“İyi ki” ilk albümünüz ve nihayet sahnelerdeki ya da izlediğimiz sosyal medyadaki performanslarınızdan sonra albüm üzerinde de buluştuk sizinle. Siz peki müzikle ilk kez ne zaman buluştunuz, nasıl hayatınıza dahil oldu, ilk adımlar nasıl atıldı?
Çok klişedir ama söylemeden edemeyeceğim. Ben de pekçok insan gibi çocukluktan beri çokça içsel bir bağ ile bağlıyım müziğe. İçime işlediğini hissettiğim her şarkıyı söylemeye çalışırım. Sevdiğim şarkıcıları taklit ederken farketmiştim biraz biraz becerebildiğimi. Benden 1,5 yaş küçük bir kardeşim var; adı Erdi. Onunla ilişkim müziğin hayatıma dahiliyetinde büyük rol oynar. Oyunlarımızın fonunda hep bir müzik olurdu. Hatta tartışırken kullandığımız hafif hakaret içeren kelimelerden oluşan şarkılarımız vardı yazdığımız. Şarkı söyleyerek bağırırdık birbirimize. Çocukluk arkadaşlarımızla “ev oturmalarında” oyunumuz hep bir gösteri hazırlamak üzerine olurdu, ben şarkıcı olurdum, onlar orkestra. Daha bir sürü şey yazasım geliyor o dönemleri düşündükçe ama kısaca özetlemek gerekirse müzik dinlerken hayallere dalmak, içimde bir yerlerin müzik konusunda edilgen kalmak istememesi ve bununla birlikte daha da fazla hayal kurmak gibi bir zincirle zaten doğalından atılmış oldu ilk adımlar.
Daha sonra rembetiko taş plak kayıtlarını baz alarak sesinizi ve gırtlağınızı o yönde geliştirmek üzerine yoğunlaştığınızı öğreniyoruz. Yine aynı yıllarda Gayda İstanbul, Kardeş Türküler ve Ayşenur Kolivar’ın albümlerinde de vokaller yapmışsınız. Beraberinde çeşitli reklam jingle’ları gerçekleştirmişsiniz. Bu ilk profesyonel süreç nasıl bir heyecandı sizin için, neler kattı, kazandırdı size?
18 – 22 yaş aralığıma denk geliyor bu bahsettiğiniz dönem. Üniversite yıllarımdı, çok küçüğüm, çok heyecanlıyım. Saydığınız müzisyenler tarafıdan ‘kabul görmek’, onlarla birlikte sahneye çıkmak, albüm kaydetmek, beraber üretmek… Bunların hepsi kocaman birer deneyim oldu benim için. Bu deneyimler ışığında müzik adına gerçekten nasıl bir şey yapmak istediğimi sorgular, kendi müziğim üzerine düşünmeye başlar oldum. Sahne korkumu, kayıt korkumu bu dönemde yendim, Arto Tunçboyacıyan, Ara Dinkjian gibi müzisyenlerle aynı sahneyi paylaşma rüyasını yaşama imkanı buldum, hala hayatımda olan Ayşenur’cuğum gibi bir sürü güzel arkadaş kazandım. Hayatımın güneşli dönemlerindendir o dönem.
Ve ardından yolunuz bu albümün süpervizörlüğünü de üstlenen Jehan Barbur ile kesişiyor ve kendisinin de desteği ile bir albüm yapma fikri doğuyor, oluşuyor öyle değil mi? Nasıl kesişti yolunuz, nasıl planlar çizildi, nasıl bir süreç geçti stüdyoya girene kadar?
