EDİTÖRDEN

Tinay

DokuzSekiz Müzik etiketi ile ilk albümün geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Kuşkusuz bu albüme gelene kadar uzun bir yolculuk var. Ben o yolculuğun başına dönelim istiyorum ve müzikle ilk tanışmana, sonrası o ilk adımlara yol alalım ve özeetle hikaye nasıl başladı?

Müziğe olan ilgim birçok müzisyen gibi çocukluk yıllarımda başladı, tabii o zamanlar, akraba buluşmalarında ‘haydi şarkı söyle’ dediklerinde masanın altına saklanıp söylerdim :) Sonrasında lisede okul korosuna katıldım ve lise son sınıfta Zonguldak Belediye Konservatuvarı’na birincilikle girdim. Burada bir öğretim yılı süresince temel müzik eğitimi ve bireyselde Şan dersi aldım. Aynı dönemde gitar öğrenmeye ve besteler yapmaya başladım. Yine bu dönem Zonguldak’ta bir ses yarışmasına katılarak ikincilik aldım. Üniversitede Radyo TV Sinema Bölümünde okurken bir yandan müzik bölümünden arkadaşlarımla bir grup kurup sahne aldım. Üniversiteyi bitirip İstanbul’a geldiğimde iş hayatımın yoğunluğundan dolayı bir dönem müzikten uzak kaldım fakat bu arada besteler yapmaya devam ettim. Zaman zaman sosyal medyada şarkılarımdan küçük kesitler paylaşıyordum ve bu vesileyle Dokuz Sekiz Müzik’le yollarımız kesişti. Albümün hikayesi tam olarak burada başladı :)

 

Ruhlara usulca dokunmak ve özdeki birliğe sarılmak istiyorum demişsin bu albüm için. Albümdeki tüm şarkıların sözü ve müziği senin, bu şarkılar nasıl doğdu, hangi ruh hallerinde büyüdü ve albümde nasıl bir araya geldi? Herhangi bir covera, düete ihtiyaç duymadın ve şarkılarım bu dedin çıkıp geldin? Kaygıların var mıydı, sonrası ilk tepkiler nasıl oldu albüme?

Hiç ‘haydi şimdi oturup, şununla ilgili şarkı yapayım’ diye düşünmedim. Kendini, duygularını çok irdeleyen, başkalarıyla fazla empati kuran, başkalarının hislerini de içselleştiren biriyim. Doğal olarak o şarkılar beni yolda, evde, masa başında çalışırken, yürürken, seyahat ederken, yemek yaparken bir şekilde yakaladı :) Bu on şarkının albümde bir araya gelişi tabii ki çevremdekilerin fikirlerini alarak; ablam, arkadaşlarım ve Dokuz Sekiz Müzik ekibinin katkısıyla oldu. Böyle bir şeye tek başına karar vermek oldukça zor, tahmin edersin:)

Kaygılar elbette oluyor; sanat duygudan beslenen ve hayal gücünden ortaya çıkan yönüyle keskin çizgileri, belirgin sınırları, kati formülleri olan bir şey değil. Bu yüzden tatmin olmak da mümkün değil diye düşünüyorum, hep daha fazlasını olmak/yapmak istiyorsun. Ama şunu da biliyorum ki daha fazlası için, içinde ‘var olmak’, yolda olmak gerekiyor. İşte bu yüzden kaygılarımı bir kenara bırakıp sadece kendim olarak yola çıkmak istedim.

Güzel tepkiler alıyorum; yapılan yorumlar bu yola çıkmaktaki amacımı adım adım gerçekleştirdiğimi hissettiriyor, mutlu oluyorum. Aynı hisleri paylaştığım ruhlarla bir yerlerde sarıldığımı hissediyorum :)

 

Şarkıların düzenlemelerinde Olcay Bozkurt imzası görüyoruz. Şarkılarınızı nasıl anladı, nasıl bir stüdyo süreci yaşandı sonra; ve albümde kimlerin emeği oldu başka?

