EDİTÖRDEN
Anasayfa / SÖYLEŞİLER / Sibel Öcal

Sibel Öcal

“Haftanın Söyleşisi” yeni sezonda yeniden sizlerle. En son nisan ayının ilk günlerinde bu sayfada bir müzisyeni ağırlamıştım ve sonra kişisel sebeplerimden ya da yoğunluklarımdan diyelim bir ara vermiştim. Her ne kadar  bu söyleşileri canlı ya da bir şekilde başka şekillerde sizlerle paylaşmanın fikri sık sık karşıma çıksa ya da sunulsa bile ben o heyecana giremiyorum maalesef. O yüzden gücüm yettiğince burada konuklarımla bire bir yazışarak karşınızda olacağım.

Söyleşilerimin yeni sezonda ilk konuğu sevgili Sibel Öcal. Özel radyoların ilk program yapımcılarından, sesine çok uzaklardan aşinayız aslında, birçok kişi sesine vokallerinden, sahne performanslarından da aşina keza o aslında kendini bildi bileli hep şarkı söylemek istemiş ve bunu da fırsatını yakaladığı her yerde gerçekleştirmiş. Öcal, bu senenin ilk günlerinde karşımıza “Balat” isimli şarkısı ile çıktı, bu ayın ilk günlerinde de “Ege’ye Gidelim” isimli şarkısı ile bizlere selamını verdi. Hala dinlemeyenler için altını çizeyim, yılın en güzel, en keyifli ve enerjisi yüksek şarkılarından biri kesinlikle.

Sonra bu selamlaşma faslı aramızda sosyal medya üzerinde devam etti ve ben kendisine sormak istediğim sorular orada kalsın istemedim ve sayfalarımız adına uzun uzun bir sohbete davet ettim kendisini. Müziğin güzel yanlarından biri de birleştirici olması, bir ses ile başlayan tanışıklık sanki çok uzun yıllar sizi dostmuş gibi hissettiriyor ve hiç yabancı hissetmiyorsunuz kendinizi bu soruları hazırlarken. Konuklarım yanıtlarken yoruluyor mu bilmiyorum o ayrı zira özetim pek olmuyor ama her şeyi de konuşuyor oluyoruz ne güzel :)

Yeniden merhaba o halde. Güz çok değerli bir isimle başladı ve öyle de devam edecek ve yeni sezonda müziğin yine içten, yine samimi ve elbette sevdiğimiz sesleri ile devam edecek. Sevgili Sibel Öcal’a, şarkıları ile buluşmamıza vesile ONT Müzik ailesine, sevgili Tansel Doğanay ve Oğuzhan Coşkun’a teşekkürlerimizle. Görüşmek üzere.

Kadri Karahan

 

 

Bu sene sesinizi şarkılarınızla da dinlemeye başladık ki bu sese aşinayız sevgili Sibel. Müzik dünyasını yakından takip edenler bilir ki özel radyoların başladığı yıllardı ve ilk program yapımcılarındandınız. Çok güzel zamanları ve kuşkusuz sizin için de ayrı bir heyecandı. O yılları sizden dinleyerek başlayalım istiyorum, Zor bir özet olacak belki ama o ilk adım nasıl atıldı oraya ve sonra neler oldu, neler yaşandı dünyanızda.

O yıllar da çok gençtik ve radyo konusunda hiç bir tecrübemiz yoktu. Bir yandan özel radyolar artıyor diğer yandan müzik piyasasında her gün yeni isimler ve albümler çıkıyordu, özel radyoların yeni şarkılara yeni çıkan sanatçılarında seslerini duyurmaları için bu radyolara ihtiyacı vardı. Ben her kuşak diliminde yayın yaptım. Sabah yayını, akşam şiirlerimi okuduğum program ve Türk sanat müziği programı Altın Plaklar (bu arada yayında pikapta çalıyordum) ve bir çok popüler ismi de konuk alıyordum. Kenan Doğulu, Cem Karaca, Grup Gündoğarken, Yıldız Tilbe ilk aklıma gelen isimler. Türkiye’nin ilk özel radyo programcılarından biri olmak beni gururlandırıyor tabi. Üç yıl Radyo Mega, on yıl Radyo D ve 9 yıl Kral FM’de yayıncılık yaptım.