Evet öyle. Jehan Barbur’u ilk albümü çıkmadan önce keşfedenlerdenim. En büyük hayranlarından da biriyim. Onun bu kadar özgün, bu kadar kendi gibi bir müzikle kendine bir yer edinebildiğini görmek kendime olan inancımı pekiştiren bir unsur oldu. Türkiye’de popüler olan işlerin bir matematiği var gibi çünkü, kendi yapmak istediklerimi o denkleme sığdırmayı istemiyordum. Başka bir yolun mümkün olduğunu Jehan’ın varlığı öğretti bana. Yolumuzun kesişmesi de arkadaşım Berkant Çelen’in Jehan’ın ekibinde gitar çalmaya başlaması ile oldu. Berkant’ın cesaretlendirmesiyle Jehan’a dinlettim şarkılarımı, utana sıkıla dinletmiştim ama Jehan o her zamanki içtenliği ile “bunlar çok güzel, albüm yapmalısın” dedi ve macera böyle başladı. Çok planlı – programlı işleyen bir süreç olmadı. Tamamen dost yardımları, tavsiyeleri, destekleri ile geçen bir süreç oldu. Jehan aranjör arayışımdan, yapım şirketine, albüm isminden sound’una, kapak resmine kadar her şeyi danıştığım dostum ve mentorum oldu bu süreçte.
Albümde tüm sözler ve müzikler (üç beste Burak Karakaş ile ortak) size ait, yine Karakaş albümün prodüktörü ve aranjörü de, kendisi ile yolunuz nasıl kesişti, nasıl tamamlandı bu birliktelik, beraberinde kimlerin desteğini aldınız bu albümde, nasıl bir heyecandı stüdyoda yaşananlar?
Bu buluşmanın mimarı da yine Jehan Barbur oldu. Aranjörlerle alakalı birkaç şanssız deneyim sonrasında tam “galiba aranjör bulamayacağım, pes ediyorum” demek üzere olduğum bir gün Jehan’ın aklına beni Burak’la beni tanıştırmak geldi. Tanışmak o tanışmak Burak o günden sonra en büyük omuz veren’lerimden oldu albümle ilgili her konuda. Sürecin en eğlenceli kısmı evde Burak’la kapanıp düzenlemeleri yaptığımız dönemdi. Saatler su gibi geçiyordu, bir bakıyorduk sabaha kadar çalışmışız ama içimize sinmiş. Düzenleme günlerinin ardından eve dönerken yolda yaptıklarımızı dinlerdim yüzümde çocuk gülümsemesiyle. Ortaya güzel bir şeyler çıktığını görünce insanda ne bir yorgunluk kalıyor, ne bir endişe. Albüme katkısı olan çok arkadaşım oldu. Berkant Çelen bütün süreçte hep yanımdaydı, albümdeki elektrik gitarların çoğunu çaldı, Bekliyorum Ben isimli şarkının düzenlemesine de katkıda bulundu. Konserlerde yanımda olan ekip arkadaşlarım Nihal Saruhanlı (davul), Alper Sonat (Bas Gitar), Miraç Yavuz (Elektrik Gitar) çaldı albümde de. Mert Önal, Orhan Deniz, Burhan Hasdemir, Alpay Sürücü albümdeki misafir müzisyenlerdi ve daha bir sürü güzel kalp birçok konuda destek oldu. Her şeyi el yordamıyla yapmaya çalıştığımızdan kayıt süreci biraz uzun sürdü ama içimdeki heyecandan gram götüremedi bu uzayan süre. Albüm kaydında merak var, heyecan var, “nasıl olacak acaba?” endişesi var ve bunlar çok tatlı duygular.
Size neler yazdırıyor, sonra onlar nasıl bir ruh hali içinde notalara dökülüyor. İçinizde nasıl bir çocuk, nasıl bir kadın, nasıl bir aşk var ve genellikle nasıl doğuyor şarkılarınız, nasıl büyüyor, nasıl yürümeye başlıyor sonra?