Olcay’la albüm için ilk buluşmamızda nasıl bir sound istiyoruz, ne yaparsak beni ve şarkılarımı doğru yansıtırız bunları konuştuk. Tüm şarkıları en sade haliyle kaydettik ve Olcay’ın şarkıların hikayelerini hissedip yorumlaması için kendimize biraz zaman verdik. Sonrasında tek tek şarkılar üzerinde çalışarak kayıtlara başladık. Stüdyoda şarkı söylemek evde söylemekten de, sahneye çıkmaktan da çok farklı hissettiriyor, orada garip bir doğalından çıkma hali var :) Bu anlamda biraz zorlayıcı fakat bunun dışında heyecan verici ve keyifli bir süreçti. Kayıtları sevgili Arıkan Sırakaya’nın sahibi olduğu Stüdyo Arı’da gerçekleştirdik. Bu vesileyle bana bu yolda en büyük adımı attıran yapımcım Ahmet Çelenk’e, DokuzSekizMüzik ekibine, tüm düzenlemeleri yapan Olcay Bozkurt’ a, kayıtları alan Meriç Memikoğlu’na, enstrümanlarıyla şarkılarıma hayat veren değerli müzisyen arkadaşlarım Cihan Tanrıverdi, Arıkan Sırakaya, Özgür Taş, Özgür Ulusoy, İsmail Kaya ve Umut Meriç Öztürk’e, tüm şarkıların mix ve masteringini yapan Onur Koç’a tekrar teşekkür etmek isterim.

Ve tabii ki hayatımın her alanında olduğu gibi albüm sürecinde de büyük katkısı, desteği olan ablam Sibel’e.. Tek kelimeyle albüm deyip geçiyoruz ama ne kadar çok kişinin imzası var bakınız, en uzun, cümleyi burada kurdum :)

 

Günümüzde albüm yayınlamak yerine single üzerinden yol almaya başladı müzisyenler; senin böyle bir kaygın olmadı ve tüm hepsini bir çırpıda paylaştın bizlerle? Peki bu güzel sesin, şarkıların nereye gitmesini istiyorsun, bu kalabalık piyasa içinde önümüzdeki günlerde nasıl planlar yapıyorsun bunun için?

Açıkçası ‘single mı, albüm mü?’ sorusu en az üzerinde durduğum kaygılardandı; herkesin yaşam sürecinin farklı işlediğini, aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar alabildiğimizi düşünürsek bu tür kaygıların bir noktada çok da anlam ifade etmediğini görebiliriz.

Duygudaşlarımla buluşmak istiyorum; albüm bunun ilk adımıydı, şimdi sırada konserler var..

 

Albümde ilk klip “Düş” isimli şarkına geldi ama kendi adıma ikinci klip “Gemi”nin olmasına daha çok sevindim. Klip için şöyle bir yorum okudum: Eleni’nin müziklerine, Theodoros’un filmlerine gittim. Aslında aynı duyguyu ben de hissettim ki bu duygu albümün genel havasında da var. Genellikle neşeli, kıpır kıpır şarkılardan çok sevdiğin bu sound mu, bu sakinlik mi? Hayatın içinde de böyle misin?

Düş, söz yapısı olarak değilse de anlatım biçimi olarak albümdeki diğer şarkılardan farklı bir yerde duruyor. Bu anlamda Düş’ün iki yüzü olduğunu ve kendine has bir karakteri olduğunu düşünüyorum, bizim için ön plana çıkmasının sebeplerinden biri de buydu.

Bu yorumlar beni mutlu ediyor; anlaşıldığımı hissedip gülümsüyorum:) Sounda gelince evet, bu ve daha sakini… Dinleyici olarak çok çeşitli müzik türlerinden ve soundlardan keyif alsam da kendimi ifade ederken sakinliği tercih ediyorum.

Beraberinde birkaç akustik performansını da izledik geçtiğimiz günlerde ki peki seninle, müziğinle sahnede buluşmalar nasıl gerçekleşiyor ya da gerçekleşecek? Sahnede olmak nasıl bir duygu senin için ve gelenleri bekleyen repertuarı nasıl oluşturuyorsun?

Sahne.. Yol seni oraya götürüyor. Bununla ilgili albüme de paralel gidebilecek farklı projeler planlıyorum. Sahnede olmak evinde olmak gibi olmalı.. o zaman gerçekten haz verdiğini düşünüyorum. Sadece görünür olmak ve derdini anlatmak değil; seni anlayan insanlarla bir arada, karşılıklı keyif almak… Şarkı söylemek için değil, birlikte söylemek için orada olmalısın.

Repertuar oluştururken bunu da gözetiyorum; hem bana; ruhuma, sesime, yorumlama tarzıma uygun, hem de gelenlerle birlikte söyleyebileceğimiz şarkılar seçmeye çalışıyorum.

 

Bir sonraki albümde ya da önümüzdeki günlerde buluşacağımız yeni şarkılarda yine aynı Tinay mı olacak peki? Yeni şarkılar birikiyor mu geçen süreçte?

