yüz tutmuş gönül sıcaklığını tekrar hissettirmesi dinleyenleri etkiliyor.

Bora Ayanoğlu

Bora Ayanoğlu
Söz – Müzik / WE PLAY

 

 

 

Sanatçı bir ailenin çocuğu olarak doğmak ve beraberinde aldığınız eğitimi profesyonel olarak dünden bugüne nice başarılı çalışma ile taşımak... O yolculuğun en başına dönelim istersek ve öncelikle sanat hayatınıza başladığınız oyuncu yanınızı, sizin o ilk heyecanlarınızı dinlesek; yeniden yaşasanız ve bizimle paylaşsanız kısaca? Biz ilk önce, aile geleneği olarak babam Sami Ayanoğlu’nun çektiği sinema filmlerinde, ailecek çoluk, çocuk iki dakika da olsa hatıra olarak oynardık ki o bölümlerin film şutlarını Sami Şekeroğlu’na ileriki yıllarda vermiştim. Tabii bütün ailemiz, anneannem, dedem, annem, babam da sanatçı olunca, onların sanatçı dostları sayesinde evimiz zaten konservatuara dönmüştü. Bir evde sanattan, film projelerinden, tiyatrodan başka…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.99 ( 2 oy)

Bir yorum

  1. Sayın Ayanoğlu. Sizinle tanışmak istiyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*