 

Bu sürecin devamında bir anda vokallerde isminizi duydu müzik dünyası önce ve daha sonra Erol Büyükburç ile uzun soluklu bir müzik yolculuğunuz oldu ki yılların ustası ile çalışmanın size kattıklarını da öğrenmek istiyorum. O süreç miydi sizi tamamen şarkı söylemeye doğru sürükleyen ve heyecanlandıran.

Erol Büyükburç ile bir ses yarışmasında tanıştık Ben ilk ona kaldım birinci ise Sevgili Kayahan’ın eşi İpek Tüter oldu. Yarışmadan üç arkadaş birden kendimizi Erol ağabeyimizin yanında bulduk. Hayatımda tanımaktan en çok gurur duyduğum çok kıymet verdiğim bir isim oldu. Hem dünya iyisi bir insan hem de öğretmen oldu benim için. Eşi Emel hanımı da sevgiyle anmak isterim.

 

Her şeyden önce kendim için yapıyorum, sonra da müzikseverlere şarkımı armağan ediyorum. Bu şahane bir yolculuk, bunu yapmak bile beni çok mutlu ediyor ve mutlu olduğum sürece şarkı söylemeye ve üretmeye devam edeceğim.
dediniz ve bizi önce “Balat”a davet ettiniz. Şarkı söylediğinizi o ana kadar herkes biliyordu ama söz yazmanızla, beste yapmanızla yeni bir kimlik daha kattınız hayatınıza. Mesela “Balat” nasıl doğdu, nasıl hayata geçti. Bu tek başınıza ilk çıkış sizi ne kadar mutlu etti ve özellikle yakın çevreniz başta olmak üzere dinleyici nasıl karşıladı bu ilk adımınızı. İkinci bir şarkıya ya da devamına nasıl hazır olacaktınız..

Kadri bey aslında radyo yıllarımda müziğin çok içindeydim. Hep albüm yapmak için koşturdum durdum. O yıllarda İstanbul’daki tüm stüdyolara gidiyor ve vokal yapıyordum. Bir yandan radyo yayını devam ediyor bir yandan da şarkı yazıyordum. “Cennetin Kapısı” isimli şarkımı Rober Hatemo ilk albümünde seslendirdi ve daha sonra şarkılarımı bir çok kişiye verme şansım oldu ama ben söyleyeceğim diye vermeyerek bir hata yaptım çünkü ben de söyleyemedim. İsmi lazım değil bir plak şirketi beni uzun zaman oyaladı hatta o yıllarda klibimi bile çekmiştim ama nedendir bilinmez bir türlü albüm çıkamadı. Mustafa Sandal da o şirketteydi ve “Bu Kız Beni Görmeli’yi ilk dinleyenler biriydim. Yani ilk bestem “Balat “değil. “Balat” şarkım yirmi sene sonra gelen ilk şarkım. Pandemi sürecinde yazdığım şarkılardan biri ve benim için özel bir şarkı.

 

 

Beni daha de heyecanlandıran ve henüz çok yeni dinleyicisinin karşısına çıkan “Ege’ye Gidelim” ise yine Tansel Doğanay ile sizi buluşturan ikinci çalışmanız. Şarkı gerçekten kıpır kıpır ve egenin içtenliği, sıcaklığı renginde. Klibi de öyle ki ne güzel doğaçlama ve komşularınızla, samimi bir dostluk klibi.  Bu şarkının hikayesine gelelim ve başından sonuna özetini anlatmanızı dileyelim mi? Sonra evet “ Ege’ye Gidelim” gerçekten hep beraber.