Aynı olmak mümkün değil; öğrendiğim, kendime kattığım bir şeyler, hatalardan alınan dersler var. Ve hem müzisyenlerin tarafında hem de dinleyici tarafında değişen algılar…

Birikmiş şarkılara yenileri ekleniyor tabii, ‘Bu su hiç durmaz’ :)

 

Söyleşimizin sonunda kısa kısa sorurla yol alalım istiyorum ve nice albüm görüşelim, konuşalım istiyorum ve bu keyifli buluşma için teşekkür ediyorum :)

Ben de çok teşekkür ediyorum, son derece keyifli bir sohbet oldu.

Keşke ben söylesem, söyleseydim dediğin bir şarkı var mı?

Çok oluyor, bir örnek de vermek isterdim ama şu an direkt aklıma gelen olmadı :)

Peki ya bir gün çalışmak istediğin bir müzisyen; bir şarkıda ya da bir konserde?

Fikret Kızılok olsun isterdim:( Zuhal Olcay, Leman Sam, Cem Adrian…Daha çok sayabilirim:) Mabel Matiz’i, Göksel’i ruhuma yakın hissediyorum.

Türkiye’nin en iyi söz yazarı ve bestecisi kim desem?

‘En iyi’ demek benim eylemim olamaz tabii.. Fikret Kızılok sözüyle, müziğiyle kendini çok benim hissedebileceğim bir dille, müzikaliteden ödün vermeden, sakince anlatıyor. Onno Tunç iyi bir besteci, Aysel Gürel çok iyi bir söz yazarı..

Barış Manço söz bakımından çok çeşitli; kimsenin aklına gelmeyecek detaylara iniyor ve başarılı. Sezen Aksu çok güçlü, edebi bir dili var.. Yine ‘Çok’ lu bir soru oldu benim için:)

Hiç başka bir albümde, şarkıda imzan var mı?

Hayır.

Müzisyen olmasan ne olmak isterdin?

Sinema mezunuyum, müzisyen olmanın yanında senarist olmak isterdim. Yazıyorum da.. Yazdıklarım ileride film olsun istiyorum.

İlk aldığın albümü hatırlıyor musun? Ya son aldığın albüm?

İlk değil belki ama ilk hatırladığım, Aziz Şenol Filiz ve Birol Yayla’nın kurduğu Yansımalar grubunun enstrümantal (ney&gitar) albümü. Son albümse kendim için değil bir arkadaşıma doğum günü hediyesi olarak “Pazar Sabahı Klasikleri”ni almıştım..

Herhangi bir enstrüman çalıyor musun peki, ya da çalmak istesen ne olurdu?

Gitar ve biraz bağlama çalıyorum. Piyano çalmak isterdim.

Plak mı, kaset mi, CD’mi ya da hiçbiri değil de dijital mi?

Kendi çalışmalarım için soruyorsan dijital. Plak tınısını seviyorum ama kasetin benim için yeri ayrı.

Müziğin dışında hayatının diğer renkleri nedir?

Sinema; izlemek, yazmak.. Aile; sevgi, dayanışma.. Arkadaşlar; sohbet, paylaşmak.. Ev; sakinlik, sığınmak..

Seni ve şarkılarını dinledik, sayfamızda da paylaşacağız, ama şu anki ruh haline göre bize bir şarkı hediye et desek ve söyleşiyi o şarkı ile bitirsek neyi seçerdin?

Çok mu Şey İstediğim :)

 

 

 

Kapak Fotoğrafı: Zeki Çelik

DokuzSekiz Müzik etiketi ile ilk albümün geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Kuşkusuz bu albüme gelene kadar uzun bir yolculuk var. Ben o yolculuğun başına dönelim istiyorum ve müzikle ilk tanışmana, sonrası o ilk adımlara yol alalım ve özeetle hikaye nasıl başladı? Müziğe olan ilgim birçok müzisyen gibi çocukluk yıllarımda başladı, tabii o zamanlar, akraba buluşmalarında 'haydi şarkı söyle' dediklerinde masanın altına saklanıp söylerdim :) Sonrasında lisede okul korosuna katıldım ve lise son sınıfta Zonguldak Belediye Konservatuvarı'na birincilikle girdim. Burada bir öğretim yılı süresince temel müzik eğitimi ve bireyselde Şan dersi aldım. Aynı dönemde gitar öğrenmeye ve besteler yapmaya başladım. Yine bu dönem…

Genel Bakış

Kullanıcı Oylaması: 4.05 ( 4 oy)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*