Buna da klişe bir cevabım var. Hayat. Kendi yaşadığım hayat değil sadece, yaşayamadığım hayat da var içinde. Hayatla birlikte gelen bir sürü his. En çok yazdıran şey aşk. Bazen gündelik bir iç sıkıntısı, şahit olduğum bir an/olay, gündelikte hissettiğim her türlü duygu aslında. Neyin ne zaman ne yazdıracağı çok da belli olmuyor. Sinirlenip müdürüme yazdığım bir şarkı bile var albümde. Söz ve müzik aynı anda geliyor neredeyse her zaman. Nadiren de olsa önce müziğin geldiği de oluyor; ama hiç önce bir söz yazıp sonra onu bestelediğim olmadı. Müziğin gelişi çok zamansız oluyor. Çoğu şarkımı ya otobüste ya kalabalık bir caddede telaşla yürürken ya da ofiste yazdım. İçimi sormuşsunuz, içim safi çocuk, o çocukluk içinde arayıp tarayıp kadını bulmak biraz zor olabiliyor. Bulduğum kadın da zaten o çocuğun etkisi altında. Kendimi büyütmeye çalışmakla geçiyor hayat.
Size, sesinize ilk sorumda da bahsettiğim gibi zaten aşinaydık, albüme gelene kadar görebildiğim tüm tepkiler de çok iyiydi zira albümden sonra da gözlemlediğim güzel bir heyecan katmış olmanızdı müzik piyasasına, dostlarınıza, birçok müzisyenden sizinle ilgili övgüler okudum sayfalarında, siz neler gözlemlediniz, nasıl yorumlar, dönüşümler aldınız gerek kendilerinden gerek dinleyicilerinizden?
Herkes çok güzel şeyler söylüyor. Bu beni deli gibi mutlu ediyor. Sürekli mutluluktan ağladığım bir dönemdeyim hatta. Bu harika bir his. Müzisyen arkadaşlarım, ailem, dostlarım hem tatlı yorumlarıyla hem konserlere gelerek hem çok tatlı sürprizler yaparak pamuktan bir destek duvarı ördüler etrafımda. Ne kadar güzel insanlar biriktirmişim etrafımda diyorum, çok şanslı hissediyorum kendimi. Buna bir de hiç tanımadığım insanlardan aldığım muhteşem yorumlar eklendi. Bir yandan çok utanıyorum, bir yandan deli bir mutluluk büyüyor içimde. Hepsine layık olabilmek, bu güzelliği sürdürebilmek dileğim. :)
Önümüzdeki günlerde albümün lansman konseri gerçekleşecek, beraberinde de güzel bir takvim var, onları bir okurlarımızla paylaşalım mı, nerelerde buluşacağız sizlerle yakın tarih içinde? Sahneler demişken sizin için nasıl bir renk olduğunu da sormak istiyorum, sahnelerde olmak, şarkılarınızı paylaşmak nasıl bir his, şimdi artık albümde var, daha da fazla olmalı heyecan öyle değil mi?
Sahnede olmak harika bir his. İnsanların gelip bizi dinlediğini, şarkılara eşlik ettiğini görünceki mutluluğum tarifsiz. Gelenlerin gözlerinin içine bakıp şarkı söylemeyi çok seviyorum. Gözlerimi hiç kapatmamak istiyorum. O anın bana bir lütuf olduğunu düşünüp sonuna kadar yaşamak isteği doluyor içime. Takvime geçecek olursak; beni en heyecanlandıranı 29 Şubat Pazartesi günü Hayal Kahvesi Beyoğlu’nda yapacağımız “İyi ki” Lansman Konseri. Bunun haricinde ne mutlu ki mart ortasına kadar aşağıdaki gibi kalabalık bir konser takvmimiz var.
10 Şubat – B1 Live, Beşiktaş (22.30)
14 Şubat – Tamirane Maslak (15.00)
14 Şubat – Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu (21.00)
16 Şubat – Akmerkez Etkinlik Alanı (20.00)
29 Şubat – Hayal Kahvesi Beyoğlu (22.30)
05 Mart – Tamirane Maslak (21.00)
16 Mart – Bronx Pi Sahne (22.00)
Son günlerde sosyal medyada çok önemli platformlar var, bu vesile ile birçok yeni sesle tanışma ve daha sonra onları albümleri ile dinleme şansını buluyoruz ki birçoğu da bugün önemli bir yerde. Fakat öte yanda bir o kadar da fazla kalabalık bir hal almaya başladı bu, siz neler tavsiye edersiniz, en doğru ne zaman bir şeylere hazır olmalı, ne zaman tam olarak yola çıkılmalı, nasıl bir yol izlemeliler kendilerinden emin olduklarında?