Tansel Doğanay ile aynı radyoda çalıştık ve benim için her şeyden önce iyi bir dost ve sonra çok iyi bir müzisyendir. Ben ciddi bir trafik kazası yaşadım geçtiğimiz Kasım ayında ve çok şükür ucuz atlattım. Hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlayabilecek kadar çok tecrübe yaşadım bu kazaya dek yani çok sevdiğim insanları peş peşe kaybettim ne yazık. Kazadan sonra dedim ki “Sibel hayat bu kadar işte neden yeniden şarkılarını söylemeyesin” dedim ve işte söylüyorum. Tansel ile önce “Balat”ı şimdi de “Egeye Gidelim”i yaptık ve çokta güzel oldu hatta şahane oldu. ONT Müzik network aile gibi, Proje koordinatörü sevgili Oğuzhan Coşkun da şirketin hep gülen yüzü. Daha söyleyeceğimiz çok şarkımız var. Şarkı ne kadar dinlenmiş kaç tık almış hiç oralarda değilim. Rakamlar için yapmıyorum şarkılarımı. Yeterince güzel sözler duyuyorum bu da bana yetiyor.

 

Kuşkusuz bu iki şarkı ile de kalmayacak yolculuk, peki bundan sonrasında mesela neler beklesin bizi siz adına, mesela sahnelerde şarkılarınızı söylemek istiyor musunuz ya da hayata geçsin istediğiniz başka projeleriniz var mı yoksa her şeyi tamamen akışına mı bırakmak istiyorsunuz?

Sahne için hiç planım olmadı ama sahneden de hiç inmedim aslında. Uzun zamandır Smart Karaoke şirketiyle çalışıyorum ve sahnede moderatörlük yapıyorum. Hem sunuyorum ve sahne de ki misafirlere vokal yapıyorum hatta canlı orkestramız var. Evet her şeyi akışına bırakıyorum, Uzun vadeli planlara gerek yok zaten şu an istediğimi yapıyorum.

 

 

Aynı dönemin yaşayanı olarak çok merak ettiğim iki şey var; birincisi bizler için kasetler çok özeldi, o kasetleri almak ve paylaşmak, o dönem hayatımıza radyolar girdi ki sizleri dinlemek, istek yapmak, oradan hiç ayrılmamak da öyle. Bugün geldiğimiz yerde bir şeyler eksik mi mesela dijital müzik ile başlayalım; aynı samimiyette mi, aynı keyfi alıyor mu sizce dinleyici, neler eksik, neler doğru, neler yanlış gibi?

Her dönemin bir ruhu vardır ama şimdi ben o büyüyü hissedemiyorum belki de bu döneme ait olmadığımız için. Bana geçmiş mi gelecek mi deseniz ben geçmişte bir yerlerde kaldım sanki. Dijital dünya olması gerektiği gibi olmalı da zaten. Oğlum bu dönemim insanı onlar mutlu hayatlarından .Müzik eskiden çabuk tüketiliyordu ya şimdi çok daha çabuk tüketiliyor çünkü ertesi gün yerine yenisi geliyor. Müzik yapmak kolay duyurmak kolay artık müzisyenlerin eski Unkapanı piyasasına muhtaç olmamaları beni aşırı mutlu ediyor. Orada kelli felli bir amca her şeye karar verir sizin müzk hayatınız onun iki dudağının arasında olurdu. Şimdi çıkan çoğu sanatçı arkadaşımızı çok beğeniyorum, Her çıkan yeni ismin artık kendi tarzı ver kalıplar yok, Yaşasın özgür müzik.

 

Günümüz müzik dünyası birçok isme şarkı söyleme yayınlama imkanı verdi ki bu kategoriye ben de dahil oldum. Ama bir yandan işin ticari yani maalesef bu verilen birçok emeği taçlandıramadı, çoğu şarkı arada kendi kendine kalırken olmadık bir şekilde de olmadık isimler prim yaptı. Burada bir radyocu ve müzisyen olarak nasıl yaklaştığınızı merak ediyorum bu sürece.Geldiğimiz nokta o bir dönem ile ne kadar aynı ne kadar farklı?