Tavsiye verecek bir konumda olduğumu düşünmüyorum ama kendimce söyleyebilecek birkaç şeyim yok değil. Ben “doğru zamanı beklemek” ya da “hazır olmak” gibi durumların pek geçerli olduğunu düşünmüyorum. İçine atılmadan, bir şeyler yapmaya ve insanlara sunmaya başlamadan neye ne kadar hazır olduğumuzu anlayamıyoruz. Ben çok zaman kaybettim mesela doğru zamanı beklerken. Bir de en önemli şeyin kendi şarkılarını yazmaya başlamak ve bunları dinletmekten utanmamak olduğunu düşünüyorum. ‘Yaptığım şey güzel mi ki’ gibi düşünceler yersiz; çünkü güzel’in keskin bir tanımı, kriteri yok müzik söz konusu olunca. Bir şarkınız hiç ummadığınız bir anda birinin yüreğine işleyiverdiğinde keşke hiç beklemeseydim diyorsunuz ve daha çok yazmak-söylemek istiyorsunuz. Bu güzel döngüyü bir an önce başlatmalı :)
Önümüzdeki süreç içinde peki neler olacak, neler bekleyecek sizi ya da neler beklesin, nelere hazırsınız ya da nelere bazı şeyler için zaman var. Ama bir şekilde biz sizi daha nice albümde ve sahnede dinleyelim lütfen :) Siz bugüne kadar kimleri dinlediniz, kimleri özel sevdiniz, bir gün mesela bir hayaliniz var mı çalışmak istediğiniz bir müzisyen adına, olmayı istediğiniz bir yer adına …
Bir sürü hayalim var, hayal hiç bitmez, bitmesin de. İlk albüm bu kadar uzun sürede çıkınca ikinci albüm şarkıları da birikti. İçimde bir yer şimdiden onlar için de heyecanlanmaya başladı bile. Bir sürü sevdiğim-hayran olduğum müzisyen var. Buraya isimlerini sığdıramam ama çocukluktan beri çok fanatik bir Şebnem Ferah takipçisiyim :) En özelim odur bana çocukluk – ilk gençlik yıllarımda eşlik eden. Yine çok sıkı bir Moğollar hayranı olarak büyüdüm. Babam aşılamıştı ilk zehri. Ne güzel bir zehir, hala etkisindeyim. Cahit Abi ile aynı sahnede şarkı söylemek çok isterim mesela. Olmayı istediğim bir yer diye gördüğüm bir yer yok, devam etme motivasyonumu sağlayabileceğim kadar beni dinleyen parlak göz göreyim sahneden. Bu kadarı kafi.
Müzik dışında sosyal hayatınızı başka neler tamamlıyor, neler vaktinizi keyifle alıyor, sizi mutlu ediyor. Hayatınızın diğer renkleri, güzellikleri, uğraşıları neler?
Hafta içi sabah 9 akşam 6 çalıştığım bir işim var. Bilişim alanında faaliyet gösteren bir şirkette pazarlama ve kanal yöneticisiyim. İş ve müzikten arda kalan tüm zamanımı kedim, arkadaşlarım ve ailem arasında bölüştürmeye çalışıyorum. Sevdiğim insanlar etrafımdayken kendimi gerçek anlamda mutlu hissedebiliyorum sadece. Yalnızken belki çok daha huzurluyum, bazen buna çok ihtiyaç duyuyorum herkes gibi ama insanlarla olmak mı yalnız olmak mı derseniz insanlar derim. Zaten şu ara kendimle kaldığım zamanlarda çok yorulmuş oluyorum, hemen uyuyorum :)
Videolar:
Ezgi Aktan
İyi ki / Ada Müzik
Müzik Ekspres Alternatif Ruhun Gıdası







Güzel bir söyleşi olmuş, Ezgi Aktan’ı biraz daha tanımış olduk. :)