Bizim dönemde de hep çok iyi sesler yoktu. Ben yıllarca Serdar ortaç çalmadım sesini beğenmediğim için, O kadar çok çalmak istemediğim isimler oldu ki çalmadım da zaten. Doksanlar o kadar da matah değil sayalım bakalım kimler gelebildi şu zamana ve şimdi starlar Tarkan, Kenan Doğulu, Yıldız Tilbe, Ebru Gündeş eee başka benim aklıma gelmiyor. Zaten Cem Karaca, İlhan İrem, Barış Manço, Erkin Koray, MFÖ gibi değerleri saymıyorum zaten, onların yıldızları daha önce parlamıştı ve hiç sönmedi.

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim bu zamanda da tahammül edemediğim bir sürü ses var, Bakıyorsun plak şirketi yada PR şirketi ya da menejeri ve Sosyal medyacıları anlaşştıkları radyolar kadını o kadar parlatmışlar ki ses yok, yorum yok piyasada ismi yok. Ama para kazanıyor ve yatırım yapılıyor. Bunlar sadece proje, hatırı sayılır insanların birbirlerini kollamaları ve iş birliği yapmaları. Yani sabun köpükleri …

 

 

Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim ama söyleşimizin sonunda kısa birkaç sorum daha olacak, yanıtları da bir çırpıda olacağına eminim, belki de değilim :)
Radyoda ilk çaldığınız şarkıyı anımsıyor musunuz?

Evet kesinlikle hatırlıyorum: Nazan Öncel – Gitme Kal Bu Şehirde.

 

Hayatınızın bir şarkısı olacak olsa o hangisi olurdu?

Tek cevap “Veda Busesi”

 

Birçok tanışıklığınız oldu belki ama bir gün için tanışmayı çok dilediğiniz hatta belki çalışmak istediğiniz bir isim var mı?

Öyle bir isim yok

 

Bir cover yorumlama fikriniz var mı mesela, varsa okumayı çok istediğiniz o şarkı hangisi olurdu?

O kadar çok var ki ama bir tanesi “Damarımda Kanımsın”.

 

Müziğin dışında hayatınızın renkleri nelerdir, neler olmazsa olmazınızdır?

En başta hayatımın renkleri Oğlum Koray’ım, Ailem ile çok düşkünüzdür birbirimize ve dostlarım. Tatlı yemek hayatımın renklerinden ve dans etmek tabi ki.

 

“Ege’ye Gidelim” dediğinizde mesela aklımızda en çok neresi canlansın :)

Ege’nin keşfedilmemiş tüm koyları olabilir çünkü ben Alaçatı, Bodrum, Çeşme gibi rağbet gören yerlerden hoşlanmam, Daha böyle sakin mesela Bozcaada, kalabalık olmaya başladı ama çok severim. Ben gittiğim yerde şahane bir kahvaltı yapacağım; kum, deniz, güneş sonra akşam sohbeti güzel bir masa, kordon gezmeleri ve finalde kornet dondurma.

 

ve son olarak tam da şu anki ruh halinizi anlatan bir şarkı ile veda edelim istiyorum söyleşimize ve o hangi şarkı olsun, bize sunumu ile paylaşır mısınız :)

Bu ara evde yolda söylediğim tek şarkı: Köfn’ün Bi Tek Ben Anlarım” şarkısı.

 

“Haftanın Söyleşisi” yeni sezonda yeniden sizlerle. En son nisan ayının ilk günlerinde bu sayfada bir müzisyeni ağırlamıştım ve sonra kişisel sebeplerimden ya da yoğunluklarımdan diyelim bir ara vermiştim. Her ne kadar  bu söyleşileri canlı ya da bir şekilde başka şekillerde sizlerle paylaşmanın fikri sık sık karşıma çıksa ya da sunulsa bile ben o heyecana giremiyorum maalesef. O yüzden gücüm yettiğince burada konuklarımla bire bir yazışarak karşınızda olacağım. Söyleşilerimin yeni sezonda ilk konuğu sevgili Sibel Öcal. Özel radyoların ilk program yapımcılarından, sesine çok uzaklardan aşinayız aslında, birçok kişi sesine vokallerinden, sahne performanslarından da aşina keza o aslında kendini bildi bileli hep şarkı…

Genel Bakış

0

Kullanıcı Oylaması: 4.65 ( 1 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*